İSTANBUL (Medyascope) – PKK’nın silah bırakma ve fesih sürecinin Türkiye ile bölge ülkelerine olası etkileri neler olacak? Türkiye’nin Irak ve Suriye politikası nasıl değişebilir? ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan nükleer işbirliği anlaşması Ortadoğu’da yeni bir nükleer silahlanma yarışını mı tetikleyecek? Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Transatlantik programının “Çözüm süreci bölgeyi nasıl etkiler? | ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması” başlıklı yayınında Gönül Tol ile çözüm sürecinin bölgesel sonuçlarını ve ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşmasının olası etkilerini değerlendirdi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- PKK’nın silah bırakma süreci, Türkiye’nin Irak ve Suriye politikalarını önemli ölçüde etkileyebilir.
- Gönül Tol, PKK’nın çözülmesinin, Türkiye’nin bölgedeki güvenlikten çok katmanlı bir politika yürütme çabasını güçlendireceğini belirtti.
- ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan nükleer anlaşma, bölgedeki nükleer rekabeti artırma riski taşıyor.
- Bu anlaşma, İran’ın nükleer silah edinme olasılığını yükseltebilir ve diğer ülkelerin de nükleer taleplerini gündeme getirebilir.
PKK’nın feshi Türkiye’nin bölge politikasını nasıl değiştirir?
Programın açılışında konuşan Ruşen Çakır, devlet ile Abdullah Öcalan arasında yürütülen süreç kapsamında PKK’nın kademeli olarak silah bırakmasının beklendiğini belirterek, örgütün tasfiye edilmesinin yalnızca Türkiye’yi değil Irak, Suriye ve İran’daki dengeleri de değiştireceğini söyledi.
Gönül Tol ise PKK’nın yaklaşık 40 yıldır Türkiye’nin komşularıyla kurduğu ilişkilerde belirleyici bir unsur olduğuna dikkat çekti.
“PKK’nın çözülmesi Türkiye’nin uzun süredir güvenlik ekseninden çıkıp daha çok katmanlı bir bölge politikası yürütme çabasını taçlandıracak bir gelişme.”
Tol’a göre örgütün silah bırakması yalnızca Türkiye’nin güvenlik politikalarını değil, Irak, Suriye ve İran’daki Kürt siyasi hareketlerinin hareket alanını da genişletebilir.

En büyük değişim Irak’ta yaşanabilir
Gönül Tol, PKK’nın tasfiyesinin en belirgin etkisinin Türkiye’nin Irak politikasında görüleceğini söyledi.
Tol, 1980’lerden itibaren Ankara’nın Irak politikasının büyük ölçüde PKK kaynaklı güvenlik kaygıları üzerinden şekillendiğini hatırlatarak son dönemde ise Bağdat ile daha kapsamlı ekonomik ve diplomatik ilişkilerin öne çıktığını anlattı.
Türkiye’nin son yıllarda yalnızca güvenlik odaklı değil, Kalkınma Yolu Projesi, enerji işbirlikleri ve ekonomik entegrasyonu önceleyen çok katmanlı bir Irak politikası izlediğini belirten Tol, PKK’nın denklemden çıkmasının bu stratejiyi güçlendireceğini söyledi.
İran faktörüne de değinen Tol, PKK’nın yıllardır Türkiye-İran ilişkilerini ve Irak’taki güç rekabetini karmaşıklaştıran unsurlardan biri olduğunu belirterek, örgütün silah bırakmasının bölgesel güç dengelerinde yeni bir sayfa açabileceğini ifade etti.
Ruşen Çakır da PKK’nın yarım asırlık etkisinin sona ermesinin bölgede yeni bir dönemin başlangıcı olacağını söyledi.
ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması ne anlama geliyor?
Programın ikinci bölümünde ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan nükleer işbirliği anlaşması ele alındı.
Ruşen Çakır, İran’ın nükleer faaliyetleri nedeniyle yoğun baskı altında olduğu bir dönemde Washington’un Riyad ile nükleer anlaşmaya gitmesini “çelişkili bir tablo” olarak değerlendirdi.
Gönül Tol ise anlaşmanın yalnızca sivil nükleer enerjiyle sınırlı olmadığını, uzun vadede Suudi Arabistan’ın nükleer silah geliştirme kapasitesinin önünü açabilecek riskler içerdiğini savundu.
“Suudi Arabistan uranyum zenginleştirmeyeceğine dair bir taahhütte bulunmuyor. Ayrıca Birleşmiş Milletler’in kapsamlı denetimini mümkün kılan ek protokolü de imzalamış değil.”
Tol’a göre bu iki unsur, uluslararası nükleer silahların yayılmasını önleme rejimi açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Ortadoğu’da nükleer silahlanma yarışı mı başlıyor?
Gönül Tol, anlaşmanın en önemli sonucunun bölgede yeni bir nükleer rekabeti tetikleme ihtimali olduğunu söyledi.
Tol, İran’ın nükleer silah edinme ihtimalinin güçlenmesiyle birlikte Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin de benzer talepler gündeme getirebileceğini belirtti.
“Bu anlaşmadan sonra İran’ın nükleer silah edinmemesi artık çok düşük bir ihtimal. Bunun ardından Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerin de tutumlarını gözden geçirmesi söz konusu olabilir.”
Suudi Arabistan’ın güvenlik kaygılarının yanı sıra bölgesel liderlik hedefi nedeniyle de nükleer kapasiteye önem verdiğini ifade eden Tol, nükleer silahın yalnızca askeri değil siyasi prestij aracı olarak da görüldüğünü söyledi.
Kongre süreci ve İsrail faktörü belirleyici olacak
Tol, anlaşmanın henüz kesinleşmediğini, ABD Kongresi’nin onay sürecinin önemli bir eşik olduğunu belirtti.
İsrail’in de anlaşmanın mevcut haliyle uygulanmasından rahatsız olduğunu ifade eden Tol, Trump yönetiminin Suudi Arabistan’ın İsrail ile normalleşmesini anlaşmanın koşullarından biri olarak öne sürdüğünü ancak bunun mevcut bölgesel koşullarda kolay görünmediğini söyledi.
Tol ayrıca Trump yönetiminin bu anlaşmayla hem Suudi Arabistan’ı Washington’a yakın tutmayı hem de ABD’nin nükleer enerji sektörünü canlandırmayı hedeflediğini ifade etti.







