Dr. Edgar Şar & Ruşen Çakır tartışıyor: CHP’de saflar netleşiyor

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ile siyaset bilimci Edgar Şar, “CHP’de saflar netleşiyor” başlıklı yayında CHP’de mahkeme kararı sonrası yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Şar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son çıkışlarının toplumsal karşılık bulmadığını savunurken, Özgür Özel’in yeni parti konusunda gecikmemesi gerektiğini söyledi. Erken seçim ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Şar, CHP’deki krizden en fazla iktidarın yararlandığını dile getirdi.

Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • CHP’de mahkeme sonrası gelişmeleri değerlendiren Edgar Şar, Kılıçdaroğlu’nun son açıklamalarının toplumsal etki yaratmadığını savundu.
  • Kılıçdaroğlu’nun iptal edilen İstanbul programı, toplumsal destek konusunda sorunlar yaşandığını gösteriyor.
  • Şar, CHP’deki mevcut mücadelenin muhalefet geliştirmek yerine parti yönetimini kontrol etme amacında olduğunu belirtti.
  • Yeni parti kurma tartışmasında, Özgür Özel ve ekibinin hazır olup olmadığı asıl mesele olarak gündeme geldi.
  • Erken seçim ihtimali yüksek; Şar, CHP’deki hızlı değişikliklerin seçim hazırlıklarıyla bağlantılı olabileceğini ifade etti.

Gazeteci Ruşen Çakır ile siyaset bilimci Edgar Şar, Medyascope yayınında CHP’de mahkeme kararı sonrasında yaşanan gelişmeleri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son açıklamalarını, yeni parti tartışmalarını ve olası erken seçim senaryolarını değerlendirdi.

“Sözcü TV yayını Kılıçdaroğlu’nun iddialarını güçlendirmedi”

Edgar Şar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’deki yayınının beklendiği gibi kamuoyunda bir etki yaratmadığını söyledi. Şar’a göre yayın, Kılıçdaroğlu’nun tezlerini güçlendirmek yerine mevcut eleştirileri daha görünür hale getirdi.

Şar, Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllar boyunca savunduğu siyasi söylemlerle bugün dile getirdiği görüşler arasında ciddi bir tutarsızlık oluştuğunu belirterek, iddialarını yeterli bilgiye dayandırmadığını ifade etti. Yayının ardından kamuoyundaki algının değişmediğini, aksine tartışmaların kısa sürede gündemden düştüğünü söyledi.

“Sokağa çıkma planının iptali önemli bir gösterge”

Programda Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da gerçekleştirmeyi planladığı ancak son anda iptal edilen program da değerlendirildi.

Şar, bunun yalnızca organizasyonel bir değişiklik olmadığını savunarak, Kılıçdaroğlu ve ekibinin toplumsal destek konusunda yaptığı hesapların sahada karşılık bulmadığını öne sürdü.

Şar, Kılıçdaroğlu’nun toplumdaki mevcut algıyı doğru okuyamadığını ve kendisine yönelik tepkileri öngöremediğini dile getirirken, iptal kararının bu durumun somut göstergelerinden biri olduğunu söyledi.

CHP'de saflar netleşiyor
Dr. Edgar Şar & Ruşen Çakır | CHP’de saflar netleşiyor

“Bu grubun ortak özelliği 31 Mart’ın kaybedenleri olmaları”

Şar, Kılıçdaroğlu’nun etrafında oluşan kadroyu da eleştirerek, bu isimlerin geçmişte birbirleriyle siyasi anlaşmazlıklar yaşamış kişiler olduğunu hatırlattı.

Bu isimleri bir arada tutan ortak noktanın 31 Mart yerel seçimlerinde etkilerini kaybetmeleri olduğunu savunan Şar, mevcut sürecin onlara yeniden siyasi pozisyon kazanma fırsatı sunduğunu ifade etti.

Şar’a göre bu grubun temel hedefi muhalefet üretmek değil, parti yönetimini kontrol etmek.

“Muhalefet yapma gibi bir dertleri olduğunu düşünmüyorum”

Şar, Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden oluşturduğu yapının iktidara karşı etkili bir muhalefet geliştirme amacı taşımadığını söyledi.

Türkiye’de muhalefetin temel görevinin artan hukuksuzluk, keyfilik ve otoriter uygulamalara karşı siyaset üretmek olduğunu belirten Şar, mevcut tartışmaların ise tamamen parti içi mücadeleye sıkıştığını ifade etti.

İktidarın da bu süreçten yararlandığını savunan Şar, kamuoyunun dikkatinin hükümetten çok CHP içindeki mücadeleye yöneldiğini söyledi. Böylece siyasi gündemin iktidardan uzaklaştırıldığını ileri sürdü.

Yeni parti tartışması: “Asıl soru hazır olup olmadıkları”

Yayında Özgür Özel ve ekibinin yeni parti kurma ihtimali de ele alındı.

Şar, tartışmanın yalnızca partinin ne zaman kurulacağı olmadığını belirterek, asıl meselenin Özgür Özel ve ekibinin CHP’nin artık geri alınamayacağını kabul edip yeni bir siyasi hareketi hayata geçirmeye psikolojik ve siyasal olarak hazır olup olmadıkları olduğunu söyledi.

Buna karşın CHP’nin yaklaşık 2 milyon üyelik örgüt yapısının korunmasının da stratejik önem taşıdığına dikkat çeken Şar, örgütün kurultay sürecinde partiyi yeniden kazanma mücadelesini sürdürebileceğini ifade etti.

Şar, olası yeni partinin ise topluma umut veren yeni bir siyasi merkez oluşturmayı hedeflemesi gerektiğini dile getirdi.

“Kasım ayında seçim olursa şaşırmam”

Erken seçim ihtimalini de değerlendiren Şar, CHP’deki hızlı müdahalenin seçim hazırlıklarıyla bağlantılı olabileceğini söyledi.

Kasım ayında seçim yapılmasının ihtimal dışı olmadığını belirten Şar, buna rağmen iktidarın da seçimi garanti görmediğini savundu.

Şar, ekonomik koşullar, uluslararası gelişmeler ve seçim güvenliği gibi birçok değişken nedeniyle iktidarın kapsamlı hesaplar yapmak zorunda olduğunu ifade etti. Önümüzdeki seçimlerin Türkiye’nin çok partili siyasi hayatındaki önceki seçimlerden farklı koşullarda gerçekleşeceğini söyledi.

“İmamoğlu ve Özel artık birlikte temsil edilen bir siyasi liderlik oluşturuyor”

Programın son bölümünde Ekrem İmamoğlu ile Özgür Özel arasındaki siyasi ilişki de değerlendirildi.

Şar, 19 Mart’tan sonra iki isim arasındaki iş bölümünün güçlendiğini belirterek, iktidarın bu birlikteliği küçümsediğini savundu.

Şar’a göre Özgür Özel artık yalnızca “emanetçi” konumunda değil. İmamoğlu ile birlikte ortak bir siyasi liderlik görüntüsü ortaya çıktı. Bu ortaklığın hem seçmen nezdinde hem de muhalefetin geleceği açısından önemli bir siyasi zemin oluşturduğunu söyledi.

Şar ayrıca CHP’den AKP’ye geçen isimlerin tek tek siyasi ağırlıklarının sınırlı olduğunu, ancak her ayrılığın seçmende moral bozukluğu yarattığını belirterek, bu nedenle yeni siyasi oluşum tartışmalarının hız kazanmasının beklendiğini ifade etti.

Yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Merhaba, iyi günler. Cumhuriyet Halk Partisi’ni konuşmaya devam ediyoruz. Çünkü her gün bir şeyler oluyor, daha da olacağa benziyor. Bu yayında konuğum, 21 Mayıs’tan bu yana birçok kez konuk ettiğimiz, eski Medyascope çalışanı, siyaset bilimci Dr. Edgar Şar. Edgar merhaba.

Edgar Şar: Merhaba Ruşen Ağabey, iyi yayınlar.

Medyascope’ta senin gibi arkadaşların çıkmış olması bizi gururlandırıyor. Onun için seni sık sık yayına çıkartıp, ekmeğini yemeye çalışıyorum, eksik olma. Konuşacak çok şey birikti, seninle bu süreçte çok yayın yaptık, ama bir anlamda fikri takip yapmak için daha da yapacağız gibi görünüyor. Konuya girmeden önce, şu cuma günkü büyük olay hakkında sen ne düşünüyorsun? Neredeyse bir hafta olacak ama Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV yayını unutuldu gibi. Ne dersin, Kılıçdaroğlu yayına çıkmakla yanlış mı yaptı? Bizler, Kılıçdaroğlu ve onun atanmış CHP’sinin gerçekleriyle o yayın sayesinde mi tanışabildik mi yoksa öylesine bir işe yaramayan bir yayın mı oldu?

Edgar Şar: Bizim Kılıçdaroğlu’nun tam olarak nasıl düşündüğünü anlamamız gerçekten mümkün değil. O, aynı dünyada değil. Bu yeni mi oldu? Hayır. Aslında maalesef bu bütün olan biten gösteriyor ki Kılıçdaroğlu 2023 Mayıs seçimlerine kadar ve sonra partinin başında ısrarlı bir şekilde kalmaya devam ettiği Kasım 2023 kurultayına kadar da, az ya da çok yine bu kafadaydı, yine başka bir dünyadaydı demek ki. Bizim tam olarak onun düşündüğü şekilde düşünmemiz, anlamamız mümkün değil, Türkiye siyasetine daha dışarıdan bakan bazı insanlar “Niye bunu yapıyor? Bir insan nasıl bunu kendi mirasına yapar?” gibi böyle hayret eder bir şekilde bu soruları sorduğunda, o hayreti biz anlayabiliyoruz. Herkes anlayabiliyor ama onlar anlamıyor, biz de onları anlamıyoruz. Onlar bambaşka bir dünyadan.

Ama bu iki ayrı dünyayı bir kenara bırakıp bu yayını anlamaya çalıştığımızda, orada sormaya değer olan tek bir soru vardı. Hem itibar anlamında hem de Türkiye demokrasisinin geleceği ve Türkiye’nin demokrasi tarihindeki yeri açısından tam olarak bir serbest düşüşte olan Kılıçdaroğlu, o yayında zaten çok ciddi sorular soracağı muhakkak olan gazetecilerin soruları karşısında anlattıklarıyla, acaba serbest düşüşten bir yere tutunup o düşüşü durdurabilir miydi? Algısal olarak söylüyorum. Yani insanları ikna edeceği bir durum olmayacaktı ama bir şekilde kendi haklı olduğunu düşündüğü noktalarda, siyaseti senin benim kadar takip etmeyen, daha uzak, özellikle iktidardan memnun olmasa da CHP’ye mesafeli olan insanların kulak kabartmasını en azından sağlayabilir mi diye düşünüyorduk. O da olmadı. Neden olmadı? Çünkü şunu gördük: Sadece bir tutarlılık testi açısından değil, -ki o da önemlidir bir siyasetçi açısından-, 13 yıl boyunca yaptığı CHP Genel Başkanlığı boyunca kendisinin ortaya attığı, siyasetini üzerine kurduğu bütün argümanların, bütün ahlâki üstünlüğü sağlayacak gerekçelerin hepsini bir kenara rahatça atabildiğini, kendi geçmişini reddettiğini gördük. Bunun üzerinden aynı zamanda şu an inandığı şeylerin altının boş olduğunu gördük. Çünkü bunları gerekçelendiremiyor. Kılıçdaroğlu ‘’Orada yolsuzluk olmuş” diyor, karşısındaki gazeteci “Ben onun iddianamesini, orada yargılamalarını gördüm. Sizin dediğiniz gibi bir durum yok. Orada daha karmaşık bir durum var. Siz bunu biliyor musunuz?” diye soruyor. “Hayır, ben o kadar bilmiyorum” diyor. O zaman bütün siyasetini bunun üzerine nasıl inşa ediyorsun?

Orada iki ihtimal var: Ya çok ciddi bir yalana bir şekilde inandı ya da inandırıldı; çok ciddi bir manipülasyon içinde. Ya da kendisi yalan söylüyor, toplumu manipüle etmeye çalışıyor. İkisi de birbirinden kötü ihtimaller. Dolayısıyla bunları çok net gördüğümüz bir yayın oldu. Bunların böyle olduğunu biz biliyorduk ya da zaten böyle olduğu bizim açımızdan belli, ama ‘’acaba böyle olduğuna dair durumu insanların algılarında değiştirebilir mi?’’ diye bakıyorduk. Hiç öyle olmadı, tam olarak düşündüğümüz gibi olduğunu gördük. O yayın zaten unutuldu. Bir haftada başka şeyler konuşuyoruz artık.

O yayında ilginç bir bölüm var. “Sokağa çıkacak mısınız?” gibi bir soru sorulduğunda “Ne yani cinayet mi işledim, tabii ki çıkarım” dedi. Bu sabah saat 08.00 için bir randevu verdiler. Biliyorsun İstanbul’da Dudullu Çamlıca gişelerinde konvoy olacak, çok iddialı bir çıkartma yapacaklar ve Küçükçekmece’de Caferi vatandaşlarla birlikte Aşura etkinliklerine katılacaktı. Bu, sabaha karşı bir saatte iptal edildi. Sonra Kılıçdaroğlu sosyal medyadan yaptığı bir açıklamada, bu tür dini olaylarla siyasetin iç içeliği konusundaki yanlışlık gibi bir şeyler söyledi, ama baştan ilan edilmiş bir meydan okumaydı aslında. Sonra bir iddiaya göre o Caferi topluluğu içerisinde itirazlar olmuş, İddia bu, çok da anlaşılır bir şey. Zaten biliyorsun Caferiler sayıca az bir topluluk, onların daha baştan böyle bir şeyde angajeymiş gibi görünmeleri… Ama en azından bir hesap hatası var. Kimileri de “Tabii bekledikleri gibi bir kalabalık oluşturamayacaklarını gördüler” gibi spekülasyon yapıyor. Ama sonuçta, Türkiye ve siyaset için en önemli yer olan İstanbul’da ilk sokağa çıkma hamlesinden çok net bir şekilde geri adım attılar. Polis, valilik yasaklamadı, herhangi bir tehdit yok. Kendileri bir hesap, bir organizasyon yaptılar ve ilk ciddi organizasyon açığa düştü. Bu bence çok önemli, hatta yarın sabahki yayında bunu ele almayı düşünüyorum. Bu beni çok etkiledi ama ben söyleyeceklerimi o yayına erteleyeyim ve sana sorayım. Ne diyorsun? Araba konvoyu olacak, büyük bir gösteri diye duyurular yapıldı. Özellikle de kendini İl Başkanı olarak ilan eden Gürsel Tekin, cansiperane bir şekilde bunu duyurdu ve sonra, görülen lüzum üzerine iptal edildi.

Edgar Şar: Evet. Biraz önce “başka dünyada yaşıyor” dedim ya, işte bu onu gösteriyor. “Yarın biz orada bunu yapacağız” dedi, ama gerçek dünyaya kısa bir süre indiğinde, aslında onun o kadar kolay olmadığını görüyor. Sözcü TV yayınında “Ben cinayet mi işledim? Niye sokağa çıkamayayım?” demiş ya, o sokağa niye çıkamayacağı ile ilgili o psikolojiyi, insanların ona bakış açısını anlayamıyor. Üç yıl önce kendisinin kazanması için her şeyi yapmış olan, 7’den 70’e, o gün oy vermekten tut, bütün kampanya boyunca ya da yıllarca çalışan bir parti emekçisine, bir parti üyesine ya da tabandan birine kadar, insanların içinde bulunduğu psikolojiyle herhangi bir duygusal empati kuramıyor. Çünkü ayrı bir dünyada yaşıyor. Zaten bazı insanlar bunu daha az yapabilir, bu bir yetenektir. O konuda zaten büyük bir yeteneği yok. Bir de ayrı dünyada olunca iyice kapsama alanı dışına çıkıyor. Birinci nokta bu.

İkinci nokta şu: Burada bir ekip var. Ben bunu bir önceki yayında da söyledim, bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kim bu ekip? Mesela Gürsel Tekin var, Berhan Şimşek var… Kılıçdaroğlu’nu da alalım, bunların hepsi zamanında o kadar kavga etmiş insanlar ki! Mesela Kılıçdaroğlu’nun aday olduğu 2023 seçimlerinde, “Bu, Türkiye’nin son seçimi. Bunu da kazanmazsak yanarız biteriz” diye kampanya yaptıkları seçimde Gürsel Tekin’in sahada bir çalışma yaptığını hatırlıyor musun? Ben hiç hatırlamıyorum açıkçası. Hatta bir yerlerde gördüm ama tam bilmediğim için net konuşmayayım; Kars’ta seçim çalışması yürütmesi için görevlendirilmesine rağmen Kars’ta kampanya yapmayı reddetmiş diye de duydum. Çünkü bu insanlar, 2024’te “Ben Kadıköy Belediyesi’ni isterim” dediğinde Kadıköy Belediyesi ona verilmiş olsaydı, karşı tarafın adamı olacak insanlar. Berhan Şimşek ve Gürsel Tekin, daha önce İstanbul İl Başkanlığı zamanında birbirlerinin arkasında o görevi yapmış kişiler, kavga etmiş, ayrıca Kılıçdaroğlu’na küsüp gitmiş insanlar. İnanılmaz bir eklektik bir grup var orada ve hepsinin tek bir ortak özelliği var: 31 Mart 2024. Erdoğan Türkiye’yi yönettiğinden beri, hatta Erdoğan siyaset sahnesine çıktığından beri, Türkiye’de ilk kez CHP’nin birinci parti olduğu tek seçimin kaybedenleri olmaları. Bu grubun tek ortak özelliği bu. Onları bir arada tutan tek şey bu. Kaybettiler o seçimde, bir daha bir şey olma ihtimalleri yoktu, şimdi bu insanların her birinin bir şey olma ihtimali çıktı. Biri “İl başkanıyım” diyor, öbürü bilmem ne diyor, öbürü MYK’ya girdi, öbürü genel başkan oldu. Tek özellikleri ‘’atanmış’’ olmaları, Atanmış parantezine alabiliyoruz hepsini sadece. Bu çok önemli bir şey.

Bunların düşünce olarak ortak özelliği neydi? “Biz bu görevlere gelirsek ilk gün 10 kişi bağırır, öbür gün 5’e düşer, zamanla unutulur” dediler. Bu sokağa çıkamama olayı, aslında o işin öyle olmadığını bir kez daha gösterdi. “Yaparız” dediler, yapamadılar. Çünkü zamanla birtakım toplumsal kesimlerin gardlarını yavaş yavaş düşüreceklerini bekliyorlardı ve kendileri açısından güvenli bir ortam olduklarını düşündükleri bir yerde bunun olmadığını gördüler. Çünkü ayrı bir dünyada oldukları için mesela “Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığını kazandığı andan itibaren, Aleviler CHP’den uzaklaştı” diyorlar. Kendileri için güvenli olduğunu düşündükleri bir alanda da aslında sokağa çıkamadıkları, insanların yüzüne bakamadıkları net bir şekilde ortaya çıktı. Bu da bunun bir kanıtı. Demek ki öyle kısa zamanda bu iş değişmiyor.

Peki, tam bu bağlamda şunu sormak istiyorum. Geçen gün Seren Selvin Korkmaz’la yaptığımız yayında da bu konuyu konuştuk. Bence çok önemli şöyle bir açı var: CHP sonuçta ana muhalefet partisi. Hadi anayı at, sadece muhalefet partisi olsa bile yeterli. Şu âna kadar, 21 Mayıs’tan itibaren partiye atanmış olan kesimlerin “arınma” sloganı dışında seçilmiş CHP’ye herhangi bir muhalefetlerini göremedik. Kılıçdaroğlu, o cuma günkü yayınında “Müzakere edilmez, mücadele edilir” diye yerel seçim sonrası Özgür Özel’in stratejisini eleştirdi. “Bana dış politika sorun” dedi; belli ki oralarda bir şeyler hazırlamış. Mesela MYK sonrası parti sözcüsü açıklama yapıyor, hepsi parti içi meseleler. Ben herhangi bir konuda herhangi bir muhalefet şu ana kadar görmedim. Ben mi bir şey ıskalıyorum ya da “Önce burayı arındıralım, sonra muhalefeti yaparız” gibi bir şey mi yapacaklar? Böyle bir dertleri de olmayabilir açıkçası.

Edgar Şar: Bence öyle bir dertleri yok. Ama benim kendi fikrim üzerinden değil, mümkünse ben genelde bu tarz sorularda geniş bakmayı tercih ediyorum. Denkleme bakalım; ya öyle olabilir ya böyle olabilir. Bazen bir sorunun, iki ihtimal de olsa tek yöne giden bir cevabı olabiliyor. Bu tam öyle bir soru. “Muhalefet yapma” gibi bir dertleri olduğunu varsayalım. Türkiye’de niye muhalefet yapılması gerekiyor şu an? Çünkü Türkiye’de insanlar günlük hayatlarına birçok açıdan çoktan yansımaya başlamış bir otoriterliği yaşıyorlar ve insanların, sadece hayatlarında günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için artık buna karşı bir direnç geliştirilmesi gerekiyor. “Demokrasi, özgürlük, bunlar lüks, bunlar bize bol gelir” diye düşünen birileri varsa da, onların ve değişik toplumsal grupların hayatlarına hukuksuzluk, keyfilik ve baskı ciddi bir şekilde yansımış durumda. Sabaha kadar konuşup buna örnek verebiliriz. Otoriterliğin de tanımı zaten baskı, keyfilik, hukuksuzluk, öngörülebilirliğin olmaması. Bunların ekonomiye yansımasını artık eskisi kadar söylemeye de gerek yok. Çünkü eskiden sadece ekonomiye yansıdığı için “Demokrasi insanların çok fazla umurlarında değil demokrasi” diye bir analiz vardı, şu an artık onu da söyleyemiyoruz. Çünkü ekonominin yanında bu konular da yansımış durumda.

Siz buna karşı çıkmak için bir muhalefet yapacaksanız, o zaman bu yönetim tarzını yeniden üreten, hatta o yönetim tarzının bu otoriterliğin çok da sıkıştığı bir tarihsel anda tekrar nefes almasını sağlayacak bu mutlak butlan projesini kabul ederek zaten oraya nefes vermiş olursunuz. “Başka bir dünyadalar” diyorum ya, başka bir dünyada muhalefet yapabileceğinizi düşünüyorsanız… Mesela oradaki gazeteciler Kılıçdaroğlu’na “Kemal Bey, mahkemelerin bağımsız olduğunu mu düşünüyorsunuz, böyle bir fikir değişikliği mi yaşadınız?” diye soruyorlar. “Yok, ben hiçbir zaman öyle bir şey demedim. Nereden çıkardınız?” diyor. Çünkü o anlattığı şeylerin bu anlama geleceği konusunda da gerçeklikten bir kopuş var. “Başka bir dünya” derken onu kastediyorum. Onun için, muhalefet yapabileceğini de düşünürken, eğer düşünüyorlarsa, o zaman o gazeteciler “Kemal Bey, siz gerçekten muhalefet yapabileceğinizi düşünüyor musunuz bu düşüncelerle?” diye sorabilir. Mesela sen soruyorsun, “Yarınki yayında anlatacağım” diyorsun. Yapamaz. Gerçekçi şekilde mümkün değil.

Diğer ihtimal de, zaten muhalefet yapma gibi bir derdi, bir planı yoktur. Ben buna daha yakınım. Çünkü bu mutlak butlan yönetiminin özelliği, eklektik, kendi içinde bir ortak dünya görüşü olmayan, bir araya gelmesinin tek sebebi, iktidarla aynı kümede 31 Mart 2024’ün kaybedenleri olmaları. Bir tanesi iktidar, bir de bunlar var, aynı gruptalar. Bir bakıma iktidar, bu fay hattını kullanarak bunları kendi safına kattı. Kendi safına kattıysa, ister buna “majestelerinin muhalefeti” deyin, ister “görüntüde muhalefet” deyin, ister doğrudan Cumhur İttifakı’na katılma ihtimalleri üzerinden düşünün, bunların bir muhalefet derdi yok zaten. Ama buradaki sıkıntı ne? İktidar neyi biliyor? İktidar “Bana çok muhalefet yapılıyordu, ben öyle bir şey yapayım ki bütün muhalefet başkasına yapılsın” dedi. Tam olarak bu proje gerçekleşti. Biz 20 dakikadır Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuşuyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sokağa çıkamamasını, neredeyse Özgür Özel’in başında olduğu muhalefetin bir zaferi olarak algılıyoruz ister istemez ve “Bak çıkamadılar” diyoruz. İnsanların öfkelerini ya da reaksiyonlarını yönlendirmeleri açısından, Erdoğan’ın yerini neredeyse Kılıçdaroğlu aldı. O zaman da zaten Erdoğan da çıkıyor grup toplantısında bir CHP’liye rozet takıp, sonra da “Aralarında kavga ediyorlar, görüyorsunuz, ülkeyi bunlara mı vereceksiniz?” diyor. Demek ki asıl olay biraz da bu. Muhalefet derdinin olmadığı, bu denklemde açık zaten. Onun görevi ona muhalefet yapılması, muhalefetin tepkilerin ona yönlendirilmesi. O konuda da gayet başarılı. Onun için sokağa çıkıp çıkmamasının da çok bir önemi yok iktidar açısından. Kavga devam etsin yeter.

21 Mayıs’tan beri sürekli gündemde olan bir konu var. Biliyorsun, daha önce de konuştuk: Yeni parti meselesi. Özgür Özel ve arkadaşları son âna kadar -ki daha çok temmuzun sonlarına doğru olacağı söyleniyor- partide kalmaya çalışıyorlar. Ama diğer yandan, Kılıçdaroğlu birçok kişiyi partiden ya attı ya görevden aldı. Milletvekilleri, grup başkanvekilleri, Özgür Özel’in kurmayları disipline sevk edildi. Tedbirli olarak olunca da üyeliklerini bir şekilde düşürüyorlar. Bir de, en önemli iller İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Malatya, Kayseri ve bunların bazılarının il başkanları disipline sevk ediliyor, bazıları sevk edilmeden yerlerine atama yapılıyor. Tam anlamıyla partiyi kendi istedikleri gibi dizayn ediyorlar.

Bir de o meşhur ‘’olağanüstü kurultay’’ talebine karşı MYK’da en son aldıkları kararda “Olağan kurultay ve delege seçimleri eylül ayında başlayacak” diyorlar. Bugün de değil. Arada yaz tatili var, şu bu gibi gerekçelerle uzatıyorlar. Bütün bunlar şunu gösteriyor. Özgür Özel ve arkadaşlarına orada yer yok, onların beklentileri karşılanacak gibi değil. O zaman niye partiyi kurmuyorlar, parti gecikiyor mu?’’ meselesi var. Daha önce bu konuyu tartıştık ama bıraktığımız yerden devam edelim, bütün kanallar kapalı. Zaten devlet de pek bir kanal açacak gibi gözükmüyor. Mesela görevden alma gibi birçok uygulamanın tüzüğe aykırı olduğu söyleniyor biliyorsun. Onlar da “Hayır, öyle değil” diyorlar ve yapıyorlar.

Edgar Şar: Temmuz ayı sonuna kadar partiyi kurmayı, partide kalmayı düşünüyorlar dedin ya, bugün haziran ayının sonundayız. Bu bir ay meselesi bu kadar önemli bir mesele değil aslında. Biz de gündemi hızlı tükettiğimiz için, 3 hafta boyunca sıcak tartıştığımız bir konuyu 3 ay sonra hatırlamıyoruz bile. Bu konu önemsiz diye söylemiyorum, ama konunun alt başlıklarına girince meselenin aslında en çok üzerinde tepindiğimiz nokta olmadığı ortaya çıkıyor diye düşünüyorum. Olay 1 aysa, bir yandan bir parti kurmak ya da varolan seçime girme yeterliliği olan bir partiyi devralmak, hangisi olacaksa, -İçişleri Bakanlığı’nın partiyi kurdurtmama ihtimaline karşı ikincisinin olacağını söylüyorlar-, bu zaten hızlı da yapılabilecek bir şey nispeten. Buradaki asıl mesele, sıcağı sıcağına yapmak, insanlar hazır mobilize olmuşken, onlara bir seçenek vermek meselesi. Birinci nokta bu.

İkinci nokta, bir dahaki seçimde, hele baskın seçim olursa, pusulada kendilerini temsil edecek bir parti olmama ihtimali üzerinden insanlar korkuyor olabilirler. Bunun için bunu söylüyorlar. Ama üçüncü ve bence en önemlisi, Özgür Özel ve arkadaşları, CHP’den kopup, CHP’nin işgal edildiğini kabullenip artık ele geçirildiğini ve büyük bir değişiklik olmadıkça geri alınamayacağını anlayarak, yepyeni bir şey kurup insanlara umut vermek için ne gerekiyorsa buna sahipler mi? İnsanların asıl tartıştığı konu bu. Çünkü Özgür Özel ve İmamoğlu tabii ki, ama şu an özellikle Özgür Özel’in yönetiminde veya liderliğinde bir parti kurulma ihtimalini konuştuğumuz için söylüyorum, CHP’yi de önemli ölçüde değiştirdiler. Liderlik değişiminden sonra CHP’de önemli değişimler oldu. Bu parti birinci parti olduysa, bu değişimin de çok önemli bir payı var. CHP, uzun zamandır eski CHP değil. Ancak yine de insanların, CHP’nin ötesinde bir şey kurulabilir mi? Macaristan’daki gibi 13 yıl, 15 yıl, 16 yıl boyunca Viktor Orban’a kazandırmış olan o fay hatlarının tamamen dışında bir şey kurduğunuzda -bu arada dışarıdan gelen bir parti olarak değil, dilinizle de siyasetinizle de onun dışında kurgulamanız gerekiyor- denklem baştan yazılıyor. Mesela CHP yüzde 30’lar, 35’ler, 38 aldı, 40 da alabilir, ben “alamaz” diyenlerden değilim. Ama belki yeni bir hareket olsa bambaşka şeyler konuşacağız. Bilmiyorum, örnek veriyorum. Bu ihtimalleri gerçekleştirmeye hazırlar mı, yoksa CHP’li olmanın, CHP örgütünde yıllardır çalışmanın, “baba ocağı”nın bir parçası olmanın getirmiş olduğu hem rasyonel hem duygusal birtakım faktörlerden kopmaya hazır değiller mi? Bu acaba onları oyalıyor mu? Bu duygusal ve rasyonel bağ onları bir an önce atmaları gereken bu adımdan geri mi tutuyor? İnsanların asıl tartıştığı ikilem bu. Buna bakmamız lazım diye düşünüyorum. Bu ikilem aşılabilirse bir ay sonra kuruldu, temmuz sonunda kuruldu, Eylül başında kuruldu, o kadar önemi yok.

Ama şöyle bir şey var: Bu dediğim ikilemi kolayca aşmayı engelleyen bazı gerçekler var, bunları da görelim. Mesela sen, ben, hele ki CHP’ye tarihsel olarak böyle daha soğuk bakan birileri çok da rahat “Kardeşim çıkın işte yepyeni bir şey kurun, bagajınızdan da kurtulursunuz” diye söyler, değil mi? Ama burada partiyi bırakmak istemiyorlar. Sadece ana muhalefet partisi kurumsal kapasitesi ya da kaynaklar da değil bence. Senin de söylediğin gibi olağan bir kurultay süreci başlayacak ve bu mahallelerden başlıyor. Bizi izleyenler arasında CHP içinde çok örgütlüler var mı bilmiyorum, örgütlüleri söylüyorum, seçmeninden bahsetmiyorum. Ben mesela geçen sene Özgür Özel’in kazandığı o dört tane kurultaydan bir tanesi için, tesadüfen araba kiralayarak Zümrütevler Mahallesi’ne gittim. Mahalleye arabayla giremiyordun, mahalle seçimleri vardı. ‘’Sandığı mahalleye kadar indiriyoruz’’ diyor ya, aslında orada bir mobilizasyon var. Bu kadar baskı altında 2 milyon üyesi var, kimse küçümsemesin. Kılıçdaroğlu zamanında 10 yıl boyunca 1,2 milyon gibi kalan rakam, bir yılda 2 milyona çıktı. O 2 milyonun bir mobilizasyonu var.

Şimdi Kılıçdaroğlu Eylül’de başlatsın süreci, mahalleye sandık koyacak. Özgür Özel ve arkadaşlarını herkesi ihraç etti diyelim. Peki o yeni gelmiş 800 bin seçmen ne yapacak? Zaten onun zamanındaki 1 milyon seçmen de Kılıçdaroğlu’nu destekliyor değil. Onların hepsini mi, 1 milyon 200 bin kişiyi mi, 2 milyon kişiyi mi ihraç edecek? Orada Özgür Özel’in kafasında bir sekmede de şu çalışıyor: “Bunlar eylülde yapacaksa, bir yandan örgüt kalsın, onlar partinin geri alınması sürecine başlasın, ama biz bir yandan bir başka partide varlığımızı gösterelim.” Ama orada 2 milyon üyenle partiyi geri almaya çalışmak… Zaten otoriter rejim senden o kavgayı devam ettirmeni istiyor. Sen bir yandan daha düne kadar hep Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendiğin mitingler yapıyordun, “Türkiye’yi nasıl yöneteceğiz?” diye projeler çıkarıyordun, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi, Gölge Bakanlıklar kuruyordun. Bunları devam ettirmen lazım bir yandan ve asıl oy alman gereken 30 milyon kişi var. O 30 milyon insanı mobilize etmen lazım. Bunları CHP’nin 2 milyonuyla yapman şu an mümkün değil. Senin bir yandan ona odaklanman lazım. Eğer bu ikisini beraber yapacaksan, o zaman bunun bir an önce işleyen bir yol haritasına dökülmesi lazım.

Baskın seçim ihtimali var mı? İnsanlar bu meseleyi ciddi bir şekilde konuşuyor. Bana özellikle finans çevrelerinden çok kişi soruyor. “Kasım ayı” diye bir tarih var biliyorsundur. Deminden beri konuşuyoruz, normal şartlarda CHP bu haliyle katılabilir mi, yeni parti olsa olsa ne zaman olur, nasıl olur, İçişleri Bakanlığı izin verir mi, başka partiyle mi olacak? Bir de seçime katılabilme meselesi önemli. Diyelim ki Kasım ayında yapılacak olan bir seçime, CHP’deki Özgür Özel ve arkadaşları etkili bir şekilde nasıl katılabilir? Ama tabii kimileri “Erdoğan nasıl olsa bir yıl sonra da olsa kazanacağına emin, onun için acele etmez” diyorlar. Ama ben sanki bu baskın seçim ihtimalinin, CHP’nin içine sokulduğu bu durum nedeniyle biraz daha arttığı kanısındayım.

Edgar Şar: Hatırlarsan, ‘’NATO zirvesi olacak, ondan sonra yapacaklar’’ diye konuşuluyordu. Ama tabii genel analiz dünyası, dünyanın durumunu küçümseyerek herhalde böyle düşündü. NATO’nun umurunda bile değil, gazetecileri akredite etmiyorlar. “Ne yapalım? O ülke öyle diyorsa öyle” deniyor. NATO için “Demokratlar Kulübü” lafları eskide kalmış birtakım laflar. Eskiden de belki yalan olduğunu söyleyebilirdin, ama artık farklı bir dünyadayız. Zaten farklı bir dünyada olmamız bütün bunların olmasını da kolaylaştırıyor. Tek başına sebebi değil, ama kolaylaştırıyor.  21 Mayıs günü olunca bu, konuda bu kadar acele edildiyse her an seçim olabilir. “Her an” derken, zaten bugün ilan etsen aşağı yukarı 2,5 ay sonra oluyor. Ben kasım ayında olması ihtimalini hiç küçümsemiyorum. Ama iktidarın kafasındaki denklemde çok fazla şey var. Muhalif kesimlerden ya da iktidarı destekleyen kesimlerden “Erdoğan zaten kazanacak” diye düşünenler olabilir. Ama ben iktidarın bu şekilde düşündüğünü zannetmiyorum. Bu şekilde düşünseler bazı şeyler çok daha kolay olur. O kadar kolay değil. Çünkü karşılaştırmalı siyaset biliminin faydası burada, bu tarz örnekleri yaşamış ülkelere bakıyorsun. İlla Macaristan’a bakma artık, “Orası Avrupa Birliği üyesi” diyenler oluyor. “Bizden çok daha kötü, biz o kadar da kötü değiliz” dediğin ülkelere bile baktığında, daha düne kadar, iyi kötü rekabetin olduğu ve sandıkla her şeyin belirlendiği bir ülkede bu kadar olay olmuşken, bu kadar rejim değişmişken, bu rejim zorla oturtulmaya çalışılırken, ekonomi bu durumdayken, memnuniyetsizlik bu kadar yüksekken, iktidarın, “Seçim işi çok kolay” diye düşündüğünü zannetmiyorum. Bu, ‘’muhalefet kazanır, ne yaparsa yapsın her şey muhalefetten yana’’ demek tabii ki değil, ama o kadar basit bir durum yok. Çünkü bir şekilde bir sandık gelecek. O sandığa bugüne kadar hiç görmediğimiz şekilde müdahaleler olması lazım, “Nasılsa kazanıldı, oldu bitti”yse eğer… Çünkü öyle müdahalelerin olmasını kafada, rüyada planlamak kolaydır, yapması kolay değildir.

Bir de sandık güvenliği meselesi var. Cumhuriyet Halk Partisi’nin özellikle son yerel seçimdeki başarısında, sandıklara sahip çıkmak çok önemli bir rol oynamıştı. Bütün bu hengamede ona yoğunlaşabilmeleri de pekâlâ zorlaşabilir. 2024 Mart ayındaki CHP’nin hazırlığıyla, şimdi nasıl bir partiyle seçime nasıl girecekleri belli değil. O anlamda da çok ciddi birtakım sorunlar olabilir ve iktidar da bunu hesaba katabilir sanki.

Edgar Şar: Tabii ki kesin katıyordur. Ben şunu demek istiyorum: Bütün zorlukları konuşacaksak, zaten bütün zorluklar muhalefete karşı, o kesin. Ama buna rağmen iktidarın kafasındaki denklem “Tamam, kazandık bitti. Tarihi belirleyeceğiz sadece” gibi bir durum değil. Çünkü en garanti durumda bile, içinde bulunduğumuz durumdan ötürü, bu, böyle oldu-bittiye getirilecek basitlikte bir olay değil. Her şeyi planlasan bile o planı devreye sokmak kolay değil, onu anlatmaya çalışıyorum. Yoksa bütün yapısal avantajlar, her şey zaten iktidardan yana. Zaten bir dahaki seçimler, bugüne kadar Cumhuriyet tarihinde, özellikle çok partili rejim altında yaşadığımız seçimlerden hiçbirine benzemeyecek. Zaten bu başlı başına iktidara yarayan bir şey. Ama bunu nasıl hayata geçirecekler, uygulamaya sokacaklar? ‘’Bir ilk olacak’’ diyoruz ya, olayın zorluğu bu. Onun için iktidarın kafasında kapsamlı bir denklem var.

Mesela seçim dönemi Amerika’yla swap bağlantısı kurulacak, Trump onu açacak. Bir yandan ‘’Seçimler eskisi gibi olmayacak’’ diyoruz ama bir yandan da bugüne kadar Erdoğan nasıl kazandıysa o ortamı tekrar yaratacak. Sanki Erdoğan için hiçbir şey olmuş bitmiş değil, ‘’kazanması gereken bir çoğunluğun rızası var hâlâ’’ fikrini kabul edip onun üzerinden analiz yapıyoruz. “Mehmet Şimşek bir noktada görevden alınırsa, tekrar seçim ekonomisine geçilirse, ondan 6 ay sonra seçim olur” gibi analizler yapıyoruz. Demek ki hiçbir şey olmuş bitmiş değil, hâlâ iktidar içinde kazanılması gereken bir seçim var. Tabii ki muhalefetin işi çok daha zor, ama iktidar için de olay bitmiş değil. Dolayısıyla “Kesin bu yıl yaparlar” diyemiyoruz. Bütün o denklemde onu nasıl yapacak, petrol fiyatları arttı, bu olursa ne olur gibi… Ben olursa şaşırmam, ama onlar için de kolay bir şey değil. Onun için iktidar blokundan biri çıkıyor “Zamanında olsun, hemen öncesinde olsun” diyor. Ama kasımda olacaksa, eylülde ilan etmeleri gerekir. O yönüyle baktığımız zaman bunu istemeyebilirler, bu da bir seçenek. CHP’ye bu kadar hızlı bu işi yaptılarsa, kasımda da gayet tabii ihtimal dahilindedir diyebiliriz. Ben bu seçim denklemine biraz böyle bakıyorum açıkçası. ‘’Yarın mı olur, öbür gün mü olur?’’ diye bir öngörüde bulunmayı hiç anlamlı bulmuyorum. Bir önceki seçim dönemini hatırla: “Şimdi oldu, bu yıl sonunda olacak, o zaman gelecek baharda olacak” deniyordu. Hiçbiri olmadı, yine o beklenen tarihin bir ay öncesinde oldu. Şimdi de biraz öyle bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Seçim güvenliği konusuna gelirsek: Ben bir önceki soruda da onu söylemeye çalıştım. “Parti kurulacak, bütün sorunlar bitecek” gibi bir durum yok. Partiyi kurdu diyelim, CHP’den de vazgeçti, onu da geri almadı, “Kılıçdaroğlu al senin olsun” dedi diyelim, peki, seçim güvenliği ne olacak, değil mi? Yeni parti herhangi bir gözlemci ve sandık görevlisi atayabilecek pozisyonda değil, o hak CHP’de. Özgür Özel bütün bunları bir arada düşünüp, “Eylül ayında bunlar olağan kurultay sürecini başlatacaklarsa üyelerim orada kalsın. Ben zaten böyle birdenbire 2 milyon insana ‘istifa edin gelin’ desem başka sorunlar olur. Hayır, 2 milyon insan CHP’de kalsın, CHP’yi geri alma sürecinde rol oynamaya çalışsınlar” diye planlıyor herhalde.  Bunu hesaba katmak durumunda.

İki; kendi tabanı ya da kurumsal kapasitesi sebebiyle eğer bir sandık müşahidi ya da sandık görevlisi olacaksa bu insanlar, yine CHP’den olacaklar. Belki görüntüde Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin, ‘’atanmış CHP’’nin resmi temsilcisi olarak gözükecekler, ama sandıkta, belki de eğer gösterebilirlerse Özgür Özel’in partisinin ve temsil ettiği toplumsal kesimin Cumhurbaşkanı adayı kimse, onun oyunu da koruyacaklar. Çünkü o ‘’İki milyon insan kime destek veriyor?’’ Bir de öyle bir yön var. ‘’Onun için onları yeni parti kurup oraya getiremem. Belediye başkanlarına ‘İstifa edin, yeni partiye geçin dersem tutuklanmaları için sebep olur, dolayısıyla bunu yapmayalım, onlar orada kalsınlar.’’ Zaten kim kimi destekliyor, devlet bunu biliyor, istediği zaman yine istediğine operasyonu yapıyor, CHP’ye hâlâ yapıyor. Onları oraya almamak daha mantıklı şu pozisyonda. Peki, partiyi niye kuruyoruz? İlk önce “Merak etmeyin, biz çalışmalarımıza devam ediyoruz. Biz artık bıraktık Kılıçdaroğlu’ndan partiyi geri almayı şimdilik, o kendi yolunda yürüyecek, biz tekrar, elimizdeki kısıtlı imkanlarla da olsa yürüyüşümüze devam edeceğiz. İktidara eleştirilerimizi yöneltip, kendi iktidar projemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Biz artık buradan devam ediyoruz” demek için. Dedim ya, 30 milyon insanın oyunu alman lazım, 30 milyon insanı mobilize etmeye başlaman lazım. CHP, mutlak butlan olmasaydı da bunları yapması gerekiyordu. Ama bütün o parti işleri, salı grup konuşması, çarşamba miting, perşembe bilmem ne, cuma MYK, cumartesi Parti Meclisi şeklindeki kurumsal siyasetin doluluğuyla, yapamadığı şeyler var. Ben hep onu söylemeye çalıştım; belki de vesile olarak görüp, o mobilizasyona daha çok odaklanacakları bir faza geçmeleri gerekiyordu. Bu vesileyle onu yapmaları lazım, yeni parti onun için de gerekiyor. Dolayısıyla partiyi kurunca iş bitmeyecek. Bunların hepsini beraber düşündüğü için, bugün değil de 3 hafta ya da 1,5 ay sonra olacak bu işler. Ama yeter ki planlansın ve yapılsın, bütün bu gereklilikler unutulmasın.

Son olarak şunu sormak istiyorum: CHP’de değişim hareketinin işaretini Ekrem İmamoğlu verdi, o örgütledi, sonuçta lider oydu. Özgür Özel de Genel Başkan oldu. Ama önce 19 Mart ve şimdi 21 Mayıs’la birlikte, Ekrem İmamoğlu’nun iyice geri planda kaldığını görüyoruz. Zaten tutuklu, zaten hesaplarına erişim engeli geliyor, mahkemelerde konuşmasını da kısıtlıyorlar. Ama esas olarak hayat dışarıda akıyor ve orada çok ciddi bir mücadele var. O mücadeleyi Özgür Özel şu âna kadar şaşırtıcı bir şekilde başarılı götürüyor. Bu hareket eş başkanlık sistemine mi geçti? ‘’Aslında gerçek lider İmamoğlu, Özgür Özel emaneten taşıyor” olayını aştık sanki.

Edgar Şar: 19 Mart’tan önce, ikisi de dışarıda aktif siyaset yaparken, zaman zaman, az da olsa birbirleriyle çelişme riski barındırdığı için, bu bir ikilemdi. Ama 19 Mart’tan itibaren artık bence bu bir ikilem değil. Bunu nereden biliyoruz? İktidarın 19 Mart’taki beklentisi bu değildi, bu iki figürün bu kadar birbirine sarılacağını tahmin etmiyorlardı. Bunu küçümsediler. Özgür Özel ve İmamoğlu partnerliği bence Türk siyasi tarihinde adı yazılacak bir öneme sahip. Daha önce bunun adı “kardeşlik hukuku” idi, Erdoğan-Abdullah Gül örneğini hatırlarsın. Tabii onlar iktidardaydı, iktidarı paylaşmak daha zordur. Ama bu derece baskıda da yanındakini satmamak bence yine de daha zordur, onu da söyleyeyim. Dolayısıyla bütün anlatılarını, Özgür Özel’in sürekli gittiği için “Silivri’den talimat alıyor” safsatası üzerine kurmaları da bu partnerliğin ne kadar güçlü olduğunu kanıtlayan bir şey bence. Özgür Özel’in dışarıda temsil ettiği şey, zaten söyleminde de sürekli var olduğu ve satmadığı için “İmamoğlu’nun başlattığı değişim hareketi mirasının” üzerine gelip oturmuş olduğunu söyleyemeyiz. Artık bu kadar mücadeleden sonra Özgür Özel için haksızlık olur. İkisinin beraber temsil ettiği bir şey var. Aktörler elimine edilirken, şu an bir yerine iki aktörün olması, bir yerine iki üç liderin olması, “Özgür Özel gitse ne olacak?” sorusu bu kadar sorulurken, bence o kadar anlamlı bir soru değil. 19 Mart’tan önce görece tartışılan bu konu bence o kadar önemli değil. Keşke üçüncü birileri olsa. Çünkü Özgür Özel için konuşulan senaryoları çok dillendirmeyi sevmiyorum, zaten herkes biliyor, ‘’gözaltına alınırsa, dokunulmazlığı kaldırırsa ne olur?’’ sorusunun cevabını net bir şekilde belki bugün veremiyoruz, üçüncü biri olsa belki vereceğiz. Üçüncü insanlar sayabiliriz o ayrı, ama insanların aklında ‘’aynı şeyi devam ettirebilirler mi gibi bir soru işareti olacak.

“İmamoğlu meselesi unutuluyor mu?’’ ya da ‘’Özgür Özel yalnızlaşıyor mu?” sorularının hepsi aynı yere çıkıyor aslında. Yalnızlaşmıyorlar, birlikte yapıyorlar. Bunu seçmen algısında da gördüğüm için söylüyorum, kendi temennilerimi anlatmanın bir önemi yok burada. Ama seçmen algısında da onların zaten yaptıkları şey, İmamoğlu’nun oradaki savunması, Özgür Özel’in bilmem ne mitinginde otobüsün başında konuşması gibi oluyor zaten. Onun için sınırlandırıyorlar, onun için ‘’Özel’in dokunulmazlığı kalkar mı?’’ diye konuşuluyor. Ama o “İmamoğlu meselesi unutuluyor mu?” sorusu… Evet İBB davalarına ilgi azalmış olabilir, bu insani bir şeydir. Çünkü insanların 20 tane gözü yok. Bu kadar operasyon olurken, geçen yıl başlayan operasyona ilginin azalması, insanların sadece iki ayağı, iki eli, iki gözü olduğu için sadece. Yani doğal bir şey. Ama bir yandan da o davada o iddianame her gün çökertildiği için, Sözcü TV yayınında Kılıçdaroğlu’na “Siz bu iddianameyi okudunuz mu? Bu davaları izliyor musunuz da bu lafları ediyorsunuz?” diye sorulabiliyor. Dolayısıyla unutulmuyor da. O da o siyasi amacın, o yürüyüşün bir parçası. Özgür Özel için de aynı şey geçerli. Yarın öbür gün şu ya da bu şekilde Özgür Özel’i elimine etmek istediklerinde devam ettirecek birinin olması da aynı sebeple gerekli. O bakımdan ben ‘’İki lider mi var, ikilem mi bu, biri unutuluyor mu, diğeri yalnızlaşıyor mu?’’ sorularını aynı potada eritiyor ve çok katılmıyorum.

Ama son bir cümle söyleyeceğim, ‘’Özgür Özel yalnızlaşıyor mu?’’ gibi bir soru sordun ya, CHP’den giden herkes, önemli olmasalar da sırtına hançer yemiş gibi oluyor. Dün de Cumhurbaşkanı Erdoğan adı lazım olmayan milletvekiline rozet taktı, değil mi? Böyle bir önemi var bunun, yoksa onların isimlerinin özgül bir ağırlığı da yok. Ama işte bunlar oldukça bu yalnızlaşma oluyor. Dolayısıyla o yeni parti tartışmasının buraya da değdiği bir nokta var. Bir an önce yeni bir şeyi başlat ki, bir an önce safralarını atarak o yeni şeyi başlatmış ol ve insanlar “Tamam, X kişi CHP’den istifa etsin, şuraya girsin” dediğinde, artık o, haber sıralamasında üstlerde trend topik olamasın. Çünkü artık CHP olmasın insanların aklında, bu yönünü de unutmasın insanlar. O yeni hareketin çok acil istenmesinin sebeplerinden biri de biraz bu. Buna da haksızlık etmeyelim. Ben meseleye böyle bakıyorum.

Çok teşekkürler Edgar, çok sağ ol. Her şeyiyle konuştuk. Artık CHP’de saflar iyice netleşiyor ve esas olarak da herkes aslında Özgür Özel ve seçilmiş CHP’ye bakıyor diye düşünüyorum. Öteki tarafa çok da fazla bakan yok. Zaten onların da bakılmak gibi bir arayışları olduğu da pek söylenemez. ‘’Atanmış’’ olmak tek başına onları mutlu etmeye yetiyor, öyle gözüküyor. Evet, siyaset bilimci Dr. Edgar Şar’a çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş