Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, çözüm süreci görüşme notlarının kamuoyuna açılması gerektiğini savunduğu yayında, Öcalan’ın İsrail vurgusunun Türkiye’nin Kürt politikasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Yayında ayrıca depremde hayatını kaybeden bir çocuğun cenazesinde yaşandığı iddia edilen ayrımcılık da gündeme geldi.
Video özeti
- Ruşen Çakır, Öcalan’ın İsrail vurgusunun Türkiye’nin Kürt politikasıyla bağlantılı olduğunu belirtti.
- Çakır, çözüm süreci notlarının kamuoyuna açılmasının önemli olduğunu vurguladı.
- Öcalan, görüşmelerde İsrail konusuna özel bir ağırlık veriyor ve bu durumu Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanıyor.
- Çakır, Kahramanmaraş’taki okul saldırısında ayrımcılık iddialarını gündeme getirerek Türkiye’deki kutuplaşmayı eleştirdi.
- Yusuf Tarık Gül’ün cenazesinde yaşanan olaylar, Türkiye’deki travmaların sürdüğünü gösteriyor.
Bilmeniz gerekenler
Öcalan bölgesel gelişmeleri nasıl takip ediyor?
Ruşen Çakır, “Öcalan’ın gündeminde niçin hep İsrail var?” başlıklı son yayınında çözüm süreci, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler ve Türkiye’nin bölgesel politikalarına ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Çakır, çözüm süreci boyunca tutulan görüşme notlarının kamuoyundan saklanmasının yanlış olduğunu belirterek, bu tür bilgilerin paylaşılmasının sürecin anlaşılması açısından önemli olduğunu ifade etti.
Çakır’ın aktardığına göre Öcalan, görüşmelerde İsrail konusuna özel bir ağırlık veriyor. Öcalan’ın henüz bölgedeki gerilimler bugünkü seviyeye ulaşmamışken dahi İsrail’in yayılmacı politikalarına dikkat çektiğini belirten Çakır, Öcalan’ın bölgesel gelişmeleri bu eksende okuduğunu söyledi.

Öcalan’ın geçmişte Filistin hareketiyle kurduğu ilişkileri hatırlatan Çakır, buna rağmen Öcalan’ın kendisini “İsrail karşıtı” bir pozisyona indirgemediğini, ancak Kenya’da yakalanmasında İsrail’in rol oynadığına inandığını aktardı. Öcalan’ın değerlendirmelerinde, İsrail’in bölgedeki yükselişinin Kürtler açısından riskler barındırdığına dair güçlü bir vurgu bulunduğunu ifade etti.
Çakır’a göre, Türkiye’nin çözüm sürecindeki temel motivasyonlarından biri de Kürt hareketinin İsrail ile yakınlaşmasını engellemekti. Öcalan’ın da bu dengeyi gördüğünü ve bunu Ankara karşısında bir “koz” olarak kullandığını belirten Çakır, Öcalan’ın Türkiye’ye “Kürtlerle birlikte hareket edilirse İsrail’in etkisinin sınırlandırılabileceği” mesajı verdiğini söyledi.
Okul saldırısı cenazesinde ayrımcılık
Öte yandan yayında, Kahramanmaraş’taki okul saldırısında hayatını kaybeden 11 yaşındaki Yusuf Tarık Gül’ün cenaze törenine ilişkin iddialar da gündeme geldi. Çocuğun babasının geçmişte FETÖ soruşturması kapsamında hüküm giymiş olması nedeniyle cenazeye üst düzey katılım sağlanmadığı iddiasını aktaran Çakır, bu durumun “ayrımcılık” olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.
Çakır, söz konusu olayın Türkiye’de travmaların ve kutuplaşmanın sürdüğünü gösterdiğini belirterek, benzer acıların hızla unutulmasının da ayrı bir sorun olduğuna dikkat çekti.
Video deşifresi
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Çözüm süreci başladığından beri ki epey bir zaman oldu, Abdullah Öcalan’la sürekli bir görüşme trafiği var ve bu görüşmenin bütün hepsinin notları tutuluyor. Örgüt bunları bir şekilde redakte ediyor ve sonra kadrolarına dağıtıyor. Bu zaten PKK hareketinin öteden beri olan bir geleneği ve bunların bazıları benim gibi gazetecilerin eline geçiyor. Nasıl geçtiği konusunda özellikle Kürt hareketi çok meraklı; sızma çünkü, sızma olarak görüyorlar ve bunu bulmaya çalışıyorlar. Ama normalde yaptığımız yayınlarda, ki ben bu konuda çok haber yaptım, en son Şubat başında yapılan görüşmelerin notlarından bazı bölümleri haberleştirdim; bence çok etkili oluyor, önemli oluyor. Çünkü hem sürecin nasıl gittiğini hem Öcalan’ın birtakım olaylara nasıl baktığını görebiliyoruz ve sürece bence olumlu katkıda bulunuyor. Ve tekrar söylüyorum, gerek devletin gerek Kürt hareketinin bunları kamuoyuyla paylaşmaması bana göre yanlış ama kendileri bilir. Kendileri böyle takdir ediyorlar. Ama bizim de gazeteciler olarak bulabildiğimiz kadarıyla bulup bunları yayınlamak gibi de bir işimiz var. Bunun doğru olduğunu tekrar tekrar söylemek istiyorum. Özellikle Kürt hareketinden, DEM Parti’den bu nedenle kızan, eden, gönül koyanlara yaptıklarının yanlış olduğunu bir kere daha söyleyeyim.
Şimdi ilk andan itibaren gördüğüm görüşme notlarının ilkinde mesela çok geniş çaplı bir İsrail muhabbeti vardı; muhabbeti resmen. Daha o zaman birçok şey başlamamıştı, bölgede İsrail’in yayılmacılığı o kadar yüksek değildi ama Öcalan sürekli bölgeyle ilgili İsrail’i gündemde tutuyordu. Yani bir görüşmede 20-30 kez İsrail’den bahsettiği oluyordu. Bunun bir süreklilik arz ettiğini gördüm ve birazdan size bazı alıntılar okuyacağım; son Şubat başı görüşmelerinde de İsrail konusunun çok vurgulu olduğunu görüyoruz. Ki o tarihte henüz İran savaşı başlamamıştı ama Öcalan İran savaşının başlayacağına dair birtakım öngörülerde o şubat başında bulunmuş. ‘‘Öcalan İsrail’i niye takıyor?’’ diyelim. Çünkü Orta Doğu’da varlık sürdüren bir örgütün lideri ve Orta Doğu denince akla kimler geliyor? Türkiye geliyor, İran geliyor, Araplar geliyor, Filistinliler geliyor ve İsrail geliyor. Ve Öcalan’ın örgütünün ilk silahlı eğitim aldığı yerlerin de Filistinlilerin denetimindeki yerler olduğunu biliyoruz. Daha sonra Suriye’de yaşıyor Öcalan, biliyorsunuz. Suriye denetimindeki Lübnan’daki birtakım yerlerde, Bekaa Vadisi’nde örgüt üsleniyor. Ama Öcalan da o dönemde Filistin davasının en büyük destekçisi görünen Esad yönetiminin altında Suriye’de siyasi faaliyetlerini sürdürüdüyordu. Dolayısıyla bu meselenin çok içinde olan birisi. Ama onu çok basit bir şekilde İsrail düşmanı ve Filistin yanlısı olarak tanımlamak yanlış olur.
Filistin’e daha sıcak baktığı muhakkak fakat İsrail’e karşı bir hasmane tutum içerisine girdiğini düşünmüyorum ve kendi anlatılarında, yakalanmasında İsrail’in birinci derecede rolü olduğunu vurguluyor. Ki Şubat başında mesela bu konuyu şöyle söylemiş, zamanında yaşadığı olayı: ‘‘İsrailliler, bana şey teklif etti; ‘Gel, biz sana yardımcı olalım’ ve bana Oslo’yu gösterdiler tek adres olarak. ‘Oslo’ya gidersen biz seni koruruz.’’’ demişler ama bunu kabul etmemiş. Diyor ki: ‘‘Moskova’da Jirinovski — o tarihlerde çok meşhur bir siyasetçiydi, Rus siyasetçi — onunla ilişkileri vardı.’’ Ama sonra kendisi bunu kabul etmeyince, Kenya’da Nairobi’de yakalanmasında İsrail’in rol oynadığını söylüyor Öcalan. Bir kere İsrail’le ilgili kendisinin böyle bir perspektifi var. Bir diğer perspektifi de şu: ‘‘İsrail kendi yükselişini Kürtlerin mezara konulması şeklinde bir diyalektik üzerine kurmuştur. Bu çok açık ki İngiliz aklıdır; Londra merkezli siyonizm gelişiyor.’’ Bu, son Şubat görüşmesinde söylediklerinden. Bir diğer söylediği husus da yine İsrail’le ilgili; Suriye’de, özellikle son dönemde Aralık ayında yaşanan çatışmalarda, Şam yönetimi ile SDG arasında yapılan olaylarda bir İsrail parmağı olduğuna inanıyor. Bu daha önceki bazı görüşmelerde de vardı, Şubat başında da bunu söylüyor; Ocak ayında yapılan iki ayrı görüşmede de bunu söylediğini biliyorum. Şöyle bir şey söylüyor: ‘‘Paris’te bir toplantı yapıldı, İsrail’le Şam yönetimi anlaştı, ardından operasyon başladı.’’ Öcalan’a göre bu İsrail’in hazırladığı zemin, ‘‘hazırladığı zemin üzerinde’’ diyor; bunu düşünüyor ve İsrail’in Suriye’nin yarısını almak istediğini söylüyor Öcalan. Bir başka husus bu. Ve bir de söylediği bir başka şey, Kürt devleti kurulması meselesinde orada söylediği çok çarpıcı bir şey var: “Biz bunu kurarsak sonra ne olur? 100 yıl daha savaşalım. Küçülen biz, büyüyen İsrail olur.” diye çok çarpıcı bir sözü var.
Şunu kabul etmek lazım; Türkiye’de çözüm sürecini devlet aklı – ki devlet aklı lafı Öcalan’da da sık geçiyor – diye bir şey varsa ve bu çözüm sürecini o akıl başlattıysa buradaki temel motivasyonlardan birisi İsrail’in bölgede hegemonik güç olma arayışları ve bu konuda ABD’den, özellikle Trump yönetiminden çok ciddi destek alması. Ve tabii ki devlet aklının en çok ürktüğü hususlardan birisi de İsrail’in bu bağlamda bölgede Kürtleri kendisine stratejik müttefik yapması ve bunu dediğimiz zaman dört ülkede de ciddi bir şekilde örgütlü olan yapı PKK; İran’da var, Suriye’de var, Irak’ta zayıf ama Irak’ta Kandil’de var PKK’lılar ve Türkiye’de çok güçlü bir Kürt hareketi var bu çizgide. Dolayısıyla bunun İsrail’e bırakılmaması için yapılan bir süreç olduğunu düşünebiliriz. Tek nedeni bu değildir ama bunu özellikle vurgulamak lazım. Öcalan da bunu gördüğü için bunu bir koz olarak kullanıyor; burası çok anlaşılır bir şey. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne diyor ki: “İsrail’den ürküyorsunuz, İsrail’i frenlemek istiyorsunuz ve bu noktada Kürtleri yanına almasından çekiniyorsunuz, istemiyorsunuz. O zaman gelin bunu beraber halledelim.” diye özetlenebilecek — tabii çok basitleştirdim — bir yaklaşımı var. Ama Şubat başında söylediği bir söz var, onu özellikle vurgulamak istiyorum; bu çok anlamlı bir şey. Diyor ki: “İsrail ile ilişki kurmayın demiyorum.” Bunu doğrudan herhalde PKK’ya iletilmesi için… “İsrail’le ilişki kurmayın demiyorum ama ilişkinizi iyi takip edin. Arapların ‘Basra harap olduktan sonra Bağdat sorulmaz’ diye bir sözü var; harap olduktan sonra kazanacak bir söz yoktur. İsrail’e söz verilmiş, Suriye’nin yarısına sahip olacak.” diye devam ediyor.
Yani Öcalan’ı İsrail düşmanı gibi kurgulamak yanlış ama İsrail-Türkiye çekişmesinde, rekabetinde tercihini Türkiye’den yana yapmış bir Öcalan var. Ama bunu yaparken de Türkiye’den, devletten özellikle birtakım talepleri var; bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Tabii bu arada özellikle diasporada, Avrupa başta olmak üzere, bir Kürt milliyetçiliği yükseliyor. Bunların içerisinde Türkiye kökenliler de var ama başka ülke Kürtleri de var ve bunlar bu şeyi, İsrail’in bu açılımını, bu yeni hamlelerini kendileri için bir fırsat olarak görüyorlar ve İsrail’in desteklediği bir Kürt devleti gibi bir perspektifleri var. Bunu nasıl gerçekleştirebilirler? Bir PKK ile kıyaslandığı zaman hiçbir güçleri yok bu kişilerin ama söylem düzeyinde çok etkililer ve yayılabilecek bir söylem bu. İşte Öcalan burada devreye girip bu söylemi bertaraf etme iddiasıyla ortaya çıkıyor. Tabii ki İsrail bütün bunları görüyordur. En son mesela Netanyahu Erdoğan’a laf yetiştirirken Erdoğan’ı Kürtleri katletmekle suçlamıştı; onu özellikle unutmayalım. O kartı her vesileyle İsrailliler gündeme getirmeye çalışıyorlar ve bunun üzerinden bir mesaj veriyorlar. Dolayısıyla burada Öcalan’ın İsrail konusundaki duruşunu çok ciddiye almak lazım. Şu ana kadar bölgede Kürtlerin İsrail’e angaje olmamaları gibi bir şey söz konusuysa bunda Öcalan’ın ve Öcalan denetimindeki hareketin çok etkisi olduğu kanısındayım. Mesela İran’da kara harekâtı başlatacağı söylenen Kürt gruplar biliyorsunuz girmediler bu işe. Burada Ankara’nın ABD üzerinde baskısının etkili olduğu söylendi ama benim anladığım kadarıyla burada ciddi bir silahlı gücü olan PKK çizgisindeki PJAK’ın bu olaya dâhil olmamasının da önemli bir rolü oldu.
Evet, bugünün ithafı bir genç kardeşimize; 11 yaşında hayatını kaybetti. Nerede kaybetti? Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulunda. Burada sekiz öğrenci öldü. Yusuf Tarık Gül bunlardan birisiydi; 5. sınıfta okuyordu. Hayatını kaybeden Ayla Kara öğretmenin sınıfındandı ve bu kardeşimiz, evet, göremedi mesela önceki akşamki maçı; herhalde yaşasaydı seyredecekti Fenerbahçe maçını. 23 Nisan’ı da yaşayamadı. Bu da mezarı. Şöyle bir olay var içimi acıtan, başkalarının da, özellikle Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan bunu açıkça kürsüden de dile getirdi. Yusuf Tarık Gül’ün babası Burak Gül – ki bunu babasına yollamış babası cezaevindeyken – bir polis memuru, FETÖ soruşturmasından tutuklanıyor. 5 yıl hapis yatıyor ve 8 ay önce tahliye olmuş. Şu anda denetimli serbestlikte yani imza atıyor. Onun oğlu olduğu için, babası bir KHK’lı polis, eski polis olduğu için onun cenazesine bakan katılmadı. Bazı siyasetçiler, yerel siyasetçiler, bir milletvekili, belediye başkanı, bunların katıldığını biliyoruz ama burada bir şekilde bir ayrımcılık olduğunu biliyoruz ve bu çok acı. Yani hâlâ bunun hesabını tutmak; hayatını kaybetmiş sekiz öğrencinin içerisinde babası KHK’lı diye birisini bir kenara koymak utanç verici bir şey ama bu utancı yaptılar. Ne diyeceğim? Denebilecek çok şey var ama konuşacak çok da fazla bir şey aslında yok. Her şey kendini gösteriyor ve Yusuf Tarık’a rahmet diliyorum. Nur içinde yatsın. Ailesine, sevenlerine tekrar başsağlığı diliyorum. Ve bu arada şunu da özellikle vurgulamak istiyorum: 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ta bu olay yaşandı maalesef ve biz bu olayı unuttuk; birçok acı olayı unuttuğumuz gibi. Halbuki bu Türkiye’nin çok ciddi bir yarası, bize bunu gösterdi. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.





