Özgür Özel Medyascope’a konuştu: “Ne İmamoğlu’nun, ne Özel’in partisi; kalıba dökülecek değil, kabına sığmayacak YENİ Parti”

ANKARA (Medyascope) – YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Medyascope’a konuştu, partiyi CHP’nin devamı olarak değil, “ortak gelecek” hedefiyle kurulan yeni bir siyasi başlangıç olarak tanımladı. Özel, milletvekillerine “Kronometre sıfırlandı” dediğini aktarırken, bu süreçte en doğru yaklaşımı Ekrem İmamoğlu’ndan gördüğünü söyledi. “Kalıba dökülebilecek değil, kabına sığmayacak bir parti” diye tanımladığı YENİ Parti için Özel “Ne İmamoğlu’nun, ne Yavaş’ın, ne Özel’in partisi. Herkesin yeni olduğu bir parti” dedi. 

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Özgür Özel, YENİ Parti’yi CHP’nin devamı olarak değil, ortak gelecek hedefiyle kurulan yeni bir siyasi başlangıç olarak tanımladı.
  • Parti, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Özgür Özel’in partisi değil; herkesin yeni olduğu bir platformdur.
  • YENİ Parti, ortak gelecek hedefi ile ağustos ve eylül aylarında büyük bir davet planlıyor.
  • Özel, YENİ Parti’nin demokratik değerler ve hukukun üstünlüğünü savunan bir çizgide yer aldığını vurguladı.

Özgür Özel: "YENİ Parti
Özgür Özel Medyascope’a konuştu: “Ne İmamoğlu’nun, ne Özel’in partisi; kalıba dökülecek değil, kabına sığmayacak YENİ Parti”

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ile Medyascope muhabiri Özgecan Özgenç ve Ali Deniz Çakır’ın sorularını yanıtladı. YENİ Parti’nin üyelik hedefi ve “Türkiye İttifakı” perspektifinden, kuruluş sürecinde Ekrem İmamoğlu ile istişarelerine, belediyelere dönük operasyonların devam etmesinden YENİ Parti olarak karşılaşabilecekleri zorluklara kadar pek çok konuda Özel geniş değerlendirmeler yaptı. 

“Ne İmamoğlu’nun, ne Yavaş’ın, ne Özel’in partisi”

Ekrem İmamoğlu bu partinin neresinde?

Türkiye’nin bütün demokratları neresindeyse orasında, ben neresindeysem orasında. Hepimiz, yani Türkiye’nin geleceğinden umudu olan herkes neresindeyse orasında. Bu parti ne Ekrem İmamoğlu’nun partisi, ne Özgür Özel’in partisi, ne Mansur Yavaş’ın partisi. Ne onun, ne bunun; hepimizin partisi. Herkesin yeni olduğu bir parti.

Ben milletvekili grubunda da söyledim. “Arkadaşlar” dedim, “Kronometre sıfırlanmıştır. Bu partinin eskisi yok, kıdemlisi yok. Kimsenin diğerine göre kıdem üzerinden, tecrübe üzerinden bir ayrıcalığı yok. Bu parti hep birlikte kurduğumuz parti. Yalnız illerinize gittiğinizde de ‘Efendim ben kurucuyum, bu parti benim partim, milletvekilinin partisi.’ Böyle bir şey yok.” Milletvekilleri bu işin teknik zorunluluklarını yerine getirdiler. Şimdi esas siyasi kuruluşu ağustos, eylül, ekim ayında milletle birlikte sokaklarda yapacağız. Sonra geleceğiz Ankara’da bir kez daha kuracağız partiyi. O yüzden partinin kapısı herkese açık.

Partiyi Ekrem İmamoğlu’nun partisi gibi göstermeye çalışanlara en büyük reaksiyonu Ekrem İmamoğlu’nun kendisi gösteriyor. Hatta bir ara Ekim Partisi falan gibi de şeyler vardı. (YENİ Parti’nin E ve İ harflerinin İmamoğlu’na işaret ettiği iddiası) O şizofrenide bir kategori atlamak artık, başka bir şey. Ona insan bir şey diyemiyor.

Ama herkesin bildiği bir şey var. Bu parti ne kadar herkesin olursa, herkesin o kadar lehine olur. Bu partiye, “CHP’nin yeni partisi, CHP’den ayrılan 91 milletvekilinin partisi, İmamoğlu’nun partisi, Özgür’ün partisi, şunun partisi” diyemeyiz. YENİ Parti milletin partisi, hepimizin partisi. Bu partide örneğin genel başkan elbette bir kurumsal hiyerarşiyi temsil ediyor ama sonuçta bu partide herkes kadar hak sahibi, söz sahibi. Çünkü bu parti Türkiye’nin geleceğini kurtarma partisi. Bu parti sandığı kurtarma, sandığı getirme, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü yeniden inşa etme, yeni bir kalkınma hamlesi başlatma gibi bir iradenin ortak partisi. 

“Ortak gelecek hedefi”

Hatta bizim bu partide “ortak gelecek” diye bir hedefimiz var ve daha önce de biz Cumhuriyet Halk Partisi’ndeyken de bir ortak gelecek çalışmaları yapıyorduk. Şimdi ortak geleceği kurmak için ağustos, eylül ve ekim ayında parti bütün illerde ve bütün Türkiye’de bir büyük daveti, bir büyük arayışı, birlikte konuşmaya, birlikte kurmaya davet ediyor. Çünkü buradaki ortak gelecek çalışması, arayışı seçimi kazanmaya ve devamında nasıl bir ortak gelecek kuracağımıza yönelik bir şey. Ben “Muhalefete muhalefet edilmesini doğru bulmam” sözünün patent sahibiyim. Gün o gün değil yani. Muhalefet birbiriyle tartışabilir ama o gün değil. 

Muhalefetin şimdi, ortak katların en küçüğünde buluşup birlikte bir inşada bulunması lazım. Ondan sonra bu iktidar gidip de, yerine artık basın özgürlüğüyle, hukukun üstünlüğüyle sorunu olmayan; Türkiye’yi gerçekten bir demokrasi ve çağdaş uygar bir ülke hâline getirmek konusunda birleşmişler bu ülkeyi yeniden kurduktan sonra; muhalefet birbiriyle de tartışabilir, yarışabilir. Ama esas bizim hukuk devletini inşa etmemiz lazım. Şu anda hukuk devleti ortadan kalktığı için kimsenin malının, mülkünün, özgürlüğünün garantisi yok. Yani bir küçük şakaya, bir küçük tweet’e, bir köşe yazısına içeride yatıyor. Bir imzaya mesleğinden oluyor akademisyenler. Yani o yüzden bizim önce hukuk devletini ve özgürlükleri temel alan demokrasiyi bir inşa etmemiz lazım. O yüzden de ortak geleceği aramak en önemlisi.

“Yeni parti meselesinde en doğru yaklaşımı Ekrem Başkan’dan gördüm”

“Ortak Gelecek” programınızın da ismi ve programda “Türkiye İttifakı” ilk defa yer almış, CHP’nin kasım programında yoktu. Ama siz CHP’ye veda ettiğiniz son grup konuşmanızda da “Gömlek çıkarmadık, ateşten gömlek giydik” dediniz. AKP’nin kuruluş dönemine de atıf olarak yorumladık onu. Siz partiyi kurmadan önce “Merkez sağ mı olmalı? Ekrem İmamoğlu’nun böyle baskıları var, partiyi sağa çekmeye çalışıyor” gibi yorumlar da çok yapıldı. Gömlek çıkarmadan ama Türkiye İttifakı ile tariflediğiniz YENİ Parti siyasi yelpazenin neresine oturuyor?

Ekrem Bey’le ilgili söylenenlerin hepsi büyük haksızlık. Canlı yayına çıkamayan, televizyona bağlanamayan veya attığı her tweetten bir mana çıkarılan birisi olarak Ekrem Bey’e ciddi bir haksızlık yapıldı. Ben her gittiğimde de konuşuyoruz. Ekrem Başkan her zaman ortak akla, bir sorun varsa bir masa etrafında bunu tartışmaya, bir meseleye kişisel olarak karar vermek yerine en çok kişiyle tartışıp karar vermeye çok inanan bir kişi. Bu parti meselesinde en doğru yaklaşımı ben Ekrem Başkan’dan gördüm. Şöyle ki, hem kendisi öyle bahsedildiği şekilde yönlendirmeleri olmadığı gibi, sürekli şunu söyledi: “Biz içeriden dışarıyı yanlış okuyabiliriz. En doğrusuna dışarıda sokağı dinleyen, sokakta olan, insanlarla birlikte olan sizler karar verirsiniz. Siz karar vereceksiniz, biz arkanızda duracağız. Biz sizinle birlikte olacağız.”

Ekrem Başkan hep içeride bulunan kişinin çok sağlıklı karar verememe ihtimalini düşünüyor, ki ben öyle bir şey görmüyorum, arkadaşlar gündemi çok yakın takip ediyorlar, okuyorlar. Bütün arkadaşların orada çok sağlıklı değerlendirme yaptığını görüyorum. Ama o ısrarla “En doğrusunu siz bilirsiniz, en doğrusunu dışarıdaki arkadaşlarımız bilir” diyor. Ben mesela yeni parti ihtimaliyle ilgili bir şey konuşurken Ekrem Başkan hep “Mansur Bey ne düşünüyor bu konuda? Mansur Başkan’ın da görüşleri çok önemli, ne düşünüyor” diye sorar. Ekrem Başkan’a o konuda büyük haksızlık yapıldı. 

“Kalıba dökülebilecek değil, kabına sığmayacak parti”

Bu partiyi böyle bir kalıba dökmek doğru değil. Kalıba dökmek şudur, sen şekle karar vermişsindir. Birlikte hareket ettiğin herkesin iradesini de o şekle dökmeye çalışıyorsundur. Bu parti kalıba dökülebilecek değil, kabına sığmayacak bir parti. Çünkü şöyle bir özelliği var. Bu parti bir kesişim kümesi değil, bu parti bir birleşim kümesi. Türkiye’deki bütün demokratların, demokratik bir cumhuriyet isteyen herkesin Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, eşit yurttaşlık isteyen, yasaklar olmasın isteyen bütün gençlerin yıllarca çalışmış, emek vermiş, şimdi çok büyük bir haksızlığa uğramış olan emeklilerin, gelecek umudu kalmayan gençlerin, hepsinin YENİ Parti’si bu. 

AK Parti kurulurken “Biz o gömleği çıkardık” demişti. Örneğin o dönemde AK Parti’nin içinden ayrıldığı partinin üstüne başörtüsü yasağı üzerinden geliniyordu. “Biz o gömleği çıkardık” dedi ve yıllarca başörtülü yönetici, başörtülü bir milletvekili koymadı. Yani aslında o dönemde kendi varlığını, kendini oraya kadar getiren siyaseti inkar etti. Biz bir gömlek çıkarıyor değiliz. Yani CHP’yi tanımlayan altı oka ya da Atatürkçülüğe, Cumhuriyet’in kuruluş mücadelesine, kuruluş kadrolarına bir reddiyemiz yok bizim AK Parti gibi. Biz CHP’nin mirasına sahip çıkıyoruz ama kamuoyunda geçmiş dönemlerde, haklı haksız CHP üzerinde oluşmuş birtakım olumsuz algılar var. Örneğin dokunulmazlık sürecindeki hata, ben CHP’nin mevcut genel başkanı olarak özür diledim; o günkü tutumum, mücadelem bambaşka olmasına rağmen. 

Artık CHP bizim önceki partimiz, biz CHP’de son üç yıldır, değişimden beri yaptığımız her türlü olumlu değişiklik, öz eleştiri ve yeni siyaset anlayışını sahipleniyoruz. Ama bir yandan da ateşten gömlek giydiğimizi herkes bilsin. Çünkü karşımızda iktidar yürüyüşüne engel olmak isteyen ve onu tasfiye etmeye kalkan gözü dönmüş bir yapı var. Yargıçlarıyla, hâkimleriyle elinde bulundurduğu tüm güçleri orantısız olarak kullanan, Anayasa’ya aykırı işler de yapan bir anlayışla bunun da bir ateşten gömlek olduğunun farkındayız. Biz cesaret gösterdik, milletimiz de cesaret gösteriyor. Sahip çıkıyor. Bunu kast ettik.

AK Parti’nin yaptığı iki yüzlülüğü yapmayacağız. “Gömleği çıkardık” deyip yıllarca içinden geldiği geleneği ve onun tutumlarını inkar eden bir tavır içinde olmayacağız. Ama CHP’de kronikleşmiş hataların, bazen dar kadro siyasetinin, bazen içe kapanmanın, bazen toplumun beklentilerini doğru okuyamamanın getirdiği yükleri de taşımayacağız elbette.

“Üye kabul etmeye başlayacağız, Hüseyin Can cezaevinden form yolladı”

YENİ Parti’nin bağış ve üyelik kabul etme süreci nasıl olacak?

Millet hazır, biz hazırız, sistem hazır. Yargıtay şöyle bir şey diyor: Bir ildeki il başkanlığı ve bütün ilçeler kurulduktan sonra o ilden üye kaydedebilirsiniz. Ankara ve Çankaya kurulduktan sonra belki ilk başta geçici olarak buraya kaydedeceğiz. Biz şimdi 60’a yakın ili görevlendirdik. O illerde kuruluş işlemleri il düzeyinde başladı ama onların da ilçeleri görevlendirmesi lazım. Bizim bütün sistemimiz, her şeyimiz hazır. Yargıtay da “Açılmış olan ilçeye üye kaydetmenize izin vereceğim” diyor. Çevrimiçi de olsa aynı şekilde. 

O yüzden şöyle bir formül geliştirdik. Bağış hesabını açıyoruz bugünden itibaren. İnternet sitemiz de açılıyor. Bağış hesabı açıldıktan sonra oraya bağış yapanlar açıklama kısmına adını ve telefonunu bırakacak. Bunu ön üyelik kabul edeceğiz ve üyelik açıldığında onları öncelikli olarak üye yapacağız. Herhâlde üç beş gün, bir hafta sürecek ilk üyeleri resmi olarak kaydetmemiz. Ama bir yandan eldeki formlar dolduruluyor, cezaevlerinden bile geliyor formlar. Hüseyin Can (Güner) form doldurmuş, yollamış mesela hemen. Tabii acayip bir yığılma var. Bir de üyelik modelini eskiye göre çok daha hızlı, esnek bir hale getiriyoruz. Eskiden başvuruyordu, geliyordu, postayla evrak yolluyorduk, imzalayıp geri yolluyordu falan. Şimdi onları çok ciddi bir dijital altyapıyla çözdü arkadaşlar. Örneğin üyelik açıldıktan sonra, WhatsApp grubuna bir linkle “Arkadaşlar üye olmak isteyen buraya üye olabilir” diye yolluyorsunuz. WhatsApp üzerinden dört adımda üye oluyor. Kendisine linki yollayanı referans olarak yazıyor. Böylece en çok üye yapanı da takip edip ödüllendirebileceğiz mesela. Bunun yanında bütün aidatlar kredi kartı üzerinden. Mesela aidatta bir aksama olduğunda sistem WhatsApp’tan hemen mesaj atacak. Yani bütün üyelerimizle WhatsApp’tan daima iletişim hâlinde olduğumuz, onlara bilgi yolladığımız, aidatlarını hatırlattığımız, davet ettiğimiz çok güçlü bir yapı kuruyoruz.

Özgür Özel Medyascope’a konuştu: “Ne İmamoğlu’nun, ne Özel’in partisi; kalıba dökülecek değil, kabına sığmayacak YENİ Parti”

“2 milyon üyeyi kısa sürede aşacağız, sayı verip bereketi kaçırmak istemem”

Mutlak butlan kararı çıktığında CHP’nin yaklaşık iki milyon üyesi vardı. Şimdi sizin beklentiniz nedir? İşler rayına oturduktan sonra, teşkilatlar kurulup sistem yerleşince, diyelim ki üç ay sonra, kaç üye öngörünüz ya da hedefiniz var?

Çok kısa sürede CHP’nin üye sayısını aşacağımızı düşünüyoruz. Bunun çok daha ilerisine geçebilir. Sokağa baktığımızda çok üye gelecek gibi ama bir rakam verip bereketini kaçırmak da istemiyorum. Mesela üç ayda üç milyon üye çok büyük başarıdır. Ama beş milyon bekliyorum desen başarısızlığa dönüşür. Ama CHP’de ulaştığı iki milyon üyeyi çok kısa sürede aşacağımız görünüyor.

O zaman en önemli husus şu, daha önce CHP’ye üye olmayıp YENİ Parti’ye üye olacak potansiyel. Kim bunlar?

Esas mesele bu. Bunlar vicdanlı, rahatsız ve demokrat insanlar. CHP’ye üye olmamış daha önce, yapılanlardan rahatsızlık duyuyor. Buna karşı bir tepki gösteriyor ve yanımızda yer almak istiyor. Ayrıca bütün demokratlara çağrıda bulunmuştuk. Bu önemli. Bazı demokratlar veya geçmişteki yaşanmışlıklardan dolayı partiye kendini uzak hisseden, sert mücadelelerden, kutuplaşma ikliminden ya da CHP tarihinde kendisini CHP’li yapmaya uzak tutacak birtakım olaylardan dolayı kendini dışarıda bırakmış olanlar; YENİ Parti ile birlikte iktidarın değişme umudu yeniden yeşerdiği, bir mücadele verildiği için ve bu mücadeleyi verenler “Bu partinin eskisi yok, yeniden başlıyoruz” dediği için bundan olumlu etkilenen ciddi bir kitle var. 

Mesela şunu defalarca duydum sokakta: “Ben ülkücüyüm size oy vereceğim”, “Ben AK Parti’nin bu ilçede, ilde kurucularındandım. Ama size oy vereceğim”, “Ben bugüne kadar hiç oy kullanmadım. İlk kez sandığa gidip sizi destekleyeceğim”, “Ben Kürt’üm, daha önce CHP’ye mesafeliydim ama YENİ Parti’ye oy vereceğim, verebilirim.” Gençlerde mesela “ilk oyum size”, çok duyuyoruz yani, acayip. Özellikle genç kadın seçmenlerde, mesela 23-25 yaş aralığında “Bugüne kadar hiç oy vermedim ama bu sefer vereceğim” diyenler “Nasıl verilebiliyor” diye soruyor. Hiç daha önce seçmen kaydına bakmamış, gitmemiş, oy kullanmamış. Oy vermek için ne yapmak gerekiyor diye bizim arkadaşlara soranlar, var yani böyle bir heyecan var.

Bir de tabii bu finansman meselesi var. Bahçeli’nin önerdiği şekilde Hazine yardımından pay almanızın gerçekleşme ihtimali bana göre pek mümkün değil.

Devlet Bey aslında şöyle diyor: “Hani adaletli bir bakış açısı olursa, bu parti seçimlerden aldığı oy oranında bağış alıyor, hazine yardımı alıyor. E seçimdeki her dört milletvekilinden üç tanesi yeni partiye gitmiş. O zaman hazine yardımı aslında bu arkadaşların bulunduğu partinin hakkı.” Hakkaniyeti söylüyor ama yasal düzenleme de buna izin vermez. Bizim CHP’den bu parayı talep edecek halimiz de yok. Ama gerçekten bu hakkaniyet arayışı olur ve bu bakış açısı olursa partiler Plan Bütçe Komisyonu’nda, ilgili komisyonda otururlar ve bundan sonrası için konuşurlar. Milletvekili sayısı belli bir sayının üstünde olan partilerde veya Meclis’te grubu bulunan partilerde, milletvekili oranında bir bağış almaları sağlanabilir. Bir önceki yıl bağış dağıtıldıktan sonra o partiden ayrılan milletvekilleri varsa bir sonraki yıl ona oranlı dağıtılabilir. Yani bunların hepsi düşünülebilir. Düşünülmeli zaten. Şöyle düşünün bugünkü yasal düzenlemede bir tarafta diyelim ki 100 milletvekilli bir parti var, 99 ‘u bir yere gitti, biri orada kaldı. O biri bütün bağışı alıyor, 99’u hiçbir şey alamıyor. Hazine yardımı alamıyor.

Bu takdirde mesela sizin sayenizde giren Yeni Yol Grubu da para alabilir olacak.

Tabii tabii, teorik olarak onlar da alabilir olacak.

“Esenyurt’tan Üsküdar’a, iktidar yürüyüşünü engelleme süreci”

Bayağı işiniz zor çünkü bu mecburiyetten kurulmuş bir parti. Sizin böyle bir parti kurma niyetiniz yoktu. 

Zaten biz mevcut partimizde anketlerde birinci olarak, 400’ün üzerinde belediyesi olarak iktidara yürüyen bir partiydik. Önce saldırılar başladı. 19 Mart’ta ilk büyük darbe geldi. 18 Mart’ta diploması iptal edildi, 19’unda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tutuklandı. Sonra halk buna bir reaksiyon gösterdi. 23 Mart’ta ön seçime dayanışma sandığı koyduk, 15,5 milyon kişi geldi dayanışma gösterdi. Sonra Erdoğan saray rejimi bu işe kafa tuttu. 15, 5 milyon kişi oy verdi, aynı gün İmamoğlu’nu tutukladı. Sonra 25, 5 milyon kişi imza kampanyası yaptı, dünya siyasi tarihinin en büyük imza kampanyası. Buna da kafa tuttu ve operasyonlara devam etti. En son 21 Mayıs’ta darbenin ikinci dalgası geldi. Bu sefer Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanını ve yöneticilerini değiştiren, kurumsal kimliğini alaşağı eden bir anlayış. 

Adalet Bakanı Akın Gürlek’i kim atadı? Erdoğan atadı. Akın Gürlek zaten büyük bir iştahla butlan davasını takip ediyordu. Butlan davasının kararı verildi, 15 dakika sonra kapı önüne çıkıp büyük bir neşeyle “Türkiye siyasi tarihinde, demokrasi tarihine geçecek bir karar alındı” dedi. Bir kere bu yargı kararını adalet bakanlarının yorumlaması olacak bir iş değil. Bu direkt “Bu işin sahibi benim” diyor. Dolayısıyla da bu yargı darbesinin sahibi Saray. Öyle olunca da yapılan işi şimdi bir daha özetleyelim, hani bu kadar yaşadık ya. İktidar değişmesin diye, iktidara giden partiyi adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma ve lidersizleştirme süreci, paket bu. Bugüne kadar 18 Mart günü diploma iptalinden, hatta 30 Ekim 2024 Esenyurt Belediyesi’ne ilk operasyondan bugün Üsküdar Belediyesi’ne yapılan son operasyona kadar her şey bir adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma ve lidersizleştirme sürecinin böylelikle de iktidarı yürüyüşe engel olma sürecinin bir parçası. Her şey bittiğinde bunu bütüncül olarak siyasi tarihi yazanlar veya bu ülkenin tarihini yazanlar böyle yazacak.

“Var güçleriyle saldırıyorlar, seçime kadar her yolu deneyecekler”

Bugün de Sinem Dedetaş’ı aldılar, bu da saldırıların devam ettiğini ve edeceğini mi gösteriyor?

Ben devam etmemesini beklemiyorum açıkçası. Var güçleriyle saldırıyorlar. Onları durduracak tek güç halkın gücü. Açık birçok dosyada yeni dalgalar oluyor, operasyonlar oluyor. Yeni dosyalar açılacak mı? Açılabilir. Yani ben şu anda artık şunu görüyorum. Seçime ulaşana kadar her kötülüğü deneyecekler ama anketlerde aldıkları sonuçlar ya da sahadan gelen bazı bildirimler bu tutumu değiştirmeye onları zorlarsa, yine kendi siyasi hesapları gereğince bunu durdururlar. Yoksa bir akıl hâkim olur mu? Vicdan hâkim olur mu? Bu işte bir aklıselim hâkim olur mu? Yok. Ama kendileri için neyin avantajlı olduğunu düşünüyorlarsa onu yapıyorlar. Ben anketlerde ve sahada bu işin AK Parti’nin çok aleyhine döndüğünü görüyorum. Ama bunu görecekler mi? Yoksa baskının dozunu arttırarak halka geri adım attırabileceklerini mi düşünecekler? Onu göreceğiz.

“230 belediye başkanı YENİ Parti’ye geçmeye hazırlanıyor”

Yeni partiyi tartışmaya başladığımızdan beri belediye başkanlarının geçip geçmeyeceği konuşuluyor. CHP’de kalmak isteyen başkanlar bunu bir koruma kalkanı olarak mı görür? Üsküdar Belediyesi’ne dönük daha önce operasyon olmuştu şimdi Dedetaş’ı da aldılar. Tam da siz 200’ün üzerinde belediye başkanının YENİ Parti’ye geçme hazırlığında olduğunu söylediğinizde, bu operasyonun zamanlaması manidar mı?

Şu ana kadar 230 belediye başkanımız istifa edip YENİ Parti’ye geçeceklerini duyurdular bugün bu saat itibariyle. Açıkçası şunu söyleyeyim, butlan yönetimi belediye başkanları üzerinde, hatta önce milletvekillerimiz üzerinde kullanmaya çalıştılar. Milletvekillerimize “YENİ Parti’ye geçerseniz şöyle olur, böyle olur” diye. Ayrıca üç milletvekili de butlan yönetiminin bu tutumlarından dolayı istifa etti veya butlan yönetimi YENİ Parti’ye geçilmesinin böyle olacağını söyleyince bu CHP’den de istifa ettiler, bizim partimize de gelmediler. Hatta bir tanesi parti değiştirdi. Ama üzülerek görüyorum ki bunlar butlan yönetiminin maalesef kullandığı sözler. Gerçek anlamda bu meselenin bir hukuki koruyuculuk falan sağlamadığı, sağlayamayacağı da görülüyor. 

Yeni bir “AKP’ye katıl, operasyondan kurtul teklifi” iddiası 

Daha dün bana bir belediye başkanımız geldi ve dedi ki “Beni eski AK Parti milletvekili aradı. 15 gün içinde sana operasyon yapılacak. Ama gidip Ankara’da görüşmeler yapar ve AK Parti’ye geçmeyi düşünürsen bunu durdurabiliriz.” Ya dün burada, benim oturduğum koltukta oturuyordu, ben de karşısında oturuyordum. Dün akşamüstü geldi bunu anlattı. “Ben hapse girerim, AK Parti’ye gitmem diye söyledim onlara” dedi. 

Ama böyle demeyenler de çıkıyor değil mi?

Çıkıyor tabii, gidenler de oldu. Ele geçirilmiş olan kamu gücü, tamamen bağımsız olması gereken yargı üzerinde de kullanılıyor. Ve o yargıyı, belediye başkanlarının AK Parti’ye katılması için sopa olarak kullanıyorlar. Ama millet de bunu görüyor. Burada milletin görüp Tayyip Erdoğan’ın göremediği şu: “Belediyeyi hangi partinin yöneteceğine, belediye başkanının hangi partiden olacağına kim karar verecek” sorusu var? Halk diyor ki “Ben karar vereceğim.” Tayyip Erdoğan diyor ki “Ben karar vereceğim.” Halk bu tutumu tasvip etmez, bunu cezalandırır. Yani bir şehrin bir ilçenin belediyesini millet bir partiye verdiyse, sen onu herhangi bir şekilde kayyumla ya da belediye başkanını korkutarak kendi partine alıyorsan bu millete kafa tutmaktır. “Senin dediğin değil benim dediğim olacak” demektir. Sandık geldiğinde millet kimin dediği olacağı gösteriyor.

“Millet, iftarı bekleyen oruçlu insan gibi sandık sabrı gösteriyor”

Korkut Hoca’nın bir yazısı vardı 2002 yılında. “Bu topraklarda, Türkiye’de sosyal patlama sandıkta olur diyordu” mesela Korkut Hoca. “2002 seçimlerinden önce bu kadar ekonomik kriz var, bu kadar sorun var. Neden hala sosyal patlama olmuyor” diyenlere böyle yanıt veriyordu. Şimdi bir nevi belli sosyal patlama emareleri var ama esas yine büyük sosyal patlamanın sandıkta olacağı aşikar Şu anda Türkiye’de ne yaşanıyor dersek, millet sandık sabrı gösteriyor yani. Böyle iftarı bekleyen oruçlu insan gibi sandık sabrı gösteriyor. Ne yapacağını biliyor ama sandığı bekliyor.

“Sandık gelecek mi” ve “Sandık kontrol edilebilecek mi” gibi bir takım kötümser argümanlar var. Mesela yerel seçimde organizasyonunuz çok başarılıydı ve sandıklara sahip çıktınız. Ama bütün bu yaşananlardan sonra, bir de YENİ Parti yeni örgütlenmeye başlarken sandığın korunması meselesi nasıl çözülecek? Sandığın olmaması gibi bir şık var mı sizce? 

Bence sandığın olmama şıkkı yok. Birtakım kararları borsa kapandıktan sonra açıklayıp, birtakım kararlardan önce Londra’dan rezerv toplayanların Türkiye’de sandığı kaldırması bu mümkün değil. Türkiye çağdaş dünyadan dışlandıktan sonra, ne ekonomisini sürdürebilir, ne turizmini sürdürür. Turizmini, ihracatı, ekonomiyi sürdüremez. Bir kere bu boyutlarıyla sandığa Türkiye mecbur. İkincisi bu ülkede insanlar mesela askere gel diyorsunuz, gözünü kapamadan gidiyor. Evladını yolluyor. Şehit oluyor geliyor “Vatan sağ olsun” alsın diyor. Ama sandığa el uzatınca her zaman o uzanan ele çok ciddi tepki gösteriyor. 

Şöyle bir bakmak lazım. Türkiye siyasi tarihi travmalar tarihi aslında. 1961’de başbakan ve iki bakan asıldı, hala o travma sürüyor ve siyasi sonuç doğuruyor. 1980 darbesinde geldiler sandığı götürdüler. General kendini seçtirdi şeffaf zarflarla ama “seç”dediği asker yerine Özal seçildi. Sonra Özal hem liberal ekonomiye geçiyor, hem Türkiye’yi özgürleştiriyor meselelerinin içinde Özal birden siyasi yasakların kalkmasına karşı çıktı. Bu sefer millet 1980 öncesinde kalmış iki başbakan bir başbakan yardımcısını, Necmettin Erbakan’ı, Bülent Ecevit’i ve Süleyman Demirel’i birer kez daha başbakan yaptı sırasıyla. Tayyip Erdoğan’ın üç aylık hapsi 23 yıllık iktidar sağladı kendisine. Hâlen daha Tayyip Erdoğan’ın hapse atılma travmasını AK Parti hatırlatmak istiyor sık sık ve bunun üzerinden bir siyasi alan buluyor kendisine. Milli görüş gömleğini çıkaran ama 28 Şubat mağduriyetini kendi üzerine alan bir AK Parti var. Her ne kadar yıllarca “Biz o gömleği çıkardık” dese de sonuçta o travma AK Parti’nin siyasi yürüyüşünü çok önemli bir noktaya getirdi. 

“Siyasi travmaların hesabını millet sandıkta sorar”

Mesela dünyada Türkiye’nin adını bilmeyen ama İstanbul’un adını bilen milyarlarca insan var. İstanbul önce kendine bir belediye başkanı seçiyor, mazbatasını iptal ediyorsun. Sonra tekrar kazanıyor. Beş yıl sonra bir milyon farkla seçiliyor, 30 yıl önceki diplomasını iptal ediyorsun, sonra 23 tane dava açıyorsun. Onunla birlikte 36 belediye başkanına operasyon yapıyorsun. Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt’a kayyum atandı, hala kayyum yönetiyor. Erdoğan’ın evinin olduğu Üsküdar kalesiydi. Millet bir karar verdi “CHP yönetsin” dedi, bir cumhuriyet kadınına verdi orayı. En son da ona operasyon yaptı. İlk operasyon Türkiye’nin en büyük ilçesine, son operasyonu kendi oturduğu ilçeye yaptırıyor mesela. Kabul edilebilecek bir şey değil. İnsanlar bu travmanın hesabını sandıkta sorarlar.

Bir de diğer taraftan şunu da görmek lazım. İnsanlar işsiz, güvencesiz, gençler gelecek kaygılı, büyük bir yoksulluk var ve buna rağmen vatandaşın sorununu çözmeye odaklanmak yerine iktidarını sürdürmeye odaklanan bir anlayış var. Ve şuna bakıyor insanlar. Bu iktidar sürerse yoksulluk, işsizlik, her türlü eşitsizlik, adaletsizlik sürecek. Bir tarafta da kendilerine de büyük haksızlıklar yapılan bir grup YENİ Parti diye çıkmışlar ve diyorlar ki “Gelin hep beraber bu iktidarı değiştirelim.” O yüzden sandık gelecek ve sandıkta bu iktidar değişecek.

İşin diğer tarafı, biz Türkiye’nin en dinamik ve en çalışkan siyasi kadrolarıyız. Geldik dört ay içinde partiyi birinci parti yaptık. Sadece abonelik sistemiyle çalışan firmalara baktığınızda, yüzde 20’lerin altına, yüzde 15’lere düşmüş CHP oyu, kurultaydan sonra 38’e ulaştı. Ki biz buna kurultayda söz verdik, “Yapamazsak bırakacağız” dedik. Çünkü biz değişimin gücüne inanıyorduk. Gençlerin, kadınların katacağı dinamizme inanıyorduk. Ve oldu. Ve o seçimlerde dediğiniz gibi büyük bir sandık başarısı ve sandığı koruma başarısı gösterdik. Şimdi de 186 bin sandık görevlimizi atamıştık. Bunların elinde “Benim Sandığım” uygulaması vardı. Seçim zamanında yapılırsa, seçime kadar kendi sandıklarında oy kullanacak 300 kişiyle altı kez temas edecek, isimleriyle hitap edebileceklerdi. Sandık başında bu hâkimiyeti, bu psikolojik üstünlüğü yakalama niyetindeydik. Bu niyetimizden vazgeçmiş değiliz. Aynı şeyi YENİ Parti’de yapacağız ama burada teknik bir zorluk var. Son seçime girmemiş bir parti sandık görevlisi gösteremiyor ama müşahit atayacağız. 

“Kafamda kazandıysam, sahada da kazanırım”

Ama şunu da görüyorum. Bu Mustafa Denizli’nin meşhur bir sözü var ya. “Maçı bir gece önce gözümün önüne getiririm. Kafamda kazandıysam ertesi gün sahada da kazanırım” diyor. Şimdi ben mesela yerel seçimleri 20 Mart günü falan kazanmıştım, biliyordum sonucu ve ona göre açıklamalar yapıyorduk. Hem anketlerle hem sahada görüyorduk. Şimdi gelecek seçimleri görüyorum. YENİ Parti sandıklara müşahit koymuş ama sandık güvenliğiyle ilgili bir endişe var. Oyunu kullandıktan sonra okulun oralardan ayrılmayan, sayım sırasında okul bahçelerini dolduran ve seçimin güvenliğini kendi kendine sağlayan bilinçli seçmenin kalabalığını görüyorum okul bahçelerinin etrafında. Bu insanların eğer sandık güvenliği konusunda en ufak bir şüpheleri olursa, akşam beşten sonra attıkları oyun da nöbetini tutarlar okulun bahçeleri.

Az önce “Millet sandık sabrı gösteriyor” dediniz. Siz sokağın kriminalize edilmesine karşı çok net bir tutum ve pratik gösterdiniz, özellikle 19 Mart’tan sonra. Milletin “sandık sabrı göstermesi” şu an sığınacak bir nokta mı olacak YENİ Parti açısından, yoksa sokaktaki Özgür Özel’i mi görmeye devam edeceğiz?

Birincisi eski ve yavaşlatan, tüketen ve kaybettiren hastalıkla benim sokak ve meydan korkum yok. Yani insanları meydanlara çağırma, sokağa çağırma, sokakta siyaset yapma, tepki ve protestonun bir anayasal hak olmasından geri adım atmayı hiçbir zaman düşünmedim. Bu önemli. Ama ikincisi tepki, protesto, anayasal düzen içinde bir hak. Kamu düzenini bozmak, saldırgan işler yapmak ve gidip yakmak, yıkmak falan; bu da bizim asla yeltenmediğimiz bir şey. Bu konuda da çok tavizsiziz. Çünkü birincisi anayasal hak, ikincisi de başkasının anayasal haklarına tecavüz noktasına geliyor. Yani yakmak, yıkmak, saldırmak falan bizim işimiz değil. 

Biz sokaktan korkmayız, meydandan korkmayız, meydanları doldururuz ama asla ve asla dediğiniz gibi sokakları provoke etmeyiz. Ama barışçıl yollardan sokağa çıkmış yüz binlerin, milyonların da kriminalize edilmesine izin vermeyiz veya bunun karşısında hemen geri adım atmayız. Bana sordular Saraçhane’ye çağırırken “Ne o, sokağa mı çağırıyorsun” diye. “Evet sokağa çağırıyorum” dedim. Bu yanlış bir şey değil. 

“Sokak sandığın, sandık sokağın güvencesi”

Hatta bu işin şöyle bir noktası var. Sokak sandığın güvencesidir. Sandık sokağın güvencesidir. İkisi birliktedir yani. Bir gün birinden biri ortadan kalkarsa, birileri sandığı kaçırmaya kalkarsa o zaman sokakta olmak ve sokakları terk etmemek meşrudur. Sandık varsa sokaklar dolar, taşar, boşalır. Sandık yoksa sokaklar gelir, sandığı geri getirir yani. Bu başka bir şey. O yüzden bu işte zurnanın zırt dediği yer, sandık varsa herkes evine döner. Birisi sandığa el uzatırsa, sokak sandık gelene kadar boşalmaz. Bu bütün dünya üzerinde demokrasinin güvencesidir. Böyle olması lazım. Ama ben bugüne kadar defalarca sokakları, meydanları doldurmuş ama orada çatışmaya ve kamu düzeninin bozulmasına izin vermeden de boşaltmış birisiyim. Bizim gücümüz burada. Bu denge noktasında siyaset yapıyoruz. Aksi takdirde saldırganlık ve kamu düzeninin bozulması hem bize yakışmaz, hem anayasal düzene yakışmaz. Ama bu sokağa çıkma potansiyelinin, insanların sokağa çıkma pratiklerinin ortadan kaldırılması, tepki göstermemesi, sinmesi de doğru değil. Biz ikisinin denge noktasında bir siyaset yapıyoruz.

Dervişoğlu’na yanıt: “AKP ile anlaşma yok, şahidimiz gördüğümüz zulüm”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu bugün grup toplantısında size yönelik bir uyarı yaparak şunları söyledi: “Butlan siyasetiyle İmralı süreci, birdir ve aynıdır. Komisyona katıldınız, ne partinize yönelik müdahaleler sona erdi, ne belediyelerinize yönelik operasyonlar. Bir kez daha uyarıyorum! Bu yeni aşamada vereceğiniz destek de, şayet verirseniz, sizi kurtarmayacaktır. İktidarın ihtiyacı olduğunda masaya çağrılırsınız, İhtiyacı bittiğinde yeniden hedef haline getirilirsiniz.” Bu uyarı sizin için bir anlam ifade ediyor mu? 

Müsavat Bey’in görüşlerine saygım var ama şunu söylemek lazım. Biz ilk günden beri söyledik, Kürt meselesinde ilkesel bir tutum takınıyoruz. Biz AK Parti’yle oturup anlaşmış değiliz. Ne öncesinde, ne sürecin içinde, ne sonrasına dair. Zaten öyle bir şey olsa onu görürlerdi. Bir anlaşma olsa şimdiye kadar 50 kere bozulurdu, bunu 50 kere bozacak kadar çok şey oldu. Biz Kürt meselesinde konuyu Erdoğan’ın siyasi geleceği ya da Abdullah Öcalan ve başka aktörler üzerinden okumak yerine, silahların ebediyen susması, bir daha kan akmaması, Türklerle Kürtlerin birbirine düşerek buradan ülkenin güçsüzleşmemesi üzerinden ele alıp; bu barışı Türkiye’nin bundan sonraki şahlanışı için bir fırsat olarak görüyoruz. Ayrıca bulunduğumuz komisyonda yedinci kısımda dünya kadar demokratikleşme yazdık. Demokratikleşmeyle ilgili şimdi gerekli girişimlerin yapılmasını elbette istiyoruz, bekliyoruz, altına imza atmışız. Ama yapmazlarsa iktidarımızın ilk hedefi, demokratikleşmeyle ilgili olan adımlar olacak. 

AK Parti’yle anlaşma ve konuda bir al-ver ilişkisine girmeye dair bir şey ne geçmişte yönettiğimiz CHP’de vardı, ne YENİ Parti’de var. Zaten şahidimiz gördüğümüz zulümdür, uğradığımız saldırılardır. Aksine saray rejiminin isteğinin, bizim bu konuda süreç karşıtı bir tutum almamız ve tarihi tutarlılığımızdan, barışı savunan çizgimizden bizi koparmak olduğunu düşünüyoruz. Burada AK Parti’nin başka hesapları var. 

Geçmişte nasıl CHP sarayla oturup bu konuda bir anlaşmaya varmadıysa, YENİ Parti’nin böyle bir anlaşması yok. YENİ Parti’nin bir kararlılığı var. O da silahların susması için, terörün bitmesi için, Kürtlerle Türklerin omuz omuza cumhuriyeti ayağa kaldırmaları için bir tarih fırsat olarak görüyor bu yaşananları. İşin enteresanı, Erdoğan kendisiyle ilgili bi takım hesaplar için yola çıktıysa da, bizim doğru ve dengeli tutumumuz bu hesapları bugüne kadar boşa çıkardı. Bugün muhalefet bölünmediyse, sarayın karşısında hâlen daha önümüzdeki dönemle ilgili bir demokrasi umudumuz varsa, burada bir bugüne kadar takındığımız doğru, ilkeli ve dengeli tutum ortada. Bizim kimseye verilmiş bir sözümüz, bir taahhüdümüz yok ama bizi biz yapan değerlerden ayrılmaya da niyetimiz yok.

CHP’nin makam aracı: “Ucuz bir yaklaşımdı, parti değiştirdiğimiz gün iade ettik”

Mutlak butlan kararından sonra hala CHP Genel Merkezi’ne ait araçları kullanmanızı bazıları çok yoğun eleştiriyordu, şimdi makam aracınızın değiştiğini görüyoruz. 

Biz kurultayı kazandıktan sonra (Kemal Kılıçdaroğlu’nun) hem minibüs tarzı bir makam aracını, hem de tüm koruma araçları ile korumaların bütün masraflarını yıllarca karşıladık. Daha sonra sadece, kendi korumalarımızın da tabi olacağı şekilde “Ankara’da Genel Merkez’de pişen yemekten yensin” dedik diye bile mesele yapmışlardı. “Korumalarımızın yemeğini mi kesiyorsunuz?” diye tepki göstermişlerdi. CHP’nin geleneğinde bunun olması gerekir. Önceki genel başkanlarımıza tahsis edilmeyen koruma araçlarını biz tahsis etmiştik. Ki biz kendisine “seçim kaybetmiş” diye bakmadık, “önceki genel başkanımız” diye baktık. 

Üst üste dört seçim kazanmış genel başkanın kullandığı aracı; kaldı ki yalnızca tedbir kararı vardı, “seçilmiş genel başkan” sıfatıyla kullandığı aracı mesele etmek çok ucuz bir yaklaşımdı. Parti değiştirdiğimiz gün de aracı kendilerine iade ettik. Biz de kendi kiraladığımız bir aracı kullanıyoruz.

Esas mesele; seçilmedikleri hâlde ve şu anda dünya kadar üye, o aidatları veren insanların hepsi YENİ Parti’ye gidiyorken, işgal ettikleri makam, kullandıkları arabalar, harcadıkları para  ve bu ara dönemde yaptıkları iş sorgulanacakken; tek kelimeyle o tutumu “Yavuz hırsızın ev sahibini bastırması” olarak görüyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş