Siyasetbilimci Edgar Şar, CHP’de mutlak butlan kararı sonrası ortaya çıkan tabloyu Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a değerlendirdi. Şar, CHP’nin artık artık yalnızca bir liderlik tartışması yaşamadığına, partinin geleceğini belirleyecek tarihsel bir yol ayrımına gelmiş durumda olduğuna dikkat çekti.
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Edgar Şar, ‘Yol ayrımındaki CHP’ değerlendirmesinde partinin tarihi bir dönüm noktasında olduğunu belirtti.
- Yeni yönetim, 31 Mart seçimlerinde kaybedenlerden oluşuyor ve bu durum partinin geleceği için endişe yaratıyor.
- Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki hırsı, geçmişteki tavırlarından çok farklı bir görüntü sergiliyor.
- CHP’de iki yapı var: Seçimle gelen ve mahkeme kararıyla atanan; bu mücadele basit bir genel başkanlık yarışından öte.
- Partiden ayrılma konusunda temkinli davranan seçilmiş yönetim, mücadele etmenin önemini vurguluyor.
Edgar Şar, mutlak butlan kararı sonrası CHP’de yaşanan süreci Ruşen Çakır’a “Yol ayrımındaki CHP” başlıklı yayında değerlendirdi. Şar, Kemal Kılıçdaroğlu etrafında şekillenen yeni yönetimin ortak özelliğinin 31 Mart yerel seçimlerinde siyasi olarak kaybeden isimlerden oluşması olduğunu söyledi:
“Bugün CHP’nin başına getirilen yönetime baktığımızda karşımıza ideolojik olarak bütünlüklü bir ekip çıkmıyor. Tam tersine, farklı dönemlerde Kemal Kılıçdaroğlu’yla da kavga etmiş, farklı pozisyonlarda bulunmuş ama ortak bir duyguda birleşmiş isimler görüyoruz. O ortak duygu da şu, kendilerini Özgür Özel yönetiminde dışlanmış hisseden insanlar bunlar. Ben bu yüzden bu yapıya ‘31 Mart 2024’ün kaybedenleri koalisyonu’ diyorum. Çünkü bu isimlerin önemli bir bölümü CHP’nin seçim kaybetmesini bekliyordu. Eğer CHP yerel seçimlerde başarısız olsaydı parti içi muhalefeti büyütüp yeniden yönetime gelmeyi planlıyorlardı.”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki tutumunun, geçmiş siyasi tavrından çok farklı olduğunu vurgulayan Edgar Şar, “Kemal Kılıçdaroğlu’nda gördüğümüz hırsı Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettiği günlerde bile görmedik. Bu çok çarpıcı. Türkiye tarihinin en kritik seçimlerinden biri kaybedildiğinde ortaya çıkmayan duygusal reaksiyonun, bugün bir kurultay yenilgisinin ardından ortaya çıkması başlı başına dikkat çekici. Sanki bütün siyasi enerjisini ve motivasyonunu Erdoğan’ı yenmekten çok CHP içindeki rakiplerini yenmeye yöneltmiş gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Bu da sürecin neden bu kadar sertleştiğini anlamamıza yardımcı oluyor” dedi.

“Seçilmiş CHP ile atanmış CHP arasında mücadele yaşanıyor”
“CHP’de yaşanan kriz sıradan bir parti içi tartışma değil” diyen Şar sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün CHP içerisinde iki farklı yapı var. Bir tarafta seçim kazanmış, dört seçimden başarıyla çıkmış, toplumla temas kurmuş ve meşruiyetini sandıktan alan bir yönetim var. Diğer tarafta ise mahkeme kararıyla göreve gelen, seçmen desteği olmayan ve meşruiyetini örgütten değil başka mekanizmalardan alan bir yapı bulunuyor. Bu yüzden yaşanan şey klasik bir genel başkanlık yarışı değil. Seçilmiş CHP ile atanmış CHP arasında yaşanan bir mücadele. Bu ayrımı görmek gerekiyor.”
Seçilmiş yönetimin partiden ayrılma konusunda neden temkinli davrandığını anlatan Şar, “Dışarıdan bakıldığında insanlar ‘Neden hemen yeni parti kurmuyorlar?’ diye soruyor. Ama CHP gibi köklü bir partiden ayrılmak duygusal olarak da siyasal olarak da kolay değil. Üstelik hemen ayrılmaları halinde karşı tarafın ‘Zaten gitmek istiyorlardı’ propagandasına malzeme verme riski de var. Bu nedenle bütün demokratik yolların tüketildiğini göstermek istiyorlar. Çünkü mücadeleyi bırakıp gitmek ile mücadele ederek ayrılmak arasında çok büyük bir fark var” diye konuştu.
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Merhaba, iyi günler.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni konuşmaya devam ediyoruz. Daha da çok konuşacağız çünkü her an yeni bir şeyler oluyor. Ama dünkü grup toplantısı olayları hâlâ çok sıcak. CHP’yi bir yol ayrımında olarak görmek herhalde abartılı olmaz. Kimin hangi yolda nasıl gideceği konusunu siyaset bilimci Dr. Edgar Şar’la konuşuyoruz. Edgar merhaba.
Edgar Şar: Merhaba Ruşen Ağabey.
Düne gelmeden, bugünün en sıcak haberi olarak, Müslim Sarı’nın Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından yaptığı açıklama. Müslim Sarı, oy birliğiyle alınan kararda, 9 milletvekilinin Yüksek Disiplin Kurulu’na (YDK) sevk edildiğini söyledi. Ensar Aytekin, Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Özgür Karabat, Umut Akdoğan, Veli Ağbaba, Turan Taşkın Özer, Burhanettin Bulut. Neredeyse Özgür Özel’in A takımının büyük bir kısmını bu torbaya doldurmuşlar. Ama şöyle bir tartışma var: Tüzüğe MYK böyle bir karar alamıyor. Parti Meclisi’nin alması gerekiyor, ama Müslim Sarı bunun doğru olmadığını söylemiş. Yarın da saat 13.00’de Parti Meclisi’nin toplantısı var. Bu, üyeliliklerin askıya alınması filan da değil, kesin ihraç talebiyle bunu yapıyorlar. Zaten birilerine bir şey yapacakları hep bekleniyordu ama sanki çok hızlı oluyor her şey. Ne dersin?
Edgar Şar: Evet, hızlı oluyor ama olan bitene baktığımızda, zaten geri dönmek için bütün hırsıyla bekleyen, üç yıl sabırla bunun için beklemiş gibi gözüken bir yönetim var karşımızda. Dolayısıyla gelir gelmez ne yapacaklarını düşünmek için de epey zamanları olduğu için, bunları hızlıca devreye sokmaları çok da şaşırtıcı değil. Tabii CHP’nin tüzüğünde kimlerin doğrudan disipline verilebileceği, kimlerin ancak Parti Meclisi kararıyla verilebileceği açıkça yazıyor. Ama ‘’biz yine de verdik’’ diyebiliyorlarsa, bu da Türkiye’deki hukuk düzeninin geldiği noktayla ilgili. Yani ‘’biz veririz, siz gidin hakkınızı mahkemede arayın’’ gibi bir yaklaşım olacak, öyle gözüküyor. O durumda da tabii mahkemeler kimden yana, çalışan öyle bir mahkeme yolu, öyle bir yargı yolu var mı? Bu da zaten büyük bir tartışma konusu. Birincisi bu.
İkincisi, bu yönetim çok enteresan. Bununla ilgili bir gözlemimi aktarmam gerekiyor: Evet, genel başkan koltuğunda oturan kişi Kemal Kılıçdaroğlu. Eski Parti Meclisi, yani 2023 Kasım kurultayından önceki Parti Meclisi yeniden oluştu. O Parti Meclisi’nde, içinden MYK olarak seçtiği kişilere baktığımızda, biraz önce ‘’neredeyse Özgür Özel’in A takımı’’ dedin ya, bunlar şimdi ‘’Kılıçdaroğlu’nun A takımı’’ diyebileceğin bir ekip mi, çok emin değilim. Mesela Bülent Kuşoğlu’nun 40 yıldır Kılıçdaroğlu’nun yanında olduğu söyleniyor. Evet, belki onun için ya da bir iki kişi için daha söylenebilir bu. Ama onun dışında hepsi, Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde, şu ya da bu zamanda kendisiyle de kavga etmiş, onun da yönetimlerinden kopmuş, geri gelmiş insanlar. Ama hepsinin ortak bir özelliği var. Hepsi, 2023 kurultayından sonra gelen, sonra dört kere seçilmiş, seçimde partiyi birinci yapmış ve belli bir başarı sağlamış, halkla ilişki kurmuş, örgütlerle daha yakın bir temas kurmuş bu yeni seçilmiş CHP yönetimi döneminde bir şekilde dışlandığını hisseden kişilerden oluşuyor. Ama eklektik bir yapı. Onun için bunlara ‘’31 Mart 2024’ün kaybedenleri’’ diyorum. 31 Mart 2024’te bu yönetim kaybedenlerin oluşturduğu bir yönetim. Şunu da unutmayalım: Şu anki yönetim 31 Mart 2024 seçiminde ne bekliyordu? ‘’CHP bir yenilgi alsın ve hemen parti içi muhalefet devreye girsin.’’ Aslında Özgür Özel’den böyle bir performans bekliyorlardı. Yani, ‘’ciddi bir fiyasko çıkacak. Sonra biz tekrar başa gelmek için parti içi muhalefet mekanizmalarını çalıştıracağız’’ diye bekliyorlardı. Böyle olmayınca bunu çok başka yöntemlerle yapmaya tenezzül etmiş, ama günün sonunda o seçimin kaybedenlerinin oluşturduğu, dışlananların oluşturduğu eklektik bir yapıdan bahsediyoruz. Zaten buna tenezzül ederek dönmeyi kabul edenler ancak böyle bir kaybın temsilcileri olabilirler. Bir yandan da kendi içinde gayet tutarlı bir şey var.
Ben bu sabah yaptığım yayında Kılıçdaroğlu’nun esas amacının kendisini yenenden intikam almak olduğunu söyledim. Ama ‘’yenen’’ derken, Erdoğan değil, Özgür Özel ve arkadaşlarından intikam almayı kastettim. Yani bir rövanşizm durumu var. Senin söylediğin ekip de aynı şekilde rövanşist bir duyguyla bir araya geliyor.
Edgar Şar: Sorunu cevaplamadan önce bir şey eklemek istiyorum: Kılıçdaroğlu’nun dünkü konuşmasının içeriği ayrıca konuşulur. Parti genel merkezine ilk geldiği gün kâğıttan bakarak yaptığı bir konuşma vardı.Dün aynı yaklaşımı gördüm. Yani iktidarın dilini ve yöntemlerini olabildiğince benimsemiş, geliştirmiş. Aslında zamanında ki kendisine karşı da çok yaygın bir şekilde kullanıldı bu yöntemler. Dün, konuşmasına da yansıyan bir hırs gelmiş. Biz bu aynı hırsı cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettiğinde bile görmedik.Yani bu kurultayı kaybetmesinin yarattığı hırs cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettiğinde dahi yoktu. Bu çok enteresan. Birinci nokta bu. İkinci nokta, mesela Gürsel Tekin 31 Mart seçimlerinde belli yerlerden aday olmak istemişti. Galiba Kadıköy bunlardan bir tanesiydi. ‘’İmamoğlu istemedi, şu bu’’ dendi ama bilmiyoruz Sonuçta aday olmadı. Aday olmadığı için CHP oy kaybetmedi. Seçim sonuçlarına baktığımızda bunu görüyoruz. Ya da o aday olsaydı bilmem şuralarda kazanırdı denecek bir yer de yok görebildiğimiz kadarıyla. Birinci parti oldu zaten. Olabildiğince başarılı çıktı o seçimden. Sonrasında Gürsel Tekin CHP’den istifa etti. Peki, şimdi nasıl döndü? Parti yönetimine bir şekilde eklemlenmiş oldu. Gürsel Tekin tam da o seçimin kaybedenlerinden biri. Eğer o seçimde CHP biraz kaybetmiş olsa, Gürsel Tekin gibi biri, belki ‘’bizleri aday yapmadınız ya da yanlış adaylar yaptınız, şunu yaptınız, bunu yaptınız’’ gibi bir iddiayla gelebilirdi. Mesela Lütfü Savaş, o seçimde aday olmasına rağmen kaybettiği için o koalisyonun içinde. Şimdi hasbelkader Gürsel Tekin Kadıköy Belediyesi’nde adı olsaydı kazanacaktı tabii ki. Çünkü CHP orada kazandı. O zaman kimin yanında olacaktı? Bugünkü genel merkeze karşı Kemal Kılıçdaroğlu’na ne diyecekti? Belki 19 Mart davaları başladıktan sonra bile CHP’nin direnişinin en öndeki savunucularından biri olacaktı. Yani karşı motivasyonlarını konuşurken, bu karşı taraf kim, bu atanmış yönetim kimlerden oluşuyor, onu anlamak için bunlar önemli diye düşünüyorum.
Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etme meselesinde, böyle bir hakları var mı yok mu tartışması olacak. Ama belli ki bunu ‘oldu bitti’yle yapmaya çalışacaklar. Dokuz kişiden herhangi birinin partiden ihracı sanki bütün ‘’değişimcilerin,’’ yani seçilmiş CHP yönetiminin ve ona destek verenlerin partiyi terk etmesinin gerekçesi olabilir sanki. Abartıyor muyum?
Edgar Şar: Birinden birinin gitmesi de gerekçesi olur. Gitmesine gerek kalmadan da gerekçeler var. ‘’Hepsi atılsın’’ veya ‘’bir şekilde bütün yollar tüketilsin, öyle bu yolu deneyelim’’ diyenler de var. Ama şimdi burada asıl çerçeveyi çizelim. Buradaki mesele şu: Özgür Özel siyasete CHP ile girmiş biri ve o günden beri de örgütlü bir şekilde bu siyaseti yapıyor. Yani CHP’de en alt kademeden itibaren, yanılmıyorsan 2009’da Manisa Büyükşehir Belediyesi adaylığıyla başlıyor. Sonra 2011’de milletvekili oluyor. Zaten daha öncesinde de meslek örgütlerinde yer almış, yani örgütçülükle geliyor. Profiline baktığımızda Özgür Özel başka türlü bir siyaset bilmiyor aslında. Onun için CHP içinde kopma kolay değildir ve CHP içindeki birçok insan için de bu söylenebilir. Bunu daha önceki örneklerle karşılaştırarak söylemiyorum. Çok başka bir şeyden bahsediyoruz şu anda. Yani Muharrem İnce zamanıyla da bu aynı değil, Emine Ülker Tarhan’ın ayrılmasıyla da aynı değil. Daha önce, 70’lerde, Cumhuriyetçi Güven Partisi’nin kopmasıyla ya da 80’den sonra Ecevit’in kopmasıyla aynı şeyler değil. Hiçbiri aynı şey değil. Zaten Türkiye birtakım ilkleri yaşıyor. Dolayısıyla CHP içinde yaşanan da böyle bir ilk.
Ama şöyle bir şey var: Şu anki CHP’nin seçilmiş yönetimini ‘’ya bırakın, hadi uzatmayın, gidin, zaman kaybetmeden yeni partiyi kurun. Bunlar zaten size bırakmayacak’’ diyenlerin bakması gereken şöyle bir durum var: Bir kere, CHP’yi bırakıp gitmek onlar için duygusal olarak bir mesele. Birinci mesele bu. İkincisi, tamamen taktiksel ve stratejik seviyede de şöyle düşünüyorlar diye düşünüyorum. ‘’Biz partiden ayrılırsak, bu, şu anki yönetimin de istediği bir şey. İstediklerini onlara verirsek şöyle bir ters ayakta kalabiliriz: ‘Bakın bunlar zaten gitmek istiyormuş. Zaten CHP bunların umurlarında değil’ gibi istemedikleri bir söylemle CHP’nin atanmış, gayrimeşru yönetiminin, 19 Mart’çı söylemlerle arkalarından bir anlatı oluşturmalarına engel olmak için, bütün yolları CHP içinde tüketmiş olma ihtiyacı hissediyorlar. Bir de üçüncü bir seviyeden daha bahsedebiliriz: Şu anda onlara olabildiğince destek veren bir halk çoğunluğu var. Halktaki o çoğunluğun tamamına yakının yeni partiye de geleceğini varsayabiliriz. Tabii bunun için araştırmalar yapılması lazım. Ama parti içinde örgütlenme acaba öyle olacak mı? Yani şu an 72 il başkanı destek veriyor. O 72 il başkanı hemen gidecek mi? Hadi gitti diyelim. O zaman bu da ‘’atanmış yönetime partiyi bırakıp, işlerini çok kolaylaştırmak olmaz mı?’’ gibi birtakım tartışmalar var. Dolayısıyla bunlar kolay çözülecek şeyler değil.
Burada en kolay çözüm yolu, olabildiğince paralel götürmek olabilir. Nedir? Bu disiplin süreçlerinde hem halk seviyesinde hem de örgüt seviyesinde herkesi ikna etmek için, parti için mücadeleyi sonuna kadar götürürsünüz. ‘’CHP tekrar kazanılana kadar gidiliyor’’ gibi bir anlatıya uygun koşulları yaratarak. Ama bir yandan da yeni parti/var olan bir partiyi devralmak…
O konuya geleceğiz. Bu arada atılması istenen kişiler, tüzüğün 63. maddesini göstererek sosyal medyada paylaşım yapıyorlar. Tüzük açık açık diyor ki: “Parti Meclisi üyeleri, YDK başkan ve üyeleri, TBMM üyelerinin ve partili büyükşehir belediye başkanlarının parti suçu oluşturan eylemleri, Parti Meclisinin istemi üzerine Yüksek Disiplin Kurulu tarafından …’’ Bu madde çok açık bir şekilde tüzükte var.
Bir başka husus da kurultay meselesi. Şimdi çok net bir ayrışma var. ‘’Seçilmiş CHP’’ hızla Olağanüstü Kurultay istiyor. ‘’Atanmış CHP’’ ağır aksak Olağan Kurultay peşinde. Yani daha altlardan, delege seçimi yapılacak filan. Müslim Sarı bugünkü açıklamasında “Mevcut hukuki zeminde ne şekilde bir kurultay yapabiliyorsak o şekilde yapacağız. CHP en doğru zamanda kurultayını yapacak” dedi. Bu, ‘’Yargıtay’ın tedbir kararı olduğu için kurultay yapılamaz’’ argümanının arkasından, kurultayı olabildiğince geciktirmek demek. Geciktirse bile, yani Olağan Kurultay yapsa bile Kılıçdaroğlu ekibinin kazanma ihtimalinin olacağını hiç düşünmüyorum. Bu çok ciddi bir şekilde zaman, enerji birçok şeyin de kaybı anlamına gelecek
Edgar Şar: Özgür Özel ve ekibini de yeni bir yolculuğa çıkmakta işlerini zorlaştıran ya da tereddüde düşüren konulardan bir tanesi de bu muhtemelen.Eğer partiyi şimdi terk ederlerse, yeni bir delege seçiminde, insanlar belki CHP üyeliğinden çıkacaklar. Yani bir kurumu terk etmiş olmak gibi bir durum ortaya çıkacak. Dolayısıyla bu sefer yeni yönetim için kendi şovunu yapabileceği bir ortam oluşacak. Tabanı olmayan, üyeleri olmayan, kendisinin seçilebileceği ortamın sağlandığı, yolun temizlendiği bir durum olacak. Bunu da yapmak istemiyorlar.
Ama burada da şöyle birkaç durum var, biraz önce saydım. Şöyle bir ara çözüm de olabilir. Özgür Özel, ‘’kapatılma durumuna karşı bir yedek partimiz var’’ demişti. Bilmiyoruz. Var dediyse herhalde vardır. Yani seçime girme yeterliliği olan bir partiyi devralıp, o partide devam edebilmek. Ama her şeyden önce şöyle bir şey var. Bütün bu parametreler düşünüldüğünde, şu anda CHP’lilerin, ‘’hepsini sağlayalım, aman hiçbir şeyi kaçırmayalım’’ derken, hepsini kaçırma riski de var.Yani risk almadan, daha cesur adımlar atmadan da gidilemiyor. Ben de olsam bu ikilemi hissederdim açıkçası. Size oy verecek insanların, yeni partiye oy vereceğine emin de olsanız, bütün bu şeyleri bırakmanın yaratacağı etkiyle ilgili karar almak kolay değildir. Bunun farkındayım. Bu tarz, ülkenin içinde bulunduğu kritik durumlarda risk alıp böyle cesur kararlar vermeden de ilerlemek mümkün değil. Ama en azından bütün bu dediklerim bir kenara şunun yapılması lazım. CHP’li olmanın, ana muhalefet partisi olmanın bu kadar konvansiyonel kurumsal bir partide siyaset yapmanın avantajları olduğu gibi, dezavantajları, sınırlayan yanları da var, imkanları da var. Sınırlayan yanı da şu: CHP örgütüyle tabanının, seçmeninin, hele ki şimdi genişlemiş seçmen tabanının arasındaki ilişkinin kopukluğu ta Baykal döneminden beri konuşulur. Bununla ilgili adım atmak zordur. Çünkü bu kadar kurumsal bir parti, yeni bir şey yapması, yıkıp yeniden yapmaktan daha zordur.
Şimdi parti elden gitmişken, aslında Türkiye’nin içinde bulunduğu bu otoriterleşme sürecine de karşı panzehir olabilecek, milyonlarca insanın size destek vermeye hazır olduğu, hepsinin ayrı düzeylerde yapabileceği bir şeyler varken, sadece çıkıp protesto etmekten, sadece parti üyeliğinden bahsetmiyorum, değişik birçok şey yapmak varken, konvansiyonel parti örgütüyle mobilize edemediğiniz bu milyonları, -belki bu parti elden gitmişken diyeyim; bir vesile olsun bu- alternatif şeylerle mobilize etmenin yollarını düşünebilirsiniz. İstanbul Gönüllüleri zamanında nasıl yapıldıysa, seçim kurullarında insanlar gözetmen olarak çalışsın diye nasıl yapıldıysa, onun yoluyla bunlar düşünülmeli. Bu her hâlükârda yapılmalı. CHP kurtarılacaksa da, kurtarılmayacaksa da zaten yapılması gereken şey bu. Dolayısıyla bütün bu soru işaretleri içinde gidip gelirken, aslında partinin düşünmesi gereken bir de bu var. Bu, yeni parti olsa da gerekecek, mücadele için de gerekecek. CHP kurtarılsa da gerekecek. Seçimlere giderken zaten gerekecek. Dolayısıyla bunun da unutulmaması gerektiğini düşünüyorum.
Ama kurultay konusu bana şunu düşündürtüyor. ‘’Ekrem İmamoğlu tutuksuz yargılansın’’ diye bir talep vardı değil mi? Şu an ‘’kurultay yapılsın’’ talebi de ona benziyor. ‘’Yapılmasın’’ demiyorum. Bu talep dillendirilsin, yapılsın. Ancak öyle kazanılır. Ama iktidar buna nasıl bakacaksa, öbürüne de öyle bakacak. Yeni yönetim şöyle bakıyor: Zaten taban Kılıçdaroğlu’nun umurunda değil. Bütün stratejik kararlarını verirken, hiçbir zaman tabana bakarak almıyordu. Şöyle düşünüyor: O ekibin, o 31 Mart 2024’ün kaybedenlerinin, koalisyonun oluşturduğu o gayrimeşru yönetim var ya, o gayrimeşru yönetimi tamamen yeniden seçecek bir kurultay nasıl olur, ancak o koşullarda biz o kurultayı yaparız. Bunun için de mahalleden başlayarak nasıl bir düzenleme yapılmalı? Onu yapabiliyorsak yaparız. O zaman yaparız. ‘’En doğru zaman’’ diyorlar ya, onlar için en doğru zaman o. Hukuk işlemezken… Ben de sen de hukukçu değiliz. Bölge Adliye Mahkemesi Özgür Özel ve yönetimine tedbir kararı koydu. Yargıtay değil, Bölge Adliye Mahkemesi. Yani onları kaldırdı, eski yönetimi getirdi. Yani eski yönetime koymadı tedbiri. Eski yönetim yeni bir kurultay yaparak olayı çözer zaten. Bu mantık hukuk felsefesi mantığı. İyi kötü bütün üniversite okuyanlar bu dersi aldılar, bilirler. Ama tabii Türkiye’de böyle işlemiyor durum. O sözcü de bunu çok iyi biliyormuş gibi konuşuyor. Yaptığı açıklamalardan anladığım kadarıyla, kendisi daha Bölge İdare Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi arasındaki farkı bilmiyor. Ben bile hukukçu olmadan o kadarını biliyorum. Onun için, onlar ‘’en doğru zaman’’ derken böyle bir siyasi okuma yapmak lazım. Onların siyasi amacı da bu.
Bugün Prof. Seda Demiralp’le bir yayın yaptım. Onun son açıklamasını görmüşsündür. Mutlak butlan kararının ardından “Seçmen, mutlak butlan sonrası CHP hakkında ne düşünüyor?” konusunda yaptıkları araştırmasında çıkan sonuçlarda, CHP seçmeninin yüzde 70’i Özgür Özel’in yanında duruyor. Yüzde 10 Kılıçdaroğlu, yüzde 20 kararsız görünüyor. Ve şöyle söyledi Seda. Gelişmelerin ışığında bu yüzde 70 azalmaz, ama artabilir. Özellikle kararsız 20’den gelen olabilir. Ama ona şunu da eklemek istiyorum: Ben geçenlerde yaptığım bir yayında CHP’nin değişimcileriyle Milli Görüş’ün yenilikçilerini kıyasladım ve orada şunu söyledim, ki bence çok önemli bir husus bu: Anayasa Mahkemesi’nin Fazilet Partisi’ni kapatmasının ardından yenilikçiler kısa bir tereddüt döneminin ardından AKP’yi kurdu. Erbakan’a sadık isimler ise Saadet Partisi’ni oluşturdu. İlk sorulan soru ‘’Milli Görüş’ün ya da Fazilet Partisi’nin oylarının ne kadarı kime gidecek?’’ oldu. Ama sonra, yapılan ilk seçimde AK Parti, Fazilet Partisi’nin oylarını aldığı gibi, üstüne çok sayıda başka oy da aldığını gördük. Tabii orada ‘’Milli Görüş gömleğini çıkarttık’’ demeleri de etkili oldu. Belki Erbakan’a oy vermek istemeyen birtakım merkez sağ figürlerde oy verdi.
Şimdi CHP’den kopabilecek değişimcilerin kopup yeni bir parti kurması durumunda, bu partinin, CHP’nin kadrolarının ve seçmeninin ezici bir çoğunluğunu alacağı konusunda neredeyse bir mutabakat, en azından bugün için var. Ama bunun üzerine ekleyip eklenmeyeceği de önemli. 31 Mart yerel seçimini söylüyorsun. 31 Mart’ta CHP’nin oy oranı yüzde 37 idi değil mi? Bu oran CHP’nin oyunu çok üstünde bir şeydi ama bir şey oldu 37 aldı. Şimdi yeni kurulma ihtimali olan bir partinin de böyle CHP’nin ötesine geçme potansiyeli sence var mı? Nasıl var?
Edgar Şar: Yok diyemeyiz, var. Çünkü senin de söylediğin gibi, CHP’nin değişimcileri, CHP’nin oy oranının üzerine çıkmıştı zaten ve artık CHP birinci parti olduğunda, ki anketlerde yüzde 32-33 görünen bir oyu var. Bu belki anketlerin durumundan ötürü biraz az da gözüküyor olabilir, ama zaten CHP’nin değişimcileri CHP’nin üstüne çıkmıştı. Buna rağmen, ‘’CHP logosuna asla vurmayacak bir toplumsal kesim vardır’’ derler ya, bana sorarsan, bu mutlak butlan olayı olmasa, o kesimin zaten CHP’ye ya da CHP’den birilerine ya da AK Parti dışından birilerine oy vermeyecek kesim olduğunu, CHP’nin yüzde 40’ın da üzerinde bir potansiyeli olduğunu, o potansiyelin yüzde kaçını gerçekleştirebileceği, neyi nasıl yaptığına göre şekilleneceğini söylerdim. Şu anda da aynı şeyi söyleyebilirim. CHP’nin değişimcilerinin potansiyeli yine odur, fakat neyi nasıl yaptığına bağlıdır. Fakat muhalefet içinde ‘’oylar bölünmesin’’ meselesi varken, İYİ Partililer, Zafer Partililer, hatta DEM Partililer 31 Mart’ta gidip CHP’ye oy verdiyse, bir dahaki seçimde CHP’nin değişimcileri bir şekilde doğru oynayarak, bütün bu otokratikleşen Türkiye’nin çok partili hayatı boyunca yaşanmamış bu gelişmelere rağmen, o pusulada kendilerine bir yer yaratmayı başardıkları bir durumda, tabii ki CHP’nin seçmeni bölünmeyip onlara gidecektir. Diğer partiler bile bölünmeyip gitmişken, tabii ki CHP’nin tamamı da onlara gidecektir. Onun büyüme şansı da vardır, ama neyi nasıl yaptığına bağlıdır.
Biraz önce söylediğim gibi, CHP’li olmanın, ana muhalefet olmanın, konvansiyonel siyaset içinde düşünmenin fırsatları olduğu kadar sınırlamaları da var. O sınırlamaları aşan bir şekilde düşünebilirlerse, açıkçası, belki CHP’nin içinde kalsalar gerçekleştiremeyecekleri bir potansiyeli de gerçekleştirme ihtimalinin olabileceğini hayâl edebiliyorum.
‘’Seçilmiş CHP’’yi konuştuk. Potansiyelini konuştuk. Gelelim ‘’atanmış CHP’’ye. Kılıçdaroğlu’nun, dünkü konuşmasını izledin. Yine ağırlıkla arınma, ahlâk, ‘’kendim için bir şey istiyorsam namerdim’’ muhabbeti ve diğer tarafa yönelik suçlamalar vardı. Az da olsa siyasi bir şeyler söyledi: ‘’Osmanlı coğrafyasında güçlü Türkiye’’ gibi bir şey ve ‘’Kürt sorununa biz hep sahip çıktık zaten’’ gibi açıklamalar yaptı. Bunlar kısa açıklamalardı ama, Kılıçdaroğlu ve ekibinin sunduğu ve sunabileceği herhangi bir Türkiye vizyonu var mı yoksa hep böyle ‘’bunlar pavyonda kurultay kazandı’’ vesaire üzerinden mi gidecek bu iş?
Edgar Şar: O Türkiye vizyonunu sunması için şimdiye kadar çok imkânı vardı. Ayrıca Türkiye vizyonunu yarıştırarak gidecek olsaydı, bu yola tenezzül etmezdi. Onun için Türkiye’ye bir vizyon sunarak ilerleyeceğini düşünmüyorum. Yani geliş biçimi, bu metodu kullanması için uygun değil ve bunu kullanmayacağını gösteriyor zaten. Ama ne kadar tutarlı? Tutarlılık testini iktidara yapmak da çok bir getirisi yok. Çünkü ondan tutarlılık bekleyen yoksa, tutarsız olmanın ona ne maliyeti var diye düşünebiliriz. Bu yönetim için de aynı şey geçerli ama yine de söyleyelim. Kılıçdaroğlu’nun, 14-28 Mayıs seçimlerini kaybettikten sonra da hiç değiştirmediği bazı söylemleri vardı. O Kasım 2023 kurultay konuşmasına kadar da bunu sürdürdü. Nedir? Mesela Osman Kavala’yı anardı, Selahattin Demirtaş’ı anardı. Bunları anmadı dünkü konuşmasında, değil mi? Yani iktidara karşı pek bir şey söylemiyor. Belki çok nadir bir iki bir şey varsa…
‘’Beşli çete’’ var. Beşli çete deyince iktidar demiş gibi oluyor. Öyle bir şey var.
Edgar Şar: Evet. Beşli çeteyi zaten çok kullandı. Beşli çete, muhalefetin diğer kanatları beşli çeteyle işbirliği yapıyor da, kendisi daha ahlâklı ve temiz gidiyor gibi. Amacı tamamen CHP’deki koltuklarını geri almak olan, bunun için seçimin kaybedilmiş olmasını uman, ama seçim kaybedilmediği için de vah vah deyip, sonra Türkiye’nin çok partili döneminde hiç görülmemiş bir rejim koşulunun gelmesi sayesinde, oradaki konjonktürden faydalanarak koltuklarına geri dönmüş bir ekipten bahsediyoruz. Bu ekip nasıl bir ekip? Ne dedi bugüne kadar? Mesela 19 Mart süreci başladığından beri… Kılıçdaroğlu, Dilek İmamoğlu’nu ilk ziyaret edenlerden bir tanesi. Sosyal medyada dolaşımda bu. O noktada Ekrem İmamoğlu’na karşı suçlamalar iyi kötü biliniyor. Zaten Ekrem İmamoğlu’na karşı yapılan bütün suçlamalar da 2019-2024 arası. Daha öncesiyle ilgili de birkaç şey var ama daha çok o dönem. Hep Kılıçdaroğlu’nun seçip getirdiği ve kendi süreci altında olan olaylar. Bu suçlamalar ortaya çıktıktan ve iyice netleşmeye başladıktan sonra, -belki daha iddianame çıkmamıştı. İddianame geçen yıl Kasım’da çıktı- Kılıçdaroğlu birkaç defa İmamoğlu’nu ziyaret etti. Sonra bir noktada o ziyaretler kesildi. Niye? Ben bunu bir önceki yayınımızda biraz tereddütle de olsa gündeme getirdim. Çünkü bu bir kulis bilgisi olarak söylenmişti. ‘’Sen Özgür Özel’i bırak, benim geri dönüşüm için destek ver, böylelikle ben de senin yanında durayım’’ ve ‘‘Ekrem İmamoğlu bunu kabul etmedi’’ dendi. Özgür Özel şimdi bu bilgiyi onayladı. Çünkü CHP’de sürekli kurultaylar oluyordu ve o kurultaylarda, dönmenin yolunu arayan bir ekip ve başındaki Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bahsediyoruz.
Bunların hepsi sonuçsuz kaldığı andan itibaren, birdenbire bu yolsuzluk iddialarına inanan, hatta bunun ötesinde, o casusluğa ya da ‘FETÖ’cü iddialarına inanmaya başlayan bir Kılıçdaroğlu çıktı karşımıza. Mesela Özgür Özel 2024 Nisan ayından itibaren normalleşmeyi başlattı. Kılıçdaroğlu çıktı ‘’Kiminle normalleşiyorsun? Niye normalleşiyorsun?’’ minvalinde bir şeyler söyledi. Çünkü parti yönetimine muhalif olacak ya, bunu söyledi. Mesela CHP yönetimi İmralı’ya gitme konusunda iktidarın söylediğinin tersine bir adım attı. Kılıçdaroğlu çıktı yine ‘’Niye elinizi taşın altına koymuyorsunuz?’’ dedi. Dolayısıyla bu yönetimin, seçilmiş yönetimden ayrılan birtakım politika önerileri yok. Olsaydı zaten bunu görürdük. ‘’Arkadaşlar normalleşmeyecektiniz. Normalleştiniz, yanlış oldu.’’ Ya da ‘’çözüm sürecine şöyle yaklaşmalıydınız. Ama siz şöyle yaklaştınız, yanlış oldu.’’ gibi birtakım önerileri, yol haritaları yok. Olsa bunları duyardık, olsa belli bir tutarlılıkta olurdu. Hayır. Onların derdi, seçilmiş yönetim ne yapıyorsa, ona muhalefet edelim, karşı çıkalım. Buna karşı bütün fırsatları değerlendirelim. Demokratik, otokratik fark etmez.’’ Nitekim öyle yaptılar ve en son gayet otokratik bir şekilde o koltuklara oturmaya tenezzül ettiler. Bunu da yapan, zaten politika konuşmaz. Bu konuştuğu politika da ancak o otokratik sürecin devamını imkânlı kılacak bir şekilde olur. Bu bir bakıma, Bahçeli’nin yaptığı gibi, daha önce muhalefet olup iktidar blokuna katılanların yaptığının, o örüntünün devamıdır. O örüntünün devamını görüyoruz biz. Bunun CHP genel merkezinde olması da hazindir. Türkiye için de gerçekten çok üzüntü verici bir durumdur.
Peki nasıl toparlayalım? Bir tarafta, teşkilatı büyük ölçüde almış, seçmeni büyük ölçüde, hatta kendi seçmenin ötesine de ulaşabilme potansiyeli olan bir taraf var. Diğer tarafta, devlet desteğiyle, devletin yargısı desteğiyle yol almaya çalışan bir yapı var. Bir diğer taraftan da, ‘’bizim bu olayla ilgimiz yok’’ diyen ama sürekli olaya müdahil olan, olmak isteyen bir iktidar var. Yeni birtakım operasyonlar olabileceği, dokunulmazlıkların kaldırılmasının söz konusu olabileceği bir durum da var. Açık söyleyeyim, Kılıçdaroğlu ve ekibi bu misyonu pek yerine getirebilecek gibi gözükmüyorlar. İlk günden beri böyleydi. Hele Kılıçdaroğlu’nun her iki konuşması ne kadar zayıf olduklarını, söyleyecek bir şeylerin olmadığını gösterdi bana göre. Ve ben bundan sonra da çok gecikmeden, oraya yine devlet eliyle birtakım yargı takviyeleri ya da siyasi takviyeler olabileceğini düşünüyorum. ‘’Seçilmiş CHP’’ Bütün bunlara karşı direnebilir mi? Aslında İktidarın aleni bir şekilde Kılıçdaroğlu’na destek verecek olması, Özgür Özer ve arkadaşların işini daha da kolaylaştırır. O da ayrı bir husus.
Edgar Şar: Evet. Sadık muhalefetle kameralara oynayabilecekleri bir nezaket içinde bir kavga şovu mu planlayacaklar bilmiyorum ama bu Türkiye’deki seçmenin büyük bir kısmının gözünde hiç samimi durmayacaktır diye düşünüyorum. Özellikle AK Parti seçmeninin veya Cumhur İttifakı seçmeninin yüzde kaçı bu olaydan rahatsız, bunu merak ediyorum açıkçası. Mutlak butlan olmadan önce, MetroPOLL’ün yaptığı araştırmada yarısı rahatsız gibi gözüküyordu. Mutlak butlan olduktan sonra belki bu rakam artmış da olabilir, biraz azalmış da olabilir. Çünkü ‘’olduysa mutlaka doğru olmuştur. Çünkü bizim iktidarımız bir hata yapmaz’’ diye düşünen bir kesim de olabilir. Dolayısıyla biraz azalması da beklenebilir. Ama sonuçta Türkiye’deki seçmenin çoğunluğunun bundan rahatsız olacağı kesin.
CHP direnebilir mi? Bugüne kadar, direnme konusunda Özgür Özel ve ekibinin başarısız olduğunu kimse söyleyemez. Eleştirilecek demeyeyim ama eksik olduğunu söyleyebileceğimiz iki şey olabilir. Birincisi, ne kadar planlılar? Bir de, parti dışında düşünebiliyorlar şu an. Çünkü daha önce parti dışında düşünmenin belki yeri değildi. ‘’Ne alâkası var?’’ cevabı verilebilirdi. Çünkü o partiyle yürütülecekti her şey. Onun açtığı birtakım imkânlar vardı. Ama şu an parti yok. Dolayısıyla, parti dışı, parti ötesi birtakım örgütlenmeler gerekiyor. Daha gevşek de olabilir, daha farklı düzeylerde olabilir. ‘’Gelin üyemiz olun’’ değil. Zaten şu anda parti üyeliği Türkiye’de çok zor. Ama her insanın yapabileceği şeyler var; bu insanlarla ilişki kurması lazım, bunları düşünmesi lazım. Özgür Özel ve ekibinin parti içindeki o dengeleri nasıl sağlayacağını ve ‘’bu olaydan nasıl çıkarız?’’ diye düşünüp bütün günlerini buna harcamamaları, en azından bir kısmını da diğer stratejilere harcamaları gerekecek. Çünkü seçimlere giderken bu gerekecek.
Öte yandan daha da sertleşme olacağını görüyoruz. Mesela bugün bir haber gördüm, ayrıntısını sen daha iyi biliyorsundur. Galiba Özgür Özel’in eski şoförü…
Evet. Eski şoförü ve bir yakını Manisa’da gözaltına alındılar.
Edgar Şar: Evet. Bizi izleyenler, sen, ben veya Türkiye’de siyaseti iyi kötü bilenler, zaten bir şeylerin kokusunu alıyordur. Bunu biz söylediğimiz için olacak diye bir şey yok. Hani ‘’şüyuu vukuundan beterdir’’ derler ya, onun için çok söylemek istemiyorum. Ama şu var: İmamoğlu’na oluşturdukları dosyaya benzer bir şeyi yapmak isteyeceklerdir. Eğer bir dokunulmazlık kaldırılması olacaksa, burada kendilerince ‘’güçlü’’ bir şey oluşturmak isteyeceklerdir. Çünkü bu, 19 Mart gibi, ‘’bir sabah kalktık, olacak’’ bir konu değil. Çünkü dokunulmazlığın kaldırılması, meclise gelecek, şu olacak, bu olacak. Nasıl bu mutlak butlan olayına karşı çıkan iktidar bloku içinde birileri olduysa, ki biz ancak dedikodularını duyabiliyoruz, bu adıma da olacaktır. O kişileri de ‘’ikna etmek için’’ bunlar olacak. İkna etme ihtiyacı duyuyorlar mı bilmiyorum tabii. Dolayısıyla bunlara karşı çok daha yaratıcı adımlar atması lazım.
Bir olay yaklaşırken, ona karşı, onu engellemek, onu püskürtmek için neler yapmalı? Bugüne kadar neler yaptık? Mesela Özgür Özel hep ‘’Saraçhane’de direndik, bu, kayyumu püskürttü diyor’’ ya, olabilir, doğru. Kim reddedebilir bunu? Ama şimdi onun ötesinde düşünülmesi gereken şeyler var. Ama şu anda Saraçhane gibi bir organizasyon da tam yapılamıyor, çünkü parti imkânları yok. Akıl vermek gibi bir niyetim yok ama şunu demek istiyorum: Yaratıcı davranmalı, geniş davranmalı. Parti gitmişken, partiyi bırakmak değil, ama partinin ötesinde düşünebilmek gerekir. Burada geliştirilmesi gereken kas, o. Ve ‘’o olursa ne olacak, şu olursa ne olacak?’’ üzerine hazırlık olmalı. Seçimlere kadar bir yol haritası ve en kötü senaryodan, en olabilecek senaryoya kadar seçeneklerin olduğu değişik senaryolar düşünmüş olmalılar. Başka türlü yolu yok.
Çok teşekkürler Edgar yayınımıza katıldığın için. Sağ ol. Ama CHP’yi konuşmaya daha devam edeceğiz. Yarın Parti Meclisi, sonra kim bilir neler… Ben şimdiden, haftaya salı günü ne olacağını merak ediyorum. Yine bu salı olduğu gibi mi olacak? Hepsini takip etmeye devam edeceğiz. Çok teşekkürler.
Edgar Şar: Ben teşekkür ederim.
Siyasetbilimci Dr. Edgar Şar’la yol ayrımındaki CHP’yi konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.






