İSTANBUL (Medyascope) – Silahın belirleyiciliğinin ortadan kalkması Kürt siyasi hareketini nasıl değiştirecek? Kandil, İmralı, Avrupa, cezaevleri ve DEM Parti arasındaki ilişkiler nasıl yeniden kurulacak? Türkiye’ye dönebilecek yüzlerce, hatta binlerce kişinin siyasete katılması hangi dengeleri değiştirebilir? Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Kürt siyasi hareketinin önündeki olası büyük dönüşümü değerlendirdi.
Ruşen Çakır, silahın belirleyiciliğinin ortadan kalkmasıyla Kürt siyasi hareketinde yaşanabilecek dönüşümü değerlendirdi. Kandil, İmralı, Avrupa, cezaevleri ve DEM Parti arasındaki ilişkilerin nasıl yeniden şekilleneceğini, Türkiye’ye dönebilecek yüzlerce hatta binlerce kişinin siyasete katılmasının hangi dengeleri değiştirebileceğini ele aldı.
Hareketin ayakları neler?
Kürt siyasi hareketinin merkezinde Abdullah Öcalan’ın bulunduğunu belirten Çakır, hareketin Kandil’deki üst kadrolar ve militanlar, Avrupa’daki siyasetçiler ve diaspora, Ankara’daki DEM Parti ile beş binden fazla tutuklu ve hükümlünün bulunduğu cezaevlerinden oluştuğunu söyledi. Otuz yıla yakın cezaevinde kalıp tahliye olan “otuz yıllıklar” olgusunun da hareket içinde önemli bir yer edindiğini belirtti.
Ankara’da birleşme nasıl olacak?
Sürecin başarılı olması halinde cezaevlerinden, Kandil’den ve Avrupa’dan yüzlerce, belki binlerce kişinin Türkiye’ye döneceğini belirten Çakır, bu kişilerin siyaset yapıp yapamayacağının henüz netleşmediğini söyledi. DEM Parti’nin eylül, belki ekim ayında düzenleyeceği kongrede Öcalan’ın talimatıyla partinin adından kadrolarına kadar önemli değişiklikler yapılacağını aktardı.
Demirtaş ile Öcalan arasında fark var mı?
Selahattin Demirtaş’ın yasal siyaset içinde yetişmiş, geniş kitlelere hitap edebilen organik bir lider olduğunu belirten Çakır, Öcalan’ın toplumla ilişki kurma biçiminin bundan farklı olduğunu söyledi. Silahın ortadan kalkmasıyla Kürt hareketinde kadın-erkek meselesinin de daha fazla öne çıkacağı bir döneme girileceğini belirten Çakır, bu dönüşümün hem hareketi güçlendirebileceğini hem de yeni iç çekişmeleri beraberinde getirebileceğini söyledi.
Video deşifresi
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.
Son günlerde kendileriyle yayın yaptığım Kürt siyasi hareketinin farklı kanatlarından konuklarıma ısrarla şu soruyu sormaya çalıştım, cevabını alamadım ama: Bundan sonra ne olacak? Hareket nasıl şekillenecek? Bundan kastım şu. Bu hareket aslında birçok bölümden oluşuyor. Son haline bakarsak bu çözüm süreci şu haliyle baktığımız zaman çözüm süreciyle iyice netleşti. Tabii ki merkezde İmralı var yani Abdullah Öcalan. Daha sonra Kandil var. Orada Cemil Bayık, Murat Karayılan, Duran Kalkan gibi üst düzey kadrolar ve binlerce militan var. Avrupa var. Avrupa’dakilerin büyük bir kısmı yakın dönemde az bir kısmı daha eski zamanlarda ülkeyi terk etmek zorunda kalmış siyasetçiler var; milletvekilleri, belediye başkanları, parti yöneticileri ama onun dışında da Avrupa’daki Kürt diasporası ve o diaspora içerisinden sivrilen isimler var. Bir de Ankara var diyelim. Ankara’da da bir siyasi parti var. Bugünkü adıyla DEM Parti ama sürekli adı değişti. Bunlardan oluşan bir hareket biliyorduk. Ama bunun bir başka önemli ayağı olduğunu da bu son dönemde fark ettik. O da cezaevleri. Cezaevlerinde an itibarıyla beş bine aşkın örgütle ilişkili mahkûm, tutuklu olduğu söyleniyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi çok bilinen isimlere ek olarak.
Bir de ne yaşadık son dönemde? ‘‘30 yıllıklar’’ diye bir fenomenle karşılaştık. Onlar cezaevinde yaklaşık 30 yıl yatan infazlarını tamamlayıp tahliye olan ve topluma dönen, sayılarının bini aştığı söyleniyor ama bunların bazıları hareket içerisinde çok önemli yerlere geldiler, çok önemli konuşmalar yaptılar ve özellikle Güneydoğu’da gittikleri yerlerde çok geniş bir halk kitlesinin desteğine, ilgisine muhatap oldular. Şimdi bütün bu hareketlerin tabii ki birleştiren unsur Abdullah Öcalan, hâlâ öyle. Dili geçmiş zaman kullanmayalım, bugün itibarıyla böyle. Fakat bu hareketin hiyerarşisi ya da bu hareketin yapılanması esas olarak silahın temel alınması üzerinden gidiyordu. Yani bu hareket yasal ayakları, yarı yasal ayakları olsa da esas olarak yasa dışı yönüyle, silahlı yönüyle yol alan bir hareketti. Yani burada esas sözü silah söylüyordu. Yasal hareketin de en büyük sorunu hep bu oldu. Silahların gölgesinde siyaset yapmak zorunda kaldılar. Tam siyaseten bir şeyler söylerken bir yerden örgütün bir eylemi, bir karakol baskını ya da örgütün uzantısı olan TAK adlı yapının büyük şehirlerdeki kör terör eylemleri patlak verince yasal alandaki siyasetçiler çok çok zor durumda kaldı. Bunun en belirgin örneği 2015 Haziran ve Kasım seçimleri arasında yaşanan hendek olayları. Biliyorsunuz 2015 Haziran seçimlerinde çok büyük bir başarı yakalamış olan HDP Kasım ayındaki seçimlerde epey bir gerileme yaşadı. Çünkü arada çok sert çatışmalar yaşandı bölgede. Hendekler kazıldı, özerklik ilanları yapıldı ve bu bir anlamda partiyi gafil avladı diyelim. Kabaca gafil avladı diyelim.
Bu olay artık bitiyor. Bitmek durumunda. Herkes bir yerde birleşecek. O da neresi? Aslında kabaca Avrupa, Kandil, İmralı, Ankara cezaevleri demişken Ankara’da birleşecek. Ankara’yı sembol olarak söylüyorum. Siyasi parti çatısı altında birleşecek. Öcalan’ın statüsü, durumu şu anda çok net olmadığı için yine bir İmralı söyleyebiliriz ama İmralı’nın artık tek yöneleceği yer Ankara olacak. Yani siyasi parti olacak. Şu anda bildiğimiz Eylül ayında belki Ekim ayına sarkabilir DEM’in kongresi olacağı ve bu kongrede Öcalan’ın istediğine uygun şekilde çok önemli değişiklikler yapılacağı. Bu değişiklikler partinin adından programına öne çıkan isimlerine kadar olabilir. Bunların nasıl olduğunu bilmiyoruz, onu esas olarak Öcalan kurguluyor. İmralı’da kendi sekretaryasıyla beraber ve gelen heyetlerle yaptığı görüşmeler ışığında. Bu süreç başarılı olursa yasa geçecek. MGK’ya rapor verilecek. MGK raporu onaylarsa işte bütün bu yasa uygulanmaya başlanacak. Nasıl bir şey olacak o zaman? Cezaevlerinden, Kandil’den, Avrupa’dan yüzlerce, belki de binlerce kişi Türkiye’ye gelecek. Bunların siyaset yapıp yapamayacağı konusunda henüz tam bir netlik yok. Belli dönemlerde belli süreli siyaset yasakları olabilir. Orayı belki de bilerek flu bıraktılar ama her hâlükârda silahlar gidecek. Her hâlükârda sürgün hayatı bitecek ve Türkiye’de toplanılacak. Ve burada partiye resmen üye olunsa da ya da yönetici olunsa da olunmasa da bütün bu olay parti etrafında oluşacak ve işler karışacak.
Kim nerede nasıl bir yetkiye sahip olacak? Bunu kim belirleyecek? Belli ki ilk dönemde işleri yine Abdullah Öcalan yürütecek, şekil vermeye çalışacak. Ama bu yeni dönem birçok altüst oluşu beraberinde getirecek. Daha önce 30 yıllıklardan bahsettiğim bir yayında şöyle demiştim: Mekânın sahipleri geldi. Evet, ilk başta böyle olacak ama daha sonra mekânın sahipleri diyelim ki Kandil’den, diyelim ki Avrupa’dan, cezaevinden gelecekler ama mekânın bambaşka bir mekân olduğunu görecekler. Yaşayacaklar. Hayatın birtakım, yeni hayatın birtakım sorunlarıyla karşılaşacaklar. Silahın hegemonyası ortadan kalkacak bir kere ve silahla konuşanların artık başka şeyler söyleyebilmeleri gerekecek. Mesela örgütün Kandil’deki üst düzey kadrolarının en iyi becerdiği bunca yıl içerisinde, askerî olayları bir kenara bırakırsak, siyaseten bölgesel konjonktüre göre hareket etmek yani güç odaklarıyla ilişkileri ona göre belirlemek. Ama şimdi Türkiye’ye gelindiğinde, Türkiye’de siyaset yapıldığında artık Türkiye içerisi güç odakları meselesi olacak ve toplumla doğrudan aracısız ilişki kurulacak. Aracısız ilişki kurulması bir yanıyla iyi bir şey ama bir yanıyla da bazılarını çok zorlayacak. Selahattin Demirtaş Abdullah Öcalan arasında var olan yani kim örtmeye çalışırsa çalışsın var olan bir sorun var. Bir sorun söz konusu. O da ne? Selahattin Demirtaş’ın yasal siyasetin içerisinde yetişmiş, öne çıkmış organik bir siyasi lider olması. Abdullah Öcalan bir grup insanın onun liderliğinde, bir grup insanın kurduğu bir örgütle beraber yükselmiş birisi. Şimdi toplumla ilişki kurma konusunda aralarında çok ciddi farklılıklar var.
Yani Selahattin Demirtaş’ın medyaya konuşmasıyla, henüz yapmadı ama şu günlerde yapması beklenen Abdullah Öcalan’ın medyayla konuşması arasında çok büyük fark var. En önemlisi bir de Selahattin Demirtaş gibi siyasetçilerin en büyük avantajı kendi tabanları dışındaki tabanlara da kitlelere de kamuoylarına da hitap edebilmeleri. Öcalan’ın mesela böyle bir şansı çok fazla yok. Arayış içinde mi? Herhalde öyledir. Başarabilir mi? Çok emin değilim. Neyse, yeni dönem bu silahın ortadan kalkmasıyla birlikte Kürt hareketinde ve Kürt toplumunda Kürtlerin batıda yaşayanlarında, Güneydoğu’da yaşayanlarında, farklı kuşaklardaki Kürtlerde ve özellikle kadın erkek meselesinin çok daha fazla öne çıkacağı bir dönemle tanışacağız. Çünkü özellikle Kandil’de çok güçlü bir kadın hareketi var. O kadınlar Türkiye’ye geldiğinde nasıl roller oynayacaklar, oynayabilecekler açıkçası ben çok merak ediyorum. Evet sonuçta büyük bir altüst oluş var. Bu altüst oluşun sonucunda bu hareket çok daha güçlü olabilir ama pekâlâ iç iktidar kavgaları, dil uyuşmazlıkları birçok yeni sorunu da beraberinde getirir. Bir gazeteci olarak ben bu yeni halin doğuracağı yeni konuları, sorunları, tartışmaları açıkçası çok merak ediyorum.
Bugün bir İngiliz diyeceğim ama aslında babası Kıbrıslı, annesi İsveçli, kendisi artık İslam ümmetinin bir parçası: Cat Stevens, Yusuf İslam. Gerçek adı çok karışık: Steven Demetre Georgiou. Şu anda 78 yaşında Yusuf İslam ya da Cat Stevens. Bu Cat Stevens hali. Bu da Yusuf İslam hali. Şarkıları milyonlarca satmış, dinlenmiş çok müthiş bir müzisyen. Belli bir tarihte, 1970’li yılların sonlarında yanılmıyorsam İslam’ı benimsedi. Müslüman oldu. Adını Yusuf İslam olarak değiştirdi. Müziğe ara verir gibi oldu. Tarzını değiştirdi, eski şarkılarının yayınlanmasını istemedi bir müddet. Ama sonunda şöyle bir şey oldu, özellikle son yıllarda; hem Yusuf İslam olarak bir şeyler üretiyor hem Cat Stevens olarak ürettiği şeylerin devamını engellemiyor. Hatta bazılarını tekrarlıyor da. Ve bu arada tabii İslam dünyasının meseleleri ile ilgili birçok faaliyette yer alıyor. Ben en son kendisini İstanbul’da Atatürk Havalimanı’nda 2023’teki Gazze mitinginde görmüştüm, Erdoğan’ın konuşmacı olduğu, AKP’nin düzenlediği mitingde. Ama kendisi Türkiye’ye çok gelip gitti, değişik etkinliklere katıldı. Sadece Türkiye değil, İslam dünyasının dört bir tarafında dolaşıyor. Ama tabii ki Cat Stevens olarak yaptığı parçalar… Mesela neydi? ‘‘Father and Son’’ ‘‘Baba ve Oğul’’ mesela. O benim sürekli hâlâ çok dinlediğim bir şarkıdır. ‘‘Lady d’Arbanville’’ var. Çok hit parçası var. ‘‘Peace Train’’ mesela, ‘‘Morning Has Broken’’. Bütün bunlarla beraber karşımızda bambaşka bir isim olarak Cat Stevens duruyor. Kimileri o Müslüman olduktan sonra arasına mesafe koydu. Kimileri bunu çok da fazla dert etmedi. Ben açıkçası hem Cat Stevens’ı hem Yusuf İslam’ı çok önemsiyorum ama bir şarkıcı olarak tabii ki Cat Stevens’ı — müzisyen olarak, sadece şarkıcı olarak değil — çok seviyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







