İSTANBUL (Medyascope) – CHP’nin 38. Olağan Genel Kurultayı’nın iptali ve CHP Genel Merkezi’nin polis müdahalesiyle boşaltılmasının yankıları sürüyor. Hafta Başı’nın bu bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Kadri Gürsel ile CHP’de mutlak butlan kararı sonrasında yaşanan siyasi tabloyu ve İran-İsrail-ABD hattında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Videonun özeti:
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- CHP’nin 38. Olağan Genel Kurultayı’nın iptali ve polis müdahalesi tartışmaları sürüyor.
- Kadri Gürsel, mutlak butlan sonrası CHP’deki durumun ana muhalefetin işlevsizleşmesine yol açabileceğini belirtti.
- Seçim sürecinde teşkilatların nasıl çalışacağı ve sandık güvenliğinin nasıl sağlanacağı belirsizliğini koruyor.
- Ruşen Çakır, iktidarın yargı mekanizmasını daha görünür kullanarak siyasi tıkanıklığını gösterdiğini ifade etti.
- İran savaşı ateşkes görüntüsü sunsa da kalıcı sonuçların belirsiz.
Mutlak butlan sonrası CHP
Hafta Başı’nın bu bölümünde Ruşen Çakır, Kadri Gürsel ile mutlak butlan sonrası CHP’de yaşanan süreci ele aldı. Gürsel, CHP’de yaşanan sürecin doğrudan ana muhalefetin işlevsizleştirilmesi anlamına geldiğini söyledi:
“Bilinen haliyle Cumhuriyet Halk Partisi kapatıldı. Arkasından bu operasyon ve öncesindeki atama süreciyle genel merkeze cebren el konulmasının ardından ortaya çıkacak yapı halkın gözünde meşru kabul edilen CHP olmayacak. CHP dediğimiz şey sadece bina değildir. Üyeleriyle, genel merkeziyle, örgütleriyle, milletvekilleriyle ve seçilmiş kadrolarıyla bir bütündür. Ama bugün baktığımızda genel merkezi elinde tutan yapı ile partinin siyasi meşruiyetini taşıyan kesim arasında çok ciddi bir ayrışma var.”
Sürecin yalnızca bugünü değil seçim sürecini de etkileyeceğini belirten Kadri Gürsel, “Şimdi çok temel bir sorun ortaya çıkıyor. Önümüzde bir seçim olursa teşkilatlar nasıl çalışacak? Sandık güvenliğini kim sağlayacak? Örgütler nasıl hareket edecek? Çünkü bir yanda partinin araçları, binaları, bütçesi ve kurumsal imkânları var. Diğer tarafta da siyasi meşruiyet iddiasını taşıyan insanlar var. Bu ayrışmanın doğal sonucu çok ciddi bir işlev kaybı olacaktır” dedi.
Ruşen Çakır, CHP’ye yönelik müdahalelerin iktidarın mutlak gücünü değil, siyasal alandaki tıkanmışlığını da gösterdiğini söyledi. “İktidar siyaseten sonuç alamadığı yerde yargı mekanizmasını daha görünür biçimde kullanıyor” diyen Çakır şunları ekledi:
“Şimdi baktığın zaman tamam, muhalefeti parçalıyor ama bu AKP artı MHP’nin oyunun yüzde 40’ın çok üzerine çıktığını ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını kesin kazanacağını gösteren rakamlar değil. Burada bir şeyi ayırmak lazım. Karşımızda iktidarın elindeki bütün araçları kullanması var ama bu kendi siyasal gücünü artırdığı anlamına gelmiyor.”

İran savaşı bitti mi?
Ruşen Çakır, Kadri Gürsel ile İran savaşını ve ateşkes ihtimalini değerlendirdi. Gürsel, askeri başarı ile siyasi sonuç arasındaki farka dikkat çekti:
“Şu an göstergeler olumlu görünüyor. Taraflar çok yoruldu. Körfez ülkeleri de bunun yeniden başlamasını istemiyor. Ama savaşın gerçekten bitip bitmediğini anlamak için sadece bombaların susmasına bakmak yetmez. Çünkü savaşın sonunda siyasi olarak ne elde edildiği de önemlidir.”
İran savaşı konusunda ise Çakır, ateşkes görüntüsünün kalıcı olup olmayacağına dair “Savaş bitiyor gibi gözüküyor ama burada asıl mesele sadece silahların susması değil. Çünkü Ortadoğu’da birçok kez ateşkes gördük ama sonra bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Bu yüzden kalıcı sonuçları görmek gerekiyor” diye konuştu.
Video deşifresi
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. ‘Hafta Başı’yla karşınızdayız. Kadri Gürsel’le Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına gelenleri konuşacağız. Yayının sonunda da İran Savaşı’nın bitiyor gibi gözükmesi üzerine de birkaç kelam ederiz. Kadri, merhaba.
Kadri Gürsel: Merhabalar Ruşen.
Ruşen Çakır: Olayın olduğu 21 Mayıs günü, yani mutlak butlan kararı günü Medyascope’ta 6 saatlik yayın yaptık, ilk konuklardan birisi de sendin. O yayında “Bu kararla CHP bir anlamda kapatılmış sayılır” demiştin. Dün Özgür Özel, o kararı yırttıktan sonra yaptığı açıklamada aynı şeyi söyledi. Şu anda bir tane atanmış genel başkan var. Genel merkez polis marifetiyle ona aktarıldı, kendisi bayramın ikinci günü gidecekmiş. Bir tane seçilmiş genel başkan var, o, kendisini milletvekillerine CHP Grup Başkanı seçtirdi biliyorsun ve grup başkanı olarak Meclis’teki odasını CHP Genel Merkezi gibi kullanmaya başladı. Hatta bugün itibarıyla DEM Parti eş genel başkanlarını orada kabul etti, MKYK üyeleriyle orada toplanıyor. Şu anda iki ayrı parti varmış gibi gözüküyor ve bir belirsizlik var tabii ki. Kurultay olup olmayacağı, ne zaman olacağı henüz belirsiz. Bir de tabii ki Kılıçdaroğlu devletin oraya atadığı isim olarak, başta bütçe olmak üzere birçok şeyi kontrol etmeye başladı. Birtakım görevden almalar başladı; avukatlar, YSK temsilcisi görevden alındı. Herhalde eski yönetimle ilgili yapabildiği her şeyi tırpanlayacak. Kendisi buna “arınma” diyor ya, arınmayı yapacak herhalde. Ama belli bir yerden sonra da bir şeylerin değişmesi gerekecek. Aslında tam bir belirsizlik var ve tabii ki bütün bunların bayramın hemen öncesinde yapılmasının da hiç de rastlantı olmadığı çıkıyor ortaya. Çünkü insanlar zihnen ve fiziken de tatildeler. Mesela Ankara’da bu olay oldu. Ankara, kamu personeli için ağırlıklı bir şehir. İnsanlar cuma gününden sonra tatile girdiler ve pazar günü Cumhuriyet Halk Partisi’ne bunlar yapıldı. Yine de bayağı bir kalabalık vardı yağmura rağmen. Bayramdan sonra herhalde biraz daha hareketlenir.
Mesela bayramdan sonra ilk grup toplantısı salı günü ve Özgür Özel “Grup toplantısını ben yapacağım” diyor. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ne yapacak? Orada CHP’nin salı günü standart saati ve salonu var. Yıllardır ben de hep orada izlerim; Deniz Baykal, Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel orada konuştu. Şimdi salı günü kim konuşacak? Özgür Özel “Ben konuşacağım” diyor. Kemal Kılıçdaroğlu “Konuşacağım” demedi ama Özgür Özel’i “Konuşturmayacağım” diyebilir. Diyelim ki Kemal Kılıçdaroğlu konuştu, kaç milletvekili onu dinlemeye gidecek? Bir de milletvekillerinin arasında bölünme var biliyorsun, yani 20 civarı milletvekili Kılıçdaroğlu’na destek veriyor. Bu arada dün Kılıçdaroğlu’na destek veren üç ya da dört milletvekili, bu genel merkez baskınından duydukları rahatsızlığı aynı metni paylaşarak ifade ettiler. Böyle bir belirsizlik var. Sen şimdi fiilen kapanmış olan partinin bundan sonra başına neler gelebileceğini düşünüyorsun?
Kadri Gürsel: Güldüğüm için kusura bakma. Bilinen hâliyle Cumhuriyet Halk Partisi kapatıldı. Bu operasyon ve öncesinde yapılan atama ve sonrasında, bu operasyonla genel merkeze cebren el konulmasının akabinde, ortaya çıkacak olan yapı, halkın gözünde meşru addedilen Cumhuriyet Halk Partisi olmayacak. Böyle bir şey olmayacak. Tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi derken, herhalde biz bütün üyeleriyle beraber bir partiyi, yani Özgür Özel’i, parti meclis grubunu, genel merkezi hepsini içine alan bir Cumhuriyet Halk Partisi’nden bahsediyoruz. Genel merkeze atananlar, bu operasyon içinde bilfiil bilerek ve isteyerek yer alanlar, bu operasyonun eşgüdümünde bileşenlerden biri olanlar, operasyonu yaparken iktidarla eşgüdüm içinde hareket edenler, her türlü hareket ve eylemlerini ona göre ayarlayanlar… Başından beri baktığın zaman fermuar organizasyonu görüyorsun. Kılıçdaroğlu konuşuyor, video yayınlıyor, ertesi gün mutlak butlan çıkıyor. Bilmese böyle bir şeyin olacağını, o olmaz. Zaten karar o perşembe çıkıyor, kurultay için müzakere zemini ararlarken, sabahın köründe birkaç milletvekili ve arkasında da tuhaf tiplerden oluşan bir kalabalıkla beraber genel merkezi basmaya gidiyorlar. O baskın, orada onların alınmaması, ardından polis operasyonu, tabii ki her şey şekilde eşgüdüm içinde yürütüldü. Bu bir örgüt. Cumhuriyet Halk Partisi ana muhalefet partisi. Yani ne olacak Cumhuriyet Halk Partisi’nde? Ana muhalefet partisi ama muhalefeti kim temsil ediyor? Bu sorunun cevabını bulalım. Genel merkez artık bir muhalefet partisi değil. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezini elinde tutan klik, grup, muhalefeti temsil etmiyor. Çünkü muhalefet, iktidarın atadığı bir muhalefet olamaz. İktidar tarafından atanmışlardır ve neye göre, nasıl muhalefet yapacaklardır? Bu gerçeği herkes görüyor ve biliyor ve buna rağmen muhalefet yapar gibi görünmekten öte, gerçekten safiyane bir şekilde muhalefet yaptıklarını zannetseler bile, hatta Türkiye’nin en sert muhalefetini dahi yapsalar asla inandırıcı olmayacak. Dolayısıyla artık Kılıçdaroğlu kliğinin muhalefet etme kapasitesi sıfırdır. Muhalefet yapmayacaklardır, yapamayacaklardır. O bitti.
Ruşen Çakır: Şimdi bir burada bir şey söyleyeyim: Bir gün önce yaptığı video, bir tür manifesto gibi çıktı. Orada bir “iktidar yürüyüşü” lafı dışında, siyasi iktidara yönelik tek bir kelime yok. Sadece ve sadece CHP içi bir çıkış. CHP’ye bir şey söyleyip sonra şunu dese mesela; ayıp olmasın diye bile yapmamış. “Bunlar bu ülkenin muhalefetini değerlendiremiyorlar, biz gelip Türkiye’yi şaha kaldırıp iktidarı alacağız” dese ve insanların yoksulluğunu anlatsa, ama o da yok. Şu âna kadar hiç yok.
Kadri Gürsel: Olsa da etkisi olmayacak, inandırıcı olmayacak ve gülünç duruma düşecek. Bu hâliyle genel merkez muhalefeti temsil etmiyor. Ama genel merkezin dışında tasfiye edilen grup ise hukuken muhalefeti temsil etmiyor, fiilen ana muhalefeti temsil ediyorlar. Fakat onların da ana muhalefet görevini yerine getirmek için ihtiyaç duydukları pek çok altyapıdan, imkândan, araçtan, paradan, örgüt altyapısından, binadan şu aşamada mahrum kalacaklarını görmek gerekiyor. Bu hâliyle ortaya bir süre daha genel merkezin bu partiyi yönetemeyeceği ve belki de sonunda pes edeceği, geriletileceği gibi bir beklentiyle bir süre hareket edecek, ama çok önemli bir süre ve çok değerli bir zamanı bu şekilde tüketecek olan bir toplam CHP tablosu çıkıyor. Yani toplam CHP derken, tasfiye edilenler azınlık ve çoğunluk grubu… Aslında partide çoğunluğu oluşturuyorlar her bakımdan. Ama partinin bütün parası, aracı, gereci, binası hepsi azınlığın elinde ve bu azınlık muhalefet edemeyecek.
Bundan çıkan sonuç şudur: Türkiye’de ana muhalefet partisi, eskilerin tabiriyle mefluçtur, felç edilmiştir, fonksiyonlarını yerine getiremez hâle sokulmuştur. Demokrasilerin en önemli hasletlerinden veyahut bileşenlerinden biri, ana muhalefet partisinin olmasıdır ve ana muhalefet partisi şu an yok. Buradan, iç karışıklıklarla zamanını kaybeden ve sonunda kaçınılmaz olarak ayrışmaya ve belki ayrı bir örgütlenmeye gidecek olan bir Cumhuriyet Halk Partisi var. Çünkü olayların diyalektiği bunu emreder. Böyle olunca bu teşkilat nasıl siyaset yapacak? Bu teşkilat, önümüzdeki yıl sonbaharda bir seçim yapılacak olursa, bu seçimde parti teşkilatları nasıl davranacak, nasıl çalışacak? Bu sorunun cevabı yok. Çalışmayacaklar, çalışamayacaklar. Yeni bir parti kurulursa da o parti ne tür vasıtalarla, hangi araç ve gereçle yola koyulacak? Türkiye’de parti kurmak kolay değil. Ama “Bir parti var zaten. O partinin içine girecekler” deniyor; bakalım, onu göreceğiz.
Ama şu an Türkiye’de demokrasinin olmazsa olmazı olan rekabet ortadan kaldırılmıştır, bitmiştir. Ana muhalefet partisi tasfiye edilmiştir, işlevsiz kılınmıştır. Rekabetçi otoriterlikte rekabetin gelip dayandığı, yani var olduğunu iddia etmemiz için elimizdeki yegâne kanıt Cumhuriyet Halk Partisi ise bu Cumhuriyet Halk Partisi yok artık. Dolayısıyla artık Türkiye’de tam otoriterliğin hâkim kılınacağı bir düzlemde ilerliyoruz ve bu düzlemde, bu Cumhuriyet Halk Partisi’nin eninde sonunda ayrışacağı sürecin doğal sonucu, iktidarın 2027’de ya da 2028’de zamanında yapılması beklenen seçim engelini aşacağıdır, olumlu bir sürpriz olmazsa. Tabii ki önümüzde iki yıl var. Bu süre içinde olmadık, umulmadık gelişmeler olabilir, sürprizler yaşanabilir, siyasetin yönü, akışı değişebilir, bir anda her şey olabilir tabii. Ama bunların olmayacağı ve siyasetin düz bir çizgi halinde bu düzlemde devam edeceği varsayımından hareketle, söyleyebiliriz ki 2027’de ya da 2028’de ne zaman yapılırsa yapılsın, iktidar bu seçim engelini aşacaktır, aşmaması için de hiçbir neden kalmıyor. Çünkü ortada çalışması, muhalefet yapması imkânsız bir genel merkez, çalışması imkânsız teşkilatlar var. Bir kriz var parti içinde ve bu parti içindeki krizin ayrışmayla sonuçlanması için de bir zaman geçmesi gerekir, bilemiyoruz. Seçmen davranışı ne olacak? Ona da geleceğim ama…
Ruşen Çakır: Evet, baktığın zaman tamam muhalefeti parçalıyor, dümdüz ediyor. Ama bu AKP artı MHP’nin oyunun yüzde 40’ın çok üzerine çıkacağını ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını kesin kazanacağını gösteren rakamlar değil. Tabii her türlü sorunu çıkartıyor ama bu, kendi oyunu artırdığı anlamına gelmiyor.
Kadri Gürsel: Oraya da geleceğim. Şimdi tabii âdil ve serbest seçimlerden bahsediyoruz. Seçimler adil ve serbest olursa -ki adil olmayacağı çok açık artık, yani son dayanak noktası da kalktı ortadan- seçmende nasıl bir reaksiyon gelişir? Bir kere küçük bir seçmen grubunun, genel merkezin yanında saf tutması beklenebilir. Eğer ayrışma olursa büyük seçmen grubu yeni partiye belki oy verebilir. Çünkü İmamoğlu orada desteğini açıklayacak, birlikte hareket edecekler. Özgür Özel yine genel başkan olur. Bu tablo karşısında seçmenin siyasete, seçimin Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirecek bir değişime imkân vereceğine dair olan inancı, böyle giderse, bir ölçüde veya büyük ölçüde, onu tahmin edemeyiz ama, zayıflayacaktır. Kutuplaşmanın çok yüksek olduğu toplumlarda seçime katılma oranı yüksek olur ya hep, bizde de öyle; 84, 85 hatta 88’i falan da görmüştük, ben böyle giderse önümüzdeki seçimlerde seçime katılma oranının düşeceğini öngörüyorum.
Ruşen Çakır: Bu da Tayyip Erdoğan’a yarayacak.
Kadri Gürsel: Yarar, ama sadece o değil. Teşkilatlar çalışmazsa olacaklar nedir? Sandık hilelerine önemli ölçüde imkân ve zemin hazırlayacak ve sandığa, sonuca hile karıştırmak isteyenlerin önü açılabilir. Niye açılır? Teşkilat çalışmazsa sandık güvenliğini sağlayacak olan ekipler de çalışmaz. Bu, bu işin doğasında var. Sandığa kim sahip çıkacak? CHP sandığa sahip çıkıyordu aslında; CHP’nin önderliğinde oluyordu bu. İmamoğlu ve ekibinin hapse atılması, öncesinde de aslında Cumhuriyet Halk Partisi toplumsal muhalefetin siyasi ve örgütlü liderliğini almıştı eline. Artık bunun nasıl nereye gideceğini, nasıl cereyan edeceğini göreceğiz. Ama bugün için artık çoğunluk CHP’si veya meclis grubu CHP’si, nasıl diyelim bilmiyorum, Özgür Özel CHP’sinin bunu yapabileceği kolay gözükmüyor. …
Bir şey daha var: İktidar burada durmayacak ki. İktidar burada frene mi basacak? Önümüzde bu iktidarın yapabileceği daha büyük kötülükler var. Herkes konuşuyor, ben de birçok kez söyledim bunu. Dokunulmazlıkların kaldırılması yoluyla, ardından önemli miktarda kilit kadronun, milletvekilinin, sürmekte olan davalarla yahut açılacak yeni davalarla ilişkili olarak tutuklanması da gündeme gelebilir. Bu hiç öyle yabana atılacak bir ihtimal değil. “Gelebilir” diyorum, “olacak” demiyorum, çünkü müneccim değilim. Ama son 40 yılda yaşananlara baktığın zaman, bu iktidarın gözünde Kürt hareketiyle CHP yer değiştirmiş görünüyor şu an. Daha önce defalarca açılıp kapanan ve isim değiştiren legal partiler silsilesine baktığımız zaman, dokunulmazlıkları kaldırılan HEP milletvekilleri gibi benzer görüntüler önümüzdeki aylarda pekâlâ yaşanabilir. Çünkü zaten İBB Davası’nda 4-5 milletvekilinin dosyası ayrıldı, onların fezlekeleri Meclise geldi. Başka şeyler de olabilir. Özgür Özel hakkında açılmış çok sayıda dava var.
Ruşen Çakır: Dün yine açıldı.
Kadri Gürsel: Evet. Bunlardan birinin, birkaçının yürürlüğe konmasıyla dokunulmazlıkların kaldırılmasının ardından hemen tutuklama gelir. Peki o zaman bu şartlarda ne olur? Bu şartlarda da, yeni bir parti kurulacaksa yahut CHP içinde muhalefet yapılacaksa bu da yani dikkate değer ölçüde akamete uğrar. Çünkü burada lider Özgür Özel, temayüz etti ve gerçekten dün sergilediği tavır da bu manada ölçülü tavır, takdire şayandı bana göre. Bir protest bir liderlik ortaya koymak ve bunun kabul edilmediğini, bunun asla sineye çekilmeyeceğini göstermek bakımından önemliydi. Oradan çıkıp yürümesi ve yaptığı konuşmalarla aslında büyük bir performans sergiledi. Bunlar da olabilir. Ayrıca medya üzerinde yeni baskı tedbirleri de konulabilir, kalan medyayı tamamen hizaya getirmek açısından yapılabilir bunlar.
O zaman da tabii ‘’toplumsal muhalefet nasıl tecelli edecek, siyasi anlamda ifadesini nerede bulacak, nerede vücut bulacak?’’ soruları ortaya çıkıyor. Pek çok da bilinmez var tabii, öngörülmesi mümkün olmayan şeyler. Ama iyimser olmak bu şartlarda mümkün değil. Fakat “iyimser değiliz” diye burada siyasetin çözüm üretmeyeceği gibi bir ön kabule de sürüklenmememiz gerekiyor. Fakat denkleme yeni unsurlar girer, yeni değişkenler ortaya çıkar, bunlar değiştirebilir. Ama bugünkü denklemde ben iktidarın bu adımları atarak -ki burada çözüm sürecini de içine katarak söylüyorum. Çünkü tekrar hatırlatayım, Ekim 2024’te Akın Gürlek İstanbul’a başsavcı olarak atandı. Devlet Bahçeli DEM grubuna 3 Ekim 2024’te de selam verdi, değil mi? Aynı anda başladı bu süreçler. Birini çekiyor, yanına alıyor, ötekini itiyor ve baskılıyor. Aradaki işbirliği yapma imkanını ortadan kaldırıyor. Şimdi bir Anayasa değişikliği de yaparak belki bu sayede, bunun da tedrici, illa halk oyuna gidilerek meşruiyet zemininin güçlü olmasının temin edileceği bir Anayasa değişikliği değil, sadece Erdoğan’ın bir daha seçilmesini ve belki de hep seçilmesini, bundan sonra yaşadığı müddetçe cumhurbaşkanı kalabilmesini temin edecek bir Anayasa değişikliğine, Kürt hareketinin hoşuna gidecek bazı başka maddeler de ekleyerek imkan vermek ve bu şekilde de bunun yolunu açmak yoluyla böyle bir senaryo uygulanacak bence, öyle gözüküyor.
Ruşen Çakır: Ama mesela şimdi bugün DEM Parti eş başkanları Özgür Özel’i ziyaret ediyor.
Kadri Gürsel: Fark etmez.
Ruşen Çakır: O fark etmez, bu fark etmez.
Kadri Gürsel: Evet, öyle, o fark etmez, bu fark etmez. Ama DEM Parti burada Özgür Özel’e selamını, desteğini verir; bu iktidar tarafından mazur görülür, anlayışla karşılanır. Ama diğer taraftan süreç kendi mecrasında, kendi yatağında akar, devam eder. Bunlar birbirini dışlayan şeyler değil. Mutlak butlan çıktığı gün yapılan yorumlarda bazıları “Artık erken seçim kaçınılmazdır” dediler ya, hiç alâkası yoktu, ben katılmadım o yorumlara, bunu da söyledim. Erken seçim olmayacaktır. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin kazanını kaynatmaya devam ettikleri müddetçe, bunu da böyle öteleme imkanları olacaktır. Erken seçim ancak ekonomideki şartlarla alâkalı olan bir şey. Tek faktör siyaset değil, o ayrı bir konu. Erken seçim yapmak zorunda kalmayacak, ben burada o kadar kontrolsüz ve yönetim acizine düşmüş bir iktidar görmüyorum. Erken seçim yapmak zorunda kalmayacaklardır. Ama yapabilirler de, tamamen tercihlerine kalmış bir şey gibi görünüyor.
Ruşen Çakır: Bu arada savaş da bitiyor sanki.
Kadri Gürsel: Bitirdik mi CHP’yi? Peki oldu, bitirelim.
Ruşen Çakır: Hep iktidar hamle yapıyor, hep iktidar hamle yapıyor. Tabii elinde bütün güçler var, ama 19 Mart’ta böyleydi Kadri.
Kadri Gürsel: Evet, ama 31 Mart’ta düzgün bir seçim yapıldı.
Ruşen Çakır: 19 Mart’tan bahsediyorum. 19 Mart’ta da böyleydi. Onu da aldılar, bunu da aldılar ama bambaşka bir şey çıktı ortaya.
Kadri Gürsel: Ama sonuçta bu, mutlak butlanı önleyemedi.
Ruşen Çakır: Önleyemezsin. Ama biliyorsun ilk başta, 19 Mart’ın ilk gününde CHP’ye kayyum lafı o zaman da vardı, o zaman yapamadı.
Kadri Gürsel: O zaman yapamadı, şimdi yaptı. İki ileri bir geri.
Ruşen Çakır Şimdi yapıyor olması, şimdi güçlü olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, şimdi siyaseten güçsüz olduğunu görüp elindeki silahları kullanmak zorunda hissediyor kendini. Öncesinde bunu yapmamasının nedeni, siyaseten bununla baş edebileceğini düşünmesiydi ama baş edemedi. Şimdi, siyaseten baş edemediği bir şeyi yargı eliyle yapmaya başlıyor. Eğer buna karşılık Özgür Özel, seçilmiş CHP ve belki de onlara destek verenler siyaset üretebilirlerse ve buna karşı bir direniş sergileyebilirlerse, o zaman tekrar yeni silah arayacak. Erdoğan’ın bunlara karşı söyleyebileceği hiçbir şey yok. Mesela hep “Bizi ilgilendirmiyor, bu CHP’nin kendi meselesi” diyorlar. Öyle değil. Çünkü AKP medyasının hepsi bugün manşetlerinde “Kemal Bey”i öne çıkarıyor, “Kemal Bey” oldu biliyorsun.
Kadri Gürsel: “Bay Kemal” değil.
Ruşen Çakır: ‘’Bay Kemal’’ değil, ‘’Kemal Bey.’’ “Genel merkez Kemal Bey’de” diye manşet atıyor Yeni Şafak. Yani orada görüyorsun siyasetten nasıl tükenmiş olduklarını ve neye mecbur kaldıklarını. Dolayısıyla yine siyaseten pekâlâ buna cevap verebilir.
Kadri Gürsel: Zaten baştan “Bu düzlemde devam ederse” dedim, orada bir koşulluluk var tabii ki. Siyasi anlamda yaratıcılık sergilerlerse, ki buna bir engel görmüyorum, bu süreci iktidar için daha da zorlaştırabilirler. Ama iktidar zaten siyaset yapmayı bıraktı ve baskı tedbirleriyle, cebren muhalefeti bastırmaya yöneldi. Daha da otoriterleşmek tercih değil, bir zorunluluk ve artık ele geçirdiği, dönüştüğü devletin gücünü, yargıyı ve kolluğu kullanıyor. Bu bakımdan da senin de dediğin gibi, aslında bu doğrudan iktidarın düzenlediği ve uyguladığı bir operasyon ama iktidar ortada yok. Ama devlet var, yargısı var. Bunun, Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinden kaynaklanan CHP içi bir çatışma olduğu, taraflardan birinin çatışmayı hukuken çözmek için mahkemeye gittiği, mahkemeden de istediği kararı çıkarması üzerine kolluğun mahkeme kararını uygulamasından ibaret olan basit bir durum ile karşı karşıya olduğumuzu anlatıyorlar. Bu süreçte de artık iktidarla dirsek teması içinde çalışan bazı medya unsurları da ki bunlar iktidar medyasının mensupları olarak bizim tanımadığımız suretler, bunlar da “Keşke bir uzlaşma olsaydı ya, bir telefon etselerdi birbirlerine. Keşke kapıda bir el sıkışsalardı. Sol da hep böyle bölünüyor” diyorlar. İşi sol içi bir çatışma hâline getiriyorlar. Bir kere CHP’nin solla alâkası yok. İdeolojik kavram çerçevesi net olmalı. CHP’nin solla bir alakası yok. Yani öyle bir hâle geldi ki bu konu; ben artık cep telefonumda, X hesabımda, konuyu yakından izlemek için bir iktidar medyasının Ankara temsilcisinin bildirimlerini açtım. Çünkü Kılıçdaroğlu cephesini iktidar medyasından, o kişi üzerinden takip ediyorum, maşallahı da var.
Ruşen Çakır: O kişinin 2023 seçimlerinde kimin danışmanı olduğunu biliyor musun?
Kadri Gürsel: Bilmiyorum. Artık ‘’o kişi, o kişi’’ diye de konuşmayalım.
Ruşen Çakır: Fatih Atik’ten bahsetmiyor musun?
Kadri Gürsel: Evet.
Ruşen Çakır: Ali Babacan’ın basın danışmanıydı.
Kadri Gürsel: Olabilir. Ben o kadar yakından izlemedim.
Ruşen Çakır: Ben yakından tanıyorum, Ali Babacan’ın basın danışmanıydı.
Kadri Gürsel: Ama zaten görüyorsun onun kanalına kimlerin çıktığını. “A, bu da mı orada?” diyorsun ve pek çok kez üst üste çıkıyor aynı isimler, şaşırtan isimler. “Ne alâkası var?” diyorsun. ‘’CHP medyası’’ olarak bilinen medya, Özel ve İmamoğlu ile anlam kazandı. Şimdi orada da bir değişimin olacağını öngörebilirim. Bir şeyler olacak çünkü böyle kalmaz. Öteki tarafta da Kılıçdaroğlu kliği de iktidar medyasını kullandı bu süreç içinde ve iktidar medyasında zuhur eden suretleri de ben çok iyi anlamlandırdım bu manada.
Ruşen Çakır: Neyse. Savaş bitiyor mu?
Kadri Gürsel: Savaş bitiyor mu? Savaştan önce Hürmüz Boğazı açıktı, şimdi Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda anlaştılar. O zaman diğer konuları da bir iki ay içinde çözmek veya müzakere etmek üzere bir çerçeve, bir taslağın ortaya çıktığı söyleniyor. Hatta Marco Rubio “Bugün bile bir anlaşmaya varabiliriz” dedi.
Ruşen Çakır: Ama Trump “Acele etmeyin” demiş.
Kadri Gürsel: “Acele etmeyin” der. Ama bu kadar şeyden sonra, Amerika’nın yeniden, hem de daha güçlü, ağır, yıkıcı bir bombardımana başlamasının momentumunun yitirildiğini görüyorum ben. Kolay değil bu. Taraflar ve Körfez ülkeleri de orada çok yoruldular. Onlar tekrar bunun başlamasını istemiyorlar gerçekten. Şu an göstergeler olumlu ama tabii siyasi sonuçları bakımından İran’a verdiği muazzam hasar ve yol açtığı can kaybına rağmen, İran Ordusu’nun hava gücünü büyük ölçüde yerde, deniz gücünü de limanlarında imha etmiş olmasına rağmen, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu savaşı kaybettiğini söylemek hiç de zor olmaz. Zaten İran’ın bir hava gücü veya hatırı sayılır bir deniz gücü, donanması yok. Devam etselerdi, buradan bir siyasi sonuç alabilselerdi, tersini söylemek mümkün olabilirdi. Çünkü şu an nükleer anlaşmada -bir nükleer anlaşma olacaksa- bunun ne şekilde tezahür edeceğini, nasıl sonuçlanacağını bilmiyoruz. Ama çatışmayı bitirmenin ön koşulu zaten çatışmadan önce açık olan bir boğazın yeniden açılmasıysa, bu hiçbir şey elde etmeden bitirmiş olmak oluyor. İran’da yol açtığı yıkıma bakarak “Savaşı kazandık, İran’ın dişlerini söktük, nükleer silah geliştirme kapasitesini çok önemli ölçüde gerilettik” diyecekler. ama bilgiyi ortadan kaldıramazsın, bilgiyi bombalayamazsın. Zaten İsrail’in vekil unsurlarını son 2 yılda bütün coğrafyada etkisizleştirdi. İran’dan da “Ben Non-Proliferation Treaty (NPT), yani nükleer silahların önlenmesi anlaşmasından çıkarım” tehdidi var. Bu, Trump açısından gerçekten yüz kızartıcı bir durum.
Ruşen Çakır: Yüzü kızarır mı?
Kadri Gürsel: Marazi ve rahatsız bir kişilik. Bir psikopatla sosyopatı ayırt eden şey nedir? Sosyopat kariyer sahibidir, psikopat kariyer sahibi değildir; bu, kariyer sahibi. Böyle bir adam Amerika Birleşik Devletleri’ni yönetiyor, korkunç bir tip. Umarım dünya en kısa sürede kurtulur bu adamdan, daha ne diyebilirim?
Ruşen Çakır: İşimiz Allah’a kaldı.
Kadri Gürsel: Biraz öyle.
Ruşen Çakır: Evet, aynen öyle.
Kadri Gürsel: Korkunç. bir adam, elinde nükleer çantayı da tutuyor. Bir taraftan da İsrail var. Gözü dönmüş manyaklar tarafından yönetilen bir ülke. Bu bir siyasi analiz konusu değil ama Itamar Ben-Gvir denen korkunç hastalıklı tipin yaptığı şeylere baktığım zaman, inanamıyorum. Adam İç Güvenlikten Sorumlu Bakan. Korkunç bir tablo aslında. Bunların da birkaç yüz nükleer başlığı var.
Ruşen Çakır: Trump’ın yaptığı şeyi gördün mü? Yapay zekâyla bir televizyoncuyu işinden attırmış. Kendisi yapay zekayla geliyor, adamı alıyor bir sandığın içine atıyor, sonra göbek atıyor. Bir Amerikan Başkanı kendi hesabından bunu paylaşıyor.
Kadri Gürsel: Evet.
Ruşen Çakır: Normalde, birisi böyle bir şey yapsa adam hakaretten dava açması lazım kendisine. Allah sonumuzu hayretsin.
Ruşen Çakır: Evet, ‘Hafta Başı’nı burada noktalıyoruz. İzleyicilerimize iyi bayramlar diliyorum.
Kadri Gürsel: Ben şununla bitireyim: Ben burada duygulara hitap etmiyorum, belki duygulara hitap etmeyerek hata yapıyorum. Ben sadece kendi kapasitem dahilinde bir akıl çerçevesi çizmeye çalışıyorum. O bakımdan bu karamsar tabloya bakıp çok iyimser olmak için, Türkiye’nin uzun vadedeki geleceğine, uzun vadesine güvenmek lazım. Türkiye çok büyük ve güçlü bir ülke, Türkiye batmaz. Ama bu acı çekmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.
Ruşen Çakır: Evet. Herkese iyi bayramlar. Bayramdan sonra tekrar buluşmak üzere, hepinize iyi günler.
Kadri Gürsel: İyi bayramlar diliyorum ben de.








