İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Meclis’e sunulan çözüm süreci çerçeve yasasına İYİ Parti ve Yeniden Refah Partisi’nin karşı çıkarak referandum istediğini belirtti. Çakır, olası bir referandumun gerçekleşmeyeceğini, gerçekleşse bile başarılı olamayacağını değerlendirdi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, İYİ Parti ve Yeniden Refah Partisi’nin çerçeve yasaya karşı çıkarak referandum istediğini belirtti.
- CHP, AKP, MHP ve bazı grupların yasaya destek verdiği, referandum için gereken gücün yok olduğunu değerlendirdi.
- Yasa geçtikten sonra silah bırakma sürecinin başlayacağını ve bunun MİT raporuna bağlı olduğunu aktardı.
- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yasaya olan destekleriyle öne çıktığını, ancak AKP’nin çekingen davrandığını ifade etti.
- Referandum talebinin yasa geçtikten sonra artacağını öngördü.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, çözüm sürecinin çerçeve yasasının Meclis’e sunulmasının ardından sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çakır, yasaya CHP, AKP, MHP, HÜDA Par ve Yeni Yol grubundan bazı milletvekillerinin imza verdiğini, yasanın bu hafta sonuna kadar geçmesinin ve ardından Meclis’in tatile girmesinin beklendiğini kaydetti.

Sonraki adımlar MİT raporuna bağlı
Çakır, yasanın geçmesinin ardından sıranın silah bırakmanın teyidine geleceğini, bu tespitin Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından yapılıp Milli Güvenlik Kurulu’na rapor halinde sunulacağını belirtti.
Raporun ağustos ortasında hazır olmasının beklendiğini aktaran Çakır, bu adımın ardından yaşanacakları şöyle anlattı:
“O rapor Milli Güvenlik Kurulu tarafından onaylanırsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan örgütün lağvedildiğini, feshedildiğini ilan edecek ve yasa uygulanmaya başlanacak.”
Çakır, Kandil, Suriye, Avrupa ve cezaevlerinden yüzlerce hatta binlerce kişinin bu süreçten yararlanmasının beklendiğini sözlerine ekledi.
Çakır, Meclis’e temsil edilen partilerin büyük çoğunluğunun yasaya destek verdiğini, karşı çıkan İYİ Parti ile meclis dışındaki Zafer Partisi, Anahtar Parti ve Yeniden Refah Partisi’nin ise muhtemel bir referandumdan hayır sonucu çıkartabilecek güçte olmadığını değerlendirdi.

YENİ Parti’nin taslağı görmeden imza vermediğini, ancak Genel Başkan Özgür Özel’in Murat Yetkin’e verdiği demeçte detaylardaki tartışmalar bir kenara bırakılırsa yasaya destek vereceklerini söylediğini aktardı. Çakır, kendisiyle yaptıkları röportajda Özel’in şu ifadeleri kullandığını hatırlattı: “Erdoğan bizi bu işin dışında tutmak istedi ama biz bunun içinde olacağız ve biz bu yasanın geçmesini istiyoruz.”
Referandum talebinin yasa geçtikten sonra da güçleneceğini öngören Çakır, “Bu ses giderek artacak bence, yasa geçtikten sonra özellikle” dedi.
Bahçeli’nin rolüne dikkat çekti
Sürece en çok sahip çıkan ismin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli olduğunu belirten Çakır, yasa tasarısına ilk imzayı da onun attığını söyledi. Çakır, “Bu olaya damgasını Devlet Bahçeli vurdu” diyerek Bahçeli’nin sürecin toplumsallaşmasında riskli açıklamalar yapmayı göze aldığını vurguladı.
Buna karşılık AKP kanadında ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’da bir çekingenlik olduğunu, iktidar medyasının süreci yeterince savunmadığını kaydeden Çakır, Kürt hareketinin de Kürt olmayan kesimlere yönelik ikna çalışmasında yetersiz kaldığını, DEM Parti ile İmralı heyetinin sürekli temkinli davrandığını söyledi.
- Çerçeve yasa Meclis’e AKP, MHP, DEM Parti, CHP imzasıyla sunuldu: YENİ Parti süreci eleştirdi, görüşmelerde destek sinyali verdi
- Öcalan: “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir?”
- Ruşen Çakır yorumladı: Öcalan Kürtlere ihanet mi ediyor?
- Adıyaman’dan Ankara’ya çağrı: “Söz değil somut adım istiyoruz”
- Çözüm sürecinde gelinen nokta ve bundan sonrası: Mümtaz’er Türköne & Ruşen Çakır tartışıyor
Video deşifresi
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Ve nihayet çözüm sürecinin çerçeve yasası dün Meclis’e sunuldu, çok sayıda milletvekilinin imzasıyla birlikte. İYİ Parti karşı çıkıyor, Yeniden Refah Partisi referanduma gidilmesini istiyor. Yeni Parti destekliyor diye biliyoruz ama imza vermedi. Cumhuriyet Halk Partisi imza verdi, 4 isim yanlış hatırlamıyorsam, parti grup yönetiminden. HÜDA PAR imza verdi, DEM Parti, AKP, MHP imza verdi. Yeni Yol Grubu’ndan da bazı milletvekilleri imza verdi ve bu hafta sonuna kadar yasanın çıkması ve ardından Meclis’in tatile girmesi bekleniyor. Sonra ne olacak? Sonra silah bırakıldığının teyit edilmesi hâlinde, MİT bunu üstlendi, Millî İstihbarat Teşkilatı, Millî Güvenlik Kurulu’na bir rapor verilecek. Bu raporun ay ortasında olması bekleniyor. O rapor Millî Güvenlik Kurulu tarafından onaylanırsa Cumhurbaşkanı Erdoğan örgütün lağvedildiğini, feshedildiğini ilân edecek ve yasa uygulanmaya başlanacak ve gerek Kandil’den, kısmen Suriye’den, Avrupa’dan ve cezaevlerinden yüzlerce, hatta binlerce kişinin bundan yararlanması bekleniyor ve çok önemli bir aşamaya böylece geçilmiş olacak.
Referandum dedim, başlığa da onu koydum. Yeniden Refah Partisi bunu dile getirdi ve sürece karşı olan birçok kişi de bu referandum fikrine onay veriyor gözüküyor. Yani ‘‘hadi halka sorun’’ diyorlar. Burada şöyle bir hesap var; milletvekilleri, özellikle AKP’li milletvekilleri ne olduğunu bilmeden imza attılar biliyorsunuz. ‘‘Milletvekilleri böyle yapabilir ama halkın tercihi başka olacaktır’’ şeklinde bir argümanları var, öyle diyelim ya da beklentileri var. Böyle olur mu? Aslında referandum çok zor bir konu. Kimi ülkeler mesela İsviçre bunu çok seviyor, bazı ülkeler de uzak duruyor. Referandum özellikle temsili demokrasilerde – ki bizim ülkemizde demokrasi olduğu ayrı bir tartışma konusu ama – çok başvurulan bir şey değil. Çok zorunlu olmadıkça başvurulan bir şey değil. Çünkü birtakım hassasiyetler içeriyor, birtakım tehlikeler içeriyor. Ama tabii ki doğrudan demokrasi prensip olarak iyi bir şey.
Şimdi burada neden böyle bir şey isteniyor? Bu ses giderek artacak bence. Yasa geçtikten sonra özellikle ki geçmesi kesin. Yeni Parti imza vermedi ama imza vermemesinin nedenini dün Özgür Özel, Murat Yetkin’e yöntemle ilgili olarak açıklamış. Yani “Taslağı görmeden imza atmamız istendi, bunu kabul edemeyiz.” demiş. Ama birtakım tartışmalardan sonra, hukukî olarak detaylardaki tartışmalar bir kenara bırakılacak olunursa yasaya destek vereceklerini söylemiş. Biz de kendisiyle yaptığımız röportajda aynı konuyu sorduğumuzda demişti ki, “Erdoğan bizi bu işin dışında tutmak istedi ama biz bunun içinde olacağız ve biz bu yasanın geçmesini istiyoruz.” demişti. Orada bir sorun çıkacağını sanmıyorum. Oylamada Yeni Parti de yasaya destek verecek, öyle gözüküyor. Meclis’te bir sorun yok.
Peki referandum isteyenler niçin istiyorlar? Bir, hakikaten halkın bunu istemiyor olduğu düşüncesine sahip olanlar var galiba. Burada nasıl akıl yürütülüyor: ‘‘Terörden yıllardır insanlar çok çekti ve devlet sürekli bunun propagandasını yaptı. Bu iş öyle kolay değil.’’ Bir de tabii ki argüman şu: ‘‘Erdoğan bunu kendi ikbali için yapıyor yoksa aslında PKK zaten bitmek üzereydi.’’ gibi birtakım argümanlar var ve toplumun buna yanaşmayacağını, çoğunun buna yanaşmayacağını düşünüyor olsalar gerek. Bazılarının, hepsi böyle değil. Ben bunun çok da isabetli bir öngörü olduğu kanısında değilim bir kere. Partilerin ezici bir çoğunluğu, Meclis’te temsil edilen partilerin ezici bir çoğunluğu buna destek veriyor. Destek vermeyen parti İYİ Parti, bir de Meclis dışında olmakla beraber belli bir gücü olan Zafer Partisi ve Anahtar Parti. Bir de tabii ki Yeniden Refah Partisi var açıkça buna itiraz eden. Bunların büyük bir çoğunluğu harekete geçirebileceğini ve muhtemel bir referandumdan “hayır” çıkartabileceklerini düşünmüyorum. Ama şöyle bir husus da var: Neredeyse iki yıl olan bu süreçte sürecin toplumsallaşması konusunda gerek siyâsî iktidar gerek Kürt hareketi çok tutuk davrandı.
Bu konuda istisna tabii ki Devlet Bahçeli. Devlet Bahçeli çok önemli bir rol üstlendi. Hem sürece sahip çıktı hem de sürecin toplumsallaşmasında çok riskli bir şekilde sürekli açıklamalar yaptı. Çıtayı çok yükseğe çıkarttı. Hatta o yüzden kendisiyle alay edenler de oldu ama sonuçta yasa tasarısına ilk imzayı da o attı. Bu olaya damgasını Devlet Bahçeli vurdu. Ve Devlet Bahçeli dışında diğer kanatlara baktığımız zaman AKP kanadında Erdoğan’da ve Erdoğan destekçilerinde tam bir ürkeklik vardı. İktidar medyası topa girmedi. Ciddi bir şekilde bunu savunmadı. Bunun için bir kamuoyu yaratma yoluna gitmedi. Burada tabii ki en önemli mesele Erdoğan’ın tereddütüydü ama onun dışında orada da o medyayı kontrol edenlerde de “Ya ne gerek var şimdi buna?” düşüncesi bence hâkimdi. Şimdi büyük bir ihtimalle toparlanmaya çalışacaklar. Özellikle İletişim Başkanlığı devreye girerse o zaman daha süreç yanlısı birtakım yayınlar yapabilirler ama birçok açıdan geç kalınmış durumda.
Kürt hareketine baktığımız zaman da daha çok kendi tabanlarına yönelik propaganda yaptılar. Kürt olmayan kesimlere yönelik onları ikna edici, onların endişelerini giderici çok fazla bir şey yapmadılar. Yapmak isteseler de başarabilme imkânları yoktu. Çünkü böyle kadroları pek yok. Bu anlamda Selahattin Demirtaş çok önemli bir istisna ama onu da bir anlamda küstürdüler ve süreç boyunca genellikle sessiz kaldı. Süreci desteklediğini söyledi ama sürekli bu konuda birtakım çıkışlar yapmadı. Bir not da şu: DEM Parti çok ürktü. DEM Parti bu süreçte çok ürkek davrandı. İmralı Heyeti de aynı şekilde çok ürkek davrandı ve kamuoyu oluşmasında, özellikle Kürt olmayan kamuoyuna yönelmede yanlış yapmamak için pek bir şey yapmamayı tercih ettiler.
Ama bunu birileri fırsat olarak görüyor olabilir. Kamuoyunda bu sürece yönelik yaklaşım araştırmalarda şöyle çıkıyor: “Olsun mu?” “Tabii ki olsun.” “Olur mu?” “Sanmıyorum.” Yani bir anlaşmaya varılacağını düşünmüyor çoğunluk. Ama yasa, yasa tasarısı pekâlâ anlaşmaya varılabildiğini gösteriyor. Ve şimdi “Olsun mu?” “Olsun.” “Olur mu?” sorusuna da cevapların artacağını düşünüyorum. Çünkü gerçekten artık adımlar atılıyor. Özellikle Millî İstihbarat Teşkilatı o raporu hazırladığında gerçekten silahların bırakıldığını tespit ederse zaten kamuoyundaki büyük bir şüphe giderilmiş olacak. Bir diğer yönden de baktığımız zaman tabii ki Kürt kamuoyu diyelim, burada ezici bir çoğunluk bunu istiyor. Çünkü bu olayın birinci derecede mağduru onlar ve silah bırakmanın, örgütün feshinin, Kürt sorununun çözümünün önünü açacağını biliyorlar. Sorunu çözmeyeceği muhakkak ama önünü açacağını biliyorlar.
Tabii burada şu husus çok önemli: Ülkede demokrasi konusunda tam bir facia yaşanıyor. Özgür Özel’in bile dokunulmazlığı gündeme getiriliyor. Seçilmiş belediye başkanları, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere içeride. İnsanlar olur olmaz nedenlerle ifadeye çağrılıyor, tutuklanıyor. Birbirinden farklı gerekçelerle ve çoğu absürt, abes gerekçelerle… “Böyle bir ortamda kimi kandırıyorsunuz?” diyenler var. Evet, bu çok çelişkili bir durum. Zaten bu sürecin en büyük sorunu 19 Mart sürecine paralel gitmesiydi. Bir yanda CHP’ye — şimdi artık CHP de bölündü o ayrı — operasyonlar, diğer yandan PKK ile anlaşma. Bir yanda Ekrem İmamoğlu’nu hapse atma ve diğer belediye başkanlarını, diğer yanda Abdullah Öcalan’a “kurucu önder” deyip büyük bir meşruiyet verme. Tabii ki bu çelişkili bir durum. Bu çelişkinin üzerinden oynamayı düşünüyorlar süreç karşıtları. Oynayacaklar da ama ne kadar etkili olacak çok emin değilim.
Burada tabii şöyle de bir husus var: Referandum talep edenler sonuçta “hayır” cevabı gelmese bile yüksek bir oy alınmasını da, yani reddi konusunda, sürecin reddi konusunda yüksek bir oy alınmasını da kendilerine başarı olarak görecekler ve baktığımız zaman zaten yasaya karşı olan partilerin hiçbiri tek başına barajı aşabilecek güçte bir parti değil. Buradan bir güçlenme isteyecekler ama böyle bir referandumun olması durumunda, ki olacağını sanmıyorum, olmayacak; olmasını da doğru bulmuyorum. Doğru bulmamamın nedeni de yıllar sonra kapanmasını umduğumuz yaraları tekrar kaşıyacaklar buna karşı çıkanlar. Olmayacaktır referandum. Olsa da başarılı olamayacaktır referandum isteyenler. Ama referandum gibi bir olay yaşanırsa o süreçte Türkiye gereksiz yere enerji, zaman ve umut kaybedecektir ve kutuplaşmanın yeni bir safhasına tanık olacağız gibi geliyor bana.
Tekrar söylüyorum, Meclis’ten bu yasa geçecek. MİT o tespiti yapacak. Kandil’in burada bir ayak sürümesi, kandırmaya gitmeye çalışması gibi şeyler yapacağını düşünmüyorum. Çünkü onlar Öcalan’ın söylediklerini bekliyorlar. Öcalan da söylediğini söyledi. Muhtemelen doğrudan kendilerine de bu mesajı iletmiştir. Devlet herhâlde buna aracı olmuştur ya da olacaktır ve bu iş ağustos ortasında MGK kararıyla tespit edilip Erdoğan’ın duyurusuyla start verilecek ve biz yüzlerce vatandaşımızın tekrar ülkeye, topluma gelişine ve entegre olmasına tanık olacağız. Çözüm istemeyenler değişik bahanelerle, gerekçelerle — birtakım haklı noktaları olsa da — her tarafta bunları çok fazla öne çıkartıp… Barış zor bir şey; bunu engellemek isteyenlerin hüsrana uğrayacaklarını düşünüyorum. Çok umutlandılar, çok sorun çıktı. Özellikle Erdoğan’ın ürkek davranmasından çok umutlandılar. Ama umutları şu anda en azından yasa tasarısıyla beraber azalmış durumda. Tabii ki yasanın çıkması tek başına sorunu çözmeyecek, çok engel çıkacaktır ama çok önemli bir eşik, çok şükür aşıldı. Bundan sonra da Türkiye’deki farklı görüşlerden, farklı etnik kimliklerden insanların, yurttaşların bunun gerçekleşmesi için çoğunlukla, ağırlıkla destek vereceklerini düşünüyorum ve tabii ki umuyorum. Eğer bu olayın gerçekleşmesinde ufacık da bir katkımız olmuşsa bundan da gerçekten mutlu oluyorum.
Bugünün ithafı, dün kaybettiğimiz büyük bir insan, yazar Bilgesu Erenus. 83 yaşında hayatını kaybetti. Tiyatro yazarı ama onun dışında da birçok alanda yazdı ve gördüğünüz gibi aynı zamanda da söyledi. Gitar çalıyordu Bilgesu Erenus. Oyunları var, mesela “Misafir”, “El Kapısı”, “Ortak”, “Kelaynaklar” gibi oyunları var. Şu anda İstanbul Şehir Tiyatroları’nda “Yaftalı Tabut” adlı oyunu hâlihazırda oynanıyor. 83 yaşındaydı ama birçoğumuz ve ben özellikle onun siyâsî duruşu ve yeni tabiriyle aktivizmi… Ama militan bir sanatçıydı, yazardı Bilgesu Erenus. Solcuydu, sosyalistti. “Aydınlar Dilekçesi” mesela, 1984’te, o 15 Mayıs 1984’te Aydınlar Dilekçesi’ni Cumhurbaşkanlığına gidip veren Aziz Nesin, Bahri Savcı, Esin Afşar gibi isimlerle beraber o da vardı. Birçok olayda, cezaevleri konusunda, her türlü insan hakları ihlali konusunda, kadın hakları konusunda çok aktif bir şekilde yer almış bir isimdi.
Yalçın Küçük’le bir dönem “Toplumsal Kurtuluş” adlı sosyalist derginin çıkmasında yer aldı, imtiyaz sahibiydi. Yine Yalçın Küçük’le, tabii bugüne çok denk geliyor, Öcalan’la görüştü. Hatta 94 yılı olsa gerek. Yılbaşını beraber; Yalçın Küçük, Abdullah Öcalan, Bilgesu Erenus… Burada not almıştım, 94 olması gerekiyor. Evet, 31 Aralık 1994. O dönemde, o tarihte çok riskli işlerdi bunlar. Arada sırada gözaltına alındığı, yargılandığı oldu ama Bilgesu Erenus’un çok uzun süre hapiste yattığını hatırlamıyorum. Ama hapiste yatanların hep yanında olmuş, siyâsî tutukluların, mahkûmların hep yanında olmuş örnek birisiydi. 8 Ağustos cumartesi sabah 10.30’da İstanbul Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde bir tören yapılacak ve ondan sonra kendisi defnedilecek. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







