Burak Karataş yazdı: Paris Hilton da “evinin kadını” olacak

Hani kimi gazetelerimizde de buna benzer “mübalağalı” sözlere, ilanlara rastlarsınız:

“Sivas, Paris olacak! Zonguldak, Madrid olacak! Mardin, Londra olacak!.. ”

İşte bunun gibi. Bir zamanlar Cem Uzan’ın vaatleriyle başlıktaki gibi dalga geçerlerdi. Hoş, bu dalgacı Mahmutlar’ın hiçbirinin ondan pek bir farkı yoktu bu konuda ama. Siyasetçi esnafı çok yapar bu tantanayı, “Ah bir iktidara gelsek!.. Demokrasi güçlendirilecek, kuvvetler ayrılığı sağlanacak, alımgücü yükselirken işsizlik ve enflasyon dibi görecek, eh, bu arada büyüme hızı her geçen yıl daha da artacak, her yıl bir öncekinden daha başarılı olacağız, tarihten önce de vardık, tarihten sonra da varız” falan fişmekan. Demirel bir tarihte “Türkiye’de 26 milyon müteşebbis vardır” demişti de bizim salim arkadaşlar onunla dalga geçmişlerdi.

Paris Hilton da "evinin kadını"
Paris Hilton da “evinin kadını” olacak

Politikacının indirdiği slogan bayrağını yeniden göndere çekenler de aydınlar olur genelde bizim ülkede. Merhum Şerif Mardin, “Türkiye’de ilkokul öğretmenleri bile entelijansiyadan sayılırlar” demişti, düzeyi oradan hesap ediniz. Düşüncenin yerini sloganın alması, Türkiye’de yaşayanların birey mirey olmadığını gösterir. Kendi fikrini oluşturup onu savunacak, “hak bellediği yolda yalnız gidecek” bir aydınlar topluluğu da olmayınca, ayaza kalırsın. Ve de, gönlünden geçeni, gerçeklikle asla ilgisi olmayanı, keferenin tabiriyle “wishful thinking” yaparak gerçek kabul edersin. Halk arasında buna “mastürbasyon” tabir ederler, daha bir eskiler “istimna” derlerdi. Bu saçmalık, sen, gerçeğin sert duvarına çarpıncaya değin sürgit devam eder. Kendini bir halt zannetmenin verdiği özgüvenle ve halk nezdinde ciddiye alınmamanın yarattığı eziklikle aydın, kendince hep bir şeyler “vehmeder” gariban taşra politikacısı da bunu alır kullanır. Ya kurnazlıkla yapar bunu, kendisini tuş etmek isteyen Karanfilzade Tarçın Bey’i suya götürüp susuz getirir de o enayinin ruhu dahi duymaz. Yahut da saflığından yapar, ve sonra da “Yandım Allah” türküsünü çığırmaya koyulur.

Paris Hilton da "evinin kadını"
Paris Hilton da “evinin kadını” olacak

Sol yükseliyor mu?

Bizim ülkede, basın da bu rezil sloganizmi destekleme yoluna çok kereler girmiş ve çok kereler ‘yüz surat Hacı Murat’ bir rezillikle çıkmıştır bu durumdan. Mesela, her seçim öncesinde ve her seçim sonrasında, mutlaka ve mutlaka duyarız ki sol, ya yükseliyordur, ya yükselecektir ya da yükselmelidir. (Onlar “sol” diyorlar, siz CHP anlayınız.) Seçim gecesi gelip çatınca, şapka düşer ve kafanın kelliği görülür, o zaman da “halk cahil” dümenine yatarsın ve usul usul geri vitese takarsın arabayı, nasıl olsa “Kitlen müsaittir”, iskele alabanda yapsan dahi kimse sana hiçbir şeyin hesabını sormayacaktır.

CHP'nin "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 85.'si Bağcılar'da,  Paris Hilton da "evinin kadını"
Paris Hilton da “evinin kadını” olacak

Ya da daha başka bir yol tutturup, zeytinyağı gibi edepsizlenenler bulunur ki, onların kerameti de seçim sonuçlarının hemen akabinde hiçbir şey olmamış gibi aynı yaveleri ısıtma kabiliyetlerinde görülür! Böylece, duhul vaki ve de amaç hasıl olmamıştır, “sol” ittirilememiştir, Türk seçmeni eşek olmadığı için matbuatı çengeline takmamış, adamdan saymamış, dinlememiştir. Bir sonraki defaya da dinleyecek gibi gözükmemektedir ama olsun, gene de “Yeni bir sol lazım” sloganıyla birlikte “bilgi toplumu” gibi, “teknoloji bilmem nesi” gibi iri iri laflar edilmeye devam edilmelidir… Böylece zevahir kurtarılacak, toplum da memleket de huzura ve refaha kavuşacaktır.

Tıpkı, “Darbe olmasın” derken “Darbe niçin olmuyor” deme ikiyüzlülüğü gibi, “Bizim parti adam olmaz”derken “Bizim partiyi ah bir başa getirseler” bezirganlığı etmek gibi bir şeydir bu yaptığın, ancak zarar yoktur. Yeni bir parti kurulacaktır veya halihazırda siyasal sistemde yer alan bir partiye el verilecektir, öyle ya gazetecinin görevlerinden biri de bu olmalıdır. Bütün Türk basını uğraşa didine, sözleşmiş gibi, tek bir kişinin propagandasını yapsa o kişinin sadece bir tek kolunu veya bacağını seçtirebilir ama gene zarar yoktur. Maksat, böylece hiç yoktan biraz reklam koparmak, eh, bir de o kişi her kimse, onun amigolarını “kafakola” almaktır. Ama bu lafları böylece açık açık edemezler de, “sol mol” diye zırvalarlar ve böylece o kavramların da altını iyice oyarlar.

Pasta yoksa paylaşım da yok

Açık konuşalım: Türk halkı, “sol Kemalizm’e” hiçbir şekilde meyletmemiştir ve diyalektik açıdan da meyledebilemez. “Ağzı burnu düzgün sosyalist sola” ise, en güçlü devrinde -1965- verilen destek yüzde 3 civarındadır. Bunca tantana boşunadır, çünkü sermaye temerküzü süreci henüz tamamlanmaktan çok uzaktadır! Eh, ortada bir pasta yoksa onun paylaşımı diye bir sorun da olmaz. Bunu anlamayıp hâlâ saçmalayan arkadaşlar, her seçimde oy yerine kol saati alacaklar ve hayat dersinden de döne döne çakacaklardır. İnanmıyorsanız, kurun partinizi de görün. Nasıl olsa “pilan, puroce ve poroğram” falan gibi gereksiz (!) detaylarla uğraşmayacak, gene bildiğinizi okuyup slogan atacaksınız, bunun size yettiğini düşüneceksiniz. Lumpenler beleş mitinglerinize gelip döner ekmek yiyecekler, şakkada şukkada dans edip göbek atacaklar, evlerine dönerken de birbirlerini boğup öldürecekler. Ve üstelik, siz, bu “bilinçli insan kitlesinden” size oy vermelerini falan bekleyeceksiniz, gaz aldığınız aydınların onlardan AB’ye girmelerini bekledikleri gibi.

Eğer başarılı olursanız, teyzem de dayım olur!

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş