Burak Karataş yazdı: Erbab-ı taassüfat üzerine bir zeyl

Devr-i istibdatta söz söylemek memnu idi, evladım… İmdi ‘edebiyye-i mahsusa’ya giriştik amma, sakın kolayına gelmesin, dikkat kesilip agâh kalmalı…

Hikmetinden ve kıymetinden sual olunmaz necip matbuat-ı aliyyemiz, meseleyi sahifelerle ele aldı diyebilmeyi ne çok isterdim, bilir misiniz aziz evladım… Ne yazık ki, malum “kuvva-yı rabian”da havadis kılığına girişmiş zırva tevil götürmemekte, lakin icraat mafiş! Handiyse bul bakalım, “tahkikatkâr gazetecilik” nereye girmiş?

Demem o ki, bu işler bir hayli çetin işler, çünkü -amiyane tabiriyle- “kazurat misali” bir miktar papel mevzubahis ve de bu icraat-ı lubiyatı takip edenler gayetle “gece silâhlı, gündüz külahlı” tabir edilen birtakım esnaftır, ustamız pirimiz Evliya Çelebi’nin diliyle…

Erbab-ı taassüfat
Burak Karataş yazdı: Erbab-ı taassüfat üzerine bir zeyl

Derken, küt! Marifet-ül Osmani canibinden…

Ağustos sıcağı gözlerimize çökerken, matbuatı ufaktan ufağa birbirine katan “ana muhalefet fırkasında ‘yiyicilik’ mevzuu”, bize birtakım nostaljik vak’alar hatırlattı…

Çünkü, mes’ele gayetle ciddidir ve de bir türlü yerli yerine oturtulamamış, dalgalanıp durulmakta berdevam bir vaziyettedir…

Vallahi aranızdan “eşyanın tabiatı böyledir efendim…” buyuran cennetmekânlıklar da çıkabilir amma, bendeniz onlara “takılmadan” Harb-i Umumi devrinin sefil zenginlerine kafayı takmış bulunmaktayım, ey kaariyun-u kiram…

(Fuzuli merhum misali “selam verdim…” telmihlerine kalkışacaksak sabahı sabah ederiz!)

Madam Miloviç’in cıgarasını enflasyondan pula dönmüş, paçavra yapsan ayıp kaçacak Türk parası ile tutuşturan mütegallibe bozuntusu “yeni Osmanlı varsılı” maganda, hani şu altın dişli taşra tüccarlarının ağababaları değil miydi, ey ihvanlar? Hani Dersaadet’in “commune” nam bir teşkilatı bunların şimendifer durağı misali gire çıka bir hâl oldukları Bulgur Palas, Bilmemne Palas benzeri abide-i rezalet anıtlarından bir tanesini “restorasyona” tâbi tutmuştu da bizi bir bedbinlik almıştı…

Aklımıza, Enver devrinin, hani o Beyazıt Meydanı’nda, Ayasofya Camii’nin civarında, etini satan ve de “adıyla çalışan aziz Sirkeci kadınlarına” benzeyen çilekeşleri gelmişti, bir de onların ufacık yavruları, ki onlar dahi “kadevesi dahil bilmemkaç pangınot” karşılığı satılıktılar!

Vagon ticaretinden yolunu bulan, Enver’in has adamı Topal İsmail Hakkı’nın yol verdikleri… Erazil taifesi!.. Kendi halkının etini satıp zengin olan, kendi askerine yemek için deve dışkısında arpa şehriyesi aratan kaytan bıyıklı, lahmacun göbekli, fesi Hamidiye kızılı, marpucunu bilardo ıstakası misali bir aşağı bir yukarı kaydırıveren, iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz, İttihat ve Terakki’nin refiki, Kara Kemal’in “milli burjuvazi” hayalinin timsali, İstiklal Harbi’ne destek vermesi için giriştiği kıyıcılıklar unutturulan, devlet höt buyurdu mu ispinoz yavrusu misali kaçışan tosuncuklar…

Malum-u âliniz, Osmanlı İmparatorluğu, sondan bir evvelki Türk devleti idi.

Lockheed nire, Ankara yayla!

Hangi birini anmalı, deyiverin bana?.. Yassıada kepazeliği esnasında “yolsuzluk” deyu vaveyla koparan sert ki barut müddeiumumi Altay Ömer Egesel’i tanır mıydınız evladım? Ol insan ki hatırası üşüşür üşüşmez tüylerim diken diken olur!

Onca atıp tuttuğu Menderes’in kasasından çıka çıka bir Kulüp Rakısı şişesiyle Hayat Mecmuası aboneliği çıkınca nasıl da kızarıp bozulmuştu, bilmem bilir misiniz? O meşhur “kadın donu” hikâyeleri, pansumandır, pansuman!

Bundan tam elli sene mukaddem de, bir yandan Bahriyeli Emin Paşa Hazretleri’nin başını yiyen Lockheed firmasının kepazelikleri gündemdeydi, hem de sunta ve mobilya yolsuzluğu…

Paşa, “tahkikatın selameti için” emekliye ayrıldı ayrılmasına da, beraat edince haybeye ayrılmış oldu! “Yiyiciler” sütre gerisine çekilmiş, Tanrılara bir kurban verilmişti ya, başka lafa lüzum yoktu.

Herkesler, akraba ve taallukat denize girmenin peşindeyken, biz başka bir akrabalığa değinelim mi? Al gözüm seyreyle: “Yahya” gırgırları!.. Bir espri misali verelim mi?

Es-sual: Sunta nedir?

El-cevap: Kerestenin yeğenidir!

Malum a, beyefendi hazretleri devrin başvekilinin pek kıymetlilerinden olup ayrıca akrabasıydılar… Henüz 25 yaşına basmadan 20 milyonu götürdüğü ayyuka çıkınca, iş matbuat vesilesiyle adliyeye intikal etmiş, ceviz yatak odası diye ihraç edilenin sunta parçaları olduğu tespit edilince beyefendi bir “hür teşebbüs erbabı” olaraktan soluğu yurtdışında almıştı!

İşin enteresan yönü, bu fakirin peder-i muhteremi bu beyefendiye, zifiri karanlık gecenin birinde rastgelmesin mi!.. Seyreyleyiniz gümbürtüyü yahu! Bizim peder, “çok sinirliydi, önündeki markaları sertçe itti” buyurdular, yanlarında bir de meşhur bir tiyatrocu hanım ki halen hayattadır -Allah sıhhat ve afiyet versin- ve de bu “son akşam yemeği” tablosunda ne aradığı hayli sual işareti doğurmaktadır…

Devrin başvekilinin yeğeni bir başka beyefendinin marifetlerini de otuz sene evvelinin batık banka mağdurlarından soracaksınız!

Hayalici esnafı

Merhum Turgut Bey devrinde de memleketimizin iş insanları, canhıraş ekonomimize katkı yapmak derdindeydiler.

Böylelikle, ismi cismi belirsiz amma meşhurlukları Edirne’yi aşan, boş kasaları gâvur vilayetlerine gönderip kefereden parayı kapmak suretiyle ihracat yapan bir güruh oluştu. Horzum, ah pardon, hortum refiklerimizin elinde, tokmak hükümetin avucunda, davul vatandaşın sırtında… Manzara-i umumiye!

Hamiş: Birtakım cihet-i askeriyye mensuplarının şahinlere mahsus bir hızla F-16 satışlarından bir miktar parayı cebellezi ettikleri vakitlice düyuna kalmamıştır, sanırız bundan böyle de kalmayacaktır da, bu arada geçip giden fasl-ı baharları ne edeceğiz?

Burcuvaaazi esnafı

Birkaç aydır süregelen ana muhalefetin medya ile ilişkisi konulu tartışmayı hararetle takip eden bir meslek büyüğümüz, hani şu “mapushaneden çıkar çıkmaz ilk işi burjuvazinin içinden geçmek” olan ama herhalde aklı bulandığından bu iddiasını terk eyleyen bir ağabeyimiz, konuyu habire anlamsız bir alınganlıkla gündemde tutunca aklımıza bir anekdot üşüşüverdi…

Doksanlı yılların meşhur yolsuzluk davalarından biri… Yok canım, bankacı arkadaşlar ve onların kurtarılması gibi müstekrehliklerden bahsetmiyoruz, alt tarafı “Civangate” vak’ası.

Yakın zamanda vefat eden medar-ı iftiharımız Selim Edes Beyefendi, o davada ne buyurmuşlardı acaba? Hani “bilgi ve belge ayırımına dayanan” bir meşhur söz ki anlayana ata öğüdü gibi kalır…

İmdi, sual edelim: Gerek bu ağabeyimiz, gerekse başka isimler, ki hemen hepsi meslekte uzun yıllardır bulunan, rüştünü ispat etmiş kişilerdir, böylesi bir ufunetin ortasında ne arıyorlar?

“Yiyen kimmiş, açıklayın da herkes öğrensin!” demek güzel ve pek tabii ki takınılması gereken bir tutum da, butlan yönetimi butlan yönetimi değilken bu konu hiç tüllendirilmiyordu… Al gülüm ver gülüm muhabbeti berdevam idi… Şimdi, her iki cenahtan da itiraflar yükselirken, “biz verdik ama siz daha çok verdiniz”, “esas siz yedirdiniz, biz daha az yedirdik” tantanası sürerken, “canım iktidar yediriyor ya, elbet biz de yiyeceğiz, aaah ah bizim eski patronun gözü kör olsun, bizi bıraktı da Cannes’larda falan doğum günü partisi yapıyor, şimdi ne günlere kaldık” tevziratı almış yürümüşken, meseleyi ille de şahsileştirmek niye?

Bize mi öyle geliyor yoksa konuda itinayla gözden kaçırılan bir “şahsi hesaplaşma mevzuu” mu bulunuyor?

“Yiyen her kimse Allah bin belasını versin, iki cihanda günyüzü görmesin inşallah, kimdir onlar, açıklayınız, ayrım gayrım yapmadan ve derhal” deyip konuyu kapatmak dururken polemiklere girmek niye?

Sanki bu bir “niye şimdi ötüyorsun” mızıkçılığı gibi gelmiyor mu size de?

Böyle mi medyaya yön verip iktidar falan olacaklar acaba? Hiç sanmıyorum.

Sosyaldemokrat esnafı

Bir efsane o zaman yıkılmıştı, “bunlar beceriksiz adamlardır, iş yapmazlar ama yemezler de” efsanesi… Yiyorlardı, her politikacı kadar ve yiyeceklerdi de.

Şimdi durup Nurettin, Ergun, şu bu, isim zikretmeye gerek yok. Kahpe felek, kimine kavun karpuz yedirdi kimine kelek, vara vara vardık bugünlere…

Ve gene, “yolsuzluk” iddiaları, “temizleneceğiz” lafları, falan fişmekan…

O zaman matbuatta “İSKİ’den para yiyen 39 gazeteci” diye bir listenin var olduğundan bahsedilmişti… Kimdi onlaaar, kimdi onlaaar, Hareket Ordusu mu yoksa lahana turşusu mu?

Bilen ağabeylerimiz vardır mutlaka, açıklansın.

Böylece 2025 yılının Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçlarına göre 124’üncü olan canııım memleketimizde, belki kimi enselerin rengi biraz daha açılıverir.

Kuzum, bu ne fütursuzluktur Allah aşkına, birisi medetse de izah etse… Yoksa korkuyor musunuz evladım, imdi devr-i hürriyetteyiz diyerek, evvela söyletirler, sonra…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş