İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, atanmış CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Merkezi önünde yaptığı açıklamaları değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını “bir siyasetçi olarak yaptığı en kötü konuşmalardan biri” olarak niteleyen Çakır, “arınma” söyleminin arkasında parti içi bir tasfiye ve intikam arayışı olduğunu belirtti ve sordu: Kılıçdaroğlu tam olarak ne yapmak istiyor?
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamaları ‘en kötü konuşmalardan biri’ olarak değerlendirdi.
- Kılıçdaroğlu, parti içindeki meseleleri ahlak ve arınma üzerinden gündeme getirdi, ancak bu söylemde tasfiye ve intikam arayışı olduğunu vurguladı.
- Çakır, Kılıçdaroğlu’nun dış politika eleştirilerini iktidarla hizalanma olarak yorumladı.
- Kılıçdaroğlu’nun kurultaydaki özlenen kişilere karşı bir hesaplaşma içinde olduğunu belirten Çakır, bu durumu Erdoğan’ın desteğine dayandırdı.
- Kılıçdaroğlu’nun hesaplaşma çabaları iktidara dayanmanın getirdiği risklerle birlikte geldiği ifade edildi.
Bilmeniz gerekenler
Kılıçdaroğlu tam olarak ne yapmaya çalışıyor?
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının ezici bir çoğunluğunun ahlak, arınma ve delege iddiaları gibi parti içi meselelerden oluştuğunu kaydetti. Bu üslubun iktidar yargısıyla birebir örtüştüğünü savunan Çakır, temizlenme iddialarının arkasında aslında kurultayda yenilgiye yol açan kişilerin tasfiye edilmesinin hedeflediğini belirtti.
Kılıçdaroğlu’nun dış politika üzerinden mevcut yönetimi yurt dışına şikayet etmekle suçlamasını da eleştiren Çakır, bu yaklaşımı iktidarla hizalanma ve gerçekleri çarpıtma olarak yorumladı. Çakır, büyük Türkiye ve Osmanlı coğrafyası söylemlerinin AKP ile MHP’nin ortak diline çok benzediğini ve bunun bir devlet muhalefeti yaratma çabası olduğunu sözlerine ekledi.

İktidarla hizalanan bir muhalefet
Kılıçdaroğlu’nun kişisel bir beklentisi olmadığı yönündeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını söyleyen Çakır, ortada çok net bir intikam arayışı olduğunu vurguladı. Bu hesaplaşmanın 2023 seçimlerinde yenilgiye uğranan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan değil, kurultayda seçimi kazanan CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ikilisinden alınmak istendiğini belirten Çakır, Kılıçdaroğlu’nun bu yolda iktidarın desteğine sığındığını aktardı.
Düne kadarki yol arkadaşlarıyla hesaplaşırken iktidara dayanmanın anında ekrandan düşmekle sonuçlandığını kaydeden Çakır, Erdoğan’ın grup toplantısı başlayınca televizyon kanallarının Kılıçdaroğlu’nun yayınını kesmesini bu duruma örnek gösterdi. Çakır, küçük olsun benim olsun yaklaşımıyla hareket edildiğini, yıllar sonra partiyi Türkiye’nin birinci partisi yapan kadrolara karşı kişisel bir hesaplaşmanın hayata geçirilmek istendiğini belirtti.
Video deşifresi
Kılıçdaroğlu tam olarak ne yapmak istiyor? | Ruşen Çakır yorumluyor
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün yine Ankara’da acayip şeyler oldu Cumhuriyet Halk Partisi’nde. Ben gidemedim. Bir önceki hafta gitmiştim, dünküne gidemedim ama İstanbul’dan yakından takip ettim. Zaten orada iki arkadaşımız Özgecan Özgenç ve Göksel Göksu da çok yakından takip ettiler, aktardılar. Daha sonra dün uzun bir yayın, canlı yayın yaptık çok sayıda konukla. Ardından ‘‘Hafta Başı’nda Kadri Gürsel’le bu konuyu konuştuk ama Kadri Gürsel’i daha çok konuşturdum, ben bu sabahki yayına kendimi sakladım diyeyim. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını yine dinledim. Hatırlayanlar olacaktır; daha önce bayramda yaptığı Genel Merkez’deki konuşmayı gazetecilik hayatımda dinlediğim en kötü siyasetçi konuşmalarından biri, belki de birincisi olarak tanımlamıştım. Dünkü konuşma onunla yarışır, hatta belki geçebilir. O konuşmayı, ki aslında kısa bir konuşma yaptı, normalde grup konuşması iddiasıyla yaptı. Grup konuşmalarını defalarca dinlemiş birisiyim Kemal Kılıçdaroğlu’nun. Bu kadar kısa kesmezdi. Bu konuşmanın kendisine baktığımız zaman bu yayının başlığına da cevap vermek istiyorum. Ne yapmak istiyor Kılıçdaroğlu? Tam olarak ne yapmak istiyor? Şimdi konuşmanın ezici bir çoğunluğu, tıpkı daha önce yaptığı gibi, parti içi meseleler; aklanma, temizlenme, ahlak, ahlak, ahlak, ahlak. ‘‘Pavyonlarda parayla alınan delegeler’’, şunlar bunlar. Esas olarak bir de tabii mesela, ‘‘Kapı önüne koyacağız’’ dedi. Kimi nasıl koyacak? Bir kendi sesinden dinleyelim, sonra devam edelim.
Kemal Kılıçdaroğlu: ‘‘Biz ahlaki üstünlüğümüzü, ahlaki üstünlüğümüzü alacağız. Ahlaki üstünlüğümüzü koruyacağız. Kirli kimse onları kapının önüne koyacağız. Hiç kimse endişe etmesin.
Evet, ‘‘Ahlaki üstünlüğümüzü koruyacağız. Kirli kimse kapının önüne koyacağız.’’ Kim olacak bu kirliler? Süren davalar var, tutuklananlar var. Bir de CHP ile ilgili açılan davalarda suçlananlar var. Başka başka suçlamalar da var. Tamamen burada iktidarın ve iktidarın yargısının diliyle konuşan bir Kılıçdaroğlu var. Ama buradaki en önemli husus şu: ‘‘Arınma’’ derken kendisine sorun çıkartan birilerini partiden tasfiye etmeyi düşünüyor. Başarır başarmaz, o ayrı bir şey ama partinin, özellikle kendisinin kurultayda kaybetmesinde kilit rol oynayan kişileri gözüne kestirmişe benziyor. Bunu bir yere yazalım. Yani Kılıçdaroğlu’nun yapmak istediği bir şey… ‘‘Arınma’’ derken ahlak vurgusu yapıyor. Ama esas olarak nasıl siyasi iktidar 19 Mart sürecini Türkiye’nin arınması için değil, kendisinin rakiplerini etkisizleştirmek için yaptıysa Kılıçdaroğlu’nun da benzer bir şeyi CHP’de tekrarlamak istediğini düşünüyorum. Bir diğer husus, daha önceki konuşmasında nasıl bir Türkiye istediği konusunda hiçbir şey söylemedi diye eleştirildi. Herhalde buradan hareketle Türkiye ile ilgili bir şeyler söyledi. Bir ‘‘Osmanlı coğrafyasına açılmak’’ gibi lafları var biliyorsunuz. ‘‘Büyük Türkiye’’ söylemleri var, ki bu ‘‘Türkiye Yüzyılı’’ MHP ve AKP’nin ortak söylemleriyle çok örtüşen şeyler. ‘‘Dış politikada ne yaptılar?’’ dedi, şu anki yönetimi suçladı ve bir yerde de Özgür Özel ve arkadaşlarını bir tür ispiyonculukla suçladı. Bir de ona bakalım.
Kemal Kılıçdaroğlu: ‘‘Parti ile ilgili başka alanlarda, dış dünyada, iç dünyada Türkiye’nin saygınlığını korumaya özen gösterdim. Hiçbir CHP Genel Başkanı yurt dışına gidip ‘Bize niye yardım yapmıyorsunuz?’ diyemez. Yedi düvele karşı mücadele etmiş, bu topraklardan Yunanlıları, Fransızları, İngilizleri kovalamış olan bir partinin elemanları nasıl yurt dışına gidip de ‘Bizi yalnız bırakıyorsunuz’ diyebilir?’’
Şimdi burada ‘‘Bizi yalnız bırakıyorsunuz’’ sözü neyi kastediyor? Esas olarak 19 Mart operasyonu, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere çok sayıda CHP’li belediye başkanı, belediye yöneticisi, siyasetçinin yargılanması, tutuklanması ve esas olarak da şu — dün Kadri anlattı bunu ‘‘Hafta Başı’’nda — Sosyalist Enternasyonal üyesi partiler var ve bunların bazıları mesela İngiltere’de İşçi Partisi, iktidarda. Ama bunların içinde İspanya dışındaki partiler, iktidarda olan partiler, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarına yönelik soruşturmalara karşı Ankara’ya hiçbir şey söylemediler. Çünkü Ankara’yla, Erdoğan’la ilişkilerini bozmak istemediler. Burada Kılıçdaroğlu’nun söylediği husus, nasıl söyleyeyim, en basit tabiriyle çarpıtma ama bir diğer husus da şu: iktidarla hizalanma. ‘‘Bırakın, Ekrem İmamoğlu yargılansın, diğerleri yargılansın. Dünyanın ne işi var bununla? Bu bizim kendi iç meselemiz.’’ Böyle bir dünya yok. Batı her zaman için dünyanın değişik yerlerinde yaşanan konuları, özellikle hak ihlalleri varsa, evrensel insan hakları ihlalleri, insan haklarına karşı ihlaller varsa bir şekilde konuşur. Son dönemde Türkiye’den ya umudu kestiler ya da Erdoğan’ı ürkütmemek için bu konuda çok düşük bir şey var. Ve bu anlamda Özgür Özel’in özellikle Sosyalist Enternasyonal’deki serzenişlerinin hiç de yanlış olmadığını söylemek lazım.
Kılıçdaroğlu’nun bir tür duruş olarak buna karşı çıkması ona atfedilen ‘‘yerli ve milli muhalefet’’ olma arayışının bir göstergesi. Ama öte yandan da, şimdi tarihte çok örneği var, dün Kadri bunun örneklerini verdi, Brüksel’de yaşadığı ve ben de Kılıçdaroğlu’yla bir kere ABD gezisine gitmiştim. Kılıçdaroğlu hiçbir zaman orada görüştüğü kişilerle çok olağanüstü görüşmeler yapamadı ama ‘‘Bizim işlerimiz sizi ilgilendirmez’’ falan demedi. Orada bir not düşeyim. Özellikle kongrede yaptığı ve fazla ilgi görmeyen toplantının en büyük katılımcılarının geçen sefer suçladığı, biliyorsunuz, Fethullahçılar olduğunu hepimiz biliyoruz. Ben bizzat onun tanığıyım. Yani Kılıçdaroğlu bir anlamda iktidarla hizalanmada dış politikayı, dünyayla ilişkileri de bayağı bir kullanıyor. Ve bakalım başka ne diyor? Evet, tabii ki; ‘‘Kendim için bir şey istiyorsam namerdim.’’ Bir dinleyelim bakalım.
Kemal Kılıçdaroğlu: ‘‘Şuna inanmanızı istiyorum. Her şeyi ama her şeyi sizin için yapıyorum. Her şeyi ama her şeyi bu ülkenin güzel insanları için yapıyorum. Layık olacağınız her şeyi yapacağız ve asla sizleri utandırmayacağım. Asla utandırmayacağım. Hakkı, adaleti ve hukuku her yerde ve her ortamda savunacağım. Bundan emin olmanızı istiyorum. Bu milletin hakkını hukukunu yiyen beşli çetelerden hesap sormazsam namerdim. Uyuşturucu baronlarından hesap sormazsam namerdim. İradesini parayla alıp satanlardan eğer bu partiyi kurtarmazsam namerdim. Bakınız. Bakınız dış dünyada büyük değişimler var. Dünya değişiyor, Ortadoğu değişiyor. Türk cumhuriyetleri değişiyor. Hürmüz Boğazı’nın ne kadar değerli olduğunu hepimiz biliyoruz şu anda. Peki CHP bu konuda ne söylüyor? Dış politikada ne söylüyor? Ya bu devletin çıkarlarını, bu devletin çıkarlarını CHP savunmayacaksa kimler savunacak? İşçinin, emekçinin, üreticinin hakkını CHP savunmayacaksa kimler savunacak?’’
Evet. Bu devletin çıkarlarını kimler savunacak? Benim bildiğim sosyal demokrat hareketin temel argümanı, gözettiği yer devlet değil toplumdur, ülkedir, millettir. Ama devlet… Evet, Kemal Kılıçdaroğlu devletin muhalefeti olmak istiyor. ‘‘Kendim için bir şey istiyorsam namerdim’’ sözüne — bu çok kullanılan bir şeydir biliyorsunuz — ben inanmıyorum. Kılıçdaroğlu tam olarak bir, evet, kelime bu; intikam istiyor ve bu intikamı — şimdi sert bir cümle olduğunun farkındayım ama — 2023’te yenildiği Tayyip Erdoğan’dan değil, daha sonra kurultayda yenildiği Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisinden almak istiyor ve o ikiliden intikam almak isterken de Erdoğan’ın desteğine ihtiyacı var ve şu ana kadar o desteği buldu. Ama ne oldu? Dün saat 14.00’te konuşma yapacak diye iktidar yanlısı kanallar onu bekledi, canlı vereceklerdi ama diğer tarafta Özgür Özel’in konuşmasının bitmesini beklediği için 14.30’da başladı. Ama ne oldu? 14.30’da Erdoğan grup toplantısına başlayınca onu yayınlamadılar. Dolayısıyla şunu özellikle vurgulamak lazım: Düne kadarki yol arkadaşlarıyla hesaplaşmada Erdoğan’a dayandığınız zaman — Selahattin Demirtaş’ın lafıydı biliyorsunuz — düşüyorsunuz. Nitekim anında ekrandan düştü. Çünkü Erdoğan varken Kılıçdaroğlu kimsenin umurunda değil.
Daha önce de söylemiştim; gördüğüm kadarıyla ‘‘küçük olsun, benim olsun’’ perspektifiyle, bu partiyi kendisine rakip olabilecek farklı yerlere getirenlere – ki gördük, girdikleri yerel seçimde Türkiye’nin birinci partisi oldular yıllar sonra ve ilk defa Adalet ve Kalkınma Partisi bir seçimde birinci olamadı – bunu yapanlara karşı kişisel bir meselesini hayata geçirmek istiyor ve değişik nedenlerle onun yanında bulunan insanlarla devlet destekli bir mücadele veriyor. Bu mücadelenin bir ahlak mücadelesi olduğuna sizi bilmem ama beni kimse inandıramaz. Kusura bakmasınlar.
‘‘Ahlak’’ dedik. Benim sinemada hep gördüğümde ‘‘ne kadar temiz bir insan’’ dediğim, ama aynı zamanda çok da yakışıklıdır: Ahmet Mekin. Evet. Geçenlerde Halk TV‘de Serhan Asker’in ‘‘Görkemli Hatıralar’’ına çıkmış, 94 yaşında ve herkes onu konuştu. Ama Ahmet Mekin benim için, benim çocukluğum ve ilk gençlik yıllarımın en temiz ve kıskanılacak isimlerinden birisiydi. Hiçbir zaman tabii ki bir Cüneyt Arkın, Tarık Akan gibi olmadı ama hep bir duruşu vardı. Bir de şu haline bakın. Yani gerçekten çok farklı. Zaten bir tarafı Arnavut, bir tarafı Macar asıllı ailelerin devamı olarak gelmiş ve çok erken yaşta sinemaya giriyor. Ve Halit Refiğ’in “Bir Türk’e Gönül Verdim” — bunların hepsi Türk sinemasında klasik olan filmler — ya da Lütfi Akad’ın “Düğün”. O bir üçlemedir. Orada ‘‘Düğün’’de oynayan isim. Bir de tabii ki en çok konuşulan, Serhan’ın programında da konuşulan “Selvi Boylum Al Yazmalım” var. 1978. Evet, “Aldırma Gönül”. Şu poz tek başına yeter diyeceğim ama daha devamı da var. Mesela Feyzi Tuna’nın filmlerinde oynadı, “Seni Kalbime Gömdüm” filmi. Bunların hepsi beni böyle geçmişe götürüyor. Gerçekten hepsinin de önemli yerleri var.
Ama bir olay var. O da şu ki; ‘‘Abdülcanbaz’’. ‘‘Abdülcanbaz’’ı bilenler ne şanslıdır. Turhan Selçuk’un karikatür kahramanıdır. Bunu yıllar önce Dostlar Tiyatrosu sahneledi ve orada Abdülcanbaz’ı Ahmet Mekin oynadı. 1972’ymiş. Tabii şöyle bir şey söylemek mümkün. Orada fotoğrafta görüyorsunuz, tekrar aynı fotoğrafa geçecek olursak, arkada Abdülcanbaz var, önde Ahmet Mekin var. ‘‘Ahmet Mekin, Abdülcanbaz’a ne kadar benziyor’’ demek mümkün. Ama şunu da demek mümkün; Abdülcanbaz’ı çizerken Turhan Selçuk’un aklına belki de Ahmet Mekin gelmiştir. Evet, Allah uzun ömürler versin diyeyim. Ve zaten sonra şunu gördüm; Halk TV‘deki programı izleyen insanlar onun ne kadar serinkanlı, akıcı bir Türkçeyle konuştuğunu, ne kadar saygın birisi olduğunu görmüşler, takdir etmişler. Yeni kuşaklar da Ahmet Mekin’i tanımış. Bu anlamda Serhan’a da buradan teşekkür iletelim ama en büyük teşekkür tabii ki Ahmet Mekin’in kendisine. Kendisi Türkiye’nin gurur duyulacak isimlerinden birisi. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.






