AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yasama yılı bitmeden PKK’nın silahsızlanma sürecini hızlandırmak için bir yasa çıkaracaklarını ifade etti. Erdoğan hem Cumhurbaşkanı hem de Meclisteki en büyük parti olan AKP’nin genel başkanı olduğu için onun bu açıklaması çok uzun süreden beri büyük beklentiye yol açan yasayı ihtimal olmaktan çıkararak hukuk politik bir gerçekliğe dönüştürdü. Geçen sene yaz aylarına Komisyon kurarak giren TBMM, bu sene de yasa çıkaracak. Umudun yeniden inşa edildiği bir süreçle karşı karşıyayız. Gelinen noktayı çözüm süreci bağlamı ve olası kırılganlıklar özelinde yeniden ele almakta yarar var.
Önce deneyimlediğimiz sürecin reel politiğine bakalım. 27 Şubat 2025’de terör örgütü lideri Öcalan’ın silah bırakma çağrısı PKK tarafından 12 Mayıs 2025’de kabul edildi. Kürt ayrılıkçı hareketi kendini fesih ederek silah bıraktı. Ancak bu olumlu başlangıcının devamı gelmedi. PKK ne gerçekten kendisini tasfiye etti ne de silah bıraktı. Bahsi geçen sonucun önemli ölçüde Ortadoğu jeopolitiğindeki bazı süreçlerle ilgili olduğu söylenebilir. Terör örgütü çok uzun bir süre Suriye’yi bekledi. SDG çatısı altında örgütlenmiş Suriye PKK’sı ülkeyi Şam’la birlikte yönetmek ve geniş toprak parçaları üzerinde özerklik istedi. Şara yönetimiyle PYD/YPG arasındaki ölümcül karşıtlık ABD/İsrail’in Şam’dan yana ağırlığını koymasıyla Kürtler için büyük bir bozguna dönüştü. PKK elindeki kazanımların büyük bir kısmını yitirdi. Ancak Öcalan’ın PKK’nın tüm bileşenlerine yaptığı çağrıyla SDG’nın Şam ordusu karşısında geri çekilip ülke içinde daha minimal bir pozisyona razı olması arasında 10 ay kadar süre kaybedildi. Suriye meselesi bir ölçüde çözüldükten sonra İsrail-ABD emperyalist güçlerinin İran saldırısı başladı. İran savaşı PKK için kaybettiği toprak ve nüfusu geri alma fırsatıydı. Trump’ın Kürt gruplara silah gönderdik açıklaması işler Tahran rejimi için kötüye giderse geniş çaplı bir ayaklanmanın ihtimal dahilinde olduğunu göstermektedir. Ancak saldırgan tarafın planları tutmadı. İran’ın konvansiyonel direnci PKK’nın kendi lehine yeni bir jeopolitik inşa etme umutlarını tümüyle boşa çıkardı. Sonuç olarak, önce Suriye, ardından da İran’ın PKK için bekletici mesele gibi işlev gördüğü, silah bırakma sürecinin bu nedenle donup kaldığı söylenebilir.

Türkiye içindeki tartışmalar ise iki hatta devam etti: Bunlardan ilki Öcalan’ın statüsü, ikincisi ise genel çerçeve yasasıdır. Bahçeli’nin 2024 Ekim ayındaki ünlü konuşmasından beri Öcalan çözüm süreci tartışmalarının merkezinde. Devlet bey tüm süreç bittiğinde gerekirse Öcalan’a umut hakkı verilebileceğinden bahsetti. “Öcalan gelsin, mecliste konuşma yapsın” da dedi. Dahası Terörsüz Türkiye Komisyonu MHP ve DEM’in ısrarlarıyla İmralı’ya gitti. Görüşme CHP’nin olumsuz, AKP’nin de gönülsüz tutumu nedeniyle bir hayli sönük geçti. Ama kamuoyu gerçek bir barışın gelmesinin Öcalan’la temasa sıkı sıkıya bağlı olduğunu, en azından bu sürecin belli başlı aktörlerinin bakış açısının böyle olduğunu gördü. Umut hakkının şimdi ve uzak gelecekte ihtimal dahilinde bir konu olmadığı açık. Öcalan hapisten çıkamayacak. Ancak hapiste olsa dahi ona özel bir statü verilmesi hala ısrarla savunulmakta. DEM ve PKK, yani yasal ve yasadışı Kürt hareketleri Öcalan’a statü verilmesini Kürt halkının politik mücadelesinin rejim tarafından tanınması bağlamında ele alıyor. Öcalan’ı resmi bir şekilde muhatap alma Kürt sorununu kabul etme gibi bir sembolik zeminde konuşulmakta. Bilindiği üzere Bahçeli de Öcalan’a statü verilmesini istedi. Bahsi geçen talep Kürt hareketinin çizgisine göre daha araçsal nitelikte. Devlet beye göre örgütün silahsızlandırılmasında Öcalan’ın karizmatik meşruluğunun daha fazla kullanılması gerek. Tüm bu tartışmalar önemli olmakla birlikte Erdoğan AKP’sinin çözüm sürecini Öcalan’a statü üzerinden ele almak istemediği açık. Ne DEM ne de MHP’nin önerileri karşılık buldu AKP reel politiğinde.
Çıkması beklenen yasayla ilgili ise üç hususun altı ayrıca çizilmeli: Öncelikle böylesi bir yasa hazırlığı siyasi iktidar pozisyonunu revize etti mi tartışmalarını beraberinde getirecektir. Çünkü hükümetin ve Cumhur İttifakı bileşenleri olan AKP ile MHP’nin resmi görüşü “önce silah bırakma, ardından yasa” şeklindeydi. Silah bırakma henüz istenilen seviyeye gelmemişken yasa çıkarma tartışmasının yeniden başlamış olması dikkate değer bir gelişme. Bu arada yasaya paralel bir şekilde önümüzdeki aylarda silah bırakmanın hızlanması da mümkün. Ama şu aşamada yasanın silah bırakmayı kolaylaştıracağı düşünülüyor. Dolayısıyla en azından söylem düzeyinde bir değişiklik var. İkinci mesele kapsamla ilgili. Suça bulaşmış terör örgütü mensupları ile örgüt yöneticileri kesin bir af olmaksızın Türkiye’ye gelmek istemeyeceklerdir. Bütün örgüt üyelerine koşulsuz bir af çıkarılması ise siyaseten mümkün değil. Bu nedenle en az riskli seçenekle başlanacak. Yani olası yasanın suça bulaşmamış örgüt mensupları için bir düzenleme getirmesi yüksek ihtimal. Bu noktada denetimli serbestlik ve siyasi yasak gibi mevzuat hükümleri de uygulanabilir. Son olarak yine başladığımız yere, Ortadoğu’ya dönmek de fayda var. Bu aralar Gazze çözüm planının 2. aşaması bağlamında Hamas, Lübnan-İsrail çatışması özelinde Hizbullah ve Terörsüz Türkiye süreci bakımından PKK’nın silahsızlandırılması aynı anda siyasi gündemi meşgul ediyor. NATO zirvesinin arifesinde Ortadoğu yeni bir jeopolitiğe doğru ilerlemekte. ABD’nin bakış açısını da yansıtan yeni Ortadoğu idealinde örgütlere yer yok. Tüm siyasi ilişkiler devletten devlete yürütülecek. Tabii bu tasarıyı hayata geçirmek hiç de kolay değil. Çünkü tasfiyesi amaçlanan örgütlerin bazı devletlerle ve dini/etnik unsurlarla, yani siyasal sosyolojik arka planla bağlantısı var. Ancak devlet altı siyasi oluşumların tarihe karışması ihtimali yine de değerli. Çünkü ulus devletler ve ulusal demokrasilerin istikrar kazanması için şiddetin politika yapma biçimi olmaktan çıkması gerek.










