İSTANBUL (Medyascope) – Ruşen Çakır, “Adam her durumda kazanır mı?” başlıklı yayında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri kazanmasının bir tür garanti olduğu görüşünü tartıştı.
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri kazanmasının garantiliği üzerine tartışıyor.
- Çakır, Kılıçdaroğlu’nun 2023 seçimlerini kazanmayı hak etmediğini, ancak muhalefetin kazanma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiyor.
- Erdoğan’ın en büyük rakibi Ekrem İmamoğlu olarak vurgulanıyor; İmamoğlu’nun eşit koşullarda kazanma ihtimali öne sürülüyor.
- Çakır, Erdoğan’ın geçmişte kaybettiği seçimleri hatırlatarak, başarısızlık olasılığını değerlendiriyor.
- 2024 Yerel Seçimleri’nde Erdoğan’ın karşılaşacağı zorlukların, kendi oyu ile partisi arasındaki farkı ortaya koyduğunu ifade ediyor.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimleri kazanmasının bir tür garanti olduğu görüşünü masaya yatırdı.
Uzun zamandır bu görüşe karşı çıktığını fakat 2023 Genel Seçimleri’nde Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybetmesinin ardından bu teorinin doğrulanmış gibi olduğunu ifade eden Çakır, “Ne deniyor? ‘Erdoğan ne yapar, ne eder kazanır. Kazanamazsa da seçimi iptal eder, kabul etmez.’ Şimdi seçimi iptal eder kısmını bir kenara bırakalım. Ama ‘Ne yapar, ne eder kazanır’ meselesi çok sorunlu bir olay” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun 2023’teki seçimlerde kazanmayı hak eden bir durumda olmadığını fakat o dönem toplumun Erdoğan iktidarından yorulduğunu ifade eden Çakır, bu nedenle muhalefetin sandıktan galip gelme ihtimalinin yüksek olduğunu düşündüğünü hatırlattı.
Erdoğan kazanabilir mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en büyük rakibinin Ekrem İmamoğlu olduğunu vurgulayan Çakır, “Erdoğan ile eşit bir şekilde yarışması halinde İmamoğlu’nun kazanma ihtimali yüksekti. Şimdi İmamoğlu’nu içeri attı, diplomasını elinden aldı ama CHP yıkılmadı. Güçlü şekilde yoluna devam etti. Bunun üzerine de CHP’ye Kemal Kılıçdaroğlu’nu atadı. Bir işbirlikçi olarak atadı. Ve şimdi de deniyor ki, ‘Bu aşamadan sonra artık hele bir erken seçim olursa Erdoğan’ın kazanmama ihtimali yok.’ Başlıkta ‘Adam her durumda kazanır mı?’ dedim. Adam kazandı, adam yine kazandı, adam yine kazanacak deniyor. Ama baktığımız zaman işin aslı pek de böyle değil” dedi.
Erdoğan’ın Haziran 2015 Genel Seçimleri ve 2019 Yerel Seçimleri’nde kaybettiğini vurgulayan Çakır, “Belli ki en büyük etki Kemal Kılıçdaroğlu’ymuş. Bunu net bir şekilde gördük” dedi.
Ruşen Çakır, 2024 Yerel Seçimleri’nde Erdoğan’ın büyük bir hezimetle karşı karşıya kaldığını vurgulayarak, “Yerel seçimlerde Erdoğan’ın başarısız olması, buna karşılık genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçiminde belli bir başarı yakalaması bize bir şeyler söylemeli. O da Erdoğan kendisinin hâlâ belki bir oyu var. Partisinin temsil eden isimlerin çok fazla bir karşılığı yok” diye konuştu.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün Kadri Gürsel ile yaptığımız ‘‘Hafta Başı’’nı izleyenler hatırlayacaktır. Orada bir tartışma; öğrenilmiş çaresizlik üzerinden bir tartışma yapmaya çalıştık. O da, Erdoğan’ın kazanmasının bir tür garanti olduğu yolundaki görüş. Ben buna uzun zamandır, belki de yıllardır karşı çıkıyorum. Ama en son 2023’teki Kemal Kılıçdaroğlu hezimetinin ardından bu teori çok da fazla doğrulanmış gibi oldu. Yani ne deniyor? ‘‘Erdoğan ne yapar ne eder kazanır, kazanamazsa da seçimi iptal eder, seçimi görmez, kabul etmez.’’ Şimdi, ‘‘seçimi iptal eder’’ kısmını bir kenara bırakalım; o ayrı bir tartışma konusu ama ‘‘ne yapar ne eder kazanır’’ meselesi çok sorunlu bir olay. Şunu hatırlıyorum: 2023 seçimleri öncesi ben birçok yerde Kemal Kılıçdaroğlu’nu takip ettim; Konya’da, Trabzon’da, İzmir’de, Ankara’da… Birçok yerde. Konya’da, Kılıçdaroğlu’nun bir kurmayıyla konuştuğumuzda o bana ‘‘Kazanır mıyız?’’ dedi, ben de ‘‘Kazanırsınız’’ dedim. ‘‘Nasıl?’’ dedi. Ben de dedim ki: ‘‘Size rağmen kazanırsınız.’’ Yani şunu söylemeye çalıştım: CHP aslında ve belki de Kılıçdaroğlu kazanmayı hak eden bir durumda değiller; fakat toplumdaki AKP iktidarından ve Erdoğan’dan kurtulma ya da ona bir son verme arzusu o kadar yaygındı ki o tarihte de bunun sandıkta karşılığı olacak diye düşündüm. Birçok kişi de böyle düşündü.
Fakat şunu da hatırlıyorum; seçimden önce, daha Kılıçdaroğlu’nun adaylığı kesinleşmemişken, bir AKP’li milletvekiliyle sohbetimizde bana şöyle bir cümle etmişti — bundan bir yayında daha bahsetmiş olabilirim — dedi ki: ‘‘Bekliyoruz, Kemal Bey aday olsun, seçim cepte’’Ben de ‘‘artık öyle değil’’ diye onunla tartışmaya kalktım ama o kendinden çok emindi. Kim bilir belki de bana tüyo veriyordu. Belli ki AKP içerisinde hesaplar Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı üzerine yapılmış. O tarihte onun adaylığının yanlış olduğunu savunanlar vardı muhalefetin içerisinde, kendini muhalif olarak görenler. Mesela kadim dostum Soli Özel bununla ilgili bir yazı yazdı, çok kötü linç edilmişti. Ben de kendisini yayına çıkartıp anlattırmıştım ama o tarihte ben de Soli Özel’in abarttığını düşünenlerdendim. Haklı çıktı. Ve oradan dolayı da şimdi şöyle bir şey var: Ne yapar ne eder kazanır. Şu haliyle de baktığımız zaman en büyük rakibi Ekrem İmamoğlu’ydu. Ekrem İmamoğlu ile Erdoğan’ın eşit bir şekilde yarışması halinde bu yarışı Ekrem İmamoğlu’nun kazanma ihtimali hayli yüksekti. Onu içeri attı, diplomasını elinden aldı ama CHP yıkılmadı, güçlü bir şekilde yola devam etti. Bunun üzerine de CHP’yi Kemal Kılıçdaroğlu’na atadı, bir iş birlikçi olarak atadı ve şimdi de deniyor ki: ‘‘Bu aşamadan sonra artık, hele bir erken seçim olursa Erdoğan’ın kazanmama ihtimali yok.’’
Başlığa ne dedim: ‘‘Adam yine kazanır mı?’’ ‘‘Adam kazandı’’ mevzusunu biliyorsunuz. Muharrem İnce, ki Türk siyasi hayatının yakın dönemdeki en büyük fiyaskolarından birisidir, 2018 seçimlerinde seçimi kaybetti. Gece insan karşısına çıkamadı ama bir gazeteciye ‘‘Adam kazandı’’ diye mesaj atabildi ve bu ‘‘adam kazandı’’ meselesi de yerleşti. Adam kazandı, adam yine kazandı. ‘‘Adam yine kazanacak’’ deniyor. Ama baktığımız zaman işin aslı pek de böyle değil. Mesela 2015 Haziran seçimleri; adam kaybetti. AKP tek başına iktidara gelemedi ve oralarda oyaladı etti; ülke acayip bir kaosa geçti ve Kasım seçimlerinde tekrar durumu toparladı. Daha sonra 2015 Haziran seçimi aslında Türkiye’nin tam gerçeğiydi. Gerçeğinin, seçmen tercihlerinin normal şartlarda dışa vurumuydu. Selahattin Demirtaş liderliğindeki Türkiye partisi olma iddiasındaki HDP’nin büyük çıkışı vesaire. Sonra 2019 yerel seçimleri de çok önemliydi. Hele İstanbul… İstanbul’u kaybetmeyi asla kabullenemedi ama İstanbul ‘‘ne yapıp ne edip kazanır’’ önermesinin çöktüğü yerdi. Seçimi tekrarlattı, yine kaybetti. 2023’te, demin de bahsettik, bir şekilde, bir şekilde kazandı. Burada tabii ki o montaj kaset, şu bu falan hepsinin etkisi vardır. Ama en büyük etki belli ki Kemal Kılıçdaroğlu’ymuş. Onu net bir şekilde gördük. Bunu daha sonradan gördük. Ama sonra ne oldu? 2024 Mart seçimlerinde çok büyük bir hezimetle karşı karşıya kaldı Erdoğan. Burada yerel seçimlerde Erdoğan’ın başarısız olması, buna karşılık genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçiminde belli bir başarı yakalaması bize bir şeyler söylemeli. O da, Erdoğan’ın kendisinin hâlâ belli bir oyu varsa bile partisinin ve temsil eden isimlerin çok fazla bir karşılığı yok. Özellikle son seçimde, 2024 yerel seçiminde ülkenin batısında Erdoğan, Sakarya’yı ve Kocaeli’ni saymazsak, tek bir il belediyesi bile kazanamadı. Büyükşehir hiç kazanamadı. Bu bize bence çok şey söylüyor. 2024 yerel seçimleri Erdoğan’ın yenilmezliğinin bir kez daha tekzibiydi.
Tabii ki şu aşamada baktığımız zaman CHP darmadağın, Özgür Özel’in başına daha neler gelecek belli değil vesaire ve dolayısıyla artık ‘‘Adam ne yapar ne eder kazanır’’ önermesi çok daha güçlü. Evet, doğru. Bunun için elimizde çok veri var. Ama dünkü yayında da söylemeye çalıştığım gibi bu ülkede bir toplum var ve bu toplum tepkisini sandıkta gösterebiliyor. Burada da bir şekilde muhalefet sandığa insanları taşıyabilir ve sandığı kontrol edebilirse, denetleyebilirse sonradan, Erdoğan’ın kazanması hiç de garanti falan değil. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Macaristan’da Orbán, Erdoğan’ın dengi olarak gösteriliyordu otoriterlikte, biliyorsunuz. Orada da herhalde ‘‘ne yapar ne eder Orbán kazanır’’ deniyordu, değil mi? Ama sonra kaybetti. Daha kısa bir süre önce bir parti kurmuş eski bir kendi taraftarı tarafından net bir şekilde yenildi Orbán. Dolayısıyla o bize bir şey gösteriyor. Aslında şöyleydi; 2023 seçimleri Macaristan’a örnek teşkil edecekti, öyle varsayıyorduk. Ama Kılıçdaroğlu fiyaskosundan sonra Macaristan önce davranmış oldu. Şimdi sıra pekâlâ Türkiye’dedir. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum; ‘‘Erdoğan, adam, reis — artık ne derseniz deyin — ne yapar, ne eder kazanır’’ dediğiniz zaman, insanlara ‘‘Hiçbir şey yapmayın, oturun, kös kös oturun, nasıl olsa kaderiniz belirlenmiş’’ demekten başka bir şey yapmıyorsunuz. Bunun adı muhalefet falan değil, bu başka bir şey. Onun yerine; evet, adamın kazanma ihtimali hep çok yüksek ama adama karşı adamdan memnun olmayan geniş kitlelerin de kazanma ihtimalini güçlendirmek…’’ İşte siyaset bunun için var.
Şunu da özellikle vurgulayayım; Erdoğan siyaset yapamıyor. Bunun yerine birtakım imajlarla ve yargıyı kullanarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Şimdi NATO zirvesi olacak, NATO zirvesini kendine bir propaganda aracı olarak kullanacak. Ne kadar etkili olur bilemiyorum ama elinde çok da fazla bir şey olmadığı muhakkak, siyaset üretme anlamında yok. Ekonomi de kötü olduğu için bir şey dağıtma, rant dağıtma imkanı da iyice azaldı. Dolayısıyla Erdoğan’ın elindeki en büyük koz şu anda, kazanamayacağı seçimi başkasının kazanmasını engellemek. Başkasının, rakibinin kaybetmesini sağladığı zaman kazanabiliyor Erdoğan. Hatırlayın, geçen seçimde Kılıçdaroğlu ilk turda yenemedi ama Sinan Oğan’ı devşirerek kazandı. Pekâlâ Sinan Oğan, seçmenin tercihi Kılıçdaroğlu olsaydı kaybedecekti ama belli ki o baştan zaten anlaşmalı bir olaymış, yatırım yapılmış birisiymiş. Şöyle söyleyelim; Sinan Oğan ilk tura girmeseydi yani Erdoğan’la Kılıçdaroğlu baş başa yarışsaydı belki başka bir sonuca bile tanık olabilirdik. Neyse, bu geçmişte kalan bir olay. Sonuçta ‘‘Adam ne yapar ne eder kazanır’’ önermesine çok da fazla itibar etmemek gerekiyor. Tabii ki kazanabilir, yıllardır kazanıyor ama her şeyin bir sonu da pekâlâ olabilir. Nitekim 2015 Haziran seçimi böyleydi, 2019 ve 24 yerel seçimler de böyleydi. Bir sonraki seçim ne zaman yapılır bilmiyoruz ama bir sonraki seçim de Erdoğan’ın kaybettiği seçim pekâlâ olabilir.
Bugünün ithafı bir büyük isme… Geçen Ömer Kavur’dan bahsederken ‘‘Yusuf ile Kenan’’ı söyledik. ‘‘Yusuf ile Kenan’’ın senaryosunu yazan Onat Kutlar. Bir başka senaryo da ‘‘Hazal’’ filmi. Bunlar 70’li yılların başlarındaki Türk sinemasının çok önemli filmleri. Onat Kutlar kendini sinemaya adamış birisi. Sinema dergisi çıkartmış ama en önemlisi Türk Sinematek Derneği‘ni kurmuş ve onu yıllarca yönetmiş birisi. Türk Sinematek Derneği‘ne giden, orada hiçbir yerde bulunmayan filmleri ortaokul çağında, lise çağında izlemiş birisi olarak ne kadar önemli bir kurum olduğunu çok iyi biliyorum. Yaşadık, biliyoruz, yaşayanlar bilir. Sinematek Türkiye’de sinemayı sevdiren ama sinema konusunda meraklıları bilgilendiren bir yerdi. O zaman böyle videolar şunlar bunlar tabii ki yoktu. Nadir filmleri bulabilmek çok zordu. Evinizde zaten izleyemiyordunuz, sinemalar da iş yapmadığı için göstermiyordu. Ama Onat Kutlar kendisini sinemaya adamış birisi olarak bu konuda arkadaşlarıyla birlikte Türkiye’ye çok büyük katkılar yaptı.
Onat Kutlar şairdi, deneme yazarıydı. Burada iki tane kitabını görüyorsunuz; ‘‘Sinema Bir Şenliktir’’, ‘‘Yeter ki Kararmasın’’. Ama ilk kitabı ‘‘İshak’’ diye bir öykü kitabıdır, onu biliyorum. Dergilerde yazardı, gazetelerde yazardı ve okurduk. Sinemayla ilgili olan insanlar olarak okurduk, kültürle ilgili insanlar olarak okurduk. Ve tabii ki Onat Kutlar soldaydı; bunu, tavrını açık bir şekilde söyleyen bir isimdi. Ve sonra maalesef çok acı bir şekilde 30 Aralık 1994 Opera Pastanesi’nde bir bomba patladı. O bombada arkeolog Yasemin Cebenoyan’la birlikte Onat Kutlar hayatlarını kaybettiler. Yasemin Cebenoyan, benim daha önce bahsettiğim arkadaşım Cüneyt Cebenoyan’ın ablasıydı. Onat Kutlar orada 30 Aralık’ta yaralandı, ağır yaralandı ve 11 Ocak 1995’te 58 yaşında hayatını kaybetti. O bomba PKK tarafından bırakılmıştı. O tarihte artık neydi bilmiyorum ama PKK’nın kör terör eylemlerine başvurduğu bir dönemdi. Rastgele yerleştirilen, Taksim’in göbeğinde son derece işlek bir pastaneye yerleştirilen bomba ve iki değerli insanın hayatını kaybetmesi… İnsan ne diyeceğini bilemiyor, lanet okuyor tabii ki. Çok acı bir olaydı ve Onat Kutlar ki bildiğim kadarıyla kendisinin Kürt sorunu konusunda da ortalamanın üzerinde bir şekilde bir perspektifi vardı. Kürtlerin haklarını savunan birisiydi ama PKK’nın o kör bombasıyla hayatını kaybetti. Kendisini bir kere daha rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Onat Kutlar gerçekten çok değerli, Türkiye’de sinema başta olmak üzere kültüre çok katkıda bulunmuş, kendini bir anlamda bu konuda paralamış, feda etmiş, birçok şeyden feragat etmiş birisiydi. Saygıyla, sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








