İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, CHP’li üç belediye başkanının AKP’ye geçişini değerlendirdi. Çakır, bu gelişmeyi Erdoğan’ın sandıkta alamadığı belediyeleri farklı yollarla ele geçirme stratejisinin parçası olarak yorumladı.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, CHP’den seçilen üç belediye başkanının AKP’ye katıldığını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından rozet taktıklarını aktardı. Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl ve Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez’in yanı sıra, asıl başkanın tutuklanmasının ardından CHP’li meclis üyelerinin oylarıyla vekilliğe seçilen Şile Belediye Başkanvekili Sacit Terzi’nin de bu geçişte yer aldığını belirtti.
Çakır, bu üç geçişle birlikte CHP’nin İstanbul’da kazandığı 26 ilçe belediyesinden altısının AKP’ye geçtiğini, ikisinde kayyum bulunduğunu ve geriye 18 belediyenin kaldığını söyledi. Adalar, Ataşehir, Beşiktaş ve Silivri başkanlarının cezaevinde olduğunu, Şişli ile Esenyurt’a ise kayyum atandığını hatırlatan Çakır, Esenyurt’un Türkiye’nin en büyük ilçesi olduğunu vurguladı.

Aday gösterme süreci sorgulanıyor
Geçiş yapan isimlerin partilerini bu kadar kolay terk etmesini sorgulayan Çakır, “CHP bunları niye aday göstermiş?” diye sordu. Eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaptancıoğlu’nun bu durumu ciddi bir parti içi sorun olarak nitelediğini aktaran Çakır, Aydın ve Afyon başkanlarının “çekirdekten CHP’li” olduğunu, Uşak’ta itirafçı olan başkanın da geçmişte CHP’den milletvekilliği yaptığını hatırlattı.
Aday belirleme sürecinde esas sorumluluğun Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nda olduğunu, özellikle İstanbul’da İmamoğlu’nun etkili olduğunu belirten Çakır, “Hangi kıstaslarla bunu yaptılar, neden bu kişileri seçtiler, bunu niye engelleyemediler, bunlar çok ciddi sorular” dedi. Erdoğan’ın yalnızca CHP’den değil Yeniden Refah Partisi, İYİ Parti ve bağımsız isimlerden de transfer yaptığını belirten Çakır, bunun sandıkta alınamayan sonucu telafi etme çabası olduğunu söyledi.

Özel’in aktardığı tehdit örneği hatırlatıldı
Çakır, Özgür Özel ile geçen çarşamba yaptığı röportajı hatırlattı. Özel’in aktardığına göre bir belediye başkanı, eski bir AKP milletvekilinin kendisine “On beş gün içerisinde sana operasyon yapacaklar, AK Parti’ye geçersen yırtarsın” dediğini aktarmıştı. Çakır, Özel’in “Ne yapacaksın” sorusuna başkanın “Tabii ki hapse gireceğim” yanıtını verdiğini belirtti.
Bazı CHP’li başkanların bu duruşu sergilediğini, bazılarının ise cezaevine girmemek için saf değiştirdiğini söyleyen Çakır, yeni partinin bu süreci ciddiyetle değerlendirmesi gerektiğini belirtti. Çakır, “Bu böyle, o zaten şöyleydi, bu zaten böyleydi diye geçiştirilecek konular değil” diyerek 2024’teki oy artışının İmamoğlu-Özel ikilisinin getirdiği dinamizmden kaynaklandığını, ancak geçiş yapan isimlerin de “sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarının” belli olduğunu sözlerine ekledi.
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.
Dün İstanbul’da üç CHP’li belediye başkanı, daha doğrusu CHP’den seçilmiş belediye başkanı AKP’ye katıldı. Erdoğan kendilerine rozet taktı. Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl, Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez ile Şile Belediye Başkanvekili Sacit Terzi. Malum Şile Belediye Başkanı tutuklanınca CHP’li meclis üyelerinin oylarıyla belediye başkanvekilliğine Sacit Terzi seçilmişti ve bu üçü de katılınca Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul’da kazandığı 26 ilçe belediyesinin 6’sı AKP’ye geçmiş oldu böylece. İkisinde de kayyum var. Geriye kalıyor 18 belediye. Bu 18 belediyenin başkanlarından bazıları da cezaevindeler biliyorsunuz. Adalar mesela öyle. İlk aklıma gelenler; Ataşehir öyle, Beşiktaş öyle, Silivri öyle. Kayyum atanan yerler daha ilk başlarda Şişli ve Esenyurt. Esenyurt, biliyorsunuz Türkiye’nin en büyük ilçesi. Şimdi AKP’ye geçenler nasıl oldu? Beykoz’da belediye başkanı içeri atıldı. Yerine seçilen belediye başkanvekili geçmişti daha önce. Bunu gördük. Onun dışında Gaziosmanpaşa ve Bayrampaşa belediyeleri de belediye başkanları atıldıktan sonra meclis üyelerinin seçiminde AKP’li kişiler belediye başkanvekili seçildi. Bursa’da da benzer bir olay yaşandı, biliyorsunuz. AKP orada da belediyelere el koydu, öyle söyleyelim. Bugün de üç tanesi daha geçti.
Bu üç belediye başkanının geçme ihtimalleri dile getiriliyordu zaten. Özellikle Eren Ali Bingöl. Diğerleri çok fazla bilinen isim değil. Eren Ali Bingöl de çok bilinen bir isim değil. Açıkçası ben bir iki ay öncesine kadar adını pek duymamıştım. O da bekleniyordu ve işte geçen gün bir video yaptı. Ardından da AKP’ye geçti. Bunu gördük. Hayırlı uğurlu olsun diyelim. Ama sadece İstanbul’da yaşanmıyor bu olay. Biliyorsunuz Aydın ve Afyon belediye başkanları geçti. Ankara’da önemli birtakım belediyeler, Gaziantep’te Şehitkamil Belediyesi, Ankara’da Keçiören tabii ki… Sandıkta kazanamadığını bir şekilde Erdoğan özellikle İstanbul’da – ki İstanbul onun için çok önemli bir yer – yargı yoluyla ya da ayartarak… Yani buna ne diyelim? Havuç ve sopa uygulaması; aslında havuç uzatılanlara yani transfer edilenlere masa altından herhalde sopa da gösterilmiştir. Hiç şaşırmayız. Bu belediyelerin neredeyse hepsinin ortak özelliği daha önceki dönemde AKP’nin elinde olması. Yani Cumhuriyet Halk Partisi 2024 seçimlerinde Şile’yi, Tuzla’yı, Çekmeköy’ü AKP’den almıştı, tıpkı Beykoz’da olduğu gibi ya da mecliste olan Bayrampaşa ve Gaziosmanpaşa’da olduğu gibi, buralar AKP’nin yerleriydi, oraları elinden aldı. Yine AKP’den alınan belediyelerden Üsküdar’ın belediye başkanının içeride olması, Beyoğlu belediye başkanının da bir süre tutuklu kalıp sonra tahliye edilmiş olması da çok fazla tesadüf değil. Bir tür sandığın intikamını alıyor Adalet ve Kalkınma Partisi ve Erdoğan.
Tabii burada başka bir soru var. Daha önceki bazı yayınlarda da dile getirmeye çalıştım. Bu kişiler niye gidiyorlar? Tamam, iktidara gidiyorlar; korkuyorlar. Başlarına bir şey gelmesinden korkuyorlar. Şu oluyor, bu oluyor. Bir şekilde bir havuç ve sopa, havucun cazibesi sopanın korkusu diyelim. Ama o zaman ortaya şöyle bir şey çıkıyor: CHP bunları niye aday göstermiş? Bu kişiler bu kadar kolay bir şekilde partilerini terk ediyorlarsa hani ortada bir dava falan yok mu? Dün olayın ardından, üç kişinin AKP’ye transferinin ardından eski CHP il başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun bir sosyal medya paylaşımını gördüm. O bu tür kişilerin aday gösterilmesinin çok ciddi bir parti içi bir sorun olduğunu söylüyor, ki bu da onu gösteriyor. Ama, daha önce de bir yayında söylemiştim, şunu da unutmamak lazım; evet, yeni birtakım isimler mesela Eren Ali Bingöl, genç birisi, onun aday gösterilmesine zamanında itiraz edenler olmuş, şu olmuş, bu olmuş. Ama şunu biliyoruz ki mesela Aydın, mesela Afyon belediye başkanları çekirdekten CHP’liydi ya da Uşak’taki her ne kadar parti değiştirmediyse de itirafçı olan belediye başkanı öyle, o da çekirdekten CHP’li. Milletvekilliği yapmış, ondan sonra belediye başkanlığına gelmiş. Bütün bunlar aslında çok ciddi soru işaretleri. Bunu, CHP’nin demeyeceğim artık, özellikle Yeni Parti’nin kendisine sorması gerekiyor. Çünkü bu belediye başkanlarını aday gösterenler esas olarak şu anda Özgür Özel ve arkadaşlarıydı. Ekrem İmamoğlu’nun özellikle İstanbul’da belediye başkan adaylarının seçilmesinde birinci derecede etkili olduğunu biliyoruz. Hangi kıstaslarla bunu yaptılar? Neden içlerinden bazıları, işte böyle mesela bir günde üçü birden nasıl geçiyor? Bu kişileri neden seçtiler? Bunu niye engelleyemediler? Bunlar çok ciddi sorular.
Ama tabii ki işin bir başka yönü var. Erdoğan’ın, bunca yıl İstanbul’u neredeyse tek başına yönetmiş bir hareketin liderinin şimdi böyle kişileri bir şekilde devşirmek zorunda kalması da olayın başka bir boyutu. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: bu kişilerin ayrılması, AK Parti’ye geçmesi CHP ve özellikle Yeni Parti için çok ciddi bir soru işareti; ama bunların geçiyor olması da AK Parti için öyle çok muazzam bir güç gösterisi de değil. Normal şartlarda bu kişileri, bu tür kişileri almaması gerekir. Ama son yerel seçimden sonra Erdoğan alabildiği neredeyse herkesi, belediye başkanlarını partisine topluyor. Sadece CHP’den değil, Yeniden Refah Partisi’nden çok ciddi bir şekilde aldı, İYİ Parti’den aldı, bağımsız seçilen bazı isimleri aldı. Dolayısıyla Erdoğan’ın sandık hezimetini telafi etmek için kullandığı bir şey ve bunların bir de böyle aralıklarla yapılıyor olması da başka bir olay. Genellikle Meclis grup toplantılarında yapıyordu, şimdi İstanbul’daki toplantıda bunu yaptı. Ve tabii hepimiz şimdi ne diyoruz? Bu isimler, üç isim; Şile, Tuzla, Çekmeköy bekleniyordu. Şimdi beklenen başka isimler var. O isimler olacak mı diye bekliyoruz.
Tekrar şunu hatırlatayım: Çarşamba günü Özgür Özel’le yaptığımız röportajda bize şunu söyledi; ‘‘Geçen bir belediye başkanı arkadaşım geldi, karşıma oturdu ve eski bir AKP milletvekili kendisine ‘15 gün içerisinde sana operasyon yapacaklar, AK Parti’ye geçersen yırtarsın’ demiş’’, böyle söylendiğini aktarmış. Özgür Özel de ‘‘Ne yapacaksın?’’ diye sorduğunda ‘‘Tabii ki hapse gireceğim’’ demiş. Bu duruş beklenen duruş. Bu duruşu sergileyen isimler var şu anda, Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları var. Ama bir diğer yandan şu ya da bu sözde gerekçelerle cezaevine girmemek için bir şekilde saf değiştirenler var, oldu, daha da olacak. Türkiye’de siyasetin hâli maalesef böyle. Yeni Parti eğer gerçekten yeni olmak istiyorsa bu konuyu çok ciddi bir şekilde kendi içerisinde değerlendirmesi gerekiyor. Bu böyle, ‘‘o zaten şöyleydi, bu zaten böyleydi’’ diye geçiştirilecek konular değil. Zaten öyleydiyse niye onu aday gösterdiniz? Ve görüyoruz, bakıyoruz ki oralarda bir önceki seçime göre Cumhuriyet Halk Partisi büyük oy patlamaları yapmış. Bu İstanbul’un birçok ilçesinde yaşanan bir şeydi. Tabii ki adayların da bir rolü vardı ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin o tarihte yeni kongresi ile beraber Ekrem İmamoğlu-Özgür Özel ikilisinin verdiği dinamizmle seçilmiş insanlardı. Şimdi onları karalayarak çözülebilecek bir sorun değil. Tabii ki onları karalayarak çözülecek bir sorun değil ama bu kişilerin de sütten çıkmış ak kaşık olmadıkları belli. Seçmenin yüzüne nasıl bakacaklar açıkçası çok bilmiyorum. Ve bir yerden sonra çok da umurumda değil açıkçası.
Geçen Shakespeare dedik, bugün yine İngiltere’den devam edelim. Charles Dickens’tan bahsedelim. Victoria döneminin büyük yazarı; özellikle romanlarıyla bilinen 1812-1870 yılları arasında yaşamış. Kitaplarının bazılarını söylesek yeter. ‘‘David Copperfield’’, ‘‘Oliver Twist’’, ‘‘İki Şehrin Hikayesi’’ özellikle, ‘‘Büyük Umutlar’’; bunlar ilk söylenebilecek şeyler. ‘‘Bir Noel Şarkısı’’ da var. Başka birçok kitabı var. Bunlar tabii ki özellikle sinemaya çok uyarlanmış eserler. Gerçekçi bir kişi. Sınıf meselelerini bir şekilde ele almış bir kişi. Ve insan; insanı çok ciddi bir şekilde ele almış bir kişi. Dickens’ın hâlâ okunuyor, hâlâ tartışılıyor olması onun ne kadar büyük bir yazar olduğunu bize gösteriyor. Kendisini takdirle anıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








