Orta Florida Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Mehmet Gürses hem Kürt sorunu, hem de çatışma çözümü konusunda uzman bir isim. Kendisiyle 15 Mart 2025’ten itibaren Medyascope’ta 12 ayrı yayın yaptık ve gerek ülkemizdeki süreci, gerekse Suriye ve İran’da Kürtleri doğrudan ilgilendiren gelişmeleri tartıştık.
Prof. Gürses dün İzmir’de BAYETAV’da (Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı) bir sunum yaptı: “Çatışma ve Çözüm Ekseninde Demokrasi: Dünya Tecrübesinden Dersler.”
Prof. Levent Köker’in yönettiği ve izleyicilerin soru ve yorumlarıyla zenginleşen bu toplantıdan bazı notlarımı aktarmak istiyorum.

Sistemin içindekiler ve dışındakiler
Prof. Gürses, Amerikalı sosyal bilimci Charles Tilly’nin teorilerinden hareketle Türkiye’de sistemin kabaca iki parçadan -seküler kesim ve geleneksel dindar kesim- oluştuğunu, dışarıda bırakılan Kürtlerin de sistemin bir parçası olmak istediğini vurguladı: “Sadece vatandaş değil aynı zamanda Kürt olarak kabul edilmek istiyorlar.”
“Paradigma değişmezse kırılır”
Prof. Gürses hem iç, hem dış (bölgesel-küresel) nedenlerle mevcut paradigmanın değişmek, yani Kürtleri dışlamadan vazgeçilmek zorunda olunduğunu söyledi: “Eğer paradigma değişmezse, sistem dönüşmezse o paradigma kırılır.”
Prof. Gürses’e göre MHP lideri Devlet Bahçeli bu kırılma ihtimalinden endişeli, fakat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan farklı davranıyor.
CHP’nin yerini Kürtler mi alacak?
Bu bağlamda Prof. Gürses’e, Erdoğan’ın kafasında CHP’nin sistem dışına itilip yerine Kürtleri alma gibi bir düşünce olup olamayacağını sordum. Buna ihtimal vermediğini, istese de bunun mümkün olamayacağını, zaten Bahçeli’nin de “mutlak butlan” olayının ardından CHP’yi sistem içinde tutma mesajları verdiğini söyledi.
Yine de Erdoğan’ın, CHP’nin başına atadığı Kemal Kılıçdaroğlu’nun istediği performansı sergileyememesi ve Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisinin iktidarını tehdit etmeye devam etmesi halinde böyle bir yola başvurmak isteyebileceğini düşünüyorum. Başarılı olur-olamaz o ayrı konu.

Kürtler CHP iktidarını mı beklesin?
Çözüm süreci başladığı andan itibaren bunu Erdoğan’ın bir aldatmacası olarak gören ve Kürtlerin oyuna getirildiğini savunan muhalifler hakkında da Prof. Gürses şöyle konuştu: “Kürtler muhatap seçme lüksüne sahip değil. Zaten onlara ‘biz iktidara gelene kadar barışmayın’ diyemezsiniz.”
Öcalan’ın attığı format
Prof. Gürses, bu süreç vesilesiyle Abdullah Öcalan ‘ın Kürt siyasi hareketine yeni bir format attığını söyledi ama şöyle devam etti: “Peki Kürt sokağını kim formatlayacak? Kürt sokağında kafa karışıklığı var. Evet Kürt seçmen olduğu yerde duruyor ama bu kafa karışıklığı duygusal kopuşa da yol açabilir.
“Kürt sokağı” denilince akla tabii ilk olarak Selahattin Demirtaş geliyor ama Demirtaş’ın siyasi harekete rağmen sokağa yön vermesini beklemek gerçekçi olmayacaktır.
“İlliberal barış”
Gelelim yazının başlığına. Prof. Gürses herhangi bir tarafın zaferi ile sonuçlanan çatışmalardan demokrasi çıkmadığını dünya örneklerinden hareketle anlattı. Öte yandan “barış”ın demokrasinin önünü açtığına dair yine örnekler verdi. Fakat konuşmasının bir yerinde “illiberal barış” tanımını kullandı ama fazla açmadı.
Yıllar önce dostum Hakan Altınay’dan ilk kez “illiberal demokrasi” kavramını işittiğimde anlam verememiştim ama sonra bunun 21. yüzyılın nasıl öne çıkan bir eğilimi olduğunu gördük.
“İlliberal barış” da çatışma çözüm çalışmalarında sıklıkla kullanılan bir kavrammış, bu vesileyle onu da öğrenmiş oldum. Zaten bizde de son sürece yönelik eleştiriler genellikle “PKK’nın silah bırakması Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme anlamına gelmez, hatta tam tersine rejim daha da otoriter bir hal alabilir” ekseninde seyrediyor.
Evet “illiberal barış” pekala mümkün ama PKK’nın kendini feshi ve silah bırakmasını Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme için bir fırsata dönüştürmek de bizim çabalarımızla mümkün.














