Nur Mehmet Güler yazdı | PKK’nin feshi: Öncü parti modelinin sonu mu? – 2

Örgütün varlığına son vermesinin temel gerekçeleri iki ana başlıkta özetlenebilir:

Birincisi, 20. yüzyıl koşullarına özgü, Marksizm’den uyarlanan ulusal kurtuluş program ve stratejisinin aşılması, ikincisi ise reel sosyalizmden ve ulus-devletçi, iktidarcı paradigmadan radikal kopuştur.

Öcalan’ın geliştirdiği paradigma, sosyalizmi gelecekte devlet iktidarının ele geçirilmesinden sonra kurulacak bir düzen olarak değil, demokratik ve komünal yaşamın bugünden itibaren inşa edilmesi gereken bir süreç olarak tanımlar. Böylece siyasal mücadelenin merkezî, devletin ele geçirilmesinden toplumun özerk ve demokratik yeniden örgütlenmesine kaymıştır.

Bu yaklaşım, öncülük anlayışını da temelden dönüştürmektedir. Artık toplum adına karar veren profesyonel kadrolar yerine, toplumla iç içe yaşayan, üreten, emeğiyle var olan, bilgisiyle yol gösteren, kolaylaştıran ve ortak yaşamın gelişimine katkıda bulunan yeni bir öncülük ve kadro tipi öne çıkmaktadır.

“Komünal yoldaşlık” kavramı bu bağlamda kritik önem taşır. Komünal Yoldaşlık Hareketi’ni şöyle tanımlayabiliriz: Komünal, toplumsal yaşamın tüm alanlarına yayılan örgütlenmeyi, yoldaşlık, hiyerarşik komuta ilişkisi yerine ortak etik ve politik sorumluluğu, hareket ise kapalı ve tek merkezli bir örgütten ziyade dinamik, çoğulcu ve toplumsal bir siyasal yapıyı ifade eder.

Bu modelde öncü, toplumdan kopuk elitist bir siyasal kast değil, toplumun içinde yaşayan, onunla birlikte üreten, öğrenen ve dönüşen ahlaki-politik bir öznedir. Görevi toplumu yönetmek değil, toplumun kendi kendini yönetebilme kapasitesini geliştirmektir. O, talimat uygulayan bir komutan değil, ortak yaşamı mümkün kılan bir katalizör, iktidarın temsilcisi değil, halkın içinde dolaşan, bilgisi ve emeğiyle yol açan bir derviş gibidir.

Elbette bu paradigma henüz olgunlaşmış ve tüm sorunları çözmüş bir model değildir. Pratikte pek çok güçlük, yeni çelişkiler ve tartışmalar kaçınılmazdır. Önemli olan, öncülük kavramının köklü bir biçimde yeniden düşünülmesidir.

Bu çerçevede PKK’nin dönüşümü veya feshini tartışmak, aynı zamanda Marx’ın başlattığı, Lenin’in sistematize ettiği ve reel sosyalizmin deneyiminde kurumsallaşan klasik öncü parti modelinin 21. yüzyılda hangi formda varlığını sürdürebileceğini (veya sürdüremeyeceğini) sorgulamayı da gerektirmektedir.

PKK, PKK’nin feshi: Öncü parti
PKK’nin feshi: Öncü parti modelinin sonu mu? – 2

Yaşadığımız tarihsel anda, toplumu özgürleştirmek için toplum adına hareket eden geleneksel öncü yapılara hâlâ ihtiyaç var mıdır? Yoksa özgürlüğün asıl güvencesi, toplumun kendi kendini örgütleme kapasitesini geliştiren yeni bir öncülük anlayışında mı yatmaktadır? Bu soruya verilecek cevap, geleceğin siyasal öznellik ve örgütlenme modellerine önemli katkılar sunabilir.

Sonuç olarak, toplumsal öncülük anlayışında nihai karar yetkisi herhangi bir örgüt ya da kadro grubuna değil, bizzat demokratik toplumun kendisine aittir. Demokratik toplum, siyasal mücadelenin yalnızca nesnesi değil, asli öznesidir. O nedenle öncülüğün temel işlevi, toplum adına karar almak değil, toplumun kendi kararlarını alabileceği demokratik mekanizmaları güçlendirmektir.

Parti mi, hareket mi?

Bu perspektiften hareketle, klasik “parti” yerine “hareket” kavramını kullanmak daha isabetli görünmektedir. Demokratik Toplumcu paradigma, hareketi, yaşamın farklı alanlarında (ekonomi, eğitim, yerel yönetim, kültür, kadın ve gençlik örgütlenmeleri vb.) toplumun içinde çalışan, üreten, tartışan ve öğrenen dinamik bir yapı olarak tanımlar. Bu yapı, önceden belirlenmiş doğruları dayatan bir merkez değil, ortak aklın gelişimini kolaylaştıran, perspektif sunan ve yaratıcı öneriler üreten demokratik bir öncülük işlevi görür. Bu modelde öncülük, temsiliyetçi değil, kolaylaştırıcı bir siyasal role sahiptir.

Bu modelde öncülük, temsil eden değil, kolaylaştıran bir siyasal işleve sahiptir. Toplumsal öncülük anlayışı elbette siyasi partiyi bütünüyle reddetmez. Çünkü devlet hâlâ varlığını sürdürmektedir. Devletin varlığını koruduğu koşullarda siyasal temsil de önemini korur. Parlamentolar, yerel yönetimler, hükümetler ve kamusal karar süreçleri demokratik mücadelenin önemli alanları olmaya devam eder. Bu nedenle demokratik siyasi parti, toplumsal öncülüğün alternatifi değil, onun devlet alanındaki siyasal aracıdır.

Parti, demokratik toplumun yerine geçmez. Demokratik toplumdan beslenir, onun taleplerini siyasal alana taşır ve devletin demokratik dönüşümü için mücadele eder. Gücünü devlet aygıtından değil, toplumun örgütlü iradesinden alır.

Böyle bir hareketin içinde yer alan kadrolar elbette siyasi partilerde de görev alabilir. Ancak burada üstlendikleri rol, klasik anlamda emir veren bir öncülük değildir. Bulundukları her düzeyde demokratik karar süreçlerine aktif biçimde katılır, yaratıcı öneriler geliştirir, uzlaşma kültürünü güçlendirir ve partinin demokratik işleyişini derinleştirmeye çalışırlar. Aynı zamanda partinin toplumla bağını canlı tutan, onu toplumsal ihtiyaçlara açık hâle getiren bir işlev üstlenirler.

Bu model, devlet ile toplum arasında mutlak bir karşıtlık kurmaz, fakat ağırlık merkezini toplumda konumlandırır. Demokratik toplum, yaşamın bütün alanlarında geliştirdiği örgütlenmeler aracılığıyla kendi siyasal iradesini oluşturur. Yerel meclisler, komünler, kooperatifler, sendikalar, kadın ve gençlik örgütleri, meslek birlikleri ve diğer demokratik yapılar bu iradenin oluştuğu alanlardır.

PKK fesih, PKK’nin feshi: Öncü parti
PKK’nin feshi: Öncü parti modelinin sonu mu? – 2

Demokratik siyasal parti ise bu toplumsal iradenin devlet politikalarında etkili olmasını sağlayan siyasal araçlardan biridir. Böylece iki yönlü bir ilişki ortaya çıkar. Demokratik toplum partiyi besler ve ona meşruiyet kazandırır. Parti ise demokratik toplumu güçlendiren politikalar üretir, devlet kurumlarını demokratikleştirmeye çalışır ve toplumsal iradenin kamusal kararlara yansımasını sağlar.

Bu modelde devlet, toplumun üzerinde duran mutlak bir otorite değil, demokratik toplum tarafından sürekli dönüştürülmesi gereken bir kamusal kurum olarak ele alınır. Bu teorinin en özgün yönü toplumsal öncülüğün iktidar anlayışında ortaya çıkar. Klasik öncü parti modeli, iktidarı devlet aygıtını ele geçirmek üzerinden tanımlıyordu. Toplumsal öncülük ise iktidarı yalnızca devletle sınırlamaz. Asıl belirleyici olan, toplumun kendi yaşamını örgütleme kapasitesidir. Bu nedenle hedef, devleti ele geçirmekten önce ve onunla birlikte toplumu güçlendirmektir.

Toplum güçlendikçe devlet üzerindeki demokratik denetim de güçlenir.

Dolayısıyla devleti dönüştüren asıl dinamik, yalnızca seçimler ya da hükümet değişiklikleri değil, örgütlü, katılımcı ve demokratik bir toplumun sürekli varlığıdır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş