Ruşen Çakır yorumladı: “Demokratik Cumhuriyet”in kapısı açılacak mı?

İSTANBUL (Medyascope)Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, DEM Parti’nin grup toplantısı ve Meclis’e sunulması beklenen çerçeve yasayı değerlendirdi. Çakır, düzenlemenin Türkiye’de demokratikleşme açısından önemli bir eşik oluşturduğunu belirtirken, barış sürecinin tek başına demokrasiyi getirmeyeceğini ancak önündeki önemli engellerden birini kaldıracağını söyledi.

Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır, DEM Parti’nin grup toplantısının ve çerçeve yasanın Meclis’e sunulmasının demokratikleşme için önemli olduğunu belirtti.
  • Çakır, düzenlemenin tüm partilerden destek almasının beklendiğini ve AKP’nin değişiklikleri nedeniyle ertelendiğini ifade etti.
  • Öcalan’ın kamuoyuna direkt açıklama yapmasının önemini vurgulayan Çakır, süreçteki çelişkileri ve beklentileri dile getirdi.
  • Demokrasi tartışmasının süreçte merkezî bir yer tuttuğunu, ancak tek başına yeterli olmayacağını vurguladı.
  • Çakır, hak ihlallerinin terörle mücadele adına meşrulaştırıldığını ve ileride yasal siyasetin öneminin artacağını söyledi.

Ruşen Çakır, “Demokratik Cumhuriyet”in kapısı açılacak mı?” başlıklı yayınında DEM Parti grup toplantısının, çerçeve yasanın Meclis komisyonuna sunulacak olması nedeniyle ayrı bir önem taşıdığını söyledi. Düzenlemenin İYİ Parti dışında tüm partilerin desteğini almasının beklendiğini ifade eden Çakır, geçen hafta beklenen teklifin AKP’nin yaptığı değişiklikler nedeniyle ertelendiğini kaydetti. Çakır, İmralı heyetinin Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmenin ardından yeniden mutabakata varıldığının anlaşıldığını belirterek, geri dönecek kişilere siyasi yasak getirilmesi konusunun tartışma başlıklarından biri olduğunu söyledi. Her iki tarafın da bazı tavizler verdiğini düşündüğünü ifade etti.

Öcalan’ın açıklaması ve beklentiler

Öcalan adına yapılan açıklamada çerçeve yasanın demokratikleşme açısından bir anahtar olarak tanımlandığını aktaran Çakır, örgüt içinde tüm kesimlerin düzenlemeyi tam anlamıyla benimsemesinin kolay olmayacağını dile getirdi. Kandil’deki gözlemlerini de paylaşan Çakır, örgüt içinde Öcalan’ın kararlarına duyulan güvenin sürdüğünü söyledi.

Çakır, Öcalan’ın kamuoyuna doğrudan açıklama yapmasının önemine dikkat çekerek, “Öcalan’ın kendi kitlesine anlatabilmesi gerekiyor. Ama onun ötesinde de bir şekilde Öcalan’lı bir süreç olduğu için, Öcalan’ın baş aktörlerden birisi olduğu bir süreç olduğu için Öcalan’ın kendi tabanı dışındaki kesimlere de bir takım teminatlar verebilmesi gerekiyor” dedi.

"Demokratik Cumhuriyet"in kapısı açılacak mı?
Ruşen Çakır yorumladı: “Demokratik Cumhuriyet”in kapısı açılacak mı?

Demokrasi tartışması sürecin merkezinde

Sürecin en önemli tartışma başlıklarından birinin demokrasi olduğunu vurgulayan Çakır, silah bırakma süreci ile Türkiye’deki demokratik ortamın birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini ifade etti. CHP ve YENİ Parti’ye yönelik gelişmelerin de bu tartışmanın bir parçası olduğunu kaydetti.

Selahattin Demirtaş’ın durumuna ilişkin kararın siyasi iradeye bağlı olduğunu belirten Çakır, “Ama bunların hiçbirisi tek başına Türkiye’ye demokrasi getirmiyor, getirmeyecek” dedi.

“Hak ihlalleri terörle mücadele adıyla meşrulaştırıldı”

Çakır, yıllardır hak ihlalleri ve hukuksuzlukların terörle mücadele gerekçesiyle meşrulaştırıldığını ifade ederek, silahlı çatışmanın sona ermesinin bu gerekçeyi ortadan kaldıracağını söyledi. Kürt hareketinin bundan sonra yalnızca yasal siyaset alanında faaliyet göstermesinin Türkiye siyasetine yeni bir boyut kazandıracağını dile getirdi.

Sürecin önemli fırsatlar barındırdığını ancak bunun tek başına yeterli olmadığını belirten Çakır, “Bu tek başına bir şey değil ama bir başlangıç olarak çok iyi bir şey ve bu nedenle barışın demokrasi için çok önemli bir etap olmazsa olmaz olduğunu düşündüğüm için başından itibaren bu sürece inanmak istedim, inandım ve gelişmesini, başarıya ulaşmasını istedim” dedi.

“Bu kapı önce aralanır sonra tam anlamıyla açılır”

Çakır, Medyascope’un da süreç boyunca farklı kesimlerden destek ve eleştiriler aldığını belirterek, çerçeve yasanın Meclis komisyonuna sevk edilmesinin kendisini memnun ettiğini ifade etti.

Çatışmanın sürmesini isteyen kesimlere rağmen sürecin ilerlemesini umduğunu söyleyen Çakır, “Bu kapı önce aralanır ve sonra tam anlamıyla açılır” diye konuştu.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Bugün yine Ankara’dayım ve Yeni Parti’nin kurulduktan sonra ilk açık grup toplantısını izleyeceğim. Bir de uzun bir aradan sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nu yine bir grup konuşmasında izleyeceğim. Kılıçdaroğlu en son 2023 seçimlerinden önce konuşmuştu. Onu defalarca o salonda izlemiştim. Ama bugün DEM Parti grup toplantısı ayrıca önemli. Zira o meşhur çerçeve yasa nihayet hazırlandı. Bugün komisyona gidecek ve hafta sonuna kadar yasalaşması bekleniyor. İYİ Parti dışında bütün partilerin destek vereceği söyleniyor. Dün Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı bir basın toplantısında desteğini söyledi ki bu hiç şaşırtmadı. Özgür Özel ile yaptığımız bir röportajda sormuştuk, o da destek verdiklerini söyledi. ‘‘İktidara rağmen… İktidar bizi dışarıda tutmak istiyor ama biz bu olayın içindeyiz.’’ diyerek söylemişti. Yeni Yol Grubu’nun da böyle yapması bekleniyor. Zaten geriye de Cumhur İttifakı kalıyor. İYİ Parti’nin dışında partilerin destekleyeceği bir yasa olacak.

Normalde geçen hafta bekliyorduk ama ne oldu? AKP bir şeylerin üzerinde oynadı, öyle anlaşılıyor. Yani devletin ilgili birimlerinin Öcalan’la vardığı mutabakat bir şekilde AKP tarafından, herhâlde özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bazı rötuşlara tâbi tutuldu. Ne olacağını beklerken hafta sonu İmralı Heyeti tekrar İmralı’ya gitti. Öcalan’la görüştü. 3 saatlik bir görüşmenin sonucunda bir mutabakata, yeniden bir mutabakata varıldığı anlaşılıyor. Özellikle geri dönecek kişilere siyasi yasak getirilmesi konusu bir tartışma konusuydu. Bakalım nasıl bir düzenleme olacak. Her iki tarafın da bazı tavizler vermiş olduğunu düşünüyorum.

Öcalan’ın ağzından İmralı Heyeti bir açıklama yayımladı dün ve o açıklama şöyle diyordu: Bu yasayı bir anahtar olarak tarif ediyor ve ‘‘Demokratik cumhuriyetin kapılarını sonuna kadar aralamaktadır.” demişti Öcalan. “Tam beklentilerde eksiklikler olmakla birlikte” vurgusu var. Bu tabii ki özellikle Kandil’i ve Avrupa’dakileri, örgütün Avrupa’daki isimlerini ve tabii ki cezaevindekileri bir anlamda yatıştırmak için söylenen şeyler. Çünkü beklentiler yüksek tabii ki her tarafta. Kandil, özellikle Öcalan’ın statüsü meselesi, örgütün üst düzey kadrolarının ne olacağı meselesi, bunların hepsi çok ciddi tartışma konusu olmuştu ve Öcalan herkesin tek bir aşamada sürece dâhil edilmesi önermesinden vazgeçti ve aşamalı önermeyi, aşamalı bir geçişi kabul etti. Daha sonra da son rötuşlarla bu hâline geldi.

Bunun örgüt tarafından tam olarak gönül rahatlığıyla kabul edileceğini beklemek mümkün değil. Fakat Öcalan’a çok güveniyorlar, bunu biliyoruz. En son ben Kandil’de de bunu gördüm. Orada şöyle bir yaklaşım var: ‘‘Öcalan — ya da onların tabiriyle Önder Apo — eğer bunu kabul ediyorsa o bir yol açıyordur ve biz o yoldan gideriz.’’ şeklinde özetlenebilecek bir beklenti var, bir tepki var. İçlerine sinmese de Öcalan’dan gelecek olan, artık geliyor, bu taslak herhâlde bir şekilde örgütün değişik kademelerine de iletilecektir, iletilmiştir. Bir ihtimal Öcalan’ın kendileriyle doğrudan teması da online olarak ya da başka yöntemlerle mümkün olacaktır. Ve benim bir diğer beklentim Öcalan’ın yakın bir zamanda medyaya konuşması. Yani bu yapılanların neden yapıldığını, neden buna imza attığını kendi kitlesine anlatabilmesi gerekiyor. Ama onun ötesinde de bir şekilde Öcalan’lı bir süreç olduğu için, Öcalan’ın baş aktörlerden birisi olduğu bir süreç olduğu için, Öcalan’ın kendi tabanı dışındaki kesimlere de birtakım teminatlar verebilmesi gerekiyor. Nasıl olacak bu, başlı başına bir soru işareti tabii ki. Ama bununla ilgili birtakım çalışmaların olduğunu duyuyoruz.

Öcalan ne diyor? “Demokratik Cumhuriyet’in kapıları sonuna kadar aralanacak.” Ama burada çok önemli bir tartışma var. Hep o tartışma demokrasi tartışması, Kürt sorunu tartışması. Başından itibaren siyasi iktidar bunu bir silah bırakma, örgütün feshi, ne diyorlar, “terörsüz Türkiye” olarak tarif etmek istiyor, öyle tanımlıyor. Öcalan da “demokratik toplum projesi” olarak tanımlıyor. Demokratik siyasete katılacak örgüt yöneticileri, örgüt üyeleri. Ama Türkiye’de demokrasi ne kadar var, siyaset ne kadar serbest? Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve şimdi de Yeni Parti’nin başına gelenleri ve gelebilecekleri biliyoruz. Tabii bu başından itibaren en önemli sorun olarak karşımıza çıktı ve daha da çıkacağa benziyor.

Özellikle muhalefette olup da dün CHP’ye, bugün Yeni Parti’ye daha yakın durup da sürece eleştirel bakanların en temel argümanları bu. Ekrem İmamoğlu hapisteyken Öcalan’ın muhatap alınıyor olması, hatta bir aşama daha gidip olayı Kürt hareketiyle ilişkilendirip Selahattin Demirtaş’ın pozisyonu söyleniyor. Çünkü daha önceki yayınlarda da söyledik, bu düzenleme doğrudan Selahattin Demirtaş’ı ilgilendirmiyor. Yani pekâla Kandil’den insanlar gelip, cezaevinde PKK, KCK davalarından yatanların tahliyesini görüp, Avrupa’dan siyasetçilerin dönüşünü görüp, Selahattin Demirtaş’ın çıkmasına tanık olmayabiliriz. Burada kararı Erdoğan verecek ve umarım Erdoğan bu atmosferde Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer kişilerin de serbest bırakılmasına yeşil ışık yakar.

Ama bunların hiçbiri tek başına Türkiye’ye demokrasi getirmiyor, getirmeyecek. Fakat demokrasinin önündeki en büyük engeli, bahaneyi ortadan kaldıracak. Yıllardır bu ülkede bunu yaşıyoruz. Yıllardır Türkiye’de yaşanan bütün hak ihlalleri, hukuksuzluklar hep terörle mücadele adıyla meşrulaştırıldı, meşrulaştırılmak istendi. Birçok düzenleme böyle yapıldı. Şimdi bu kart ülkeyi yönetenlerin elinden alınmış oluyor. Bir diğer husus da Türkiye’de Kürt hareketi genellikle silah kullanarak inşa ettiği o geniş hareketi, geniş tabanı şimdi demokratik siyasetle, ya da demokratik demeyelim, legal, yasal siyasetle sürdürmeye, korumaya çalışacak ve bu da tabii olayın içine, Türkiye’deki siyasi hayata yepyeni bir boyut katacak. Şöyle söyleyelim: Kürt hareketi artık silahın ipoteği altında olmadan, yasal alanda, sadece yasal alanda faaliyet gösteren bir harekete dönüşecek. Bu, Türkiye’nin önünde çok ciddi fırsatlar açabilir. Olayın ekonomik boyutu vesaire bütün bunlar ayrı bir kalem. Ben daha çok siyasi boyutuna değinmek istiyorum.

Sonuçta evet, kapı aralanıyor. Çok ciddi bir şekilde aralanıyor ama kapı açılmıyor. Yani buradan, diyelim ki Kandil’den yüzlerce, binlerce kişi geldi, Avrupa’dan yüzlerce kişi geldi, cezaevlerinden binlerce kişi çıktı. Bunlar artık dillerini de, kılık kıyafetlerini de değiştirdiler ve yasal alanda var olup bu ülkede adlarıyla, sanlarıyla yasal bir şekilde siyaset yapmaya soyundular. Bu tek başına bir şey değil ama bir başlangıç olarak çok iyi bir şey. Ve bu nedenle barışın demokrasi için çok önemli bir etap, olmazsa olmaz olduğunu düşündüğüm için başından itibaren bu sürece inanmak istedim, inandım ve gelişmesini, başarıya ulaşmasını istedim. Medyascope olarak da bunu yaptık. Bu süreci destekleyen, isteyen, arzulayanların desteğine ve istemeyenlerin de eleştirilerine, saldırılarına maruz kaldık. Bugün itibarıyla çerçeve yasanın Meclis komisyonuna gidiyor olması şahsen bir vatandaş olarak bana memnuniyet veriyor. Ve her kesimden gelebilecek bütün engelleme çalışmalarına, bütün sorunlara rağmen… Çünkü yıllarca birbiriyle savaşmış kişilerden, kurumlardan bahsediyoruz. Bir de bu savaşın, çatışmanın sürmesini arzulayan üçüncü şahıslardan, kurumlardan, ülkelerden bahsediyoruz; bütün bu olumsuzluklara rağmen, handikaplara rağmen umarım burada bu kapı önce aralanır ve sonra tam anlamıyla açılır.

Bugün bir Amerikalı oyuncu, günümüzün en popüler isimlerinden birisi ve galiba en çok kazananlarındanmış; Matt Damon’dan bahsetmek istiyorum. Bana hep böyle bir genç oyuncu olarak gelirdi ama 70 doğumluymuş. Yani 56 yaşında olmuş, hiç de genç değil. Ama ben ilk gördüğümde, galiba “Er Ryan’ı Kurtarmak”tı o film. Gördüğümden beri dikkatimi çeken birisiydi. Tabii sadece benim için geçerli değil bu. Macera filmlerinde çok oynadı. Bir de hani macera, hafif komedi gibi olan “Ocean’s” serisinde oynadı. Ama “Jason Bourne”, bu Robert Ludlum’un kitabından, 80’li yıllara damga vuran kitabından yapılan ve galiba 5 tane film var. Ben hepsini izledim ve çok beğendim. Yani senaryonun dışında kendisi, gerçekten Matt Damon çok büyük bir oyuncu. “Syriana” var. Başka şeyler de var, hâlâ çekiyor. Bazı filmleri çok iş yapmamış olabilir ama benim gördüğüm kadarıyla Matt Damon… Bir de “Yetenekli Bay Ripley” var tabii ki, o apayrı bir şey. O benim çok sevdiğim bir romandı ve Matt Damon’ın onu çok iyi canlandırmış olması beni çok etkilemişti. Evet, Matt Damon oynamaya devam ediyor ve anladığım kadarıyla daha da devam edecek. Yaşı ilerliyor ama o yaşın ilerlemesi onu daha da olgunlaştırıyor. Biz de onu izlemeye devam ediyoruz. Tabii benim gözümde bir diğer rakibi var şu anda; hep telaffuzlarda çok zorlanıyorum ama Matthew McConaughey, galiba öyle okunuyor. Yakında biraz da ondan bahsederiz.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş