Demedim mi nazlı yârim ben sana? Yaşlı Cato’dan Sezar’a, Özgür Özel’den Ekrem İmamoğlu’na, Türk aydınının ve matbuatının 100 yıllık vehim dolu siyasi sicili…
Yaşlı Cato, Roma senatosunda attığı nutukları bu cümleyle bitirirmiş derler:
“Carthago delenda est!”
“Kartaca yıkılmalıdır” anlamına geliyor. Onlarla savaşıyorlardı ya, lafı döndürüp dolaştırıp “Bu savaşı kazanmalıyız, başka yolu yok” cümleciğine iliştiriyormuş hazret, böylelikle meşhur olmuş.

Aydınların vehmi
Şimdi… Bu bizim memlekette de “yıkılması icab eden” çok şey var. Erol Simavi’nin “Dördüncü güçtür ama aslında birinci kabul edilmesi gerekir, çünkü iktidarları yıkıp yenilerini kurabilir” diyerek büyük bir güç “vehmettiği” Türk matbuatı mesela.
Zaten bizim memlekette ne oluyorsa “aydınların vehminden” dolayı oluyor ağabey. Bu kerizler, 1908’de de “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” sloganına kanmışlardı. “Hürriyet” diye diye ölenler onun yalnızca bir geyiğin adı olduğunu göremediler bile. Sonra, 1914’te “Savaşa girip kazanabiliriz” sandılar, gene olmadı. Paldır küldür yenildik, darmaduman olduk, yıkıldık, bizi kaldırıp yere çaldılar da canımızı zor kurtardık.
Bir asırlık sicil
Aynı “yorgun ve bezgin” aydın taifesi, 1920’de “Bu kez olmaz, yemezler” deyiverince, Allah’ın işine bakın ki, tam tersi yaşandı! Mustafa Kemal’in şahsında yürütülen bağımsızlık mücadelesi, Sovyet ve Fransız desteğiyle de olsa, kazanıldı. Yunanistan’da Venizelosçu subaylar kazık attılar hükümete, meşhur “Altılar Davası” görüldü, adamlar okkanın altına falan gittiler. Hiç kimsenin ilgisini çekmeyen “mühim detaylar” (!)
Takrir-i Sükûn ile 1925’te hürriyet gene “geyik ismi” oldu, demokrasi de rafa kaldırıldı. Bu arada Birinci Meclis’te ‘yol arkadaşlığı’ payesi biçilen Kürtler de havalarını aldılar. Aydınlar, 1940’lı yıllarda “Faşizm geliyor” dediler ama müttefikler kazandı, 1950’lerde ‘Halk Partisi geliyor’ yazdılar ama darbeye rağmen 1961’de, Demokrat Parti’nin devamı üç partinin oy oranı yüzde 50’yi buldu. 1960’larda “Sosyalizm geliyor savulun” buyurdular, 20 seneye kalmadan tüm despot komünist rejimler yıkıldı tıngır mıngır. Yetmişlerde gene CHP’ye döndüler, Ecevit gibi zıplamaya koyuldular ki sandalye sayısı 213’te kaldı da otel motel rezilliklerine göz yumdular!
Seksenli yıllarda “Özal gitsin, Demirel gelsin, hem baba çok değişti, demokrat oldu “zahir” dediler, Demirel’in onlardan çok daha akıllı olduğu ve onları kullandığı hepimizin malumu. 1991 seçimleri sonrası “SHP asla bu koalisyona girmemeli, gerekirse bir dönem daha muhalefette kalıp bir sonraki seçimde iktidar olmayı kovalamalı” yazanlara ana avrat dümdüz gittiler. Meğerse amaçları “muhtemel ve muhayyel” bir koalisyon hükümetinden parsayı kapmakmış! Kendi tezgahları bozulmasın diye ülkemizi duman ettiler.
Kepaze koalisyonun faturası
O kepaze koalisyon yüzünden memurun da, işçinin de alım gücü düştü. Televizyonun özgür alanı kısıtlandı, Çiller devrinin “Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” diyen kafasına ses çıkarılmadı. Sivas’ta yakılan aydınlar için de gene “Yiğidim Aslanım” edebiyatına yatıldı. O rezil parti, tüm bunlar ve “programa ilaveten” belediyelerde yaptıkları yüzünden silindi gitti, hengameden kurtulabilenler soluğu Deniz Baykal’ın yanında alıp ona biat ettiler. Aydınlar gene durmadı: Bedrettin Dalan’ı itelediler, olmadı. Livaneli’yi belediye reisi yapmak istediler, tutmadı. Mesut Yılmaz’ı başbakan yaptılar, adamcağız yüce divanlık oldu! Ecevit’e gaz verdiler, 2001’de ekonomik kriz patlak verdi. Kemal Derviş’e yüz verdiler, YTP kurulur kurulmaz yok oldu.
“Mart’ın 15’inden sakın”
Bir ara CHP’ye Mustafa Sarıgül’ü başkan yapacaklardı, n’aber? Şimdi umutlarını Özgür Özel’e ve Ekrem İmamoğlu’na bağlamış haldeler. Söz konusu beyefendilere tavsiyemizdir:
Roma Senatosu’nun önündeki merdivenlerde bekleşen kahinin Julius Caesar’a “Mart’ın 15’inden sakın” demesi misali diyorum ki, ülkeyi kendi vehimlerine ve haybeden hayallerine göre gören ve göstermeye kalkan aydın bozuntularından her zaman için uzak durunuz ve doğru bildiğinizi yapınız.
Aksi halde, maazallah… Sonuç malumdur.













