Arınma, Kılıçdaroğlu siyasetinin temel politik motivasyon unsuru. Yaptığı ve yapacağı her şeyi bu kavrama dayanarak meşrulaştırıyor Kemal Bey. Ona göre CHP yoldan çıktı. Belediyelerde ve kurultayda yolsuzluk var. Pek çok Halk Partili siyasetçi ahlaki olmayan ve konusu suç teşkil eden işlere girişti. Tabii Kılıçdaroğlu’nun parti içi muhalefete yönelik yolsuzluk ve ahlaksızlık eleştirisinin son iki hafta içinde biçim değiştirerek ağırlaştığını da söylemek gerekli. Kılıçdaroğlu kendi muhaliflerini sadece hırsızlıkla değil, aynı zamanda FETÖ üzerinden teröristlikle ve uluslararası güç odaklarına hizmet etmekle, yani ajan provokatörlükle de suçlamakta. Söylemin geldiği yer bakımından bütün sınırlar aşıldı.
Siyasetin finansmanının rant yoluyla yapılması, siyaset yoluyla zenginleşme ve kişisel çıkarın kamusal çıkardan üstün tutulması Türk siyasetinin yapısal sorunları arasında. Sadece CHP’nin değil, tüm siyasetin arınmaya ihtiyacı var. Siyaset fazlasıyla araçsal bir zeminde cereyan ediyor. İktidara ulaşmak veya iktidarda kalmak için yapılan her şey mübah görülmekte. Bir siyasetçiyi yolsuzlukla suçladığınızda özeleştiri vermek yerine rakip parti veya mahallenin hırsızını gündeme getiriyor. “Ama onlar da yapıyor” temel bahane. Siyasetteki kutuplaşma düzeyi sorgulamayı sürekli olarak ötelemekte. Ahlaksızlık suçlaması ancak karşı tarafa yönelikse anlamlı. İnsanlar desteklediği parti ve siyasetçi hakkında suçlama yapılmasını istemiyor. Böyle bir şeyi duyduğunda hemen yumruklar sıkılmakta. Bu arada halk da yolsuzluğu çok umursamıyor. Kuralları ihlal etme, yakalanmadan işini görme, torpil bulma, bir kolayını bulup zorluktan sıyrılma bizde çok yaygın.

Tabii Kılıçdaroğlu’nun tasfiye planı olağan siyaset koşullarında yapılmış bir temiz eller çağrısı değil. Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Bir partinin genel kurulunun mutlak butlan gerekçesiyle iptal edildiği ve partiye mahkeme yoluyla genel başkan atandığı bu hukuki süreç, politik arınmaya özel bir anlam da yüklüyor. Mesela iptal edilen kurultaydaki yolsuzluk iddiasıyla İmamoğlu ceza davası arasında mantıksal bir ilişki var. Savcılık makamı İmamoğlu’nun yasadışı yollarla elde ettiği geliri CHP’nin ele geçirilmesinde kullandığı kanaatinde. Savcılığa göre kurultayda devreye giren para bir suç örgütünün kirli parası. Bu son hatırlatma bağlamında kurultay davasıyla İmamoğlu davası aslında aynı madalyonun iki yüzü gibi.
Kılıçdaroğlu’nun yapmayı planladığı arınma ise aslında bir hesaplaşma siyaseti. Hesaplaşma zorunlu olarak tasfiyeyi içinde barındırıyor. Yani Kemal Bey liderliği, bazı üyeleri ihraç edip diğer bazılarının üyeliğini askıya alarak ahlaklı kadrolara yer açacak. Genel başkana göre bu ahlaklı kadrolar kendisi ve kendisiyle beraber siyaset yapan kesimleri ifade etmekte. Bu bakış açısının yetersiz, hatta bir ölçüde de yanıltıcı olduğu açıkça ortada. Çünkü gerçek bir arınma yüzleşmeyle başlamalı. Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyasi ilişkilerin metalaşmasının nedeni hakkında daha hakkaniyetli bir değerlendirmeye ihtiyacımız var. Böyle bir soruşturmanın bizi götüreceği yer ise belediyeler. Halk Partisi uzun bir süredir genel iktidarı ele geçiremiyor. Ama her zaman çok sayıda belediye ana muhalefet tarafından kazanıldı. Kılıçdaroğlu döneminde, onun CHP’de ön saflara taşıdığı İmamoğlu ve Yavaş gibi isimler sayesinde yerel iktidar rakipsiz hâle geldi. Ancak bu durum, yani CHP’nin belediye iktidarı partiyi oldukça olumsuz etkiledi. Belediyelere hâkim olan popülist dil zamanla tüm partiye yayıldı. CHP, Erdoğan’a karşı olması kaydıyla soldan ve sağdan herkesin siyaset yaptığı anonim bir yapıya dönüştü. Belediye başkanlarının parti içindeki gücünün artması ideolojiyi seyrekleştirdi, siyasi kültür ve parti yoldaşlık hukuku da zayıfladı. Belediye başkanlarının delegeleri, ilçe ve il örgütlerini belirlemesi ise kurucu partiyi pre-modern bir iç mimariye mahkûm etti. Başkanlar feodal senyörlere dönüşmüş durumda. Bu eğilimin Kemal Bey döneminde güç kazandığını kayıtlara geçirmemiz lazım. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu hesaplaşmaya yüzleşmeyle başlayacaksa önce kendi geçmişiyle yüzleşmeli, özeleştiri vermeli.
Arınmanın parti içi güç mücadelesi bakımından bir tasfiye mekanizması gibi işlemesi ise ayrı bir tartışma hattını ifade ediyor. Bu aşamada merak edilen soru şu: Kılıçdaroğlu milletvekilleri ve PM üyelerini partiden ihraç edebilir mi? Mahkemenin mutlak butlan kararı 2024 Tüzüğünü de ortadan kaldırdı. 2018 Tüzüğü’ne geri döndük. O tüzüğe göre milletvekili ve PM üyeleri için disiplin soruşturması PM onayına bağlı. Ancak ivedi durumlarda MYK bir üyeyi Disiplin Kurulu’na sevk edebiliyor. Tüzüğün 63. Maddesinin 5. Fıkrası Kılıçdaroğlu’nun elini güçlendiriyor. CHP yönetimi pekâlâ grup başkanı Özgür Özel’in genel başkana meydan okumasını veya parti yöneticilerinin “Hain Kemal” diye slogan atmasını ivedi bir durum olarak değerlendirebilir.
İhraçların olağan kurultay süreci bakımından parti içi muhalefeti yok eden bir infaz mekanizması gibi işlemesi ihtimal dahilinde. Bir kez bu yola girildiğinde olacakları hepimiz biliyoruz. Muhalifler yeni parti sürecini başlatacak. Ancak CHP’nin ideolojik anlamda marka değeri çok yüksek. Koşullar ve ihtiyaçlar ne olursa olsun epey sayıda muhalif, sessiz kalma pahasına partide kalmayı, CHP’yi bölen taraf olmamayı seçecektir.
Son sözü helalleşmeye ayırmak lazım. 2023 seçimlerine damga vuran söylem helalleşmeydi. Kemal Bey’in CHP’nin muhafazakâr muhaliflerine yönelik empati dilini kendi partisi için kullanmaması eleştiri alacaktır. Çünkü sonuçta her meseleyi şiddet, ihraç ve tasfiyeyle çözemeyiz. İkna, iletişim ve sağduyu her zaman, ama özellikle kriz anlarında çok değerli.









