İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, CHP’deki değişimci kanadın ayrı parti kurması durumunda AKP’nin 2001’deki kuruluş deneyimiyle benzerlik taşıyabileceğini öne sürdü. Çakır’a göre tartışma, yeni partinin yalnızca CHP tabanından ne pay alacağı üzerinden değil, muhalefet seçmeninin tamamına nasıl sesleneceği üzerinden yürütülmeli.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, CHP’deki değişimci kanadın ayrı parti kurma ihtimalini değerlendirirken, bunun AKP’nin 2001’deki kuruluş deneyimiyle benzerlik taşıyabileceğini belirtti.
- Çakır, tartışmaların sadece CHP tabanıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayarak, yeni partinin muhalefet seçmenine nasıl sesleneceğini sorguladı.
- Milli Görüş Hareketi’ndeki yenilikçilerin, CHP’deki değişimcilere göre daha güçlü liderliğe sahip olduğunu ifade etti.
- Değişimcilerin, CHP tabanından ne kadar oy alacakları yerine, muhalefete daha geniş bir yaklaşım benimsemeleri gerektiğini savundu.
- Çakır, yeni partinin başarısının sadece CHP kökenli seçmenle değil, diğer muhalefet unsurlarıyla da etkileşimde olmasına bağlı olduğunu dile getirdi.
Bilmeniz gerekenler
İlgili haberler
- 16. yılında AK Parti’nin dönüşümü
- Kılıçdaroğlu yine kaybetti: CHP İstanbul İl Başkanlığı’nı değişimcilerin adayı Özgür Çelik kazandı
- Göksel Göksu yazdı: Kılıçdaroğlu, değişimcilerle uzlaşmanın yollarını arıyor
- CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik: “Toplum ve ülkemiz, CHP’den büyük bir değişime öncülük etmesini bekliyor”
- Abdullah Gül ve çevresi ne yapabilir?
Yenilikçiler önce “bölücü” diye yaftalandı
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, CHP’deki iç çatışmayı Milli Görüş Hareketi’nin 2001 öncesi bölünme süreciyle karşılaştırdı. Çakır, değişimcilerin önünün açılabileceğini ancak bunun koşulsuz olmadığını vurguladı.
Çakır, geçmişe dönerek Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki “yenilikçi” akımı anlattı. Bu grubun temel hedefi, Milli Görüş’ün kemikleşmiş tabanı dışındaki seçmenlere modern yöntemlerle ulaşmaktı. Fazilet Partisi’nin kongresinde yenilikçiler, Genel Başkan Recai Kutan’a karşı Abdullah Gül’ü aday çıkardı ve önemli oy topladı ancak Erbakan, parti yönetimini gelenekçi kadroyla doldurdu.
Anayasa Mahkemesi’nin Fazilet Partisi’ni kapatmasının ardından yenilikçiler kısa bir tereddüt döneminin ardından AKP’yi kurdu. Erbakan’a sadık isimler ise Saadet Partisi’ni oluşturdu. Çakır, “Yenilikçiler önce bölücü olarak yaftalandı” dedi. Yenilikçiler ise Erbakan ile doğrudan kavgaya girmek yerine mahkeme kararlarını gerekçe gösterdi ve “milli görüş gömleğini çıkardık” diyerek yola çıktı.

Tartışma CHP tabanıyla sınırlı kalmamalı
Çakır, CHP’deki tablo ile Milli Görüş’teki bölünme süreci arasındaki en temel farka da dikkat çekti. Milli Görüş’te güçlü ve karizmatik bir lider olarak Erbakan varken CHP’deki değişimcilerin karşısında “tam tersine çok zayıf birisi var” dedi. Her iki durumda da bir yargı müdahalesinin söz konusu olduğunu belirten Çakır, AKP sürecinde bu müdahalenin mahkeme kararı biçiminde, CHP’de ise atanmış yönetim biçiminde tezahür ettiğini vurguladı.
Değişimcilerin yeni parti tartışmasını yalnızca “CHP tabanının ne kadarını alırız” sorusuna indirgemesini gerçekçi bulmadığını söyleyen Çakır, asıl sorunun yeni partinin muhalefetin tamamına nasıl seslenebileceği olduğunu öne sürdü. AKP iktidarından memnun olmayan ama CHP’ye “CHP olduğu için” oy vermek istemeyen kesimlerin varlığını da göz ardı etmemek gerektiğini ileri süren Çakır, “Tıpkı zamanında Refah ya da Fazilet’e bir geleneğin devamı oldukları için oy vermekten imtina edenler gibi, yeni kurulacak partiye de ‘bunlar artık CHP değil’ diyerek yönelebilecek seçmenler olabilir” dedi.
Özgür Özel’in son günlerdeki Anadolu turuna da değinen Çakır, Özel’in gördüğü ilginin “bir şeylerin değişmekte olduğunu” gösterdiğini söyledi. Değişimcilerin kim grup konuşması yapacak, kim ihraç edilecek gibi tartışmaların içinde kalması durumunda enerji ile cazibelerini yitirebileceklerini de öngören Çakır, tüm bu değerlendirmelerin kesin bir öngörü değil AKP deneyiminden hareketle dile getirilen bir olasılık çözümlemesi olduğunu sözlerine ekledi.
Video deşifresi
Milli Görüş’ün yenilikçileri, CHP’nin değişimcileri | Ruşen Çakır yorumluyor
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Hâlâ Irak’ta, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye şehrindeyim. Burada uluslararası bir toplantıyı takip ediyorum. Daha çok Ortadoğu, Kürt meselesi üzerine; ama olayın özellikle ekonomik boyutu üzerine konuşmalar yapılıyor, dünyanın değişik yerlerinden katılımcılar tarafından. Fakat ben yine şimdi size CHP hakkında konuşmak istiyorum. Belki sonra, mesela yarınki yayında başka şeylerden, buradaki izlenimlerimden bahsedebilirim. Şu anda Türkiye’nin gündeminde salı günü kimin grup konuşması yapacağı meselesi var. Dün de demiştim, yine bize yol gözüküyor. Herhâlde salı günü yine Ankara’da grup toplantısını izlemeye gideceğim. Bugün, ne zamandır aklımda olan bir konudan bahsetmek istiyorum. Şu anda CHP’deki değişimcilerin, yani seçilmiş CHP’nin, atanmış CHP’ye karşı neler yapabileceği konuşuluyor ve seçeneklerden birisi ayrı bir parti kurma meselesi. Bunun birtakım artıları ve eksikleri muhakkak olacaktır. Tartışmalar bunun ekseninde gidiyor ve en önemli husus; CHP’nin tarihi, CHP’nin tarihî birikimi, amblemi ve onun kemikleşmiş bir seçmen tabanı vesâire, yani bir imajı var. Ve ‘‘Bundan değişimciler mahrum olursa iyi mi olur, kötü mü olur?’’ tartışması var.
Bu beni geçmişe götürdü. Nereye? İşte Milli Görüş hareketindeki yenilikçilere. CHP’de değişimciler, Milli Görüş hareketinde yenilikçiler… Yenilikçilerin öyküsünü uzun uzun anlatacak değilim. İstanbul’da Refah Partisi İl Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde bir ekibin hayata geçirdiği bir perspektifti. Bunun adını ‘‘yenilikçilik’’ olarak ben koymuştum. İlk başta hatta bana bayağı kızmışlardı ama sonra kendileri de bunu benimsediler. Yenilikçilerin en temel perspektifi şuydu: Milli Görüş hareketinin kemikleşmiş tabanı dışındaki kesimlere birtakım modern yöntemlerle açılmak. Ama bu hareketin içerisinde Erbakan’a bağlılıklarını da sürekli dile getirdiler. Sonra Refah Partisi kapatıldı, Fazilet Partisi kuruldu. Yenilikçiler, Fazilet Partisi’nde bir ağırlık oluşturmaya çalıştılar ama Erbakan buna izin vermedi ve ‘‘gelenekçi’’ olarak tabir edilen eski ekibi partinin yönetimine yerleştirdi. Kongrede, Fazilet Partisi’nin kongresinde Genel Başkan Recai Kutan’ın karşısına yenilikçiler Abdullah Gül’ü aday olarak çıkardılar ve çok da büyük bir oy aldılar. Orada ‘‘Milli Görüş hareketini bölüyorlar mı, bölmüyorlar mı?’’ tartışması olmuştu ve kısa bir süre sonra Anayasa Mahkemesi Fazilet Partisi’ni de kapatınca yenilikçiler kısa bir tereddüdün ardından kendi partilerini, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdular ve tabii ki hemen ‘‘bölücü’’ olarak yaftalandılar. Çünkü Erbakan kendine sâdık kadrolara Saadet Partisi’ni kurdurmuştu. Onlar ne dediler? “Biz Milli Görüş gömleğini çıkardık” dediler. AKP ile birlikte girdikleri ilk seçimde tek başına iktidara geldiler ve o günden beri de ülkeyi yönetiyorlar.
Çok yakından izlediğim çok zor bir süreçti. Yenilikçiler, kopmaları hâlinde önlerinin bir şekilde açılabileceğini düşünüyorlardı ama kopmaları hâlinde birtakım şeylerden de mahrum kalabileceklerini düşünüyorlardı. Fakat Refah’ın kapatılmasının ardından Fazilet, Fazilet’in de kapatılmasının ardından dediler ki: “Tamam, biz bildiğimiz yolda yeni bir yol çizelim.” Çünkü ayrı parti kurmamaları hâlinde, Saadet Partisi’ne girmeleri hâlinde benzer bir akıbetin orada yaşanacağını ileri sürdüler ve kurdular ve başarılı oldular. Orada şu soru önemliydi: Yeni parti, Milli Görüş tabanının oyunu ne kadar alabilecek? Sonra bir baktık ki Milli Görüş tabanının ötesinde, özellikle dağılan merkez sağ partilerden çok sayıda oy aldılar. Yeni bir ufuk açtılar. Şimdi CHP’nin değişimcileri benzer bir şey yapabilir mi? Tabii ki koşullar birebir aynı değil; Milli Görüş hareketiyle Cumhuriyet Halk Partisi çok farklı gelenekler. Orada esas olarak karizmatik bir lider olan Erbakan’ın ekseninden bir kopuş vardı ama Erbakan’la kavga etmeden, Anayasa Mahkemesi kararlarını gerekçe göstererek yaptılar. Şu aşamada CHP’deki değişimcilerin karşısında Erbakan gibi güçlü bir lider yok. Hatta tam tersine çok zayıf birisi var ve Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan parti yerine yine burada bir yargı müdahalesi görüyoruz; atanan bir yönetim var. Birebir aynı olmamakla birlikte pekâlâ Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki değişimciler hızlı bir şekilde bu süreci, bir kopuşu göze alarak yani bir tarihi geride bırakarak kopuşu göze alarak yeni bir parti yoluna girebilirlerse, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yaptığının bir benzerini yapabilirler; ‘‘yaparlar’’ demiyorum, yapabilirler. O da nedir? ‘‘CHP bölünürse yeni parti CHP oylarının ne kadarını alır?’’ın ötesinde bir olayı konuşmaya başlarız ve şunu söylemeye, tartışmaya başlayabiliriz: Yeni kurulacak parti Türkiye’de muhalefetin ne kadarının oyunu alabilir? Yani yeni bir arayış olarak kendini gösterebilir mi?
Şunu unutmamak lazım; Türkiye’de AKP iktidarından memnun olmayan kesimlerin içerisinde, CHP’ye “CHP olduğu için” oy vermeyenler pekâlâ olabilir. Tıpkı zamanında Refah Partisi’ne ya da Fazilet Partisi’ne, bir geleneğin devamı oldukları için oy vermekten imtina edenler olduğu gibi. Ama AKP kurulduğu zaman ne gördük? Birçok kişi, “zaten bunun artık Erbakan’la alakası yok” gibi bir gerekçeyle oy verebildi. Yeni kurulacak bir partinin de benzer bir şekilde “bunlar artık CHP değil” diye bazı kesimlerin oylarını alma ihtimalini hiç yabana atmamak lazım. Tabii tekrar söylüyorum; bunların hepsi birer ihtimal. Ama şunu özellikle vurgulamak lazım; yeni parti tartışmalarını sadece “yeni parti CHP tabanının, CHP örgütünün ne kadarını kapsar?” şeklinde yürütmek bana çok gerçekçi gelmiyor. Tam tersine, “yeni bir parti CHP’nin ötesinde yeni alanlara da açılabilir mi?” meselesini sormak gerekiyor. Şu son bir iki günde Özgür Özel’in Anadolu’da gördüğü ilgi aslında bir şeylerin değişmekte olduğunu bize gösteriyor. Şu hâliyle Özgür Özel ve arkadaşları CHP içerisinde “Grup toplantısını kim yapacak? Kim kimi azledecek, partiden ihraç edecek?” vesaire tartışmalarının içerisinde kalırlarsa çok ciddi bir şekilde enerjilerini ve cazibelerini kaybedebilirler. Fakat şunu tekrar vurgulamak istiyorum, yanlış anlaşılma olmasın, böyle bir şey üstüme vazife de değil. Kimileri bunu yapıyor; “CHP, bir an önce yeni bir parti kursun değişimciler” falan, bu benim işim, meselem değil. Ama bir ihtimali geçmişte AKP deneyiminde yaşadıklarımızdan hareketle dile getirmek istedim. Olay bundan ibarettir diyeyim.
Ve bugünün ithafı… Geçen gün Müge ile evde bu film çıktı karşımıza: ‘‘Crazy Stupid Love’’. Komik bir film, ilişkiler üzerine bir film ve orada gördüm tekrar: Julianne Moore. Ve dedim ki; ‘‘ben neden bundan bahsetmedim bugüne kadar?’’ Çünkü bu ithaflar başlayalı bir yılı geçtik. Julianne Moore’un tabii ki bu ‘‘Crazy Stupid Love’’dan önce acayip bir filmi vardır. Evet, ‘‘The Big Lebowski’’. Coen Kardeşler’in yönettiği film, orada çıkmıştı karşımıza. Orada Jeff Bridges ve John Goodman’la birlikte oynamıştı. Baktım, ben açıkçası daha genç birisidir diye düşünüyordum, benden 2 yaş büyük çıktı. Ben 64 olduğuma göre, 66 yaşında. Hiç gösterdiğini düşünmüyorum açıkçası. Beş kere Oscar’a aday gösterilip bir kere kazanmış. Ama şunu söyleyeyim; Amerikan sinemasının, dünya sineması demeyelim de Amerikan sinemasının son zamanlarda birçok öne çıkan kadın oyuncularından birisi. Bu film ‘‘Still Alice’’ bambaşka, en son filmlerinden birisi olsa gerek, çok başarılı bir performansı var burada da. Julianne Moore, benim şu ana kadar anlattığım ya da anlatmaya çalıştığım günümüz Amerikan kadın oyuncuları içerisinde en takdire şayan isimlerden birisi. Kendisine buradan tebriklerimi ve sevgilerimi iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.






