İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Doç. Dr. Vahap Coşkun ile çözüm sürecinin geldiği nokta üzerine söyleşi gerçekleştirdi. Coşkun, Meclis komisyonuna gelmesi beklenen “Çerçeve Yasa”yı, Öcalan’ın rolünü ve Kandil’in tutumunu değerlendirdi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Vahap Coşkun ile ‘Çerçeve Yasa’ ve Öcalan’ın rolünü değerlendirdi.
- Öcalan yasayı, ‘başka kapıları açacak bir anahtar’ olarak görüyor ve onay için çaba sarf ediyor.
- Coşkun, yasada Öcalan’ın pozisyonu ve örgüt yönetiminin durumu hakkında belirsizlikler olduğunu belirtti.
- Silah bırakma sürecinin ardından eve dönüş ve toplumsal bütünleşme dikkatli planlanmalı.
- Sürecin net bir dille ve dikkatle yürütülmesi gerektiği vurgulandı.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın konuğu Vahap Coşkun, “Çerçeve Yasa”yı, Öcalan’ın rolünü ve Kandil’in tutumunu değerlendirdi.
Çakır, Öcalan’ın yasayı “başka kapıları açacak bir anahtar” olarak gördüğünü söyledi. Coşkun ise süreç hakkında Öcalan’ın görüşünü şöyle aktardı:
“Öcalan sürecin başından itibaren ‘İmkan verilmesi halinde bu sorunu çatışma ortamından hukuk ve siyaset zeminine çekebilirim’ diyordu. Dolayısıyla yasanın çıkması için ciddi şekilde çaba sarf ediyor. Son 10 gün içerisinde iki defa İmralı’da görüşmeler yapıldı. Bazı noktalarda anlaşmamış olabilirler, bazı noktalar tarafların içine tam anlamıyla sinmemiş olabilir. Ama burada önemli olan iki husus vardı. Bunlardan bir tanesi bir mutabakatın olması, çerçeve yasa taslağının meclisinin önüne getirilmesiydi. İkincisi de bunun parlamento tatile girmeden önce çıkarılmasıydı. Her ikisi de gerçekleşmiş görünüyor. Artık sürecin bir hukuki zemine çekileceği, hukuk üzerinden yürütüleceği bir döneme girmiş durumdayız.”

“Kandil’in kabul edeceği metin, Öcalan’ın evet diyeceği bir metindir”
Öcalan’ın kabul edeceği herhangi bir metne Kandil’in itiraz etmeyeceğini vurgulayan Vahap Coşkun, “Yasalaşma çalışmaları başladığından itibaren üç önemli soru vardı, Öcalan’ın statüsü, örgüt yönetiminin durumu ve yasadaki tanımlamaların nasıl yapılacağı. Bu konuda sürekli olarak hem Kandil hem de DEM Parti, Öcalan’ın statüsünün son derece belirleyici olduğunu, örgütün yönetim kadrosunun da Türkiye’ye gelip siyaset yapmak istediğini söylemişlerdi. Fakat basına yansıyan bilgilerden öğreniyoruz ki bu yasa tasarısında ne Öcalan’ın pozisyonuna ilişkin bir düzenleme olacak ne de örgütün yönetici kadrosunun Türkiye’ye gelmesi söz konusu olacak” diye konuştu.
Silah bırakmanın önemli bir husus olduğunu söyleyen Vahap Coşkun, sürecin iyi planlanması gerektiğini belirtti:
“Bu tür süreçlerde aslında en kolay husus silah bırakma. Ardından gelen eve dönüş ve toplumla bütünleşme süreçleri kırılganlık barındırabilir. Dolayısıyla son derece dikkatli davranmak gerekir. Sloganlardan, abartılı ifadelerden kaçınarak nötr bir dille süreci gerçekleştirmek önem arz ediyor. Ardından silah bırakanların hukuki olarak ve siyasi olarak nasıl bir pozisyonda olacağını net bir şekilde planlamak lazım. Bir günde olacak bir husus değil ama bu adımlar bütünlüklü bir şekilde düşünülmeli.”
Video deşifresi
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Çözüm sürecinde en önemli aşamalardan birine girdik. Çerçeve yasa bu hafta, muhtemelen yarın komisyona giriyor ve bu hafta içerisinde kabul edilmesi bekleniyor. Yasada neler var? Yasayla beraber süreç nasıl bir ivme kazanacak? İşte bütün bunları Doçent Vahap Coşkun’la konuşacağız. Vahap, merhaba.
Vahap Coşkun: Merhaba. İyi günler.
Ruşen Çakır: Şimdi geçen hafta gelmesi bekleniyordu yasanın ama siyasi iktidar, AKP daha doğrusu, bir şekilde geciktirdi. İmralı’da varılan mutabakatta bazı rötuşlar olduğu söylendi. Özellikle geri dönecek olan kişilerin bazılarına siyasi yasak getirilmesi eklenecek dendi. Bu bir sorun çıkarttı ve hafta sonu İmralı Heyeti tekrar İmralı’ya gitti. Abdullah Öcalan’la bunu konuştu ve yaptıkları açıklama bugün itibarıyla sorunlar artık çözülmüş. Anladığım kadarıyla siyasi yasak üzerinden bir tartışma olmuş. Onun detaylarını yarın herhalde komisyona gittiğinde görürüz. Ama burada önemli olan husus şu: Öcalan bir kapının açılacağını söylüyor ve anladığım kadarıyla o kapı açılması onun için her şeyden çok daha önemli. Fazla detaylara takmıyor gibi bir izlenimim var. Ne dersin?
Vahap Coşkun: Evet. Yani bu sürecin başından itibaren, Öcalan’ın söylediği bir söz vardı; ‘‘İmkan verilmesi halinde bu sorunu çatışma ortamından hukuk ve siyaset zeminine çekebilirim.’’ Zannediyorum bu yasanın çıkmasını Öcalan bu sorunu hukuk ve siyaset zeminine çekmenin ilk adımı olarak nitelendiriyor ve o nedenle yasanın çıkması için de ciddi bir şekilde çaba sarf ediyor. Onu görebiliyoruz. Son 10 gün içerisinde iki defa İmralı’da görüşmeler yapıldı bu konuda. Dolayısıyla bazı noktalarda anlaşmamış olabilirler veya bazı noktalar tam anlamıyla tarafların içine sinmemiş olabilir. Ama burada önemli olan iki husus vardı. Bunlardan bir tanesi bir mutabakatın olmasıydı. Yani bir çerçeve yasa taslağının Meclis’in önüne getirilmesiydi. İkincisi de bunun parlamento tatile girmesinden önce çıkarılmasıydı. Her ikisi de gerçekleşmiş görünüyor. Dolayısıyla artık sürecin bir hukuki zemine çekilmesi, hukuk üzerinden yürütülmesine yönelik bir döneme girmiş durumdayız.
Ruşen Çakır: Burada şöyle bir husus var. Şimdi biliyorsun Kürt hareketi, özellikle Kandil’de yapılan açıklamalarda genellikle Öcalan’ın statüsü, durumu vurgusu vardı ve yasa taslağının kendileri tarafından incelenip kararlarını açıklayacaklarını söylemişlerdi. Benim de Duran Kalkan’la yaptığım röportajda da benzer şeyler var zaten. Ama ortada şöyle bir husus var. Bunu geçen Profesör Mehmet Gürses’le de konuştuk. Hep aslında gündeme gelen bir husus: Öcalan’ın önereceği bir şeyi, Kandil’in kabul etmemesi diye bir şey olur mu? Bu soruyu sana da sormuş olayım. Spoiler gibi olmasın ama Hocanın verdiği cevap benim düşüncelerimle aynı. Sen ne dersin?
Vahap Coşkun: Yani bu sürecin başından itibaren, yani daha doğrusu yasalaşma çalışmaları başladığından itibaren üç önemli sorun vardı. Bir, Öcalan’ın statüsü; iki, örgüt yönetiminin ne durumda olacağı; üç, yasadaki tanımlamanın nasıl yapılacağı, yani ‘‘suça karışanlar, karışmayanlar’’ şeklinde bir tanımlama olup olmayacağı konusunda ve bu konuda sürekli olarak hem Kandil hem DEM Parti Öcalan’ın statüsünün özellikle son derece belirleyici olduğu, örgütün yönetim kadrosunun da Türkiye’ye gelip siyaset yapmak istediğini söylemişlerdi. Fakat görünen o ki, gerek parti yetkililerinin yaptıkları açıklamalardan gerekse basına yansıyan bilgilerden öğreniyoruz ki bu yasa tasarısında herhangi bir şekilde Öcalan’ın pozisyonuna ilişkin bir düzenleme olmayacak ve yine bu yasal düzenlemede örgütün yönetici kadrosunun da Türkiye’ye gelmesi söz konusu olmayacak veya onlar için şu anda herhangi bir siyaset yolu açılmayacak. Peki bu nasıl aşıldı? Bu hiç kuşkusuz yapılan görüşmelerle aşıldı. Yani Öcalan ile yapılan görüşmeler, Öcalan’ın bir şekilde Kandil ile irtibat kurması, devletin Kandil ile görüşmesi ve onun sonrasında bu ortaya çıktı. Benim kanaatim şu; burada bir taslak gelmişse bu taslak üzerinde bütün tarafların bir şekilde bir ortak anlayışı söz konusu olmuştur. Yani herkesin görüşü alınmıştır. Öcalan da kendi görüşünü oluştururken muhtemelen Kandil’le de görüşmüş ve onların da görüşlerini dikkate almıştır. Bu saatten sonra ben herhangi bir şekilde Öcalan’a yönelik Kandil’den bir itirazın çıkacağını veya kabul etmeme gibi bir durumun olacağını zannetmiyorum. Onlar da bunu kabulleneceklerdir. Zaten daha önce yapılan açıklamalarda sizin de Kandil’e en son gittiğinizde yaptığınız görüşmelerde o ortaya çıkmıştı. Yani ‘‘Bizim kabul edeceğimiz metin, Öcalan’ın ‘evet’ diyeceği bir metindir’’ diyorlardı. Şu anda Öcalan bu metne ‘‘evet’’ dedi. Bugünkü yapılan açıklama son derece önemli. O açıklamada iki önemli hususa vurgu yapılıyor açıklamanın son yerinde: Bir, bu yasa tasarısı bir anahtar niteliğindedir, yani başka kapıları da açacaktır; iki, demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralamaktadır. Dolayısıyla bunun üzerinden yol yürünebilir. Ben bu anlamda Kandil’in herhangi bir şekilde itiraz edeceğini zannetmiyorum. Kabul edeceklerdir.
Ruşen Çakır: Şimdi bu yasayla birlikte nelere tanık olacağız? Benim bildiğim kadarıyla üç aşamalı bir şey, yani üç ayrı yer var. Bir, cezaevleri; 5.000’e yakın PKK-KCK tutuklusu ya da hükümlüsü olduğu söyleniyor. Bunların büyük bir kısmı örgütün feshiyle beraber örgüt suçlamalarından arınacaklar ve çıkacaklar. Öyle gözüküyor. İki, yurt dışındaki özellikle batıdaki siyasetçiler; belediye başkanı, milletvekili, parti yöneticisi. Bir de tabii en kritik olan Kandil’dekiler, yani Kandil’de olup da birtakım kasten adam öldürmeye dahil olmamış. Yani şöyle söyleyelim: devletin kara listesinde olmayan Kandil’deki militanlar. Üç ayrı şey, aslında üç ayrı hayat. Öyle değil mi? Yani bir Avrupa, Kandil ve cezaevi. Ama bunların hepsi aynı hareketin unsurları.
Vahap Coşkun: Evet. Şimdi yine elimizde net bir metin olmadığı için sadece bilgiler üzerinden konuşuyoruz. Söylediğiniz gibi ilk etapta daha kolay kabul edilebilir olduğunu düşündükleri PKK üyeleri için bir yasal düzenleme yapma yönünde bir tasarım var burada. İşte PKK üyesi olup da herhangi bir şekilde hakkında şu ana kadar bir silahlı çatışmaya girmediği yönünde bilgisi olanlar, PKK üyeleri olanlar, iltisaklı ve irtibatlı olanlar; bunlarla ilgili bir düzenleme yapılması öngörülüyor ve ilk etapta bunların çıkması öngörülüyor. Aynı şekilde yine PKK feshedildiği için PKK üyeliğinden yurt dışında olanların da Türkiye’ye gelmesi söz konusu olabilecek. Çıkan bilgiler bu yönde. Bu anlaşılabilir bir husus. Yani siyasal iktidarın maliyeti ve riski dağıtmak için kademeli bir anlayışla bu işi ele alması anlaşılabilir bir husus. Muhtemelen bu konuda Öcalan’la da görüşleri bir şekilde uyuşmuştur. Bana kalırsa ben mesela bir düzenlemenin aslında daha kapsamlı ve biraz daha cesur olması gerektiğini düşünürdüm. Yani benim kanaatime göre böyle bir düzenleme yapılacaksa eğer bu tarihi fırsat ele geçirilmişken, yani Meclis’te İYİ Parti dışında herhangi bir parti buna muhalefet etmez iken çok daha kapsamlı ve işi daha kökünden çözebilecek bir yöntem düşünülebilirdi. Bütün PKK üyelerini, bütün PKK-KCK davalarından soruşturması ve kovuşturmasını içine alan bir düzenleme yapılabilirdi. Bunda da çeşitli kademelendirmeler söz konusu olabilirdi, farklı süreler getirilebilirdi ama kimse dışarıda bırakılmazdı. Bence bu daha doğru olurdu. Ama görünen o ki taraflar önce bir hukukileşmeyi sağlayalım, bir hukuki adımı atalım, ondan sonra sürecin gerektirdiğine göre yeni düzenlemeler yapılabilir üzerinde uzlaşmışlar ve buna uygun bir adım atıyorlar. Ve bu da elbette olabilir bir yol. İşleyebilecek bir mekanizma bu da.
Ruşen Çakır: Burada tabii şöyle bir sorun var. Aşamalı bir şeyden bahsediyoruz. Biliyorsun Öcalan ilk başta buna karşıydı. Sonra bir şekilde müzakereler sonucunda o da kabul etti. Kabul etmek durumunda kaldı diyelim. Şimdi aşamalı olması bir soru gündeme getiriyor. O da şu: Kim karar verecek yeni aşamanın sırası geldiğine? Bir de tabii en büyük ölçüt burada kamuoyu olacak. Mesela Avrupa’dan, cezaevlerinden, Kandil’den yüzlerce, binlerce kişinin gelmesiyle beraber yaşanacak olanların gelişimine göre diğer aşamalara geçilecek. Ama mesela zamanında yaşadığımız Habur örneği var biliyorsun geçen çözüm sürecinde. Çok hassas bir konu. Yani bu sadece bir tarafın hassasiyetiyle olacak bir şey değil. Bir de bunun olmaması için çalışan içeride ve dışarıda çok fazla güç var.
Vahap Coşkun: Evet. Şimdi ben gerek 2009-2011 bu demokratik açılım süreci, gerekse 2013-2015 çözüm sürecinden tarafların gerekli dersleri çıkarttığını düşünüyorum. Dolayısıyla örneğin Habur’daki gibi bir durumla muhtemelen karşılaşmayacağız. Yani toplumun sinir uçlarına dokunan, iki kamuoyundaki farklı hassasiyetleri kaşıyan birtakım eylemlerden, tavırlardan iki taraf da uzak duracak. Nitekim buradan alınan dersleri belki de biraz aşırı abarttıkları için taraflar sürecin toplumsallaşması noktasında da oldukça ketum davranıyorlar. Oldukça sınırlı bir şekilde hareket ediyorlar. O nedenle bir Habur gibi bir tablo ile karşılaşmayacağız. Şöyle bir yol görünüyor. Yani bir adım atılsın. Bu kişiler bir şekilde gelsinler. Toplumsal hayatın içerisine katılsınlar. Orada herhangi bir problem olmadığı görülürse diğer adımların atılması yönünde böyle kademeli, süreli bir yol izlenecek gibi görünüyor. Burada bence asıl önemli olan hususlardan bir tanesi şu Ruşen abi. Yani bir taraftan bu adımları atarken, bu süreci sürdürürken diğer taraftan sürece yardımcı olacak olan adımları da atmak gerekir. Yani eğer toplumsal destek isteniyorsa bunların da atılması gerekiyor. Örneğin çok önemli demokratikleşme sorunları var Türkiye’nin. Başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmaması gibi. Bunları da yerine getirdiğiniz zaman bu sürecin herkese fayda sağlayacağı, bu sürecin herkes için yararlı olacağı düşüncesini bir şekilde kamuoyuna yerleştirirseniz o zaman bu adımları çok daha rahat atabilir bir duruma gelirsiniz. O nedenle bir taraftan PKK’nin silahsızlandırılmasına ilişkin özel birtakım yasal düzenlemeler yapılırken diğer tarafta kamuoyunda da rahatsızlık uyandıran uygulamalardan vazgeçmek, çeşitli demokratikleşme hamlelerini gerçekleştirmek gerekiyor ki kamuoyunun buradaki güveni daha da artsın. Sürece yönelik desteği daha da artabilsin.
Ruşen Çakır: Burada daha önceki yayınlarda da konuştuk ama tekrar üzerinden geçelim. Sürece başından beri gelen itirazların iki ayağı var. Bir ayağı Türk milliyetçileri, bir ayağı Kürt milliyetçileri. Biliyorsun bunları yaşadık. Hatta ben Diyarbakır’da bir toplantıya gelmiştim aylar önce, biliyorsun. Orada da bana süreci savunduğum için itiraz edenler olmuştu. Kürtler burada ne kazanacak meselesi… Şimdi Diyarbakır’da hâlâ bu tartışma çok yoğun bir şekilde sürüyor mu, yoksa etkisiz mi? Yani bir anlamda Öcalan’ın Kürtlerin aleyhine bir anlaşma yaptığı önermesi karşılık bulabiliyor mu?
Vahap Coşkun: Yani sosyal medyadaki tartışmalar kadar harareti yok bu tartışmaların. Yani zannediyorum toplum biraz daha bu işin sona ermesi yönünde bir isteğe bağlı. Çünkü bir çatışma yorgunluğu var. Bir savaş yorgunluğu var. Bunun mümkün mertebe erkenden bitmesini ve herkesin kendi işine bakmasını isteyen bir ruh hali egemen benim gözlemleyebildiğim kadarıyla. Ama bu tartışmalar da normal. Şöyle normal; dünyanın her tarafında bir çatışmayı bitiren bir anlaşma yapıldığında bundan çeşitli gerekçelerle rahatsızlık duyanlar olabilir ve buna eleştiri getirebilirler. İşte Türk milliyetçileri sürecin başında hemen birtakım argümanlar dile getirdiler. İşte bu egemenliğin ortadan kaldırıldığını, Türkiye’nin bölünmeye gideceğini, üniter devlet yapısının ortadan kaldırılacağını vesaire. Çeşitli argümanlar üzerinden bir nevi bu süreci şeytanlaştırmaya çalıştılar. Ama 2 yıldır devam eden süreçte böyle bir şey çıkmadı. Kürt tarafına gelince orada şöyle bir husus var. Yani PKK’nin eleştirilmesinin temel sebeplerinden bir tanesi, PKK’nin ortaya çıktığı dönemdeki argümanları ile şu anda geldiği nokta arasında çok büyük bir uçurumun olması. Biliyorsunuz PKK diğer Kürt örgütleri içerisinde en radikal metotları kullanan, taleplerini en üst seviyede dile getiren ve bu konuda da uzlaşmaya en az meyilli olan örgüttü. O noktadan buraya gelmesi çeşitli kesimler tarafından eleştiriliyor ve işte Kürtlerin ne kazandığı sorusu burada soruluyor. Tabii buna PKK’nin de verdiği cevaplar var, DEM’in de verdiği cevaplar var. Ama bu cevaplar diğer tarafı tatmin etmiyorlar. Bu tür tartışmaların olması son derece doğal ama benim görebildiğim kadarıyla toplum bu çatışmanın bitmesini istiyor. Bir an önce bu dağdan inme sürecinin gerçekleşmesini talep ediyor ve sürecin artık siyaset ile evrilmesini istiyor. O nedenle bu talepleri işte DEM de çok rahatlıkla dile getirebiliyor.
Ruşen Çakır: Peki, sana göre bu sürecin en hassas yeri neresi? Şu anda yasa geçecek, onu biliyoruz. Uygulama olacak vesaire. Kırılganlıklar neler, en fazla altını çizmek istediğin?
Vahap Coşkun: Bu silah bırakma önemli bir husus ama şunu bilelim. Bu tür süreçlerde aslında bir nevi en kolay olan husus silah bırakma. Silah bırakmaktan sonraki eve dönüş süreçleri ve aynı zamanda toplumla bütünleşme süreçleri daha fazla kırılganlıkları kendi içerisinde barındırabilir. O nedenle burada son derece dikkatli davranmak gerekir. Bu silah bırakma sürecinin selametle yürütülmesi, herhangi bir kesimi rahatsız etmeyecek bir şekilde yürütülmesi lazım. Sloganlardan, abartılı ifadelerden, gösterilerden, şovlardan kaçınmak lazım. Bunun mümkün mertebe nötr bir dille ve oldukça dikkatli bir şekilde gerçekleştirilmesi lazım. Yoksa tek bir slogan, tek bir gösteri sürece yönelik birtakım eleştirilerin ortaya çıkmasını beraberinde getirebilir. İkinci olarak, bu silah bırakmaktan sonraki dönemi de bir planlamak gerekiyor. Yani silah bırakanların hukuki olarak ve siyasi olarak ne pozisyonda olacağını da net bir şekilde öngörmek lazım. Bunların okulları, eğitimleri, istihdamları, siyasal duruşları, siyasal pozisyonları ne olacak? Bunların mümkün mertebe doğru bir şekilde planlanması lazım. Bu hem devletin, devletin bütün kurumlarının çalışması gereken bir husus. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sağlık Bakanlığı’na, Ekonomi Bakanlığı’ndan Adalet Bakanlığı’na kadar bütün hususların çalışması gereken bir husus. Hem de toplumun buna hazırlanması gereken husus. Bunları gerçekleştirmek lazım. Ve üçüncü olarak da, biz Türkiye’de gerçek manada bir çatışmanın ortadan kalkmasını istiyorsak, silah bırakma ve eve dönüşler bunun ilk adımı ama bununla yetinmemek gerekiyor. Bunun bir üst perdesi daha var. O da bu süreci mutlak manada işte demokratik birtakım haklarla tamamlamak ve onun üzerinden yeni bir Türkiye tasavvuru ortaya koymak. Dediğim gibi bu bir gün içerisinde olacak bir husus değil. Ama bu adımları mümkün mertebe bütünlüklü bir şekilde düşünmek lazım. Sanıyorum yasada bunun için birtakım düzenlemeler de öngörülüyor. Yani iki tür mekanizmanın olacağı söyleniyor. Bu mekanizmalardan bir tanesi yürütmenin içerisinde yer alacağı bir mekanizma, diğeri ise parlamentonun içerisinde yer alacağı bir mekanizma. Yani yürütme hangi adımların atılacağı konusunda bir çaba içerisinde olacak. Diğer taraftan parlamentoya da sürekli bilgi sunularak bunun demokratik meşruiyetinin sağlanmasına çalışılacak. Dolayısıyla bu iki mekanizmanın da iyi bir şekilde formüle edilmesi ve toplumu ikna edecek bir şekilde çalışmasının sağlanması gerekiyor. Dolayısıyla ilk adımımız bu. Önemli bir adım. Son derece tarihi bir adım. Hukukileşme ve siyasileşmeye geçtiğimiz bir adım. Ama bundan sonraki adımları da çok dikkatli bir şekilde planlamak gerekiyor.
Ruşen Çakır: Bu bağlamda tabii aklıma şu geliyor: Yıllarca, neredeyse 50 yıldır silahla siyaset yapma iddiasındaki bir hareketin binlerce elemanı… Şimdi bunlar demokratik siyaset, öyle tabir ediyorlar biliyorsun, ona eklemlenme gibi bir şey. Bu çok zor olacak. Yani mesela şimdi gözümün önüne geliyor yine; Duran Kalkan Öcalan’la beraber örgütü kurmuş, hayatının neredeyse 40 yılı, 50 yılı illegal bir şekilde dağlarda şurada burada geçmiş, bir ara da Avrupa’da hapis yatmışlığı var falan ve siyaset yapmak istiyor. Onu sordum biliyorsun. ‘‘Bizim neyimiz eksik?’’ diyor. Nasıl olacak? Ben hâlâ o konuda çok şeyim. Tabii dünyada bunun örnekleri var.
Vahap Coşkun: Var. Evet.
Ruşen Çakır: Latin Amerika’da falan örnekleri var ama zor bir iş ya.
Vahap Coşkun: Elbette çok zor. Şöyle zor, yani bir kere bu PKK’yi yöneten kadronun Türkiye’ye ne zaman geleceği ve ne zaman siyaset yapma hakkına sahip olacağı net değil. Bu kadronun önemli bir kısmının da zaten belirli bir yaşa geldikleri biliniyor. Dolayısıyla eğer bu süre uzun tutulursa onların aktif bir şekilde siyaset yapmaları da zor olabilir. Onu belirteyim. Ama şöyle bir durum var. Yani PKK silahsızlandığında, Türkiye’ye geldiğinde, PKK mensupları siyasal hayata karıştığında, bu sivil siyaset ile yeniden eklemlenme süreci birtakım gerilimleri kendi içerisinde üretebilir. Yani buradaki sivil aktörler ile yeni gelecek olan ve sivilleşecek olan aktörlerin rol dağılımı ne olacak? Kimler nasıl pozisyonlar elde edilecekler? Bu birtakım sorunlar üretebilir ama ben bunların aşılmayacak sorunlar olmadığı kanatindeyim. Yani bu sorunlar bir şekilde aşılır. Hayatın içerisinde zaten bu sorunlar aşılır. Şimdi PKK’nin şu andaki yapı itibarıyla bir şekilde bir DEM’leşeceği bir süreç, yani PKK üyelerinin silahı bırakıp sivil siyasete geçeceği bir süreç işleyecek. Bu süreç birtakım gerilimleri barındırsa da siyasetin içerisinde bunlar kendi yolunu bulabilirler. Çünkü bu aktörlerin de hayatı tamamıyla değişecek. Daha önce sorgulanamaz bir konumdayken şimdi sorgulanabilir bir konuma gelecekler. Daha önce eleştirilemez bir konumdayken şu anda eleştirilebilir bir konuma gelecekler. Hesap veremez bir pozisyondayken hesap verebilir bir pozisyona gelecekler vesaire. Dolayısıyla sivil siyasetin bu anlamda herkesi terbiye edici bir etkisi olacak.
Ruşen Çakır: Evet, Vahap hayırlısı olsun. Bayağı gecikti ama geç olsun, güç olmasın diyelim ama güç olacak yine de, bayağı bir sorunlu olacak. Bakalım, ama çok önemli bir dönemeci dönmek üzereyiz anladığım kadarıyla.
Vahap Coşkun: Evet, öyle. Yani doğasının gereği bu tür sorunlar kolay çözülmez. PKK asgari 50 yıllık bir örgüt, 41 yıllık bir çatışma var. Bu çatışmanın ürettiği bir tablo var. Bunlarla yüz yüze gelmek elbette ciddi manada birtakım sorunları kendi içerisinde üretecektir. Ama hani geleceğe bakma konusunda biraz daha ümitvar olabiliriz. 2 sene öncesine gittiğimizde böyle bir tablonun ortaya çıkacağını kimse öngörmüyordu. Hatta bu süreç başladığında, sen de gayet yakından takip ettin Ruşen abi, birçok kimse bugüne gelineceğine asla ihtimal vermiyordu. ‘‘Öcalan çağrı yapmaz. PKK ona uymaz. Silah bırakmaz. Silah bırakmasına izin vermezler.’’ vesaire, bir sürü argümanlar ileri sürülüyordu ama onların hepsinden geçildi. Parlamentoda komisyon kuruldu, raporlar yazıldı ve şu anda bir yasa çıkıyor. Bu yasa hepimizi tatmin etmeyecek, etmeyebilir. Bu yasanın içerisinde birçok eksik ve gedik husus olabilir. Bunlar da yine mümkün olan hususlar. Ama önemli olan bu çatışmanın bir hukukileşmeye doğru gitmesi, bir siyasileşmeye doğru gitmesi, anlaşmazlıkların ve taleplerin silahla değil siyaset ile konuşulur bir hale gelmesi. Orada da elbette birçok güçlükle karşılaşacağız. Birçok zorluk karşımıza çıkacak. Ama önemli olan bunu siyasetin içerisinde çözme iradesinin gösterilmesidir. O irade olduğu müddetçe sorunlar güç de olsa, zaman da alsa çözecek yollar bulunur.
Ruşen Çakır: Evet, çok teşekkürler Vahap yayınımıza katıldığın için. Eksik olma.
Vahap Coşkun: Ben teşekkür ederim.
Ruşen Çakır: Evet, yarın Meclis’e, komisyona sunulması beklenen çerçeve yasanın muhtemel etkilerini Doçent Vahap Coşkun’la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.








