Mümtaz’er Türköne yazdı: Çözüm sürecinde Selahattin Demirtaş kriteri

40 yıl süren kanlı bir dönemi kapatıp, gökyüzüne saldığınız barış güvercinlerinin kanat seslerine kulak verirken kafalarda bir yığın sorunun dolaşması son derece normal. Yepyeni bir çağın başındayız ama görüş mesafemizi bulandıran bir yığın belirsizlik var. Doğru ile yanlış, mümkün ile imkânsız ve umut ile umutsuzluk birbiriyle sarmaş dolaş önümüzde duruyor.

Sapla samanı birbirinden ayırmamız lâzım.

Parlak bir başlangıç yaptığımız, iki tarafın (devlet ile örgüt) terörü sona erdirmek gibi en kritik konuda uzlaştığı doğru. Devlet, terörün sona ermesi ve örgütün feshedilmesi karşılığında hazırladığı ve arkasında durduğu çerçeve yasayla cezaevlerinin kapısını açıyor, örgüt mensuplarının özgür vatandaş olarak topluma katılmasını sağlıyor, “bölücü terör suçu”nu dondurup kocaman bir parantezin içine alıyor.

Peki sonra?

Sonra ne olacak?

Üzerine bir bardak soğuk su içip, işimize gücümüze mi bakacağız?

En önemli soru: Silah devre dışı kaldıktan sonra sivil siyaset kurumu nasıl işleyecek?

AK Parti kanadı, “Hepsi bu kadar!” deyip, devleti de kulağının arkasına yatırırsa ne olacak? Malûm, son iki senede görüldüğü üzere iktidar kanadının yaptığı en başarılı iş ağırdan almak, çoğu zaman hiçbir şey yapmamaktı.

Selahattin Demirtaş, sembolik değeri ve temsil yeteneği yüksek, sivil Kürt siyasetinin en önde gelen figürü. İlave bir özelliği daha var: Çözüm sürecinin karmaşık formülü içinde sağlam öngörülerde bulunmak için en sağlam parametre olarak ona müracaat edebiliriz.

Önünüzü görmek istiyorsanız, şu sorunun cevabı yeterli:

Selahattin Demirtaş nerede?

Soruyu, bugün Meclis’ten çıkacağı kesin olan çerçeve yasa bağlamında sormuyorum. Sorum bugüne değil, yarına dair. Çünkü bu soru, “Kürt sorunu nereye evrilecek?” sorusunun cevabı ile aynı kapıya çıkıyor. 86 milyonun demokrasiye dair endişeleri, bir tek kişinin şahsını konu alan yukarıdaki sorunun cevabı ile aynı karşılığı buluyor.

CHP'li Tanrıkulu'ndan Adalet Bakanı, selahatin demirtaş
Mümtaz’er Türköne yazdı: Çözüm sürecinde Selahattin Demirtaş kriteri

Devletin beka sorunu

Merhum Süleyman Demirel’in PKK terörü için “29. Kürt İsyanı” nitelemesini hatırlarsanız, devletin toplu halde Kürt sorununa “isyan” kategorisinde yaklaştığı anlaşılır. Güvenlik bürokrasisinin daha ötesine aklı ermez. Çözülecek sorun “isyan” ise, devlet Osmanlı’dan tevarüs ettiği isyan bastırma teknikleri kullanılır. Pazarlık sonucu silahlı örgütü tasfiye etmek, mensuplarını affetmek, bugün çerçeve yasada görüldüğü üzere “isyan bastırma” tekniği ile sınırlı.

İşte bu yüzden çerçeve yasa, tek başına alındığında bu sınırın ötesine uzanıp, demokratik çözüme yaklaşmıyor. Gerekli ve önemli, ama yeterli değil. “Bu sadece bir başlangıç” diyerek bugünü kurtarabiliriz; ancak unuttuğumuz bazı şeyleri hatırlamamız lâzım.

En başta “29. Kürt İsyanı neden başladı?” sorusunu.

1983’te Kenan Evren giderayak, adını hiç zikretmeden Kürtçeyi yasaklayan bir kanun çıkardı. Kanun o kadar abartılıydı ki, metni okursanız Kürtçe rüya görmeyi bile yasaklamasına şaşırırsınız. Bu kanun Kürtlerde büyük bir infiale sebep oldu. Ve 1984 Eruh baskınıyla bu kanundan bir yıl sonra PKK sahaya indi ve ortalığı yakıp yıkmaya başladı. PKK şiddetiyle Kürtçe yasağının uygulanması birbirinden beslenerek tırmandı. Yeni nesiller anlamakta zorlanabilir: Ahir ömrümüzde, Kürtçe şarkının, Kürtçe sözün yasak olduğu bir dönemi yaşadık.

PKK, en başta bu yasaklamaların ürünüdür.

Kürt sorunu, bir Kürtçe sorunu olarak doğdu ve büyüdü. 42 senede köprünün altından çok sular aktı. Durum artık farklı. Şimdi eşit ve onurlu vatandaşlık talebiyle tam olarak bir demokratikleşme sorunu olarak çözüm bekliyor.

Kürtler, siyasi bilinci çekiçle örs arasında dövülerek biçimlenmiş bir toplum. Sayısal olarak iktidara gelme, yasa çıkarma, düzenin kurallarını belirleme şansları yok. Canlarını, mallarını ve onurlarını ancak anayasal kural ve kurumlarla koruyabileceklerini, evrensel hak ve özgürlüklerle güvence altına alabileceklerini biliyorlar. Var olmak, yaşamak ve maddi-manevi çıkarlarını korumak için başka çareleri yok.

Devlet açısından da durum aynı: Beka sorununu çözmek için, Kürtlere bütünleşmiş bir milletin parçası olduklarını hissettirecek ve gönüllü rızalarını temin etmek üzere eşit ve onurlu vatandaşlar olarak bakmak zorunda. Kimseyi sevmesi gerekmiyor: Devlet düzeninin, devletin Kürt vatandaşları ile ilişkilerinin anayasa kurallarına göre işlemesi yeterli.

Ortaya çok kıymetli bir ölçü çıkıyor: Demokrasi ve hukuk devleti sorunu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için en esaslı beka sorunudur. Anayasada ve kanunlarda sık sık zikredildiği üzere “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” için, bilhassa Kürt vatandaşları ile bütünleşmesi için demokrasi ve hukuk şart.

Bu genel prensip Selahattin Demirtaş’ın şahsında ete kemiğe bürünüyor.

İki kere ikinin dört etmesi gibi bir sonuç: Selahattin Demirtaş’ı anayasa ve mer’i kanunlara aykırı şekilde içeride tutarsanız, devletin beka sorununu çözemezsiniz.

Esnafın veresiye hesabı

İktidar rekabetinin kendine göre kuralları var. İktidar sahibi siyasetçi devlet çarkını döndürürken, esnaf gibi kısa günü kurtarmanın derdindedir. Esnaflarla özdeşleşen muhafazakâr gelenek yarına, “Allah Kerim” diyerek bakar. Allah elbette Kerim, ama Kerimin kuyusu da derin.

Çözmeye çalıştığımız Kürt sorunu üzerinden iktidarın gündelik çıkar hesabı ile devletin ve milletin uzun vadeli çıkarları arasındaki çatışma iki senedir endişeli analizlere konu edildi. Devletin ve milletin beka sorunu üzerine binen AK Parti’nin seçim hesabı, ağaca dolanmış sarmaşık gibi manzarayı değiştiriyor. AK Parti oyları kar gibi eridi. Süreç, onlar için kaçırılmayacak bir fırsat.

Kural olarak otokrasiler etnik sorunları çözemez. Çünkü otokrasilerin saatli bomba gibi içinde barındırdığı keyfilik, anayasal hakları ve hukuki güvenceleri anlamsız hale getirir. Selahattin Demirtaş vakasında olduğu gibi.

Gündelik siyasi çıkar ve seçim hesaplarının dışında iktidar katında işleyen ve devlete egemen olan başka bir muhakeme tarzı ve strateji var. Güvenlik ve diplomasi bürokrasisine ait bir akıl ve planlama. İktidarın diplomasi ve güvenlik bürokrasisi ayağı, masaya yatırdığı Kürt sorununa, içeride bir etnik sorun olarak değil, bölgesel sorunların bir parçası olarak bakıyor. Yani Kürt sorununu bölgesel güvenlik ve nüfuz politikasının bir aracı olarak görüyor.

Senkronizasyona dikkat: Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 çıkışı, Suriye’de HTŞ’nin ileri hamlesinin önünü açtı. Bugün çerçeve yasa Meclis’e sevk edilirken Şam, Erbil ve Bağdat ile eş zamanlı Türkiye’nin müdahil olduğu yoğun bir trafik yaşanıyor.

Durumu kuş bakışı kavramak için Pakistan ve Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmaya, İran savaşı devam ederken ABD ile ilişkilere aynı pencereden bakmak lâzım. Bölgede inisiyatifi elden bırakmayan, sürekli oyun kuran bir Türkiye profili öne çıkıyor. Çerçeve yasa ve topyekûn çözüm süreci -Devlet Bahçeli’nin sıklıkla vurguladığı üzere- işte bu proaktif devletin projesi.

Çözüm sürecinde Selahattin Demirtaş kriteri

Demirtaş’ı, çerçeve yasayla vardığımız menzili, Kürt sorununu, inşası uzun yıllar sürecek çözüm yoluna bağlayacak ana halka olarak görebilirsiniz. Hani şu koca gemileri limana bağlayan palamar gibi.

Kürt siyasetinin iç dengelerini ve potansiyel çekişmelerini bilmesem de Öcalan’ın Kürtler ve örgüt üzerindeki prestijinin büyük ölçüde savaşı sona erdirme gücünden kaynaklandığını anlayabiliyorum. Öcalan’ın Kürtlere ve örgüte hitaben süreç için ikna edici teori ve pratik geliştirme yeteneği tartışılmaz. Çözümlemeleri, bilhassa demokratik cumhuriyeti temellendirdiği ulusal entegrasyon dinamikleri ikna sürecinde kritik eşikleri geçmeyi mümkün kıldı.

Tarihin ve talihin Selahattin Demirtaş’ın önüne çıkardığı görev ise çok farklı. Kürt sorunun, Türkiye’nin geri kalanı için kuru toprağın suyu çekmesi gibi özümsemesini mümkün kılacak potansiyel onda var. 10 yıldır cezaevinde ve sadece Kürtler değil Türkler de onun mağduriyeti ile empati ve özdeşlik kuruyor.

Devlet Bahçeli’nin şahsında MHP herkesi ters köşe yaptı. Yürüdüğümüz yolu dümdüz etti. AK Parti geleneksel muhafazakâr değerleriyle etnik ayırımcılığı kolayca dışarıda bırakabilir. Asıl sorun bugün YENİ Parti’de temsil edilen klasik CHP geleneği ile sağlam iletişim ve barış köprüleri kurmaktı. Kürt kamuoyu dışında Türkiye’nin en sempatik ve anlaşılır Kürt politikacı sıfatıyla, bunu başaran sembol isim Selahattin Demirtaş oldu.

Resul Emrah Şahan’ın çerçeve yasaya verdiği desteğe, DEM’li Saruhan Oluç’un Demirtaş’a “bizim malımız” çiğliğinde sahip çıkışına Murat Emir’in verdiği olgun karşılık birçok göstergeden ikisi. YENİ Parti ile Kürt siyasetini demokratikleşme ve hukuk ortak paydası bir araya getiriyor. Alın size yepyeni bir hikâyenin başlangıcı. Demirtaş çözümün ve demokratikleşmenin sembolü haline geliyor. Demirtaş, Kürtlerin Türkiye ile eşitlik ve onur çıtasına riayet ederek bütünleşmiş geleceğini temsil ediyor.

Otokrasinin açmazı

Çok sert ve tavizsiz görünse de AK Parti’nin otoriter iktidarının çözemediği açmazları var.

Her şeyden önce 24 yıllık geçmişe rağmen, bugün bu iktidar bir azınlık iktidarı. MHP desteği ile seçim kazanıyor ve ayakta duruyor. Bahçeli’nin ısrarla çıtayı sabit tutma girişimlerinin gösterdiği üzere, AK Parti tek başına iktidarda olsaydı çözüm süreci bu raddeye gelmezdi.

Ekonomik iktidarını kaybetmiş, sınırlı bir güç ile karşı karşıyayız. Güven aşınması ve hukuksuzluk yüzünden Ekonomik krizi çözme yeteneğine dair İktidardan gelen en küçük bir umut bile yok.

AK Parti, 24 yıla rağmen kültürel hegemonya inşa edemedi. Tersine onu besleyen manevi kültürün etki alanı daraldı.

İktidarı sürdürmek için ellerinde kalan tek araç yargı bürokrasisi. Hani şu hâkimlerin elinde tahtadan küçük bir tokmak vardır, masanın üzerinde tabak altlığı gibi duran yuvarlak bir tahta parçasına vurarak hükmünü bildirir. İktidarın elinde hükmetmek için sadece bu araç var. Cezaevi tehdidi ile bu araç sadece korku salmaya, baskı kurmaya yarıyor; yönetmeye değil. O tahta tokmakla, mesele müspet bir adım atmaksa bir çivi bile çakamazsınız.

Son Turhan Çömez olayı durumu özetliyor. Bir başsavcı, anayasanın açık hükmüne aykırı şekilde Meclis’te kürsü dokunulmazlığını ihlal ederek soruşturma açıyor. Açık bir juristokrasi örneği.

Selahattin Demirtaş başta olmak üzere, Can Atalay, Osman Kavala gibi isimler, bu korku atmosferinin sembolleri oldukları için içerideler. Hukuka değil algıya bakıyorlar. Onlar özgürlüklerine kavuşursa iktidar, elindeki tek hükmetme aracından da mahrum kalacağını düşünüyor. Ekonominin batmasına, itibar ve oy kaybına rağmen iktidar bu araçtan vazgeçmiyor. Halkı yanıltıcı bilgi, kin ve düşmanlığa teşvik, devlet kurumlarını aşağılama ve çok kapsayıcı şekilde yorumlanan cumhurbaşkanına hakaret suçu, otoriter rejimin korku atmosferinin payandaları olarak uygulanıyor.

Bu payandaların insanları biçip doğradığı bir iklimde Kürt sorunu çözülür mü?

Çok iyi bir aşamadayız. Tek eksiğimiz hukuk ve demokrasi. Ekmekten, sudan, havadan çok yapıcı bir siyasi iklime ihtiyacımız var.

Elbette umutsuz değiliz. Madem ülkenin ihtiyacı, çözecek olanlar elbette bulunur. Demokrasilerde çareler tükenmez.

Kriter sabit: Selahattin Demirtaş’ın içeride kaldığı her ilave gün, Türkiye için zaman kaybından ibarettir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş