İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu ile CHP’de “mutlak butlan” kararının ardından yaşanan krizi, Kürt seçmenin CHP’ye bakışını, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş hakkındaki sözlerinin Kürt kamuoyundaki etkisini ve Özgür Özel’in Diyarbakır ziyaretinin olası sonuçlarını değerlendirdi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Reha Ruhavioğlu ile Kürt seçmen ile CHP arasındaki ilişkiyi ve son dönemde yaşanan krizi değerlendirdi.
- Kürt seçmen, CHP’ye olan ilgisini herkese açıkça ifade ediyor ve 2. parti tercihi olarak CHP’yi seçiyor.
- Kemal Kılıçdaroğlu’nun Demirtaş hakkındaki ifadeleri Kürt kamuoyunda olumsuz bir etki yarattı.
- Selahattin Demirtaş, Kürt seçmen için güçlü bir temsil figürü haline geldi.
- Özgür Özel’in Diyarbakır ziyareti, CHP’nin Kürt toplumuna yaklaşımını test edecek önemli bir fırsat sunuyor.
Yayında, Kürt seçmenin son yıllarda CHP ile kurduğu ilişki, DEM Parti tabanının ikinci parti tercihi olarak CHP’ye yönelmesi, 2023 seçimlerinden 2024 yerel seçimlerine uzanan süreçte CHP’deki değişim iddiasının Kürt seçmen nezdindeki karşılığı ve CHP içindeki mutlak butlan krizinin bu ilişkiyi nasıl etkileyebileceği ele alındı.
Reha Ruhavioğlu, Kürt seçmen ile CHP arasında özellikle 2018-2019’dan itibaren bir yakınlaşma yaşandığını belirterek, bu ilişkinin yalnızca oy tercihi üzerinden okunamayacağını söyledi:
“Kürt seçmene ‘iki oy kullanma hakkınız olsa ikinci oyunuzu kime verirsiniz?’ diye sorduğumuzda Cumhuriyet Halk Partisi açık ara öne çıkıyordu. Çünkü 2018-2019’dan başlayan DEM Parti tabanıyla Cumhuriyet Halk Partisi arasındaki yakınlaşma böyle bir sonuç doğuruyordu. Dolayısıyla DEM Partili seçmenlerin, Kürt seçmenlerin önemli bir kısmının ikinci partisi CHP olmuş durumdaydı.”
Ruhavioğlu, Kürt hareketi ile CHP arasında tarihsel, ideolojik ve duygusal bir örtüşme bulunduğunu belirtti:
“Kürt hareketi seküler ve modernleşmeye sıcak bakan bir hareket. Aynı zamanda sol bir hareket. Türkiye’de de bu üç faktörü taşıyan büyük ana akım parti Cumhuriyet Halk Partisi. Dolayısıyla orada bir paralellik var. CHP’nin 80 öncesi hikayesi de Kürt hareketinin idealleriyle çok uzak düşmüyor.”

Kılıçdaroğlu’nun Demirtaş sözleri Kürt kamuoyunda nasıl karşılandı?
Yayında Kemal Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş ve HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması sürecine ilişkin “pişman değilim” sözleri de değerlendirildi. Ruhavioğlu, bu açıklamanın Kürt kamuoyunda bir kırılma yarattığını söyledi:
“Bütün bu hikayenin üzerine, ‘o zamanında yaşandı, biz bir şekilde konuştuk, onların üstesinden geldik’ demek yerine, kameralara bakıp ‘pişman değilim’ diye 20 milyonluk Kürt toplumuna konuşmak çok büyük bir cüret. Bunun bedeli olacak elbette. Bu bedeli Kılıçdaroğlu CHP’si en azından görecektir diye düşünüyorum.”
Kürtler Selahattin Demirtaş’a nasıl bakıyor?
Ruhavioğlu, Selahattin Demirtaş’ın Kürt seçmen açısından yalnızca bir siyasetçi değil, güçlü bir temsil figürü olduğunu vurguladı:
“Kürtler, Selahattin Demirtaş’a baktığında sadece başarılı bir siyasetçi görmüyor. Kendisinin başarılı bir sözcüsünü buluyor. Kendi duygusunu güçlü bir şekilde taşıyabilen birini görüyor. Bu da Selahattin Demirtaş’la güçlü bir özdeşleşme getiriyor beraberinde.”
İktidar, Kürt seçmenle CHP’nin arasını açmaya mı çalışıyor?
Ruhavioğlu, iktidarın hedeflerinden birinin Kürt seçmen ile CHP’nin arasını açmak olduğunu ancak bunun mevcut koşullarda kolay olmadığını söyledi:
“Siz CHP’ye saldırdığınızda vicdan sahibi, siyasi bilinci olan insanlar CHP’yle dayanışma duygusu içine giriyorlar. Çünkü diyorlar ki işin yolsuzluk kısmı görüntü; esasen burada siyasi bir saldırı var. Siz güçlü bir siyasi harekete hangi gerekçeyle saldırırsanız saldırın, o saldırı siyasi bir saldırı olarak algılanıyor zaten.”
Özgür Özel’in Diyarbakır ziyareti neyin göstergesi olacak?

Yayında çözüm süreci, CHP’nin bu sürece yaklaşımı ve Özgür Özel’in Diyarbakır ziyareti de ele alındı. Ruhavioğlu, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun çözüm sürecine destek veren bir çizgide durduğunu ancak CHP’nin gövdesini bu çizgiye tam olarak dönüştüremediklerini söyledi:
“Bir yandan Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu süreci destekleyen bir pozisyonda gayet çaba sarf ediyorken, diğer taraftan Kürt toplumuna sürecin içinde olduklarını istedikleri kadar anlatamadılar. Çünkü bunu anlatabilecekleri bütün mekanizmalar ve araçlar süreç karşıtı bir pozisyondaydı. Özgür Özel’in vereceği mesajlar çok önemli olacak. Bu mesaj, göreceği ilgiyi belirleyecek. Sokakta göreceği ilgi de Türkiye siyasetinde yeni CHP’nin, yani Özgür Özel ve arkadaşlarının yapacağı işin Kürt seçmeninde nasıl bir karşılık göreceğine dair ipuçları taşıyacak.”
Ruhavioğlu, Özgür Özel’in Kürtlerle konuşma konusunda bugüne kadar sıcak ve samimi bir dil kurduğunu belirtti:
“Özgür Özel’in Kürtlerle konuşmakta bir sıkıntı yaşadığını düşünmüyorum, görmedim. Nevrozlara gönderdiği mesajlara bakın. Öyle bir siyasetçi orayla konuşuyor gibi değil de Kürt toplumunu tanıyan bir arkadaş, bir dost orayla konuşuyor gibi konuştu bugüne kadar Özgür Özel.”
- DEM Parti, “Müzakereye açığız” dedi | Müzakere çağrısı kime, DEM Parti’nin seçim stratejisi ne olacak?
- “Demirtaş’ın serbest kalması süreç için bir zorunluluk” – Reha Ruhavioğlu yorumluyor
- Kürt seçmen ve CHP | Reha Ruhavioğlu: “CHP, 2018’deki oylarını ikiye katladı, bölgeden milletvekili çıkaracak”
- CHP’nin kayyuma karşı direnişi | Ruşen Çakır uzman konuklarla değerlendirdi
- Reha Ruhavioğlu: “Kürtlerin ittifak şartı değişimcilerin nasıl bir Kürt politikası izleyeceğine bağlı”
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. 21 Mayıs’taki mutlak butlan kararıyla birlikte Türkiye’nin gündeminde Cumhuriyet Halk Partisi var. Daha bir süre daha böyle olacağa benziyor ve biz de Medyascope‘ta ilk günden itibaren birçok boyutuyla Cumhuriyet Halk Partisi’ni tartıştık, farklı görüşten uzman kişilerle. Bugün bir başka açıdan bakalım istiyorum. O da Kürtler. Kürtler ne kadar ilgili? Ne düşünüyorlar? Ve malum Selahattin Demirtaş’ın Kemal Kılıçdaroğlu tarafından ziyaret edilme ihtimaline kapıyı kapaması olayını yaşadık. Bir de bu hafta sonu, cuma günü yanılmıyorsam Özgür Özel Diyarbakır’da olacak. Önemli bir buluşma olacağını düşünüyorum. Orada birtakım mesajlar verecek. Onun için bütün bu olaylara, CHP’ye Kürtler nasıl bakıyor konusunu Kürt Araştırmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğluyla konuşacağız. Reha, sizin enstitünün adını hep yanlış söylüyorum. Bu sefer doğru söyledim diye umuyorum.
Reha Ruhavioğlu: Eyvallah. Kolay gelsin, iyi yayınlar.
Ruşen Çakır: Şimdi şunu söyleyeceğim. Rawest‘in araştırmalarıydı yanılmıyorsam. Yanılıyorsam düzelt. Kürt seçmenin ikinci parti tercihinde Cumhuriyet Halk Partisi’ni buluyordu. Bu dediğim olay bir iki yıllık süren bir eğilimdi herhalde. Önce oradan bir başlayalım. Tabii izleyiciler ikinci parti tercihi derken yanlış anlamasınlar. Onu da bir açarak o geçmişteki, yakın geçmişteki o olguyu bize bir anlatırsan sonra bugüne gelelim.
Reha Ruhavioğlu: Yani başlangıç için iyi bir yer aslında orası. Şimdi biz 14 Mayıs 2023 seçimlerine dönüp baktığımızda Türkiye’deki işte 100 Kürt seçmenin yaklaşık çok kabaca 20’si falan oy kullanmadı ve kalan 80 kişinin 40-42’sinin DEM Parti’ye, 20-21’inin AK Parti’ye, yaklaşık 13-14’ünün de CHP’ye oy verdiğini anlıyoruz geriye dönüp baktığımızda. Şimdi fakat Kürt seçmene biz “Sizin ikinci partiniz peki yani iki oy kullanma hakkınız olsa ikinci oyu kime verirdiniz?” diye sorduğumuzda Cumhuriyet Halk Partisi açık ara öne çıkıyordu. Niye? Çünkü 2018-2019’dan başlayan DEM Parti’nin tabanıyla Cumhuriyet Halk Partisi arasında bir yakınlaşma böyle bir sonuç doğuruyordu. Dolayısıyla DEM Parti ile seçmenlerin, Kürt seçmenlerin önemli bir kısmının ikinci partisi olmuş durumdaydı. 2024 yerel seçimlerinden sonra bu durum aslında anketlerde de şöyle bir vaziyete dönüşmeye başlamıştı: Yani oy bakımından da üçüncü sırada olan Cumhuriyet Halk Partisi AK Parti ile bir dönem başa baş yarışır hale gelmeye başlamıştı. Fakat bugün butlan kararının öncesini baz alırsak çok kabaca Kürt sahasında 14 Mayıs 2023’e benzer bir dinamik var. Yani bu 100 oyun yaklaşık 45-50 arasını DEM Parti koruyor ve yaklaşık 20-21’ini yine AK Parti alıyor. Cumhuriyet Halk Partisi de 13, 14, 15 civarı bir puan alıyordu. Yani böyle bir sıralama var. Dolayısıyla duygusal olarak, yakınlık olarak aslında ikinci parti olan Cumhuriyet Halk Partisi oy sıralamasında üçüncü sıraya düşüyordu. Bu farkı hem anlamak açısından hem de bunun anlamını görmek açısından önemli. Çünkü DEM Parti seçmeni, yani Kürt seçmenin yaklaşık yarısını domine eden bu kalabalık grup duygusal olarak işte ikinci oyunu CHP’ye verdiğinde ne oluyor? İşte cumhurbaşkanlığı seçiminde mesela Diyarbakır’da cumhurbaşkanlığı CHP’nin adayına çıkan oy oranı İzmir’dekiyle yarışır bir vaziyete geliyor. Yani illa Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelip oy vermek gibi bir durumdan bahsetmiyoruz. Ama özellikle cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, cumhurbaşkanlığı seçiminde DEM Parti seçmeninin tercihinin nereye yönelebileceği, tercihinin nasıl hareket edebileceğini anlamak açısından da bu CHP Kürtler açısından nerelerde meselesi önemli bir gösterge. Ama tabii bu butlan kararı bir sürü şeyi, dengeyi etkiledi.
Ruşen Çakır: Onlara geleceğiz. Ona geleceğiz. Ben şimdi biraz daha geriye gidelim diyorum. Ne kadar anlamı var bilmiyorum ama bence bir anlamı vardır. Şimdi Ecevit CHP’sinin, “Umudumuz Ecevit”, “Halkçı Ecevit” furyası ile beraber bundan Güneydoğu’da çok ciddi bir şekilde etkilenmişti diye biliyorum. O tarihlerde henüz yaşça küçüktüm ama takip edebiliyorduk az buçuk. Daha sonra sol, CHP ortanın solu ve zaten Kürt hareketi de esas olarak soldan etkilenmeyle ortaya çıkmış bir hareket. Şunu çok iyi biliyorum. Geçen çözüm sürecinde biliyorsun ben Kandil’e birkaç kere gittim. Cemil Bayık’la, Duran Kalkan’la, Murat Karayılan’la röportajlar yaptım. Konuştum, ettim. Onlarda süreç AK Parti ile yürütülüyordu ama çok dikkat çekici bir Cumhuriyet Halk Partisi ilgisi vardı. Yani şeyi görüyordum: “Keşke bunu CHP iktidarda olsaydı da onlara yapsaydık” gibi bir şey. Ben abartıyor muyum yoksa bu hakikaten böyle Kürtlerin ve Kürt hareketinin bu 1970’li yıllardan kalma CHP ilgisi hâlâ yaşıyor mu?
Reha Ruhavioğlu: Yani şöyle söyleyebiliriz. Şimdi Kürt hareketi seküler ve modern, yani yönü modernleşmeye bakan bir hareket. Aynı zamanda sol bir hareket. Türkiye’de de bu üç saydığım faktörü kabaca taşıyan büyük ana akım parti işte seküler, muhalif ve modernleşmeci hareket Cumhuriyet Halk Partisi. Dolayısıyla orada bir paralellik var. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin de işte 1980 öncesi hikayesi Kürt hareketinin idealleriyle çok uzak düşmüyor. Onlar da yani Türkiye’yi modern, demokratik bir yere götürmek için, özellikle 1970, 1980, 1990, siz daha iyi bilirsiniz o dönemleri, konuştuğumuzda. Yani kaldı ki zaman zaman anlamlı ittifaklar yapıldı. Mesela SHP hep ittifakı, bugünün çok çok ötesinde bir ittifaktan bahsediyoruz. Yani DEM Partili vekillerin CHP’nin üyesi olması gibi bir şeyden bahsediyoruz. Yani böyle bir zaten tarihsel, duygusal ve zihinsel bir örtüşme var. Ve bu yönüyle Kürt hareketinin elbette ki muhatap seçmek ve “CHP değilse yapmayalım” gibi lüksü de yok. Böyle bir yaklaşımı da yok. Ama elbette ki CHP olsaydı en azından dünya görüşü bakımından, yaklaşım bakımından, perspektifler bakımından, politik perspektifler bakımından daha fazla anlaşabileceklerine dair bir kanaat de hep vardı. Bu yanlış bir tespit değil. Gayet doğru bir tespit. Kaldı ki Kürt tabanını, yani Kürt seçmen dediğimiz kümeyi baz alırsak orasının da muhalif, mobilize ve muhalif bir grup olduğunu göz ardı etmemek lazım. Dolayısıyla kendisiyle barışık ama aynı zamanda iktidara yürüme potansiyeli güçlü bir ihtimal gördüğünde oraya bir miktar krediler açmakta bir beis görmüyor. Bunu 2002 ve 2007’de AK Parti için yaptı. 2019’dan itibaren 2023 ve 2024’te de Cumhuriyet Halk Partisi’nin işte yerelde ve ulusalda, cumhurbaşkanlığında ve belediye başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisi için yaptı. Çünkü şöyle bir hikaye var: Ya Kürt hareketinin, Kürt toplumunun daha doğrusu birtakım beklentileri var. Hak talepleri var. Demokratik bir Türkiye idealleri var. Ve bu umutla, yani bu söylemle, bu vaatle ortaya çıkan hareketlere grup olarak, yani bir kalabalık olarak ilk krediyi açan, ilk gidip destekleyen grup burası oluyor. Ve buradan umduğunu bulamadığında kalabalık bir biçimde ayrılan ilk grup da burası oluyor. Yani mesela AK Parti’den işte 2018’den itibaren ayrılan seçmen kümelerine baktığımızda oradaki birinci sırayı da Kürtler çekiyorlar. Çünkü AK Parti’nin işte Diyarbakır dahil bölgede yüzde 50’lerin üstünde oy aldığı bir sürü yer vardı ama son yerel seçimde AK Parti’nin Diyarbakır’da aldığı oy 16-17 bir oy. Dolayısıyla Kürt seçmenin kendisinin de bir mobilize şeyi var. Ama bu mobilizasyonun büyük parçası muhalefet havzasının içinde hareket ediyor. Dolayısıyla AK Parti, özür dilerim, Cumhuriyet Halk Partisi’nde olan bitenlerle Kürt sahasında olan bitenlerin birbiriyle ilgisi esasen burada devreye giriyor. Yani muhalif bir havzada birbiriyle daha fazla ilişki ve iletişim içinde olan bu seçmen kümeleri arasındaki ilişki ne olacak sorusuna cevap arıyoruz. Şimdi işte mesela Demirtaş üzerinden tekrar bir Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bir gündem oluştu ve orada süreç gördüğüm kadarıyla Kürt toplumunun hoşuna gitmeyen bir şekilde hareket ediyor. Yani Kılıçdaroğlu’nun örneğin açıklaması, ya gerekçesi ne olursa olsun döneminde Selahattin Demirtaş ve Kürt milletvekillerinin, HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmaya onay vermiş. Bundan sonra da ilişkiler bir şekilde devam etmiş. Yani 2023’te daha Kılıçdaroğlu desteklendi. Fakat bütün bu hikayenin üzerine “Ya o zamanında yaşandı, biz bir şekilde konuştuk, onların üstesinden geldik” demek yerine bak şeyin kameralara bakıp “Pişman değilim” diye 20 milyon Kürt toplumuna konuşmak çok büyük bir cüret ve bunun bedeli olacak elbette ki. Yani bu bedeli Kılıçdaroğlu CHP’si en azından görecektir diye düşünüyorum. İşte bakın daha önce Selahattin Demirtaş’la görüşebilen Kılıçdaroğlu böyle bir laf ettiği için görüşemez oluyor. Halbuki biz Kılıçdaroğlu’nun böyle bir karar verdiğini bilmiyor muyduk? Selahattin Demirtaş daha önce bu karardan defalarca, bu karardan sonra defalarca Kılıçdaroğlu’nu da destekledi. Cumhuriyet Halk Partisi ile de görüştü. Çünkü burada daha stratejik, daha uzun erimli bir Türkiye ideali var. Orada kendisine karşı bir hata yapmış olan CHP’nin, büyük de bir hata yapmış olan CHP’nin sırf kusurunu kişiselleştirmemek, daha büyük düşünmek, daha ileriye dönük düşünmek gibi bir âlicenaplık varken bir yerde öbürünün “Ha yok, biz yaptığımızdan pişman değiliz” gibi böyle ortaya çıkması, o elbette ki bir şey olacak, bir karşılığı ve bedeli olacaktır. Yani ben işte Özgür Özel cuma günü buraya gelecek. Kılıçdaroğlu gelebilir mi artık? 2022’de gelmişti biliyorsunuz. Hatta 2023’te Kılıçdaroğlu’nun Van mitingini hatırlayın. 7 Haziran 2015 gibi bir manzaraydı o. Ama Kılıçdaroğlu’nun bugün buraya bir taziye bile gelmesi çok zor görünüyor yani.
Ruşen Çakır: Evet. Şimdi bu Selahattin Demirtaş meselesini söyledin. Biliyorsun orada Necdet Saraç dedi ki “Gidecek” dedi bir yayında biliyorsun. Hatta karşısında Sezin Öney suratını ekşitince ‘‘Öyle yapıyorsunuz ama birlikte açıklama yaptıklarında görürsünüz’’ dedi. Fakat Selahattin Demirtaş’ın yakın çevresinden gelen haber resmi bir başvuru olmasa da, gelmemiş böyle bir başvuru ama gelirse de kabul etmeyeceği yolunda ve noktayı koydu. Anladığım kadarıyla bu olay tüm Türkiye’de ama özellikle Kürt sokağında çok yankı buldu. Demin bahsettin. “Baka baka” dedin. Buradaki mesele tabii Selahattin Demirtaş’ın Kürt sokağında çok popüler olması onca zaman içeride olmasına rağmen ama onun ötesinde bir Kürt kimliğine yönelik bir meydan okuyuş gibi sanki Kılıçdaroğlu.
Reha Ruhavioğlu: Ya burada birkaç faktör var. Birincisi yani Selahattin Demirtaş Kürt siyasi alanının sadece siyasi alanının değil toplumsal alanın, kültürel alanın çok dominant bir aktörü ve onunla ilişkili her gündem çok hızlı kamusallaşıyor. İkincisi yani Kürt toplumunun arzusunun çok güçlü bir taşıyıcısıydı Selahattin Demirtaş. Yani hâlâ o taşıyıcı da aktif olarak siyasette olduğu dönemi söylüyorum. Yani 2015 seçimlerinde Kürt toplumu ne oldu da yüzde 13,5 Kürt partisine oy verdi? Çünkü Kürt toplumunun bir eşitlik ilişkisi içinde, yani eşit göz hizasından bir hukukla Türkiye’nin bir parçası olma idealini Selahattin Demirtaş gayet başarılı bir şekilde temsil edebiliyordu. Dolayısıyla Kürt, Selahattin Demirtaş’ı gördüğünde, baktığında başarılı bir siyasetçi görmüyor. Sadece kendisinin başarılı bir sözcüsünü buluyor. Kendi duygusunu güçlü bir şekilde taşıyabilen birini görüyor. Bu da Selahattin Demirtaş’la güçlü bir özdeşleşme getiriyor beraberinde. Yani Selahattin Demirtaş bizim iyi, çalışkan bir çocuğumuz değil. Selahattin Demirtaş hepimizin, Kürtler açısından söylüyorum, herkesin duygusunu, idealini, gelecek perspektifini, projeksiyonunu, iddiasını, taleplerini hatta mağduriyetini gayet iyi biçimde taşıyan, temsil eden kendisinden bir parça. Böyle olunca yani herhangi bir siyasetçiye yapılmış ya da söylenmiş bir sözle Selahattin Demirtaş’a söylenmiş bir söz arasında mesela çok büyük anlamlar var. Şimdi ikincisi ya Selahattin Demirtaş sıradan bir insan değil. Orada dokunulmazlığı kaldırılan insanlar Kürt siyasetinin en seçkin, iddiasıyla siyasete katılıp kendisini temsil etsinler diye meclise gönderdiği insanlar ve siz o insanların başlarına geleceğini bile bile, yani Tayyip Erdoğan Türkiye’sinde başlarına geleceğini bile bile dokunulmazlıklarını kaldırıyorsunuz. Yani bazı gerekçeleriniz var. Bunu açıkladınız. Karşı taraf ikna oldu, olmadı, başka bir şey. Ama dönüp Kürtlerin gözünün içine baka baka “Ben pişman değilim” demek, Diyarbakır’da kendisine oy vermiş, yüzde 75 oy oranını Kürt sahasında kendisine vermiş yüzde 65-70 Kürt seçmenin gözünün içine baka baka “Siz çok büyük bir hata yaptınız” demek. Yani “Beni destekleyerek siz çok büyük bir yanlış yaptınız, ben de sizin ne kadar yanlış bir şey yaptığınızı size gösteriyorum” demektir. E bu Kürt kendine ayrı kızıyor, yaptığı işe ayrı kızıyor, kendi partisinin onunla yol yürümüş olmasına ayrı kızıyor. Yani bir sürü şeye birden kızmış oluyor Kürt. Sadece Kılıçdaroğlu’na kızmıyor burada. Ama Kılıçdaroğlu orada bütün kızdığı şeylerin şeyi, bir mücessem vasfına dönüşüyor ve televizyonun karşısında yani böyle bir cüreti Türkiye’de Kürtlerin oylarının henüz mührü kurumamışken, yani o oyların pusulalardaki mührü henüz kurumamışken böyle bir şey yapmasını yani bir ayıp deyip geçiştirebilecek bir şey değil. O yüzden bunun üzerine Selahattin Demirtaş’tan randevu alıp Selahattin Demirtaş’la görüşebileceğini düşünmesi zaten çok enteresan. Demirtaş’ı tanıyan herkes böyle bir randevunun bu koşullardan mümkün olmayacağını bilir. Yarın öbür gün Demirtaş böyle bir randevuyu kabul de edebilir ama bu Demirtaş’ın kişisel düşünmesinin ötesinde Türkiye’nin siyasi ortamıyla ilgili bir şey en fazla olabilir. Fakat bugün bu koşullarda hani “Böyle bir büyük bir ayıp ettim, Demirtaş’ı ziyaret edebildiğimi de göstereyim, Türk-Kürt toplumuna böylece aradaki buzları eriteyim” bu mümkün bir şey değil. Yani bu burada çok yanlış bir akıl yürütüyor zaten. Zaten komple yanlış bir alanda yüründüğü için atılan bir sürü adım yanlış adım oluyor. E burada da Kürt sahasında yanlış büyük bir adım atıldı ve onun tamiri için çabalanıyor. Ben onun kısa vadede tamir edebileceğine çok ihtimal vermiyorum ama elbette ki bu gözlemim. Yani henüz bununla ilgili çok dört başı mamur bir araştırma yok elimizde bizim de yaptığımız.
Ruşen Çakır: Şunu da sormak istiyorum. Şimdi Kılıçdaroğlu ikinci tur öncesi Ümit Özdağ’la bir anlaşma imzaladı ve Ümit Özdağ’la imzalanan bu anlaşmada tabii Kürtleri rahatsız edecek çok madde olduğu da ortaya çıktı. Yani çıkmasaydı bile tahmin edilebilecek şeylerdi. Buradan da büyük bir kırgınlık olduğunu ve ikinci turdaki oyların azaldığını da hatırlıyoruz. Ama 2024 yerel seçiminde kent uzlaşısı CHP ile bazı yerlerde, kritik yerlerde yapılabildi. Buradaki mesele CHP’deki değişim iddiasının, yani Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel ikilisinin başını çektiği, kurultayı kazanan yeni CHP’nin Kürtler tarafından nasıl söyleyeyim, hani bir defter kapatıp yeni defter açma CHP ile öyle görmek mümkün mü?
Reha Ruhavioğlu: Yani tam olarak böyle olmasa bile böyle gerekçelendirip yeni bir yola girmek için uygun bir vesileydi. Böyle bir vesileye dönüştürülebildi bu. Çünkü sadece Kürtler için değil CHP’ye, Kılıçdaroğlu’na oy vermiş yüzde 48 için, yaklaşık 20 milyon insan için çok büyük bir şeydi bu. Çok büyük bir hayal kırıklığıydı. Ya seçimin sonucu büyük bir hayal kırıklığıydı, Kılıçdaroğlu’na oy vermek değil. Ve bu hayal kırıklığı içinde sadece Kürtlerin değil, Türkiye muhalif blokunun bir şeyi, yani bir sandıktan uzaklaşma hali, bir apati, bir moral bozukluğu vardı. Ve CHP’deki iktidar değişimi, yani CHP’deki parti yönetiminin değişimi, “değişimciler” denen grubun partinin başına gelmesi Türkiye’ye şöyle bir şey söyleme fırsatı ortaya doğurdu: “Ya o yöntemle kazanamadık. Yepyeni bir şey yapıyoruz.” İşte daha hem Kürtlerle hem milliyetçilerle hem solla hem sağla hem demokratlarla konuşabilen, kazanma iddiasını güçlü bir şekilde taşıyabilecek bir blok oluşturmak üzere altılı masa değil ama o altılı masayı belki CHP’nin arkasında bir bloka dönüştürerek İmamoğlu önderliğinde, Özgür Özel’in genel başkanlığında bir oluşan yeni denge, yeni düzen Türkiye’nin düşen, bozulan moralini tekrar tamir etti. Şimdi bu yeni grubun yeni ideali Kürtlerle konuşabilmek, Kürtlerle beraber yol yürüyebilmek, Kürtlerle yine ilişkiyi koparmadan ortak işler yapabilmek gibi birtakım imkanlar yarattı. Ve Kürtler de, yani Kürt siyasi hareketi de Türkiye’nin geleceğine baktığında CHP’deki bu iktidar değişiminin, bu moral bozukluğunu toparlamış olma halinin yatırım yapmaya değer, Türkiye’nin geleceği açısından yatırım yapmaya değer çalışabilir bir formül olduğunu düşündüğü kanaatindeyim. Ve bu şey yapıldı. Yani bu destekler verildi ve görüldü ki yerel seçimlerde bir sürü faktör birden çalıştı. Sadece bu değişim grubunun, sadece yani fanus, bütün diğer faktörlerden izole ederek oranın başarısı demek eksik olur. Çünkü hem AK Parti seçmeninin aslında genel seçimde partisine kızmışken yerel seçimde o tavrı ortaya koyması hem CHP’de iktidar değişimi hem batıda Kürtlerle kent uzlaşısının daha doğru bir temelde kurulmuş olması gibi bir sürü faktör, İyi Parti’nin erimesi, bu oyların CHP’ye birikmesi gibi bütün faktörler bize şunu gösterdi ki burada bu makine çalıştı ve bu başarı kaç faktör sayarsak sayalım CHP’nin yeni yönetiminin başarısıdır. Elbette CHP’nin yeni yönetiminin başarısı 2028 seçimleri için de 2023’ten daha güçlü bir ümit verdi Türkiye’ye. Ve bu ilişkiler, yani bu grup, yol yürünebilir dedirtti herkese; yani seçmen tabanında söyleyelim. Hem Kürtlere, hem milliyetçilere, hem muhafazakarların AK Parti’ye küsmüş olanlarına ve siyasi skalada temsil düzeyine baktığımızda da hem HDP hem İYİ Parti’nin başka bir sürü siyasetçisi vesaire, CHP’nin arkasında tekrar seçime gidilebileceğine dair bir strateji, bir projeksiyon edindiler ve bu yolculuk fena gitmiyordu aslında ama 19 Mart 2025’ten beri bu yolculuk çeşitli saldırılarla, çeşitli müdahalelerle; kimisi siyasi, kimisi yargısal, kimisi başka tip müdahalelerle CHP’nin bu yekpare görünen, alabileceği bu büyük blok desteğinin parçalanması gibi bir çaba görüyoruz hükümet cenahında. Esas hikaye; bir yandan Kürtlerle CHP uzaklaştırılabilir mi? Bir yandan CHP’nin kendisi parçalanabilir mi? Dağıtılabilir mi? Bir yandan kazanacak aday değil de onun yerine başka adaylar seçime konulabilir mi? Gayet muhalif ortamda kimin nasıl seçime girdiğine dair bir müdahalenin yapıldığı, gayet güçlü bir el tarafından müdahalenin yapıldığı bir vaziyet görüyoruz. Ama henüz başarılı olabildiğine, olabileceğine dair güçlü ihtimal sinyaller yok. Yani bu müdahale iktidar açısından başarı doğuracak mı, doğurmayacak mı? Henüz bunu görmüyoruz. Çünkü şunu da söyleyip size sözü geri vereyim. Şimdi her iktidarın ve Erdoğan’ın umudundan bir tanesi Kürt seçmenle CHP’nin arasını açmak. Yani bir süreç yürütmek. Kürt seçmenle CHP’nin arasını doğalında açmak. Kendisine oy vermeyecekse bile CHP’den uzaklaştırmak ise eğer, bunu meşru bir siyasi ortamda daha başarabilir. Bugün meşru bir zemin yok bunun için. Siz CHP’ye saldırdığınızda vicdan sahibi, siyasi bilinci olan insanlar CHP ile dayanışma duygusu içine giriyorlar. Çünkü diyorlar ki; “Ya işin yolsuzluk, bilmem ne, bunların hepsi işin görüntüsü. Esasen burada siyasi bir saldırı var.” Türkiye’de de daha önce böyle oldu. Tayyip Erdoğan’ın kendisi Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davalara benzer davalarla yargılandı. Yani yolsuzluk gibi davalardan yargılandı ve dünyanın bir sürü yerinde de yapılıyor. Yani Brezilya’da Lula için yapıldı. Bugün İspanya’da Sanchez için yapılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla siz güçlü bir siyasi harekete hangi gerekçeyle saldırırsanız saldırın o saldırı siyasi bir saldırı olarak algılanıyor zaten. Ve siz Kürt seçmen böyle bir ortamda CHP ile dayanışma duygusu göstermesin diyemezsiniz. Çünkü siz dayanışmayı tetikleyecek, harekete geçirecek mekanizmaları çalıştırıyorsunuz. O sebeple henüz AK Parti açısından, Erdoğan açısından bu formülün başarı ürettiği ve başarı üretme ihtimalinin güçlü olduğu görünmüyor. Ama süreç çok sıcak. Yani 6 ay sonra örneğin CHP’nin Kılıçdaroğlu’nda kaldığı, Özgür Özel ve arkadaşların da yeni bir parti kurduğu ortamda nasıl bir denge oluşacak? Bunları gördüğümüzde elbette ki daha güçlü konuşabileceğiz.
Ruşen Çakır: Şimdi burada şunu sormak istiyorum: Erdoğan’ın CHP ile Kürt seçmenin, Kürtlerin arasını açmada çözüm sürecine bir anlam yüklediğini tahmin edebiliyoruz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi kendi içinden ve çevresinden gelen onca itiraza rağmen mesela meclis komisyonunda yer aldı. Sürece destek verdi. Bunu değişik yaptıklarını gördük. Yaptıkları açıklamalarda da bunu verdiler. Bir İmralı’ya giden heyete temsilci vermediler. O da bir tartışma çıkardı. Ama onun dışında olayın dışında kalmadılar. Sen şu haliyle iki CHP gözüküyor ortada. İşte birisi seçilmiş, birisi atanmış CHP. Bunların sürece bakışları hakkında ne düşünüyorsun? Ne yapabilirler? Yeni değişik bir şey yaşanabilir mi?
Reha Ruhavioğlu: Eğer yeni CHP, yani seçilmiş CHP dediğiniz CHP, ayrı bir siyasi blok olarak hareket edecekse, hayatına devam edecekse ki öyle olacağı görünüyor; orada da gecikmemeleri gerekiyor. Çünkü Türkiye’de böyle bir enerji varken bu enerjinin sönümlenmesinin sıkıntılı sonuçları oluyor. Onlar açısından beklenenin altında bir sonuç yaratabilir diye söylüyorum. Fakat ayrılan grubun, yani Özgür Özel ve Özgür Özel’in liderliğini ettiği grubun Kürt meselesine, çözüm sürecinin arkasından desteğini çekmek gibi bir lüksü yok. Kılıçdaroğlu bugün çok kaba tarifiyle Kılıçdaroğlu Kürtlere, CHP’deki Kürtlere “burada kalmayın” demiş oldu. Selahattin Demirtaş kararından pişman olduğunu, pişman olmadığını söyleyerek; son 2-3 yıldır CHP’ye ilgi göstermiş, daha önce DEM’e oy vermiş, sonra CHP’ye oy vermiş, orada kalmış, DEM’e de yakın olan gruba “sizin yeriniz burası değil” gibi bir mesaj verdi. Bu, kendisi açısından yapabileceği en büyük hatalardan bir tanesiydi. Yani siyasi seçmene konuşan yüzü bakımından. Dolayısıyla diğer kümenin, hele hele yeni bir siyasi organizasyon yaratıyorken, yeni bir siyasi yolculuğa çıkıyorken, Kürt toplumunun desteğinden uzaklaşmak gibi bir lüksü yok. Yani böyle pragmatik bir gerekçeyle zaten sürecin içinde kalmak zorundalar. İkincisi, Özgür Özel’in 23 Ekim 2024’te yaptığı bir Diyarbakır ziyareti var. Orada işte basına sızan kapalı görüşmelerde, sonra Özgür Özel’in de sahip çıktığı bir sözü var hatırlarsanız; diyordu ki: “Biz bu sürecin karşısında konumlanarak, milliyetçiliği köpürterek daha fazla oy kazanabiliriz ama biz Türkiye’nin faydasına, Türkiye’nin geleceği için hayırlı olan bir projeyi, bir süreci, bir barış işini destekleyeceğiz ve biz bunun karşısına geçmeyeceğiz. Yani bize oy bakımından yarayacak formülün hangisi olduğunu bile bile biz işin tarihin doğru tarafında durarak Kürt meselesine, bu süreci destekleyeceğiz.” demişti. Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu liderliği kabaca bu söylemlerini sürdüre geldiler. Ama şunu da takdir etmek lazım ki; bir yandan Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı sürecin içinde kalmaya devam etmek çok değerli ve kıymetli bir şey. Kürt toplumu da bunun değerini takdir ediyor bu arada. Ama diğer taraftan CHP’nin gövdesini Kürt meselesine, süreci destekleyici bir gövdeye de bir türlü dönüştüremediler. Yani bu biraz başka şeylerle uğraşmalarından ötürüydü. Biraz CHP’nin içinde zaten süreç karıştı. Ulusalcı ve milliyetçi bir damarın da olması bunu etkiliyordu. CHP etrafındaki medya, yani CHP’ye yakın medyanın kendisi gayet süreç karşıtı bir yerdeydi. Dolayısıyla bir yandan Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu süreci destekliyor, bir pozisyonda gayet çaba sarf ediyorken diğer taraftan Kürt toplumuna sürecin içinde olduklarını istedikleri kadar da anlatamadılar. Çünkü bunu anlatabilecekleri bütün mekanizmalar ve araçlar süreç karşıtı bir pozisyondaydılar. Yani CHP’nin gövdesinde sürecin destekleyen… yani Özgür Özel süreçle ilgili müspet bir şey söylüyor, 3 saat sonra grup başkan vekili Kürtleri rahatsız edecek süreçle ilgili bir şey söylüyor. Dolayısıyla bu ikilik ya da CHP’ye yakın olduğunu herkesin kabul ettiği, CHP bunu kabul etsin etmesin, Halk TV, Sözcü TV, ANA Haber gibi Türkiye’de çok izlenen televizyon kanallarının süreçle ilgili CHP’nin değil de İYİ Parti’nin pozisyonunu merkeze alan bir söylem üreterek toplumla konuşmaları, Kürt toplumunun CHP ile ilgili tutumunda negatif diğer faktörler oldu. Ama bütün bu hikayeye rağmen, yani bu karmaşık dengeye rağmen, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu 100 Kürt’ün 15’inin oyunu CHP’nin içinde tutmayı başardılar. Yani 14 Mayıs sonrası gayet düşmüş olan CHP oyunu Kürtlerde tekrar eski yerine getirebildiler. Onun bir miktar üstüne de çıkarabilmişlerdi. Ama bu yeni denge, yani yeni düzen biraz şöyle bir risk de taşıyor Ruşen abi. Onu da söyleyip bırakayım. Yani her ne kadar mesele benim kişisel baktığım yer açısından bu bir CHP içi bir mesele değil ama CHP içi bir tarafı da var; bunu kabul edelim, etmeyelim ve iktidar bunu dışarıya CHP içi bir mesele olarak anlatıyor. Ama CHP’nin içinde de çok fazlaca insan bunu CHP içi bir mesele olarak anlatıyorlar. Dolayısıyla orada ya CHP içinde bir kavga gürültü var. Birisi “pişman değiliz” diyor, öbürü de yanında şununla çıkıyor falan. Manzara karmaşıkken Kürt seçmen “Bir dakika ya, burası dinene kadar ben yaklaşmayayım” da diyebilir. Ya da Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu bu kafa karışıklığını çok hızlı giderecek. CHP genel merkezinden meclise nasıl yürüdüyse Özgür Özel, Kürt toplumunun içinde de böyle yürüyerek sahada, doğrudan sahada pratik alanda bu çelişkileri giderip Kürt toplumunun desteğini tekrar toplayabilir. Hangisini yaparlar, nasıl yaparlar bilmiyorum ama Kürt meselesinde, Kürt toplumuyla konuşurken siyasi blokların Selahattin Demirtaş’ı karşısına alarak Kürt toplumunun desteğini de alması gibi bir şey, bu bir oksimoron, böyle bir şey yaşanamaz. Ancak Selahattin Demirtaş’ın yanında yürüdüğünüzü, Selahattin Demirtaş’la yan yana yürüdüğünüzü göstererek Kürt toplumunda ancak kredinizi, alanınızı, oy oranınızı, desteğinizi, itibarınızı yükseltebilirsiniz. Demirtaş o yüzden önemli bir aktör ve o yüzden önemli bir faktör. Dolayısıyla Özgür Özel’in Diyarbakır’da bu konuda vereceği mesajların önemli olacağını düşünüyorum.
Ruşen Çakır: Tam onu soracaktım. Son olarak o konuya girelim. Cuma değil mi en son netleşen tarih? Cuma günü. Sen daha önceki İmamoğlu’nun, Özgür Özel’in daha önceki Diyarbakır ziyaretlerini de izledin diye tahmin ediyorum. Bir de verdikleri mesajlar, mesela Nevruz’a yolladıkları mesajlar falan ve şimdi böyle bir ortamda, böyle bir karambolde tam senin demin anlattığın Diyarbakır’ı yapıyor olması bir tercih; yani öyle değil mi? Yani bu şeyde, o kadar yoğunluğun içerisinde her an yeni bir şeyin geliştiği bir ortamda Diyarbakır’a gidecek olması siyasi bir tercih. Bir kere bu senin de söylediğin gibi Kılıçdaroğlu’nun gitmesi söz konusu olamaz. En azından şu aşamada. Ne bekliyorsun? Vereceği mesajlar ve göreceği ilgi hakkında da onu da sorayım. Çünkü halka yönelik bir faaliyetleri de olacak herhalde değil mi? Bir tam detayı bilmiyorum programın ama herhalde insanların arasına da çıkacak.
Reha Ruhavioğlu: Ben de detay bilmiyorum ve evet bugüne kadar Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel’in önceki gelişlerinin hepsini izledim ve orada kapalı toplantılara falan da katıldım. Gayet yakından takip ettim. Ama zaten bu gelişlerinde, yani şu anda Özgür Özel’in esas ihtiyacı zaten halkla konuşmak. Diyarbakır’a gelmişken halkla konuşmamak gibi bir seçeneği olamaz. Dolayısıyla muhtemelen çarşı pazarda hatırı sayılır bir süre Özgür Özel’i göreceğiz ama sivil toplumla, kanaat dünyasıyla, bazı uzmanlarla falan da görüşecek, onu da biliyorum. Ve şöyle bir talihsizliği var Özgür Özel’in aslında. Özgür Özel 2024’ün az önce söylediğim Ekim ayından beri kaç kere buraya gelmekle ilgili planlar yaptıysa hep böyle ya bir operasyon oldu ya başka bir şey oldu. İşte 2024’ün Ekim ayında geldiğinde burada olduğu gün TUSAŞ saldırısı oldu, geri döndü. Sonra başka vesilelerle hep gelmek gibi planlar olduğunu biliyorum, olmadı. Hatta Haziranın 2’si, 3’ü, 4’ü gibi Özgür Özel ve CHP Genel Merkezi’nin bir Diyarbakır programı vardı, o da işte bu butlan kararı sebebiyle olamadı. Dediğiniz gibi hep böyle bir hengamenin içinde öteleniyor, bir şekilde bir engel çıkıyor. Ama burada Özgür Özel’in birincisi vereceği mesajlar çok önemli olacak daha gelir gelmez. İkincisi de bu mesaj göreceği ilgiyi belirleyecek sokakta ve bu göreceği ilgi Türkiye siyasetinde yeni CHP’nin, yani Özgür Özel ve arkadaşlarının yeni yapacağı işin Kürt seçmen nezdinde nasıl bir ilgi ve karşılık göreceğini bize gösterecek, ipuçları taşıyacak. Benim öngörüm, beklentim, kanaatim; Kılıçdaroğlu’nun Demirtaş hakkında yaptığı o büyük hata, ne kadar büyük ve ne kadar yaralayıcı ve ne kadar kendi ayağına da aynı zamanda sıkan bir hataysa, Özgür Özel’in bunun tam karşısında; Demirtaş’ı sahiplenen, onunla yol yürümesine dair vurgular yapan ve “Demirtaş belki de haklıydı, Demirtaş haklı çıktı, Türkiye siyasetinin bu hale geleceğini öngördü, bizim de kabahatlerimiz var, kabul ediyoruz, bundan sonra Demirtaş’ı daha dikkate alacağız” gibi şeyler söylemesi, belki Kürt toplumuyla, Demirtaş ve Kürt siyasetinin beklentileri, ihtiyaçları, gündemleri üzerinden konuşmak; yani çözüm sürecinden konuşmak, kayyumlardan konuşmak, belediyeye gitmek, Selahattin Demirtaş’la ilgili gündemleri olmak, ne bileyim Amedspor’la ilgili bir gündemleri olmak. Ben bunun gibi kapsayıcı, kuşatıcı bir gelişin Kürt toplumunda karşılık göreceğini düşünüyorum. Çünkü burada şeyi de göz ardı etmeyelim; mahkemelerin ne dediği bir kenara ama mahşeri vicdanda Özgür Özel ve onun temsil ettiği blok mağdur ve haklı. Yani Kürt toplumu haklı mağdurların ve mağdur haklıların şeyini iyi bilir. Çünkü böyle bir durumda 100 yıldır hakkını istediği için mağdur edilmiş bir toplumdan bahsediyoruz. O sebeple bunun hakkını takdir edeceğini ben düşünüyorum. Yeter ki karşı taraf burada hangi argümanla, nasıl bir yaklaşımla, sıcaklıkla, samimiyetle konuşacağını bilsin. Kaldı ki Özgür Özel’in Kürtlerle konuşmakta bir sıkıntı yaşadığını düşünmüyorum, görmedim bugüne kadar. Mesela Saraçhane’deki şey mesela Mansur Yavaş’ın Saraçhane eylemlerinde yaptığı büyük hatayı, kırdığı o büyük potu tamir etme biçimine bakın, Nevruz’a gönderdiği mesajlara bakın. Kürt toplumunun, yani böyle bir siyasetçi orayla konuşuyor gibi değil de Kürt toplumunu tanıyan bir arkadaş, orayla dostu orayla konuşuyor gibi konuştu bugüne kadar Özgür Özel. Ben bu çizgiyi devam ettirirse ve siyaseten yani Özgür Özel CHP’siyle DEM Parti arasındaki ilişki de iyi sürdükçe, o ilişki Kürtlerle ilişkisini çok belirleyen bir şey. Yani sadece “Kürt sokağıyla konuştum ama DEM Parti ile ilişkim olmaz” gibi değil. Ama oradaki ilişkiler de iyi gördüğüm kadarıyla. Dolayısıyla bu iş ilişkiler iyi devam ettiğinde ben Özgür Özel CHP’sinin mevcut CHP’den çok büyük bir bloku taşıyarak yollarına yürüyebileceğini tahmin ediyorum. Ama elbette ki bunu pratik olarak göreceğiz. Çünkü henüz ortada bir parti yok. Bu parti kurdurulacak mı? Buna izin verilecek mi? Hükümet bütün bu süreci izleyecek mi? Orada başka engelleyici mekanizmalar devreye girecek mi? Burada nasıl bir iletişim kampanyası yürüyecek gibi bir sürü şey var, bir sürü faktör etkili olacak. Ama Özgür Özel CHP’sinin Kılıçdaroğlu CHP’sinden çok daha büyük bir parçaya sahip olduğu ve toplumun çok daha büyük bir kısmıyla konuşabildiği bir sonuç göreceğiz. Şunu da söyleyeyim; hazır böyle bir yol ayrılığı varken, CHP’den Özgür Özel ve ekibi geçici de olsa orası başka bir şeye dönüştüğü için ayrılıyor iseler, Türkiye toplumunun %48’ini, 49’unu kazanmak gibi bir arzusu var. Yani seçim kazanma arzusu var. Ve bu arzu demokrat, sokakla konuşabilen, kuşatıcı, kapsayıcı ve ideolojik bagajlarını çok göstermeyen ve bazı tarihsel hatalarını da telafi edebilecek yeni bir yolculuk ister. Yani CHP logosu Kürtlerin ve Türklerin önemli bir kısmı için aynı zamanda tarihsel negatif bir mesajı da temsil ediyor. O bir vesileye, bir fırsata dönüştürülebilir ve aynı zamanda bu fırsat toplumun farklı farklı kesimlerinden insanları sahneye davet ederek kuşatıcı, kapsayıcı bir görüntü vermek için de bir vesile olabilir. Yani sadece CHP’den kovulmuş olanların CHP’si değil; o vesileyle yepyeni, daha büyük, daha geniş herkesin içinde olduğu bir şey kurmak gibi bir süreç de çalıştırılabilir. Ben böyle bir süreçte başarılı olurlarsa, Türkiye’deki toplumsal muhalefetin aradığı kurumsal muhalefet orada onunla örtüşür diye düşünüyorum. Yani toplumsal muhalefetle kurumsal muhalefet örtüşmesi esas öyle bir zeminde birbirini bulabilir diye tahmin ediyorum. Ama siz de biliyorsunuz ki her şey daha çok taze ve yolculuk nasıl gidiyor hepimiz sıcak sıcağına izliyoruz zaten.
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Reha. Evet, Kürtlerin CHP’yi nasıl takip ettiğini Kürt Araştırmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu’yla konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.








