Prof. Seda Demiralp ile söyleşi: Seçmen mutlak butlan sonrası CHP hakkında ne düşünüyor? 

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Prof. Dr. Seda Demiralp ile “Seçmen mutlak butlan sonrası CHP hakkında ne düşünüyor?” sorusunu değerlendirdi. Mutlak butlan kararının ardından yaptıkları araştırmanın sonuçlarını Çakır’a anlatan Demiralp, toplumun büyük çoğunluğunun yaşananları CHP içi bir mesele olarak değil, yargının siyasete müdahalesi olarak gördüğünü vurguladı.

Prof. Dr. Seda Demiralp, mutlak butlan kararının ardından yaptıkları araştırmanın sonuçlarını Ruşen Çakır’a değerlendirdi. Demiralp, mutlak butlan kararının toplumda öncelikle şaşkınlık yarattığını fakat bu şaşkınlığın sıradan olmadığını söyledi:

“Bu karar uzun zamandır konuşuluyordu ama buna rağmen toplumda ciddi bir şaşkınlık yarattı. Bence bunun nedeni insanların hazırlıksız olması değil. Tam tersine, Türkiye’de demokratik gerilemenin geldiği noktada bile bunun aşırı bulunduğunu gösteriyor. İnsanlar bunu ‘nereden çıktı?’ diye değil, ‘bu kadarı da olmaz’ duygusuyla karşıladı. Araştırmada gördüğümüz şey, özellikle muhalefet seçmeninde çok güçlü bir öfke oluştuğu. İktidar seçmeninde ise daha çok şaşkınlık ve kaygı duygusu öne çıkıyor.”

Seçmen mutlak butlan sonra CHP hakkında ne düşünüyor?

Seçmen Mutlak butlan
Prof. Seda Demiralp ile söyleşi: Seçmen mutlak butlan sonrası CHP hakkında ne düşünüyor? 

Seda Demiralp, seçmenin mutlak butlan sonrası CHP içindeki saflaşmaya bakışına dikkat çekti:

“Bizim araştırmamızda CHP seçmeninin yaklaşık yüzde 70’i açık biçimde Özgür Özel’in yanında durduğunu söyledi. Yani Özgür Özel’in liderliğinde kurulacak yeni bir oluşumla Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönettiği CHP arasında tercih yapmaları gerekse, büyük çoğunluk Özgür Özel’i tercih edeceğini ifade ediyor. Kılıçdaroğlu tarafında duran seçmen oranı yaklaşık yüzde 10 düzeyinde. Geriye kalan yüzde 20 ise henüz net bir pozisyon almamış görünüyor” dedi.

Bu tablonun zaman içinde daha da değişebileceğini söyleyen Demiralp,“Kılıçdaroğlu tarafında görünen seçmenlerin önemli bir bölümü aslında siyaseti çok yakından takip etmeyen, siyasi ilgisi düşük seçmenler. Bunların bir kısmının hafızası adeta 2023 seçimlerinde donmuş gibi. Kılıçdaroğlu denildiğinde akıllarına hâlâ o dönemin adaylığı geliyor ama sonrasında yaşananları çok yakından izlememişler. Bu nedenle süreç ilerledikçe ve bilgi arttıkça bu oranın daha da küçülmesi mümkün görünüyor” dedi.

“CHP seçmeni uzlaşma değil mücadele istiyor”

Araştırmanın sonucunda ortaya çıkan duygusal tablonun öfke olduğunu belirten Demiralp şöyle devam etti:

“CHP seçmeni bugün çok öfkeli. Fakat bu öfke yanlış okunmamalı. Seçmen yalnızca kendisine tercüman olacak bir öfke dili istemiyor. Aynı zamanda bu öfkeyi bir hedefe taşıyacak liderlik arıyor. Araştırmada gördüğümüz şey şu, CHP seçmeni uzlaşmacı bir liderlik istemiyor ama aynı zamanda sürekli gerilim üreten bir siyaset de istemiyor. En çok talep edilen şey güçlü, sakin ve kararlı bir mücadele. Yani seçmen öfkesinin yönetilmesini ve sonuç alacak bir siyasi stratejiye dönüşmesini bekliyor. CHP seçmeni uzlaşma değil mücadele istiyor.”

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Mutlak butlan kararı sonrası Cumhuriyet Halk Partisi’nin durumu; ama esas olarak şunu gündeme getirmek istiyoruz: Seçmenin bu olaya bakışı. İşte bunu Işık Üniversitesi’nden Profesör Seda Demiralp’le konuşacağız. Çünkü kendileri, Işık Üniversitesi’nde bir laboratuvar var; Araştırma Merkezi, Duygular ve Siyaset; onun yöneticisi. Hoş geldin Seda.

Seda Demiralp: Hoş bulduk. İyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Tam da sizin alanınıza giren bir olay yaşandı 21 Mayıs’ta ve kimileri bekliyordu, kimileri bu kadar erken beklemiyordu. Ama her hâlükârda şaşırtıcı, Türkiye’de olmayan bir olay yaşadık ve insanlar ne yapacağını şaşırdı. Siz de bu olaydan yanılmıyorsam 4-5 gün sonra sahaya çıktınız, değil mi?

Seda Demiralp: Evet. Hızlı bir araştırma yaptık.

Ruşen Çakır: Ve hızlıca da onu değerlendirdiniz.

Seda Demiralp: Evet.

Ruşen Çakır: Şimdi detaylara girmeden önce bir toplu olarak izleyicilerimize onu anlatır mısın? Yani mutlak butlan olayı Türkiye’de kamuoyunda nasıl algılanmış?

Seda Demiralp: Senin de söylediğin gibi bir şaşkınlık yarattı ve bu şaşkınlık yaratması aslında bir taraftan ilginç. Çünkü çok uzun zamandır konuşuluyor. Bir taraftan çok hazırlanmış olduğumuzu düşünürken bir taraftan yine de toplumca şaşırmış olduğumuzu görüyoruz. Ama bu şaşkınlığı, bunun Türkiye normallerinde bile anormal bir gelişme olduğu şeklinde yorumlamak değil. Hep söylüyorum, yani “nereden de çıktı” gibi bir şaşkınlık değil bu. Ama bir türlü Türkiye’nin içinden geçtiği bu demokratik gerileme sürecindeki aşamaları sindirememek gibi aslında. “Bu kadarı da olmaz” diye düşünmekle ilgili. Yani bunu ne kadar aslında mevcut durumda bile uç gördüğümüzü yansıtıyor bu bulgu. Tabii ki farklı gruplar farklı şeyler hissediyorlar. İktidar seçmeninde şaşkınlık ön plandayken muhalefet seçmeninde tabii öfke çok ön planda. Yani muhalefet seçmeni çok kızgın, kaygılı. İktidar seçmeni veya işte daha bizim apatetik seçmenler, 2024’te oy kullanmamış olanlar daha çok şaşkınlıkla hafif kaygı arası duygular içerisindeler. Şunu önemli buluyorum burada; bir taraf öfkeliyken bir taraf kendini coşkulu, muzaffer hissediyor değil. Yani duygusal bir kutuplaşma söz konusu değil burada; bir tarafın üzüntüsüne diğer tarafın sevindiği. Bir tarafın çok öfkeli olduğu, diğer tarafın daha anlam veremediği, “Bu da mı oldu? Bu olduysa başka ne olur?” gibi kaygılar duyduğu bir süreç.

Ruşen Çakır: Peki burada tam da şeyi sorabilir miyim? Şu anda bir tablo var, aslında çok açık ve net. İnsanlar bunu bir yargı müdahalesi olarak mı görüyorlar, CHP içi çatışma olarak mı görüyorlar?

Seda Demiralp: Toplumun çoğunluğu bunu yargının müdahalesi olarak görüyor.

Ruşen Çakır: Dolayısıyla siyasi iktidar…

Seda Demiralp: Evet. Muhalefette zaten çok baskın bir şekilde bu yargı müdahalesi, yargının siyasallaşması olarak görülüyor. İktidar cephesinde mesela MHP seçmeninde neredeyse başa baş. Bir tek AK Parti seçmeninde bu CHP içi mesele olarak görülüyor. Daha siyasi açıdan kararsız seçmen grubunda da yine yargının siyasallaşması olarak görülüyor. Dolayısıyla toplum genelinde daha çok yargının, siyasetin müdahalesi, siyasallaşmış bir yargı göstergesi olarak okunuyor.

Ruşen Çakır: Şimdi bir tane tablo var. Bu hakikaten Kılıçdaroğlu’nun o bayramın 3. günüydü değil mi, cumartesi günü yaptığı konuşmadaki en ilginç — konuyu bilen birisi olarak “absürt” diyebilirim — suçlaması: FETÖ. Bunu sormuşsunuz ,”Bu inandırıcı mı?” diye sormuşsunuz. Ve insanlar ne demişler?

Seda Demiralp: Hayır.

Ruşen Çakır: Çok net. AKP’liler bile değil mi?

Seda Demiralp: Onlar bile. Evet. Yani nasıl ki AK Parti seçiminin içerisinde bile bir grup bunu yargının müdahalesi olarak gördüyse, ki 19 Mart’ta bile bu böyleydi, olay FETÖ suçlamalarına gelince çok daha büyük bir ağırlıkla iktidar seçmeni içerisinde de bu iddiaların sahiplenilmediğini görüyoruz. Muhalefet seçmeni zaten çok çok uzağında ama kararsız seçmenlerde ve iktidar seçmeninde bile FETÖ iddialarının kabul görmediğini görüyoruz.

Ruşen Çakır: O zaman şunu sorabilir miyim, bir siyaset bilimci olarak? Bir siyasetçi, sonunda deneyimli bir siyasetçi kamuoyunun inanmayacağı çok aşikâr olan ya da büyük kısmın inanmayacağı çok aşikâr olan böyle bir suçlamayı niçin getirmiş olabilir?

Seda Demiralp: Güzel soru. Yani inandırmak amacıyla mı söylenmiş, bir çerçeveyi tekrar etmek için, iktidar çerçevesini, iktidar söylemini tekrar etmek için, dolayısıyla oraya yakınlık sinyali vermek için mi söylenmiş, tartışılır, evet. Ama ben Kılıçdaroğlu’nun iddialarının çok fazla kamuoyunu ikna etmek amaçlı olduğuna şüpheliyim. Yani CHP seçmenini kendine çekmek iddiaları vesaire, hani bu tür amaçları olduğundan da emin değilim ya da böyle bir sonucu olacağını zaten düşünmüyorum. Ama bir seçmen grubuna nerede pozisyon aldığını, hangi söyleme yakın bir yerde durduğunu sinyallemek. Bunun başka sonuçlarını zaman içerisinde görebiliriz. Hani böyle bir pozisyon almanın, iktidar söylemine yakın, 19 Mart’la ilgili de iktidar söylemine yakın bir pozisyon almanın ve işte başka konularda da…

Ruşen Çakır: Evet. Yolsuzluk iddiaları…

Seda Demiralp: Evet evet.

Ruşen Çakır: Şimdi siz CHP tabanına, her kesimden insana sordunuz ve zaten tablolarda da hangi konuya hangi parti seçmeni ne cevap vermiş diye bakıyoruz. Ama başta söylediğin gibi bir kutuplaşma gözükmüyor. Yani birisi sevinirken birisi üzülmüyor ya da birisi üzülürken öteki sevinmiyor. Birisi üzülüyor ama ötekisi…

Seda Demiralp: Kızıyor. Çok kızıyor bir yandan.

Ruşen Çakır: Ötekisi ama anlam veremiyor.

Seda Demiralp: Anlam veremiyor. Nötr olmakla hafif kaygı arası…

Ruşen Çakır: Peki oyunu CHP’ye vermiş ya da CHP’ye vermeyi düşünen insanlara baktığınızda değişik spekülasyonlar yapılıyor bu konuda; ne kadarı CHP seçmeninin Kılıçdaroğlu’na, ne kadarı Özgür Özel’e yakın vesaire. Bu konuda çok açık birtakım bulgular var değil mi sizin araştırmanızda?

Seda Demiralp: Evet. Tabii. Yani burada araştırmanın yapıldığı zamanın hemen butlan kararından sonra olması; zaman içerisinde rakamlar değişebilir ama bulduğumuz çok net bir istikamet. Yani CHP seçmeni olarak kendini tanımlayan seçmenlerin çok büyük bir ağırlıkla, biz %70 bulduk, %70’i CHP seçmeninin Özel-Kılıçdaroğlu ayrışmasında diyelim, Özel’in yanında duracağını, farklı bir parti Özel liderliğinde kurulması söz konusu olduğunda ona oy vereceğini, Kılıçdaroğlu’nun CHP’sine değil bu diğer partiye oy vereceğini ifade ediyor. Yaklaşık %10, CHP seçmeninin %10’u Kılıçdaroğlu tarafında şu anda pozisyon alıyor. Ortadaki bir 20 de CHP seçmeninin %20’si de daha henüz konuyla ilgili çok fikir sahibi veya kanaat sahibi olmamış görünüyor. Bu rakamlar değişebilir. Nasıl değişebilir ya da niye değişebilir dersen, o zaman işte kimler CHP içinde Kılıçdaroğlu tarafında durmuş, kimler Özel tarafında durmuş, birazcık bu seçmenlerin profillerine bakarak aslında akıl yürütebiliriz diye düşünüyorum. Bu rakamın değişebileceğini düşünmemin sebebi; yani bu %10’un Kılıçdaroğlu tarafında bugün durduğunu söyleyen grubun azalmasını olası görüyorum. Çünkü bunların bir kısmı aslında CHP içindeki apatetik eğilimli seçmenler gibi diyebilirim. Yani siyasi ilgisi düşük seçmenler. Bunlar sorduğumuz siyasetle ilgili çeşitli sorulara ve hatta mutlak butlanla ilgili, mutlak butlanın yorumuyla ilgili birtakım sorulara “fikrim yok” cevabını veren ya da “bilgim yok” cevabını veren seçmenler. Dolayısıyla diyebiliriz ki yani hani apatiyi biraz siyasi ilgisizlik, hissizlik olarak yorumlar, Türkiye’deki apatiyi de seçimden seçime sandığa gidip seçim dışındaki zamanlarda siyaseti çok takip etmemek gibi yorumlarsak — çünkü farklı ülkelerde farklı şekillerde yansıma bulabilir apati — bu seçmen grubunun siyasi hafızasının 2023’te donmuş olduğunu, Kılıçdaroğlu deyince 2023’te oy vermiş olduğu ismi hatırlayan, bunun ötesini, bundan sonra neler olup bittiğini çok takip etmeyen bir seçmen grubunun olduğunu düşünebiliriz. Bunu düşünmek için elimizde bazı sebepler var. O zaman bu grubun bu konuyla ilgili bilgilenmesinin zaman içerisinde artacağını, dolayısıyla fikrinin değişmeye başlayacağını düşünebiliriz. Ama bir kısmının orada kalmasını, kalabileceğini düşünmemize yol açabilecek de bazı veriler var. Onlar da şu: Apati düzeyi, siyasi ilgi düzeyi dışında başka konularda da ayrışıyor bu seçmenler. Şimdi genel olarak siyasetle ilgili duruşları CHP seçmeni özelliklerini yansıtıyor. Mesela işte Erdoğan’la ilgili duygularının olumsuz olması, işte Türkiye siyasetiyle ilgili eleştirel olmaları vesaire; bunlar CHP seçmeni tablosu çiziyor. Ama CHP içerisinde mesela “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna verilen cevaplara bakıyoruz. “Türkiye’nin en önemli sorunu demokratik gerileme” diyenlerin daha Özel tarafında ama mesela işte göç, sığınmacılar, işte sağlık, eğitim vesaire gibi cevaplar verenlerin daha Kılıçdaroğlu tarafında yer aldığını görüyoruz. Veya belki daha çarpıcı olan bir soru; seçmenlere Erdoğan’a oy verme olasılıklarını soruyoruz. Erdoğan’a oy verme olasılığına yakınlıklarını soruyoruz ve bu ihtimali bir noktaya yerleştirmelerini istiyoruz. Kılıçdaroğlu tarafında bugün yer alanların kendilerini daha yakın mesafelendirdiğini görüyoruz Erdoğan’a. Dolayısıyla biraz daha CHP içerisinde iktidar seçmenine daha yakın özellikler gösteren diyebiliriz. Bunu hani apatiyle birleştirirsek biraz daha belki propagandaya açıklık diyebiliriz veya iktidar söylemine açıklık diyebiliriz. Dolayısıyla işin bu tarafı da bize burada daha küçük bir grubun, %10’dan daha küçük bir grubun kalıcı da olabileceğini gösteriyor. Bu konuda tabii ki gelecek siyasi propaganda ne olacak? Ne kadar agresif bir propaganda yapılacak seçimlere kadar? Diğer taraftan Özgür Özel’in neler söyleyeceği, nasıl bir pozisyon alacağı, yüzde kaçı bunun apatiyse bu apatiyi azaltacak konuyla ilgili bilinç yükseltme konusunda neler yapacağı önemli. Yanında kimlerin olacağı bu yolda önemli. Bir mesela deneyimiz oldu, aslında bir anket deneyi de yaptık biz burada. Araştırmaya katılanların bir kısmına Özgür Özel’in kuracağı yeni partiye oy verip vermeme olasılıklarını, bir tarafa da Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ın kuracağı yeni partiye oy verip vermeme olasılıklarını sorduk. Yani birinde Mansur Yavaş isminin de altını çizip birinde sadece Özgür Özel. Ve mesela Mansur Yavaş ismi dahil edildiğinde soruya oyunun arttığını ve CHP dışından da oyların geldiğini gördük. Mesela AK Parti oyları düşmeye başlıyor, İYİ Parti oyları düşmeye başlıyor ve bu yeni partinin oyları artmaya başlıyor.

Ruşen Çakır: Yani Mansur Yavaş hâlâ çok önemli bir aktör. Ama şey olarak mı zikrediyorsunuz; cumhurbaşkanı adayı olarak mı, yoksa o partinin elemanı mı?

Seda Demiralp: Şu şekilde ifade ettik. Bu tabii bir deney. Yani gerçek hayatta çok farklı şekillerde bu ismin öne çıkması söz konusu olabilir ama bu deneyde biz ‘‘Özgür Özel’in kuracağı Özgür Özel’in liderliğindeki yeni parti’’, ‘‘Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ın liderliğinde kurulacak yeni parti’’ şeklinde ifade ettik. Yani onun azalması mümkün, %10’un azalması.

Ruşen Çakır: Peki şunu sormak istiyorum. Şimdi iktidarın burada en büyük bence amacı bir kere muhalefeti bölmek. Tamam. Bir de muhalefeti bölerken muhalefete eğilimli seçmenin muhalefete ilgisini azaltmak olduğunu düşünüyorum. Bu iç kavga ya da artık nasıl görünüyorsa bir gerilim var sonuçta. İkiye bölünmüş, iki ayrı parti var. Birisi ‘‘seçilmiş CHP’’ diyorum ben, birisi ‘‘atanmış CHP’’. Bu duruma tepki gösterip “oy kullanmayacağım, lanet olsun, ben artık siyasetle ilgilenmiyorum” eğilimi — iktidar bunu arzular diye tahmin ediyorum — ne derece var? Gözleyebildiniz mi bunu?

Seda Demiralp: Yani bu olabilecek en kötü senaryolardan, en ağır senaryolardan bir tanesi. Uzun zamandır biliyorsun bu apati meselesi, siyasetten kopma, yılgınlık sonucu, etkisizlik duygusu, “ne yapsam bir şey değişmeyecek zaten” duygusu sonucu siyasetten küsme durumu oldu. Bu hani otoriterleşmenin kalıcılaşması açısından en olumsuz senaryo ve bununla ilgili kaygılarımdan bahsediyorum 2023 seçiminden itibaren. Çünkü ilk orada gördük bu emareleri. Bu kadar şartlar muhalefetin kazanması için müsaitken seçimin kaybedilmesine bir tepki olarak başlamıştı ve sonra 2024’te ama bunun biraz değiştiğini, yani bu seçmenin etkisizlik duygusunu onaracak birtakım gelişmeler olduğunu gördük ve nitekim tekrar bir muhalif enerji yükseldi. Bu olaydan sonra bence de en ağır olan, seçmenin, muhalif seçmenin kendini seçeneksiz olarak görmeye başlaması ve kopması, en azından bir kısmının kopması. Şimdi bu bir risk. Bunun yanı sıra hâlihazırda zaten siyasi ilgisi düşük olanlar, mesela 2024’te oy kullanmamış olanlar ve konuyla ilgili fikri olmayanlar, mesela mutlak butlanla ilgili fikri, bilgisi olmayanlar, bunlar içerisinde de Özgür Özel’in popülaritesi Erdoğan’ın popülaritesinden yüksek. Yani Özgür Özel’in yarattığı umut Erdoğan’ın yarattığı umuttan yüksek. Bu bize şunu da söylüyor, yani madalyonun tam ters tarafı; aslında siyasi ilgisi düşük grupların siyasete dâhil olmaları durumunda kendilerine muhalefeti, Özgür Özel’i daha yakın görmeleri. Dolayısıyla burada bir potansiyel de var. Yani hani apatiyle mücadele etmek, Türkiye’de apatinin azalması muhalefetin lehine olabilecek, olacak gibi duruyor. Dolayısıyla buraya bakmak, burayı çalışmak için çok sebep var ve bu apatinin en önemli sebebi seçeneksizlik duygusu ve muhalefette öne çıkacak ismin nefesinin yetmeyebileceği korkusu. Dolayısıyla o seçmendeki tepkiyi kapsayıp bir hedefe doğru yöneltebilecek lider arıyor.

Ruşen Çakır: Bu bağlamda yeni parti ihtimali çok önemli bir olay. Yani tabii ki bu tür olaylarda “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” da var. Yani yeni bir parti kurma durumunda bu da var. Ama tam tersi de mesela senin apatik dediğin seçmene, ilgisi azalan seçmene belki yeni bir parti, yeni bir heyecan verebilir. Şimdi çok benzer, yani birebir benzetmek çok doğru değil ama mesela Macaristan’da yaşanan olay… Yani uzun süre var olan partilerin birleşerek dahi yapamadığı bir şeyi yeni bir figür yeni bir partiyle yaratabildi mesela.

Seda Demiralp: Dışarıdan gelen, yeni gelen… Evet.

Ruşen Çakır: Şimdi burada da böyle bir kopuş, CHP’den kopuş senaryosu ki ciddi bir şekilde konuşuluyor bu, bekleniyor. Yani diyelim ki mutlak butlan öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında CHP’nin aldığı oy %30 civarı bir oy. Onun üstüne bile çıkabilme ihtimali var mı?

Seda Demiralp: Var, bence var. Yani kararsızların kimi tercih edeceği hep çok önemli çünkü ve kararsızlarda bu seçeneksizliğin ön planda olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla eski mevcut partileri beğenmeme, “hiçbirisini beğenmiyorum” deme eğilimi söz konusu. Bir önceki çalışmamızda da bunu sormuştuk, yani ‘‘mevcut partilerin hiçbirisini beğenmiyorum’’ ifadesine katılımı sormuştuk. Çok sürpriz değil tabii ki. 2024’te oy kullanmamış olanlar, “oy kullanmayı planlamıyorum” diyenler bir sonraki seçimde ‘‘mevcut partilerin hiçbirini de beğenmiyorum’’ diyenler arasındandı ağırlıklı olarak. Dolayısıyla yeni bir partinin, diğer mevcut partilerin bagajlarından arınmış yeni bir partinin buraya hitap edebilmesi olasılığı yüksek. Şimdi bu CHP seçmeni içerisindeki öfkenin de kapsanması açısından ve daha sürdürülebilir bir kanala, bir hedefe kanalize edilebilmesi açısından bu önemli. Çünkü mesela CHP seçmenine şunu soruyoruz: “Özgür Özel’den beklediği liderlik nedir?” Öfkeli CHP seçmeni, çok öfkeli ama bir yandan işte güçlü, kararlı liderlik istiyor. Uzlaşmacılık kesinlikle istemiyor. Yani uzlaşma çok düşük sırada yer alıyor. Dolayısıyla parti içinde, mevcut CHP içerisinde elbette ki buradaki çözüm kanallarının tüketilmesi, yani tüketilinceye kadar uğraşılması önemli. Ama bir noktadan sonra artık burada kanal kalmadığı noktada, seçenek uzlaşmak veya ayrı parti kurmaksa, yani uzlaşmayı “pes etmek” olarak CHP seçmeni algılıyor. Dolayısıyla onu “pes etme” olarak algılarsa o öfke — öfke mobilize edici bir duygu; hani siyaset bilim literatüründe en mobilize edici duygulardan bir tanesi — sonuca ulaşmadığı noktada kısa akisli bir duygu, tekrar apatiye savrulabilir. Dolayısıyla orada doğru zamanı bilmek önemli. Seçenek yaratmak önemli. Yani doğru zamanda, doğru isimlerle ve doğru vizyonla gelecek yeni bir parti hem CHP içindeki tepkili grubun kapsanması, uzlaşma istemeyen ama sakin ve kararlı mücadele isteyen bu grubun kapsanması için önemli, hem de dışarıda kalan, hiçbir partiyi beğenmeyen, zaten CHP’yi de beğenmeyen ama mevcut iktidarı da beğenmeyen gruplara yeni bir alternatif sunmak için önemli. Çünkü, tekrar bunun altını çizeyim; bu “oy vermedim 2024’te” veya “oy vermeyi planlamıyorum” diyenlerde Özgür Özel mevcut isimlerden en fazla umut yaratan lider. Yani Özgür Özel mesela Mansur Yavaş ve Tayyip Erdoğan sorduğumuz zaman Özgür Özel en çok umut yaratıyor. Yani Erdoğan’dan da fazla umut yaratıyor, “Hiç oy kullanmadım 2024’te” diyen apatisi yüksek seçmenlerde.

Ruşen Çakır: Çok ilginç. Bu, 19 Mart’ın ürünü aslında değil mi yani? Çünkü 19 Mart’a kadar her ne kadar yerel seçimde birinci çıksa da büyük başarı elde etse de orada daha çok Ekrem İmamoğlu faktörü belirgindi ama 19 Mart’tan bu yana bir tür direniş gösterdiği mücadeleyle Özgür Özel bayağı artık halkın, seçmenin gözünde bir lider olarak tescillendi herhâlde.

Seda Demiralp: Evet. Nefesinin yettiğini, mücadeleyi, yani sürdürülebilir direniş, sürdürülebilir dirençlilik gösterebileceğini ispat etti seçmene. İkincisi de yani tabii 19 Mart bunun bir kısmı ama 2024 de tabii ki öyleydi. Yani o etkililik duygusunu geri vermek, parti içinde bir değişimi başlatmak; ikincisi, arkasına 2024’te bir seçim zaferi vermek seçmenine. Üçüncüsü de 19 Mart’tan sonra direnişin, dirençliliğin sürdürülebilir olduğunu gösterdi, hani sadece patlayıcı öfke değil. Şimdi şu da önemli, tekrar bunu vurgulayalım: CHP seçmeni öfkeli ama beklediği liderlik mesela sokak mobilizasyonu mu, sakin ve kararlı mücadele mi, uzlaşma mı vesaire farklı liderlik özelliklerini sorduğumuzda, uzlaşma istemiyor ama mesela sokak mobilizasyonu da en çok istediği liderlik özelliği değil. Sakin, kararlı liderlik, güçlü, sakin ve kararlı bir mücadele istediğini ifade ediyor. Yani sürdürülebilir direnç istiyor aslında; patlayıcı öfke değil. Yani “Ben öfkeliyim de sadece benim öfkeme tercüman olma. Bu öfkeyi kapsa, bir hedefe yönelt, yönlendir ve oraya kadar beni götür” diyor. 19 Mart sonrası işte bunu gösterdi aslında. Evet, tamam, yani sokak, mitingler vesaire bunlar önemli ama bunların sürdürülebilir olması, direncinin sürdürülebilir olması konusunda Özgür Özel iyi bir sınav verdi.

Ruşen Çakır: Sürdürülebilirlik gerçekten çok önemli. Bu arada demin ben telaffuz ettim ama onun dışında hiç Ekrem İmamoğlu’ndan bahsetmedik. Ekrem İmamoğlu’nu bu araştırmanızda sormadınız anladığım kadarıyla ama…

Seda Demiralp: Bu önündeki raporda yok ama başka bazı sorular var.

Ruşen Çakır: Ne durumda Ekrem İmamoğlu? Yani hâlâ bu seçilmiş CHP’nin esas lideri olarak algılanıyor mu?

Seda Demiralp: Hâlâ en popüler cumhurbaşkanı adayı olarak görülüyor.

Ruşen Çakır: O çok net yani.

Seda Demiralp: Evet. Ama Özgür Özel’i sorduğumuz soruda Ekrem İmamoğlu’nu sormadık. Çünkü ikisiyle ilgili, 19 Mart sonrası üst üste çok geldiği için onlara atfedilen değerler ve duygular, yani soruyu doğru ölçebilmek adına o soru da sormadık ama başka sorularda var.

Ruşen Çakır: Peki şeyi sorayım. Kemal Kılıçdaroğlu’nun — şimdi hem araştırmanızdan hem de sen siyaset bilimci olarak takip ediyorsun — yaptığı konuşmalar, kalabalıklar, atılan sloganlar vesaire; orada nasıl bir gelecek var? Diyelim ki bunlar koptu, Özgür Özel ve arkadaşları ayrı parti kurdu. Geri kalan CHP, yani atanmış olarak kalan CHP Türk siyasi hayatında ne yapabilir, ne söyleyebilir? Ya da hani barajı aşabilir mi mesela? Ne dersin?

Seda Demiralp: Mesela senaryoların birisinde, yani Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ın ikisinin de ön planda olduğu yeni parti senaryosunda Kılıçdaroğlu’nun CHP’si baraj altı kalıyordu. Diğerinde işte ucu ucuna geçiyordu. Şimdi burada tabii ki şu noktada seçim tahmini yapmak çok zor. Dolayısıyla ben de, bizim araştırmada da hani seçim tahmini kısmı öne çıkıyor tabii ki, kamuoyunda en çok o kısımlar konuşuluyor ama daha çok trende odaklanmak istiyorum.

Ruşen Çakır: Ben daha çok şeyi merak ediyorum, siyasi hayattaki yeri yani neyin karşılığı olur?

Seda Demiralp: İktidara en yakın, yani pek çok açıdan işte “Türkiye’nin en önemli sorunları” dedik, işte daha çok sağ siyasetle özdeşleşen konular: göç, sığınmacılar, eğitim, sağlık vesaire. Bu konularda daha iktidara, daha sağa yakın ama mesela laiklik, dindarlık ekseninde daha seküler olan belki ufak bir seçmen grubuna hitap edebilir. Hani şu an ölçtüğümüzde böyle küçük bir grup tespit ediyoruz. Bu grup başka partiler tarafından kapsanırsa eriyip gidecektir zaten, çok küçük bir gruptan bahsettiğimiz için. Dolayısıyla Türkiye siyasetinde uzlaşmacılığı temsil ediyor olacak iktidar dışındaki grupta. Yani iktidar dışında olup iktidarla uzlaşmacı bir pozisyon almak isteyenlerin yönelebileceği bir adres olacak herhâlde.

Ruşen Çakır: Ama CHP tabanına sorduğunuzda en çok istemedikleri şey de uzlaşma.

Seda Demiralp: Evet. CHP tabanını temsil etmeyen bir isim olarak siyasi hayatına devam ediyor olacak. Şu da çok önemli: Şimdi mesela hani öfkeden filan bahsediyoruz ya yani öfke güçlü vesaire…

Ruşen Çakır: Tam o tablo önümde şimdi; öfke, üzüntü, tiksinti, korku, kaygı…

Seda Demiralp: Mesela öfkenin çok yüksek olması, bunu konuşuyoruz çünkü mobilizasyon etkisi yüksek filan ama öfke yine de kısa akisli bir duygu. Hani vatandaş öfkelenir, mesela öfke sokağa döker; ama iki yıl sonraki bir seçimde en çok etkili olacak duygu aslında umut duygusu. Yani umut, coşku gibi duygularla biz sandıkta kararımızı belirtiyoruz. Şimdi ‘‘Sizde en çok umut yaratan lider’’ sorusuna verilen cevaplar bana göre en çarpıcı olanları. Çünkü Kılıçdaroğlu hiçbir grupta yüksek umut yaratmıyor, ne muhalefet ne iktidar seçmeninde. Özgür Özel ve Kılıçdaroğlu arasındaki fark, uçurum o kadar açık ki umut yaratma konusunda; yani iktidar seçmeninde bile Özgür Özel’in yarattığı umut seviyesi Kılıçdaroğlu’ndan yüksek mesela, bu çok önemli. Yani muhalefet seçmenindeki uçurumun yanı sıra siz diğer tarafta, hani pozisyon aldığınız tarafta da zaten daha az umut uyandırıyorsanız nasıl bir şansınız olabilir ki? Dolayısıyla yani şunu söylemek istiyorum: bu kadar düşük umut uyandırırken daha yüksek umut uyandırır hâle gelemezsiniz. Yani sizin yarattığınız öfke, size yönelik öfke zamanla biraz sönümlenebilir ama umut yaratamıyorsanız onu seçimlere yakın arttıramazsınız. Dolayısıyla kimin umut yarattığına göre seçmen yönelimini belirleyecek.

Ruşen Çakır: Burada şu anda baktığım tabloda CHP seçmeninin en yüksek duygusu öfke, en düşük duygusu umut. Yani öfkeli ama öfkeden arınmak ve umutlanmak istiyor.

Seda Demiralp: Ve bir başka soruda da hangi liderin umut yarattığını soruyoruz. Esas orada zaten ortaya çıkıyor. Yani umutlanmak istiyor ve ona umut veren, hani ‘‘Umut ihtiyacını kimden karşılıyor?’’ sorusu aslında o, kimden beslendiği; muhalefet seçmeninde Özgür Özel çok açık arayla önde. Tüm seçmen genelinde de en çok umut yaratan lider Özgür Özel şu anki ölçümde.

Ruşen Çakır: Peki, varsayımsal bir şey sorsam. Mesela şimdi bir haber yaptılar, Onlar TV‘de. İddiaya göre dünkü grup toplantısı öncesinde geç saate kadar, pazartesi geç saate kadar bir anlaşma yapılacakmış ve 4 Eylül’de kurultay için anlaşılıp salı günü, yani dün de işte Özgür Özel toplantıyı açıp sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nu kürsüye çağıracak ve kurultay tarihini ilan edecekler. Sonra birlikte çay içecekler vesaire gibi bir şey varmış. Ama gece yarısı galiba saat 11.00’de Kılıçdaroğlu tarafı vazgeçmiş. ‘‘Yetişmez o tarihe’’ falan gibi bir şey demiş. Yani şunu sormak istiyorum: Haber doğru gibi gözüküyor ama doğru olmasa bile Özgür Özel’in bir şekilde şu ya da bu şekilde şu ya da bu konuda Kılıçdaroğlu’yla anlaşması hâlinde bu günlerde, bir mutabakatta kavganın durması hâlinde kendi tabanından itiraz gelecek gibi, yanılıyor muyum?

Seda Demiralp: Yani nasıl bir anlaşma olduğuna bağlı, hani teslimiyet ve geri adım atma şeklinde yorumlanacak bir uzlaşıyı istemiyor taban. Ama işte bir kurultay tarihinde anlaşma vesaire o başka bir şey; parti içi çözüm kanallarını kullanmak başka bir şey. Ama hani burada seçmenin istemediği tür uzlaşma, geri adım olarak yorumladığı, teslimiyet olarak yorumladığı, yani mevcut butlan kararını kabullendiği bir anlaşma, uzlaşma; istenmeyen bu. Geri adım istemiyor yani, mücadele istiyor. Patlayıcı, kısa akisli öfke yansıması da değil; mücadeleye devam istiyor. Yani mücadelenin, toplumsal direncin temsilcisi olmuş oldu aslında özellikle de 19 Mart sonrasında Özgür Özel. O duygunun taşınmasını istiyor, bir hedefe kadar taşınmasını istiyor.

Ruşen Çakır: Peki son olarak şeyi de sorayım, arada çok lafı geçti ama; Kılıçdaroğlu’na bakış nasıl insanlarda?

Seda Demiralp: Umut yaratmıyor. İktidar seçmeninde çok öfke yarattığını biraz önce konuştuk ama hani şahsen yarattığı duygu umut açısından, yani şöyle diyelim: Muhalefet seçmeninde Erdoğan’ın yarattığı düzeyde öfke yaratıyor; Erdoğan’ın yarattığı kadar az umut yaratıyor. Dolayısıyla CHP seçmeninde Erdoğan’a eşitlenmiş gibi.

Ruşen Çakır: Bu çok acayip.

Seda Demiralp: Evet. Diğer tarafta da zaten Erdoğan önde. Orada zaten bir karşılığı yok. Muhalefet tarafında da yani özellikle CHP seçmeninde de Erdoğan’la eşitlenmiş durumda yarattığı duygular açısından; umut ve öfke duyguları açısından, seviyeleri açısından. Bu çok ciddi.

Ruşen Çakır: Evet. Yani 2023’te insanların seçilsin diye uğraştığı, çabaladığı ettiği…

Seda Demiralp: İşte hayal kırıklığı, ihanet duygusu… Ve o yüzden şunu önemli buluyorum; oradaki öfke sönebilir zamanla, biraz başka yerlere yansıyabilir vesaire. Öfkenin hep daha kısa akisli olduğunu biliriz ya. Ama umut; CHP seçmeni için Erdoğan kadar az umut yaratıyor olması, o döndürülebilecek bir şey değil. Dolayısıyla hani bugün biraz önce bahsettiğimiz 70-20-10, bunun değişirse Özgür Özel lehine ancak değişebileceğini düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Evet. Yani sonuç olarak bir yerde büyüme potansiyeli var, diğer yerde böyle bir seçenek…

Seda Demiralp: Yani, ‘‘Öfke zamanla azalır. Bu daha hemen sıcağı sıcağına olan duygular, seçime daha çok var’’ vesaire deniyor ya. Evet, öfke yumuşar, sakinleşebilir, azalabilir ama umutsuzluğu umuda çevirmek zor. O kalıcı bir duygu.

Ruşen Çakır: Hayal kırıklığı ve ihanet diyorsun sen.

Seda Demiralp: Evet. O kalıcı bir duygu. O yüzden zamanın Kılıçdaroğlu lehine işleyeceğini zannetmiyorum.

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Seda. Çok sağ ol.

Seda Demiralp: Ben teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Işık Üniversitesi’nden Profesör Seda Demiralp’le mutlak butlan kararı sonrası kamuoyunun, insanların, seçmenin neler hissettiğini konuştuk. Esas olarak duygularını konuştuk ve bakıldığı zaman büyük bir çoğunluğun, net büyük bir çoğunluğun CHP içerisinde Özgür Özel çizgisine kaydığı bulgularla saptanmış ama tabii süreç devam ediyor. Bakalım nasıl evrilecek. Seda Demiralp’e çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş