İktidar kulislerinden erken seçim için daha kesin bilgiler sızıyor. AKP teşkilatları seçim hazırlıklarına başladı. Şüphesiz ki adaylaşma ve aday propaganda süreci için çok erken. Ama Cumhur İttifakı bloğunun cumhurbaşkanı adayı belli. Erdoğan isminin sürükleyici gücü altında milletvekili listeleri ikincil düzeyde önemli konular. 2027 Ekim öngörüsü doğruysa bir yıldan fazla süre var AKP’nin önünde. Bazı konuları halletmesi, çözülemeyecek sorunları ise kriz çıkarmadan zamana yayması gerekiyor Erdoğan liderliğinin. İktidar kendi oyun planını kurarken ana muhalefet ve diğer muhalif bileşenler ne yapıyor veya ne yapabilir sorusuna da yanıt vermek gerekli. Macaristan’da 16 yıllık Orban iktidarı devrildi. Aynısı neden Türkiye için olmasın diye şimdiden umutlanıyor muhalifler. Muhalefetin gücü Erdoğan’ı seçim sandığında yenmeye yeter mi sorusu ise hâlâ ortada.

Öncelikle Erdoğan’ın seçimden kaçtığı, kaçacağı, kaybedeceği seçimi yaptırmayacağı şeklinde özetleyebileceğimiz muhalif ön yargı gerçeği yansıtmıyor. Son çeyrek asırda popülerliği bir ölçüde azaldı AKP liderinin. Eskiden kendisi ve partisi tek başına %50 oy alırdı. Şimdi ise AKP’nin %40’ı bulması sosyolojik bir mucize olur. Ama MHP’nin ve hatta Kürt hareketinin desteğiyle Erdoğan’ın bir sonraki başkanlık seçimini kazanması yüksek ihtimal. Kazanacağı bir seçimden neden kaçsın Erdoğan? Yine de bu doğruyu başka doğrularla birlikte tartışmaya açmak gerekli.
Erdoğan seçimden kaçmaz. Ama seçim süreci başlamadan üç meselesinin halledilmesi gerekiyor: Önce İmamoğlu’dan başlayalım. Şöyle ki, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olması mümkün değil. En basiti diploması yok Ekrem beyin. Ama İmamoğlu hakkında görülmekte olan davalar ve verilen cezalar bakımından henüz bir kesinleşme yok. Erdoğan liderliğindeki Cumhur İttifakının ilk dikkat edeceği husus bu olacaktır. İmamoğlu’nun adaylık iddiasının tümüyle sona ermesi ve yargılama süreçlerinin kesinleşmiş hükümlere bağlanması hayati derecede önemli.
İkinci mesele Kürt sorunu. Terörsüz Türkiye sürecinin çok yavaş ilerlediği, silah bırakma-intibak ve af yasasının diyalektiğinin sürekli bir şekilde ertelendiği açık bir olgu olarak önümüzde duruyor. Yasa dışı Kürt hareketi önce Suriye’yi bekledi. Şimdi ise İran’ı bekliyor. PKK’nın geniş kapsamlı bir af yasası olmadan silah bırakması ise Öcalan ne derse desin reel politik açıdan mümkün değil. Ama ne Öcalan ne de Kürt hareketleri masadan kalkmak istemiyor. Erdoğan’ın ihtiyacı olan şey ise bir ara formül. Öncelikle DEM’in erken seçim oylamasında olumlu oy kullanması, ardından da ise CHP adayının yanında yer almaması gerek. Bu siyasi zemin bazı yumuşama adımlarını beraberinde getirebilir. Ahmetlerin göreve geldiği, Demirtaş’ın cezaevinden çıktığı bir Türkiye o kadar da uzak olmayabilir. PKK’nın tümüyle silah bırakması ve terör defterinin geri dönüşü olmayacak şekilde kapanması için ise süre azalıyor. Erdoğan AKP’si için makul yol PKK silah bırakmadan infaz düzenlemesi yapmaması, ama yine de bazı politik adımlarla Kürt hareketini muhalif bloktan koparmasıdır. O sonuca doğru ilerlediğimiz ise çok açık. CHP’nin ara seçim formülüne yasal Kürt hareketinin mesafeli bakışı ileride olabilecek şeyler konusunda şimdiden uyarıcı nitelikte. Şöyle ki, DEM istese Tunceli milletvekilini istifa ettirir ve Ekrem İmamoğlu’nun milletvekili seçildiği bir ara seçim formülünü zorlayabilirdi. Ama bu yola itibar etmeyip Halk Partisini geri çevirdiler. Hâlâ pek çok belirsizlik ve kırılganlık var şüphesiz ki. Ama bu saatten sonra CHP’yle seçim işbirliği yapan bir DEM görmemiz çok da mümkün değil.

Erdoğan’ın üçüncü zorluğu ekonomiyle ilgili. Enflasyonla mücadele programı dışarıdan yeterince kaynak gelmediği için çok yavaş bir şekilde ilerliyor. İran savaşının tetiklediği petrol şoku ise işleri daha da zora soktu. Ama iktidarın seçim ekonomisine ihtiyacı var. Bu durum sadece AKP’ye özgü bir olgu da değil. Demokratik yarış içindeki tüm iktidarlar genel seçimden önce popülist hamleler yapar. Ancak popülizm şüphesiz ki pahalı bir şey. Asgari ücrete ve emekli aylığına zam ile yeni sosyal yardım paketleri Erdoğan’ın büyük kentlerdeki popülerliğini tekrar yükselecektir. Böylesi bir hamle için ekonominin biraz da düzelmesine ihtiyaç var.
Muhalefetin durumu ise Erdoğan’a göre çok daha zorlu. Öncelikle açık ve istikrarlı bir seçim siyaseti yok ana muhalefetin. CHP liderliği ara seçime ve sine-i millet seçeneğine ısrarla karşı çıktı. Ama geçmişte söylediklerini tümüyle unutarak Nisan ayında ara seçim gündemiyle parti turu da yaptı. Erken seçim Erdoğan’ı aday haline getirecek bir formül. CHP’nin 2027 sonbaharında yapılacak bir erken seçimi bu kadar kolay bir şekilde kabul edip tüm Türkiye çapında seçim hazırlıkları için düğmeye basması epey tuhaf bir adım. 2027 Ekimi ile 2028 Mayısı arasında ne kadar anlamlı bir fark olabilir ki? Erken seçim tarihini benimseyen CHP’nin Erdoğan’ın adaylığına üstü örtük bir şekilde evet demesini mutlak butlan tartışmalarıyla ilişkilendiren pek çok yorumcu var. Mesele bu kadar basit mi bilmiyoruz. Ama sürekli ve hemen seçim isteyen, bu katı tutuma rağmen iktidarın erken seçim tarihi konusunda esaslı bir itiraz yapmayan ana muhalefet liderliği güven vermiyor.

Ana muhalefetle ilgili bir diğer büyük sorun aday eksikliği. İmamoğlu’nun aday olamayacağı olgusu herkesin bildiği ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği bir politik hakikat. Peki İmamoğlu olmazsa kim aday olacak? Aday belli olmadan seçim hazırlığı yapmak, partide komisyonlar kurup politika belirlemek ne kadar doğru? Başkanlık seçiminde ağırlık noktası başkandır. Hangi politikaların ne tür kadrolarla hayata geçirileceği hususu ana soruya yanıt verildikten sonra gündeme gelebilir ancak. “Nasıl olsa muhalif seçmenler çoğunlukta. Erdoğan’a karşı kim aday olursa olsun tüm muhalefet Erdoğan’a karşı onu destekleyecek” varsayımı ihtimali ki bu kolaycılığın arkasındaki temel varsayım. “Kılıçdaroğlu %60 ile kazanıyor” diyen akıl 2023 seçimlerinde ağır bir yenilgi aldı. Sanki böyle bir şey hiç olmamış gibi Türk siyaseti ve sağ seçmen sosyoloji yine yanlış okunuyor. Muhalefetin sağ milliyetçi partilerle istikrarlı bir ilişki kuramadığı ve Kürt hareketinin ise CHP’den uzaklaştığı gerçekleri dikkate alındığında 2027’deki olası tablo şimdiden 2023’ün gerisine düşmekte. Tabii bir de belediye tartışması var. Önce Uşak, ardından da Antalya. CHP’li belediyelerin yolsuzluk ve ahlaksızlık gibi suçlamalara daha çok maruz kaldığı bir konjonktür ana muhalefetin aşil topuğu olarak önümüzde durmakta.
- Ömer Faruk Gergerlioğlu tahliye edildi: “’Nerede kalmıştık’ diyorum, bizim yaşamımız direnişimizdir, bu zaferi halkımıza armağan ediyorum”
- Metin Lokumcu davası 10 yıl sonra ağır ceza mahkemesinde – Dönemin Artvin Emniyet Müdürü Muhsin Armağan: “O gün yeteri kadar gaz kullanıldı”
- Ruşen Çakır yorumladı: Ekrem İmamoğlu’nun zorlu sınavı
- 19 Mart’ın birinci yılı: Kim ne kazandı, ne kaybetti? Ruşen Çakır yorumladı
- Emeklilere örgüt operasyonu: İmamoğlu için “Örgüt bilgisi PKK” notu düşüldü














