İSTANBUL (Medyascope) – Yeni çözüm sürecinde kritik eşik aşıldı ve çerçeve yasa TBMM’ye sunuldu. Uzun bir aranın ardından yeniden Medyascope ekranlarına konuk olan Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtladı.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Çözüm sürecine ilişkin çerçeve yasa TBMM’ye sunuldu ve yeni bir dönem başladı.
- Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, yasanın hukuki sorunları olduğunu vurguladı; özellikle kanunun PKK’ya özgü olduğunu belirtti.
- CHP lideri Kılıçdaroğlu yasaya destek verirken, YENİ Parti Genel Başkan Özgür Özel imza sürecine eleştiri getirdi.
- Yasanın onaylanması durumunda Cumhurbaşkanı Erdoğan örgütü feshedecek; süreç ağustos ve eylül arasında tamamlanacak.
- Türköne, en kritik riskin toplumun psikolojisini yönetmek olduğunu ifade etti.
Çözüm sürecine ilişkin çerçeve yasa Meclis’e sunuldu. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ile siyaset bilimci Prof. Mümtazer Türköne yasayı ve süreci değerlendirdi.
Türköne, Devlet Bahçeli’nin çıkışından bu yana yaklaşık 19 ay geçtiğini hatırlatarak bugüne kadar sürecin çok zaman kaybettiğini kaydetti. Çerçeve yasayla birlikte açılan yeni dönemi şöyle tarif etti: “Bir beyaz sayfa, işte bu kanun teklifi çıktığı zaman bir beyaz sayfa masanın üzerine kondu, tabula rasa gibi yeni bir süreç başlayacak.”
Türköne, bunun bir sonuç değil bir başlangıç olduğunu vurgulayarak taraflara düşen sorumlulukların henüz tamamlanmadığını söyledi.

Yasanın hukuki sorunları var
Taslak metnin hukuki açıdan sorunlu olduğunu değerlendiren Türköne, kanunun PKK ve Abdullah Öcalan’a özgü şekilde hazırlandığını belirterek bu durumu şöyle özetledi: “Hukuki olarak çözmez, yani hukuki olarak çok fazla sorunu var.”
Bu nedenle çerçeve yasanın, referans aldığı ceza kanunu maddeleri üzerinden daha geniş bir af yasasına veya infaz yasası değişikliğine dönüşebileceğini aktaran Türköne, Anayasa Mahkemesi’nin eşitlik ilkesine aykırı bulduğu benzer bir af yasasını daha önce iptal ettiğini hatırlattı.

CHP’de imza tartışması
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yasaya destek verdiğini ve parti grup başkanvekillerinin imza attığını aktaran Çakır, YENİ Parti Genel Başkan Özgür Özel’in ise imza sürecinin yöntemini eleştirerek imza atmadığını söyledi.
Türköne, bu itirazın esasa değil usule dair olduğunu belirterek görüşünü şöyle ifade etti:
“Özgür Özel’in itirazı esasa dair bir itiraz değil, usule dair bir itiraz, ben mecliste yasa geldiği zaman destek vereceklerini düşünüyorum.”
Takvim ve kritik risk
Çakır, yasanın hafta sonuna kadar çıkacağını, ardından MİT’in silahların bırakıldığını tespit ederek Milli Güvenlik Kurulu’na rapor sunacağını hatırlattı.
Kurul raporu onaylarsa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan örgütün feshini ilan edecek ve sürecin ağustos ortası ile eylül arasında tamamlanması bekleniyor.
Süreçteki en kritik riskin ne olduğu sorusuna Türköne şu yanıtı verdi: “Yani toplumun psikolojisini yönetmek en kritik risk bu.”
Türköne sözlerini, sürecin Türkler ile Kürtler arasında değil devlet ile Kürtler arasında bir uzlaşmaya dayandığını vurgulayarak tamamladı.
- Öcalan: “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir?”
- Ruşen Çakır yorumladı: Öcalan Kürtlere ihanet mi ediyor?
- Adıyaman’dan Ankara’ya çağrı: “Söz değil somut adım istiyoruz”
- Sevilay Çelenk, Barış Akademisyenleri’nin hukuk mücadelesi hakkında konuştu: “Gelinen nokta vahim”
- Hatimoğulları’ndan mutlak butlan eleştirisi: “Siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biri”
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Merhaba, iyi günler. Çözüm sürecine ilişkin çerçeve yasa bugün Meclise sunuldu. Önemli bir gün. Birçok partiden milletvekillerinin imzasıyla yeni parti vermedi ama yasaya desteklerini sürdüğünü de belirtmişler. Bütün bunları, uzun bir aradan sonra Prof. Mümtaz’er Türköne ile konuşacağız. Mümtaz’er merhaba.
Mümtaz’er Türköne: Merhaba Ruşen.
Seninle en son 19 Ocak’ta ‘’Yoksa çözüm süreci bitti mi?’’ başlıklı bir yayın yapmışız. Sen o zamandan beri ortalıkta gözükmedin ve herkes ‘’Ne oldu? Mümtaz’er ne yapıyor?’’ diye bana seni soruyorlar. Kimileri özlüyor, kimileri de memnun. En son Kandil’e gittiğimde de seni sordular. Duran Kalkan dahil olmak üzere oradaki örgütün değişik kademelerindeki insanlar seni yakından takip ediyormuş. Ben cevap vermekte zorlanıyordum; nereye kayboldun?
Mümtaz’er Türköne: Ben bir köyde yaşıyorum. Dediğin tarihte de çok sevdiğim, çok yakın ve çok değer verdiğim arkadaşım Ahmet Duran Alkan’ı kaybetmiştim; sen de cenazedeydin. Biraz küstüm. Ahmet Duran Alkan da hayata, kendisine küsmüştü. Ben de onun mirasını devraldım. Biraz küstüm, fakat küsmekle olmuyor. Yani fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış. Gündemler de sıcak. Hepimizin de, senin de, benim de sorumluluğumuz var; aklımızda bir şey varsa söylememiz lazım. O yüzden küslüğü erteledim.
Peki şimdi kaldığımız yerden devam edelim. Ocak ayındaki en son yayınımızda ‘’Yoksa çözüm süreci bitti mi?’’ demiştik. Şimdi en önemli aşamalardan birisi geçiliyor. Yasa Meclise verildi ve hafta sonu da çalışacakmış Meclis. Tatile yasayı çıkarttıktan sonra girecekmiş. Ne diyorsun bu aşamaya gelinmesine?
Mümtaz’er Türköne: Devlet Bahçeli’nin çıkışından itibaren sanıyorum 19 ay geçti. İşin başlangıç noktası, işaret fişeği oydu ve bugüne kadar çok zaman kaybedildi. Seninle son yaptığımız programda bile biz umudumuzu hiç kaybetmemiştik. Bu işin mutlaka bir neticeye bağlanacağını, hayırlı bir noktaya doğru varacağını söylüyorduk. Senin de benim de ortak özelliğimiz, söylediğimiz laflar, temennilere değil de nesnel analizlere dayanıyor; ülkenin şartlarına, bölgesel dinamiklere, Kürt sorununun geçmişine ve, Türk siyasetindeki ağırlığına, Suriye’deki gelişmelere, dünya konjonktüründeki değişikliklere bağlayarak bir çözümleme yapıyorduk. Ve bu işin çözülmesinin bütün taraflar tarafından vazgeçilmez, kaçınılmaz bir hedef olarak görünüyordu. Uluslararası ortamın uygunluğu da buna katkı sağlıyordu. Başından itibaren hiç umudumuzu kaybetmedik.Sen de ben de sanıyorum bu konuda hiç vazgeçmedik. Yaptığımız analizlerde ısrarlı ve kararlı olduk. Şunu söylemek lazım: Geldiğimiz nokta itibariyle o kadar uzun süre devam eden çabaların sonucunda vardığımız yer, bir kapının açılması oldu. Yani yeni bir başlangıç yapıldı. Bu kanun teklifi çıktığı zaman, ‘’tabula rasa (boş levha)’’ gibi bir beyaz sayfa masanın üzerine kondu. Şimdi yeni bir süreç yeniden yazılacak. Önümüzde kat etmemiz gereken çok uzun bir mesafe, yapılması gereken çok iş var. Taraflara, özellikle bu işin mimarlarına, sorumluluk sahiplerine düşen çok fazla iş var. Çok fazla gündem olacak. Bu bir netice değil, bu bir başlangıç. Ülke için, ülkenin insanları için, Türkiye için, Kürt’üyle, Türk’üyle herkes için çok hayırlı bir başlangıç. Ama bunun bir netice olmadığını, bunun varılan bir hedef elde, edilen bir sonuç olmadığını mutlaka hatırda tutmamız lazım. Yapacak çok iş, söylenecek de çok söz var.
Sen siyaset bilimcisin ama hukuk konularına da çok hâkimsin. Bizzat yaşadıklarından dolayı da olabilir ama özel olarak da belli bir hukuk eğitimini de aldığını biliyorum. Meclise, komisyona gidecek olan taslak metni görmüşsündür. Bu taslak metin bu işi çözer mi?
Mümtaz’er Türköne: Hukuki olarak çözmez. Bu taslak metnin hukukî olarak çok fazla sorunu var. Bir kere her şeyden önce, PKK’ya özgü Abdullah Öcalan’a özgü bir kanun çıkartıyorlar. Hukuk, bir kanunu özel hâle getirmeye çok fazla elverişli değildir. Zaten Ceza Kanunu’ndaki maddeler referans alınacak. O yüzden belki bu çerçeve kanun, Türkiye’de o çerçeve kanunun referans aldığı kanun maddelerine göre, daha geniş bir kitleyi ilgilendiren bir af yasasına veya infaz yasası değişikliğine dönüşebilir.
Daha önce de Anayasa Mahkemesi, bir af yasasını eşitlik ilkesine aykırı olduğu için iptal etmişti biliyorsun. Bu, infaz yasaları için de geçerli. Böyle bir sıkıntısı olabilir kanun teklifinin. Fakat önemli olan nokta, bu aşamada müesses nizamın bir irade beyanında bulunması. Bu müesses nizam içinde ilk sırada, ‘’bu bir devlet projesidir’’ diyen Bahçeli var ilk sırada. AK Parti kervana sonradan; göç yola düzüldükten sonra dâhil oldu. Hâlâ da tam niyetlerinin, kararlılıklarının, bu konuda sergiledikleri iradenin ne boyutlarda olduğundan çok emin değiliz; endişeler var.
Fakat müesses nizam, yani bu ülkenin kurucu iradesi bu konuda bir irade beyanında bulunmuş oldu bu çerçeve yasa ile ve sanıyorum, bu yasanın, Devlet Bahçeli’nin vurguladığı gibi bir devlet projesi olduğuna kimse itiraz etmiyor. PKK kanadında, Kürt siyaseti kanadında, bu çerçeve yasanın ciddiyetle karşılanmasını sağlayan şey de aynısı. Yani bunun bir devlet iradesi, bir devlet niyeti olarak karşılarına gelmiş olması. Bu, otomatik olarak bu çerçeve yasayla ilgili siyasi tartışmaları, iktidar ve muhalefet kanadındaki farklı görüşleri önemsiz hale getiriyor.Yani onların terazideki ağırlıkları çok fazla değil.
Dediğim gibi meseleye yeni bir başlangıç gözüyle bakarsak, ki bu başlangıçla açılan kapıyla girilen yolda, şu anda yakın, orta, uzun vadede bir engel de görülmüyor. Bu,yapılması gereken asgari şeylerden biriydi ve binlerce insanı, binlerce aileyi ilgilendiren bir mesele. Bu çerçeve yasa ile evlerine dönecek veya yeni bir başlangıç yapacak, cezaevinden çıkacak insanlar çok önemli bir meseleydi. Bundan sonrası gelir diye bekliyoruz.
Süreç ilk başladığı zaman şöyle argümanlar vardı: ‘’Öcalan dese de örgüt buna uyar mı?’’ ‘’Örgüt fesih kararını aldı ama hayata geçirir mi?’’ gibi laflar söylendi. Kandil’de Duran Kalkan’la yaptığım röportajı biliyorsun. Orada birçok kişiyle de konuştum. Kandil’le ilgili izlenimlerimi de üç bölüm hâlinde Medyascope’ta yayımladık. Hatta Kandil izlenimlerimin ilk bölümünün başlığını ‘’Cümleler ‘Öcalan’ diye başlıyor, ‘Öcalan’ diye bitiyor’’ olarak belirledim. Yani Öcalan ne derse onu yapmak, Öcalan’ın sözlerini dinlemek gibi bir izlenim edindim. Bir tek ‘’hakikaten Öcalan böyle mi düşünüyor?’’ meselesi var ki onu da doğrudan kanallarla aktarıyorlar. Öcalan onay verdi, mutabakata varıldı. Şimdi Kürt hareketi açısından potansiyel sorun ne olabilir?
Mümtaz’er Türköne: Öcalan’ın pozisyonu, Öcalan’ın söylemi, stratejisi, aslında, nesnel şartların okunmasına dayalı bir şey. Siyasi olarak bu meseleyle yakından ilgilenen Kürt toplumunun tepkilerini, taleplerini çok esaslı bir şekilde takip ettiği belli. Eş zamanlı olarak örgüt herhalde yaptıkları işten bıkmış, bu işin bir neticeye varmayacağı kanaatine ulaşmış. Böyle bir algı var örgütte de. Bu da çok bariz, belirgin bir şekilde belli. Netice itibariyle çocuklarını dağda terörde kaybetmekten bıkmış olan Kürtler de bu 40 yıldır devam eden kavgadan, savaştan bıkmış olan örgüt yöneticileri de Öcalan’ın çok rahat pozisyon almasını, bu işi çok kolay bir şekilde kotarmasını mümkün kılacak bir alan açtılar.
Ben örgütün, Öcalan’ın sözlerini dinlemesini Öcalan’a bağlılığın ötesinde, örgütün içinde bulunduğu nesnel şartları dikkate alan bir Öcalan faktörüne bağlıyorum. Aynı şekilde, Kürt toplumundan da Öcalan’a çok büyük bir sempati var. Bu, 22 Ekim’de Bahçeli’nin çıkışından itibaren yükseldi. Onlar da, barış gelecekse bunu getirecek iradenin, gücün Öcalan’da olduğunu düşündükleri için Öcalan’a destek verdiler.
27 Şubat’ta Öcalan’ın yayınladığı, örgütün silah bırakması ve kendini feshetmesi bildirisi Kürtler arasında bir miktar hayâl kırıklığına yol açmış olsa da, sonrasında toparlanmasının sebebi de sanıyorum bu beklentiydi. Yani şunu söylememiz lazım: Kürt coğrafyası fare kapanı gibi bir coğrafya ve tarihsel olarak da stratejik olarak da Kürtlerin güvenebileceği, birlikte yol yürüyebileceği bölgede, Türkiye dışında bir muhatapları yok. Kürt siyaseti bu anlamda analiz yeteneği olarak ciddiye alınması gereken bir birikime sahip; onları bu konuda mutlaka dikkate almak lazım. Bunun farkında oldukları çok belli. Bunu da gösteriyorlar. Öcalan ‘’barış’’ derken aynı zamanda ‘’ekonomi’’ de diyor. ‘’Demokratik toplum’’ derken ekonomik refahtan da bahsediyor. Kürtler için güvenlik ve refah getirecek bir kapı açıldı. Bu, sadece terörün sona ermesi, örgütün tasfiye edilmesi ile sonuçlanan bir çaba olarak görülmedi. Bu, negatif olan bir şeylerin ortadan kalkması olarak değil, eş zamanlı olarak pozitif beklentilerin de devreye girmesi olarak tecelli etti.
Biz çerçeve yasayı konuşuyoruz ama Kürtler için, aslında Türkiye için bugün belki de en önemli meselelerden birisi, Nusaybin sınır kapısının açılması meselesi. Şu kalkınma yolu denen yolun, Basra Körfezinden itibaren Mersin’e doğru giderken Kürt bölgesinden nasıl geçeceği meselesi. Yani müthiş imkânlar, müthiş fırsatlar var önümüzde. Ve bunların hepsi, Kürt sorununun uhulet ve suhuletle çözülmesine, bu konuda, bugün başlandığı gibi yeni bir başlangıç yapılmasına bağlıydı Öcalan bunu 27 Şubat’taki bildirisinde, çok köklü, radikal bir kararla Kürt devleti hedefinden vazgeçtiklerini ilan ederek gösterdi. Bu da bütün refleksleri, bütün korunma içgüdüleri ulus-devlet niteliğini devam ettirmek üzerine kurulu Türkiye Cumhuriyeti’nde, müesses nizamda, gerekli karşılığı gördü ve mesele bu şekilde çöküldü.
Milliyetçilere en sona bırakıyorum, o, senin kıta sahanlığın. Bu çerçeve yasa için Cumhuriyet Halk Partisi, Kılıçdaroğlu destek verdi. Zaten önceden duyurmuştu destek vereceğini. Sonra imza da attılar grup başkan vekilleri. Ama YENİ Parti imza atmadı. Murat Yetkin, Özgür Özel’le bir röportaj yapmıştı. Özgür Özel ‘’yöntemi yanlış bulduk ama kararımız değişmeyecek’’ açıklamasını yapmış. Yani yöntem dediği, içeriği göstermeden, taslağı okutmadan imza istediler biliyorsun. Özgür Özel bundan rahatsız olduklarını söylemiş, ama prensip olarak yasaya destek vereceklerini söylemiş. Biz de kendisiyle Ankara’da röportaj yaptığımızda sormuştuk bunu, o da ‘’Erdoğan bizi dışarıda tutmak istedi, ama biz içinde kalacağız ve silah bırakmanın gerçekleşmesine destek vereceğiz’’ demişti. Ama bugün itibarıyla imza vermedi. İmza vermediği için kimileri sevindi, kimileri de eleştirdi. Ama sonuçta oylamaya katılacaklar gibi gözüküyor. Şu hâliyle bakıldığı zaman, Yeniden Refah Partisi referandum talebinde bulunmuş; belli ki destek olmayacaklar. Mecliste bir tek İYİ Parti karşı çıkıyor. Ne dersin?
Mümtaz’er Türköne: Bugüne kadar gecikmesinin, o umutla umutsuzluk arasında gidip gelmelerimizin sebebi, Türkiye’deki siyasi rekabet ortamıyla, iktidar-muhalefet ilişkileriyle veya iktidarın iç dengeleriyle, müesses nizam dediğim devletin, bu konuda gözettiği stratejinin yer yer çelişmesi, çatışmasıydı. Senin bahsettiğin Özgür Özel’in söylediği laflarla ilgili kısım, hatırlarsan, Meclisteki komisyon kurulma aşamasında da yaşanmış ve aşılmıştı. Bu kadar gecikmesinin, 1,5 seneden fazla sürmesinin sebebi de bu siyasi tartışmalardı. Yani siyasi çıkar hesaplarıyla, devletin hesaplarının birbiriyle örtüşmemesiydi. Özgür Özel’in itirazı esasa dair bir itiraz değil, usule dair bir itiraz. O yüzden, ben yasa Meclise geldiği zaman destek vereceklerini düşünüyorum. AK Parti de buna ihtiyaç duyuyordur. Çünkü bütün sorumluluğu üzerine almaktan çekiniyorlar. Öyle anlaşılıyor. Geldiğimiz nokta itibariyle, milliyetçi kesimden bir itirazın gelmesi, İYİ Parti’den bir itirazın gelmesi, Mecliste olmadığı için Zafer Partisi’nden gelen itirazın çok fazla konuşulmadığı, gündeme gelmediği anlaşılıyor. Bir itirazın gelmesi gayet normal.
Türkiye’de siyasi yelpazede böyle bir sorun çözülürken, ki çözülen sorunun, cumhuriyetin kuruluş aşamasındaki tartışmalar kadar, orada inşa edilen cumhuriyetin mimarisi kadar önemli bir mesele olduğunu unutmamak lazım. Türkiye’nin ulus-devlet tercihi aslında Kürt sorununu nasıl ele aldığı sorusuyla şekillendi. Yani biz Türkiye Cumhuriyeti için ulus-devlet diye ısrar ettiğimiz zaman doğru bir tercihti; ulus-devletler çağında başka türlü olması mümkün değildi. Ama bu sorun bizim kucağımıza veya sırtımıza bir Kürt sorunu olarak yerleşti. Yani cumhuriyetin kurulduğu tarihten bugüne kadar, devletin kurumları, refleksleri, kuralları, ideolojisi, bunların hepsi Kürt sorunu etrafında aslında şekillendi. Bunu küçümsemek, azımsamak doğru değil. Mevcut şartlarda gerçekçi bir bakış açısına sahip olmayı da engelleyecek bir durum. Bu kadar esaslı, bu kadar köklü bir mesele çözülüyor. Siyasi tartışmalarda İYİ Parti’nin bir kutupta, DEM Parti’nin tam karşı kutupta yer aldığı farklı görüşlerin devreye girmesi son derece normal.
Ancak devletin kendi varoluş kurallarıyla ilgili, varlık sebepleriyle ilgili bulunan çözümde siyasi partilerin ikna edildiği, İYİ Parti gibi bir muhalefetin de bu tartışmalar boyunca toplumun sinir uçlarını temsil etme yeteneği olduğu düşünülürse, bunu da normal karşı karşılamak ve sineye çekmek gerekir. 242 aydın çözüm süreci ve yasal düzenlemelere karşı “Biz Türk Milletiyiz, Hayır Diyoruz” başlıklı ortak bir bildiri yayımladı.
Tam onu soracaktım. Sosyal medyada görüyorum, bir alarm hâli değil mi? Çok büyük bir ihanetten bahsediyorlar.
Mümtaz’er Türköne: Ben listeye baktım. Listedekilerin herhalde yarıdan fazlasını şahsen tanıyorum, çoğu eski arkadaşlarım. Çok saygın isimler var ve hepsinin ortak özelliği, bu insanlar herhangi bir partinin, bir platformun veya bir örgütün üyesi değiller. Çok farklı yerlerde yer alan, çok farklı zihinsel yapılara, tavırlara sahip olan kişiler bir araya gelip bir vaziyet almışlar, bir tepki ifade etmişler. Bildiri metnini de dikkatle okudum; birkaç noktada toplanıyor. Anayasanın başlangıç kısmına referans yapıyorlar ve iki temel itirazları var. Bir tanesi Öcalan’ın muhatap alınması. Diğeri de ‘’PKK terör örgütü zaten yenilmişti, nasıl muhatap alınıyor aynı şekilde?’’ itirazında bulunuyorlar. Bunun dışında, Türkiye’nin ulus-devlet niteliğine yönelik, özellikle anayasanın başlangıç kısmında yer alan formülü tekrarlayarak bunun zarar göreceğini ve Türkiye’yi bölecek bir proje olduğunu söylüyorlar. Bu, tam anlamıyla şu anda yaşadığımız şeyin tartışma noktası. Bu itirazları ciddiye almak lazım ve bu itirazları karşılarken de bu yaşanan sürecin, bu çerçeve yasanın, tam tersine Türkiye’nin bölünmesini engellemek için olgunlaştırıldığı, bu noktaya geldiğini anlatmak lazım. Devletin propaganda araçları, kamu diplomasisi araçları bugüne kadar bu anlamda kullanılmadı. Yani devletin alıştığı bir PKK karşıtlığı, terör karşıtlığı, bunun içinden üretilen, halka yayılan bir Kürt karşıtlığı vardı. Bunları tersine çevirecek, bunları yumuşatacak bir propaganda faaliyeti, devlet katında üretilmiş, iktidar medyası vasıtasıyla seslendirilmiş bir kampanya yürütülmedi son bir buçuk senede. Yaniiktidar medyasından, bir devlet projesi denilen bu projeye destek veren en küçük bir adım bile atılmadı; en küçük bir ses bile duyulmadı. Bu açıdan, bu çerçeve yasa Mecliste görüşülürken, toplumdaki psikolojiyi ve muhalefetin, İYİ Parti’nin, milliyetçi kesimin, -bu kesim daha çok Türkçü bir kesim. Türk milliyetçisi tâbiri içinde ‘’Türkçü’’ diye ayrı bir kategori vardır- itirazlarını zaten önümüze gelen çözümün kendisi karşılayacak.
Tekrar ediyorum, bu bildiriye imza atan 242 isim çok saygın isimler; çevrelerinde ağırlığı olan, bilinen, tanınan isimler. Bunların itirazları bu çerçeve yasa ile başlayan sürecin Türkiye’nin bölünmesine yol açacağı itirazları. Bunun tam tersine bir sonuç vereceğini, Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü sağlayan bir proje olduğunu doğru bir dille, üslupla, araçlarla ve toplumu ikna edecek şekilde göstermek lazım. Bu konuda Kürtlere, Kürt aydınlarına Kürt kesimine de çok ciddi görevler düşüyor.
Ben, özellikle ‘’Kürt devleti hedefinden vazgeçtik’’ sözünün üzerine inşa edilmesi gereken bir söylem alanı olduğunu düşünüyorum. Bu biraz kısır kaldı, çok üzerinde durulmadı. Özellikle Türk milliyetçilerinin itirazını karşılayacak olan da bu. Nitekim, Komisyon kurulurken bu ‘’Terörsüz Türkiye’’ lafıyla bugüne kadar geldik. ‘’Çerçeve yasa’’ verilirken, çerçeve yasanın adı ‘’Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme’’ tabirleri kullanıldı. Bunlar tam anlamıyla ulus-devletin söylemidir. Yani farklı dillerin, farklı inançların, farklı etnik kökenlerin, farklı ırk kökenlerinin olduğu, farklı kültürel aidiyetlerin olduğu bir ülkede millet olmak, dayanışmayla, ortak değerlerle mümkündür. Bu da ortak kader duygusuyla gerçekleşir. Atatürk’ün ‘’Medeni Bilgiler’’ kitabında yaptığı bir millet tanımı var. O kurucu iradeye, kurucu akla tekrar müracaat etmek lazım. O Medeni Bilgiler kitabında Atatürk şöyle bir millet tanımı yapıyor: ‘’Geçmişte ortak bir hatıra mirasına sahip olan, bugün, şimdi, uzlaşmış, uyumlu bir vaziyette yaşayan, bundan sonra da gelecekte de birlikte hareket etme, birlikte yol yürüme konusunda ortak bir kararı olan topluma ‘millet’ denir” diyor. Yani burada ırk yok, etnik köken yok, dil yok, hiçbir şey yok. Bir kader birliği var.Bu kader birliği duygusunu kuvvetlendirecek bir resmî edebiyata, resmî ideolojiye ihtiyacımız var. Bu aşamadan sonra bunun başlaması gerekiyor. Bunun oluşması, olgunlaştırılması ve devlet katında, hatta resmî olarak eğitimde böyle bir fikrin, eğilimin, yumuşak ideolojik bir kalıbın hâkim olması gerekiyor.
Mümtaz konuşacak çok şey var ama sen sahalara döndüğüne göre bunları konuşmaya devam edeceğiz. Zaten yazmaya da tekrar başladın. Ama süreç kritik bir noktadan geçmek üzere. Yasa bu hafta sonuna kadar çıkacak. Ondan sonra MİT silahların bırakıldığını tespit edecek. Bunu Milli Güvenlik Kurulu’na rapor edecek. Milli Güvenlik Kurulu bu raporu onaylarsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan örgütün resmen feshedildiğini ilan edecek ve yasa uygulanmaya başlayacak. Bunlar, Ağustos ortası, Eylül’e kadar olacak şeyler. Son olarak şunu sormak istiyorum. En kritik risk nedir sence?
Mümtaz’er Türköne: Toplumun psikolojisini yönetmek. En kritik riski bu.Kürt aydınlarının, Kürt kamuoyunun, Kürt kanaat önderlerinin de bu konuda çok dikkatli olması lazım. Devlet adına konuşanların da siyasetçilerin de bu konuda sorumlu davranması lazım. Yönetilmesi gereken bir psikoloji var. Çünkü bu, ulus-devlet meselesi olduğu için, devletin ulus niteliğiyle ilgili bir mesele olduğu için, bu, resmî bir mesele. Yani devlet katında çözülen bir mesele. Ben sıklıkla vurguluyorum. Bu süreç, Türklerle Kürtler arasında bir uzlaşmaya dayanmıyor. Kürtlerle devlet arasında bir uzlaşmaya dayanıyor. Bunun muhatabı devlet, öbür tarafta da Kürtler var. İki tarafın da dönüp, ön yargıları olan kesimi yumuşak bir şekilde ikna etmek etmesi, bunun psikolojik ortamını oluşturması lazım. Yani Türkiye’de sinema sektöründe, dizi sektöründe, Türkiye’de yaşayan Kürtlerin sayısının birkaç katı Kürt öldürüldü hatırlarsan. Her bölümde bir sürü Kürt öldürüyorlardı dizilerde. Onların yarattığı bir atmosfer, bir algı var toplumda yerleşmiş olan. O terör dizilerini hatırlarsak. Bunun yerine kader ortaklığı yapan, birlikte yol yürümeye hazırlanan, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak huzurlu, güvenli müreffeh bir toplum inşa etmek için birlikte çalışan, ortak bir iradeye, ortak bir kader duygusuna sahip olan bir toplum ortaya çıkacak. Buna katkı sağlamak, yapıcı roller üstlenmek lazım.
Biraz önce söylediğin şeylerin hepsi geçilecek belli. Çünkü hazırlıkları yapılmış. Cumhurbaşkanı da Eylül ayı gelene kadar bunu ilan edecek. Bu konuda mesele yok. Biz yeni bir yola girdik millet olarak. Burada herkese düşen, yapıcı roller üstlenmek ve sorumlu davranmak gibi bir görev var; bunu üstlenmek lazım. Seninle ben başından itibaren bunu yaptık zaten. Bundan sonra da bize şüpheyle bakanların, bizi bu anlamda eleştirenlerin de artık katılacağı iyimser bir gelecek üzerine emek harcamamız lazım.
Mümtaz’er çok teşekkürler. Kaldığımız yerden devam ediyoruz, daha da devam edeceğiz. Yayınımıza katıldığın için çok sağ ol. Prof. Müntezer Türköne’yle, çerçeve yasanın Meclise sunulmasından hareketle, süreçte gelinen noktayı ve bundan sonra olabilecekleri konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.







