Yener Orkunoğlu yazdı: Politika ve ihanet

Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisine ‘ihanet’ ettiğinin sürekli tartışıldığı bir ortamda politika ve ihanet ilişkisini çeşitli perspektiflerden ele almayı deneyeceğim.

Politikadaki “ihanet” kavramı sadece tarafların yer değiştirmesi değil; güvenin, ideolojinin veya bir topluluğa olan bağlılığın bozulması anlamına gelir. Peki, ama neden bu bağlılık bozulur ve neden bir insan ait olduğu bir gruba veya partiye ihanet eder?

Bir politikacıyı bu noktaya getiren süreç tek bir nedenden kaynaklanmaz, çok çeşitli faktörler önemli rol oynar. Dolayısıyla kopma ve ihanet gibi olgular genellikle dışsal faktörler ile derin psikolojik dinamiklerin birleşimiyle ortaya çıkar.

Kılıçdaroğlu’nun siyasi DNA’sı

Politika ve ihanet
Yener Orkunoğlu yazdı: Politika ve ihanet

Kılıçdaroğlu’nun siyasi dönemindeki faaliyetleri, onun siyasi DNA’sında bazı sorunlara ve bozukluklara işaret etmektedir. Örneğin önce Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına “evet” oyu vererek onun tutuklanmasının önünü açtı. Sonra mühürsüz oyları kabul ederek rejimin değişmesine göz yumdu.

Ardından, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasında sessiz kaldı. Daha sonraki süreçte ise parti merkezinin polis zoruyla ele geçirilmesine neden oldu. Şimdi ise Özgür Özel’in zor durumda kalmasına, hatta tutuklanmasına bile sebep olabilir.

Şimdi Kılıçdaroğlu’nun siyasi DNA’sındaki sorunların ve bozuklukların genel bir analizini, daha doğru bir ifadeyle çok genel bir psikolojik analizini yapmaya çalışacağım.

1. Güç, statü ve narsisizm

Politika, doğası gereği yüksek egolu ve rekabetçi bireyleri çeker. Narsisistik kişilik özelliklerine sahip liderler veya politikacılar için en yüksek değer, bir ideolojiye sadakat değil, kendi kişisel güçleri ve statüleridir. Ancak bir politikacı artık odak noktası olmadığını, dışlandığını veya hak ettiği koltuğu alamayacağını hissettiğinde sadakat bağları hızla kopar. Kendini değersiz hissetmeye ve öneminin kaybolduğunu görmeye başlar.

Narsist bireyler, istediklerini elde etmek için her yolu kendilerine hak görürler. Onlara göre “ihanet”, sadece kendi hak ettikleri gücü geri alma mücadelesidir. Narsist politikacı liderlik basamaklarını tırmanırken kolektif bir amaca hizmet ettiğine inanabilir; ancak zirveye yaklaştıkça veya gücü kaybetme riskiyle karşılaştıkça “ben” algısı “biz” algısının tamamen önüne geçer. Psikolojide “megalomani” olarak da adlandırılan bu ileri narsisizm evresinde, politikacı kendisini sistemin üstünde konumlandırır ve sadakatsizliği bir suç değil, kendi tarihsel misyonunun bir gereği olarak görür.

2. Zihinsel gerilim ve çelişki

Kimse sabah uyandığında “Bugün halkıma ve dava arkadaşlarıma ihanet edeceğim” demez. İnsan zihni, suçluluk duygusundan kaçınmak için muazzam bir savunma mekanizmasına sahiptir. Politikacı, mevcut grubuyla ters düştüğünde büyük bir zihinsel gerilim yaşar. Bu gerilimi çözmek için eski grubunu “yozlaşmış”, “çizgiden sapmış” veya “ülkeye zarar veren” yapılar olarak yeniden tanımlar. Hatta ona bu yozlaşma ile ilgili bazı videolar veya belgeler gösterildiğinde, kendisinin “arınmış” ve “ahlaklı” olduğuna inanan bu kişiler ihanet etmek için kolayca “ahlaki bir gerekçe” bulurlar.

Dolayısıyla ilgili kişi, yaptığı saf değiştirmeyi bir “ihanet” olarak değil, aksine “batan gemiden ülkeyi kurtarmak için yapılan fedakârlık” veya “gerçekleri görme olgunluğu” olarak rasyonalize eder. Kendi gözünde o bir hain değil, cesur bir yol ayrımındaki kahramandır.

Bu zihinsel savunma mekanizması, kişinin kendi iç huzurunu korumak amacıyla ahlaki pusulasını yeniden ayarlamasını sağlar. Sosyal psikolojide “ahlaki çözülme” denilen bu durum sayesinde, politikacı bir zamanlar savunduğu değerlerin tam tersini yaparken bile derin bir vicdan azabı çekmez. Hatta eski yol arkadaşlarını ahlaksızlıkla ve yolsuzlukla suçlayarak, kendisine yöneltilen hainlik suçlamasını onlara yansıtır.

3. Oportünizm ve pragmatizm

Bu kişilik yapısına sahip politikacılar için “amaca giden her yol mübahtır.” Duygusal bağlardan yoksun olan narsistler için siyasi partiler veya ideolojiler sadece birer araçtır. Geminin su aldığını veya başka bir odağın daha fazla güç vaat ettiğini gördükleri an, tamamen rasyonel ve duygusuz bir fayda-zarar analizi yaparak saf değiştirirler. Sadakat, onlar için politik bir sermayedir ve doğru zaman geldiğinde bozdurulacak bir araçtan ibarettir.

Bu tip bireylerin psikolojik profillerinde empati düzeyi son derece düşüktür. Siyasi ittifakları birer evlilik veya akrabalık gibi değil, süreli ticari sözleşmeler gibi görürler. Dolayısıyla, rüzgâr tersine döndüğünde ya da daha karlı bir teklif aldıklarında saf değiştirmek, onlar için ahlaki bir çöküş değil, sadece iyi yönetilmiş bir kriz veya stratejik bir kariyer hamlesidir.

4. Dışlanma, kırgınlık ve intikam psikolojisi

İhanetin arkasındaki en güçlü insani duygulardan biri de reddedilme acısıdır. Politik gruplar içindeki klikleşmeler, tasfiyeler veya verilen sözlerin tutulmaması derin kırgınlıklar yaratır.

Psikolojik araştırmalar, sosyal olarak dışlanmanın beyinde fiziksel acıyla aynı merkezleri uyardığını gösteriyor. Uzun süre emek verdiği yapının kendisini dışladığını gören politikacı, yoğun bir öfke ve intikam arzusu beslemeye başlar. Sosyal dışlanma nedeniyle gözden düştüğüne inanan kişi büyük bir öfke duyar. Bu evrede hain olarak nitelendirilen davranış, aslında eski ortaklara “Bensiz bir hiçsiniz” mesajı verme ve onları cezalandırma dürtüsünün bir sonucudur.

Bu durum, genellikle “arkadan bıçaklanma” hissiyatıyla beslenir. Politikacı veya lider, hakkının yendiğini düşündüğünde, adaleti kendi elleriyle sağlama dürtüsüne kapılır. Bu noktada yapılan saf değiştirme eylemi, yeni tarafa duyulan bir sevgiden ziyade, eski tarafa duyulan saf ve yıkıcı bir nefretten kaynaklanır.

5. İdeolojik aşınma ve kimlik krizi

Her siyasi figür, kariyerine katı ve sarsılmaz inançlarla başlamaz; başlasa bile zaman içinde bu inançlar erozyona uğrayabilir. Politikacının zamanla yaşadığı entelektüel dönüşüm veya hayal kırıklığı ve inanç kaybı, onu yapısal bir değişime zorlar. Politikacı, yıllarca savunduğu doktrinin artık işlevsel olmadığını veya vaat ettiği çözümleri üretemediğini fark edebilir. İdeolojik bir boşluğa düşen birey, bu boşluğu doldurmak için yeni arayışlara girer.

Uzun yıllar bir partinin veya akımın sembolü olmuş birinin yaşadığı bu içsel sorgulama, derin bir kimlik krizine yol açar. Kişi, eski kimliğini tamamen reddederek yeni bir siyasi varoluş inşa etmeye çalışır. Dışarıdan bakanlar için bu ani bir “satış” gibi görünse de, aslında bireyin içinde yıllardır süregelen bir yabancılaşmanın patlama noktasıdır.

6. Hayatta kalma güdüsü ve baskı

Politika, insan doğasının en temel içgüdülerinden biri olan “hayatta kalma” dürtüsünün en aktif şekilde yaşandığı alanlardan biridir. Bazen ihanet, lüks bir güç arayışından ziyade, kaçınılmaz bir varoluşsal korkudan da kaynaklanabilir.

Siyasi bir yapının veya rejimin çökmekte olduğu anlaşıldığında, insanlarda kolektif bir panik dalgası başlar. Bu süreçte gemiyi ilk terk edenler, batan yapının altında kalmamak için hızla karşı tarafa geçerler. Burada motivasyon büyük ödüller kazanmak değil, cezalandırılmaktan veya yok olmaktan kurtulmaktır.

Psikolojik olarak zayıf, ağır baskı altında kalan liderler, şantaj ve tehdit mekanizmaları aracılığıyla manipülasyona açık hale gelirler. Güç odaklarının uyguladığı psikolojik terör, şantaj veya ailevi/ekonomik tehditler, politikacıyı iradesi dışında bir teslimiyete sürükleyebilir. Bu senaryoda aktör, aslında kendi rızasıyla değil, kırılan psikolojik direncinin bir sonucu olarak “hainleşir”.

7. Sosyal psikoloji ve grup dinamikleri

Sosyal psikolojide Henri Tajfel tarafından ortaya atılan “Sosyal Kimlik Teorisi”, insan davranışlarını anlamada önemli bir anahtardır. Politik yapılar, üyelerine güçlü bir “iç grup” (biz) kimliği sunar ve karşısına bir “dış grup” (onlar) koyar.

Bir politikacının kendi grubuyla olan duygusal, kültürel veya sosyal bağları zayıfladığında, dış grubu “düşman” olarak görmeyi bırakır. Dış grupla kurulan gizli veya açık temaslar, zamanla amaca yönelik empatiyi artırır. Karşı tarafla kurulan diyaloglar arttıkça, politikacı kendi grubunun kusurlarını daha net görmeye, dış grubun argümanlarını ise haklı bulmaya başlar. Sosyal bağların kopması, politikacının zihnindeki “biz ve onlar” sınırını bulanıklaştırır ve sonunda karşı tarafa geçişi psikolojik olarak kolaylaştırır.

Özetle

Politikada ihanet psikolojisi; kişinin kendi çıkarlarını, egosunu ve hayatta kalma güdüsünü, grup kimliğinin ve toplumsal değerlerin önüne koymasıyla başlar. Süreç, zihnin bu değişimi haklı çıkaracak ahlaki kılıflar uydurmasıyla tamamlanır. Dışardan bakanlar için “ihanet” olan şey, aktör için çoğu zaman bir “sağ kalma ve hak arama” mücadelesidir. Bu karmaşık tablo; narsisizmden korkuya, ideolojik boşluktan intikam arzusuna kadar insanın en karanlık ve en kırılgan yönlerinin bir yansımasıdır. Politika sahnesi değişse de, insan psikolojisinin bu kadim ve karmaşık mekanizmaları her dönemde aynı trajedileri ve kırılmaları üretmeye devam edecektir.

Politik ihaneti tamamen engellemek mümkün olmasa da bu süreci zorlaştırmak mümkün olabilir. Şeffaf liderlik mekanizmalarının inşa edilmesi, parti içi demokrasinin tavizsiz bir şekilde güçlendirilmesi ve ortak ideolojik bağların kişisel çıkarların üstünde tutulması, siyasi sadakati kalıcı kılmanın en temel araçları olabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş