Burak Karataş yazdı: Vaybabamcı taifesi

Akçuraoğlu Yusuf Bey’in “üç tarz-ı siyasetini” aşamayan mümtaz Türk akademisi, şu bildik “merkez” kavramından da bir türlü vazgeçemez.

Bu hesaba göre “merkez sol” ve “merkez sağ” adı verilen iki ana “platform” bulunmaktadır. Bunlar birtakım partileri temsil ederler (bir ya da bazen birden fazla parti), ve halk ne hikmetse her defasında merkezin sağcılarını iktidara getirir. Merkezin solcuları da arada bir koalisyon ortağı falan olurlar işte, böylece para yeme fırsatı bulurlar da ortalık biraz dinginleşir.

Eskisi gibi kolayca darbe de yapılamıyor ki memlekette, bir teknokratlar kabinesi kurulsun da birtakım kabuğu kaşarlı bürokratlar da şöyle bir ucundan icraatın içinden geçerek tarihe mal olsunlar…

Basındaki bazı büyüklerimiz, bu “merkez” abukluğu öteden beri çok ciddiye alırlar. Söylemeyi unuttum, Türk akademisi rezildir ama Türk basını daha da rezildir tabii.

Böylece, “merkez sağ” adı altında birbirinden alakalı alakasız bir sürü partinin ittirildiği görülür. “Merkez sol” dangalaklığını ancak eski Ecevit sempatizanları ve aileden CHP’li ağabeylerimiz sürdürdükleri için, solu ve solcuyu inim inim inletmiş bu partiye “sol” demeyi sürdürürler ve böylece benim gibileri de çıldırtırlar.

Gerçi kimi politikacılar da bu haltı yemiyor değil. Biz onların arasında “Kendisine solcuyum diyen bir parti sosyaldemokrat sayılmalıdır” diyen karayalçın, pardon, karayağız parti liderleri de gördük. Bu hesaba göre Adolf Hitler de sosyalisttir vallahi!

Bugün sosyaldemokratlarla uğraşmaca yok. Vaybabamcılara değineceğiz.

Bu arkadaşlar yeni yeni peydah oluyorlar, bazen rastlıyorum, aralarında ilginç şeyler söyleyenler olduğu kadar içinde Hayek, Friedman, Mises falan geçen zırvalarla saçmalayan şarlatanlar da bulunuyor. (Nahit Menteşe Chicago ekolünü nereden bilsin yavrum? Uçmayın.)

Ekonomi deyince akılları ortodoks iktisattan ötesine basmıyor, işte ara ara da rahmetli Özal gibi neoliberal feylesoflar üzerinden ahkam kesiyorlar. İlker Başbuğ’un Horkheimer okuması gibi bir şey yani, vatana millete ve de mala davara faydası yok ama zarf güzel duruyor elhak.

Dış politikada bugünkü çizgiden saptıkları falan yok. Trump’a bir itirazları da yok örneğin. Öyleyse ne diye var bu kişiler? İktidara gıcıkları var, bir de rahmetli Süleyman Bey’e hayranlar, hepsi bu.

Vaybabamcı taifesi
Burak Karataş yazdı: Vaybabamcı taifesi

Bir zamanların anlı şanlı Morrison Süleyman’ı…

Meğer ne büyük adammış da kıymetini bilememişiz!

Altmışlı yıllarda öyleydi: Büyüme hızı yüzde 8’leri görmüş, enflasyon diplerde geziniyor, petrol sudan ucuz, Ortadoğu çatışmasız, sakin, dingin… Türkiye sanayi yoluyla amansız bir kalkınma hamlesine girişmiş de, bu yolda Sovyetler’le bile iş tutmaya hazır olmuş!

Meclis’te tam 15 sosyalist mebus var yahu, daha ne olsun?

Bütün o ‘haşhaş ekimi’ davası, işe tüy dikti. 12 Mart geldi ardından, ve Demirel bambaşka bir şeye, faşizme savruldu. Yetmişli yıllar inatlaşmanın bir diğer adıdır. ‘Hakem düdüğü çalınca’ soluğu Zincirbozan’da aldı. Tapulu arazisini sallasırt etmiş götürmekte olan Özal’a karşı duyduğu hırs gözünü kör etmişti, onca muhalefet ettiği CHP’nin doğal varisi SHP ile koalisyona bile razı oldu.”

“Baba çok değişti”. Basındaki bazı kaşalotlar onu öyle pazarlıyorlardı. Demokrat olmuştu, Kürt mürt demeye başlamıştı, enine çizgili tişört giyiyor, ‘spor takılıyor’, ceketini bile değiştiriyordu ara sıra… İstanbul’a gelip Entelektüel Cavit’in meyhanesinde bira içmiş, Sezen Aksu ile Uğur Yücel’in sahne gösterisine ve Ajda’nın Hisar’daki konserine takılmıştı.

Artık başka bir devrin adamıydı… Yanında İhsan Sabri Bey, ‘zehir hafiye’ Faruk Sükân, Orhan Oğuz, falan filan yoktu… Devir, Köksal Toptan, Nahit Menteşe, Tansu Çiller, Bedrettin Dalan, Cavit Çağlar devriydi.

Zarf belki pek ‘moderen’ ve de ‘şeerli’ gözüküyordu ama mazruf hiç de öyle değildi…

Sovyetler yıkılıverince Baba’nın dış politikası fos çıktı.

Tansu Çiller’in mucizevi yönetimi(!) sonucu ekonomi koalisyonun üçüncü yılında aballabut oluverdi.

Bu arada Madımak olayı olmuş, İsmetpaşazade Erdal Bey de Baba’yı hayran hayran seyretmekle yetinmişti… Ona stepnelik ederek tamamladı siyasal kariyerini, bizim arslan sosyaldemokratların arslanlar arslanı onursal lideri… Belediye kepazelikleri sonrası gele gele Demirel’le koalisyona tav olmuş büyük siyasal önder, duayen fikir adamı…

Demirel çok zeki bir adamdı, bu yeni Türkiye’nin çok başka ve daha büyük sorunları olduğunu hemencecik anladı. Gaz, tuz ve patiska edebiyatı ile gün geçiremezdi artık. İşin kolayına kaçtı, bir süre derneklerin tebriklerini falan kabul ederek ‘vaziyeti idare’ etti… Balıkçıların getirdiği kasa kasa balık başbakanlığın önüne atılıyor, ortalık kokudan geçilmez oluyordu…

Türkiye, pis kokuların durmak bilmeden yükseldiği bir fetret devrine bodoslama daldı: Özal ani bir kalp kriziyle ölmüştü. Baba, fırsattan istifade ‘sorumsuzluk mevkiine’, Çankaya’ya zıpladı ve bürokrasiye tam teslim olarak, 28 Şubat’a payandalık ederek ve Batı Çalışma Grubu’nun gayrıresmi sözcülüğünü üstlenerek bir yedi sene geçirdi.

Sonra gene durmadı demokrasi aşığı Babamız, halkın oyuyla iktidara gelen ve kendi geleneğinin ‘devamı olan’ iktidarı devirmek için binbir yol denedi, Mehmet Ali Bayar derler bir diplomata parti kurduracağı spekülasyonunu yaymaktan Hüsamettin Cindoruk’la CHP’yi ‘fethetme’ politikasına değin… Bu defa tutturamadı.

Ve, şapkasını alıp gitti günlerden bir gün.

Şimdi onun hoşgörüsüne, espritüelliğine, engin zekâsına yaslanarak hatalarını, yanlışlarını ve karanlıkta kalmış yönlerini gizlemeye, üstü örtük bir MC ortaklığını alternatif diye sunmaya gayret edenler var.

Onların yürekleri, ‘her iki taraftan da’ binlerce çocuğun aynı fabrikadan çıkmış silahların kurşunlarıyla yerlere serilmesine aldırmaz… Adli Tıp binasının önünde, ‘iç savaş kurbanı’ evladının kanlı kefenine ağlayan gözü yaşlı annelerin ve babaların sessiz yakarışlarını unutmuşlardır. ‘Baba’ tesmiye edilen politikacıların kişisel çıkar kavgası uğruna ‘De Facto’larla devrilip devrilip sonra da ortalığı babalamaya kalkmasına bayraktarlık etmekten başka şey bilmezler.

Gene de biliyoruz… Bu hengâmeden bir şey çıkaramayacaklardır…

Çünkü unuttukları bir şey var: Halkımız şapka takmaz, taksa taksa kasket takar!

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş