İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, CHP’nin hafta sonu düzenlediği imza töreni ve ardından yaşanan casting tartışmalarını değerlendirdi. BirGün muhabiri Ebru Çelik’in casting ajansından kişilerin 950 TL karşılığında törene getirildiğine ilişkin haberinin ardından parti yönetiminin tutumunu eleştiren Çakır, yaşananların CHP’nin içinde bulunduğu tabloyu gözler önüne serdiğini söyledi.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, CHP’nin son imza töreninde yaşanan casting tartışmalarını eleştirdi ve bu durumun partinin içindeki sorunları gözler önüne serdiğini belirtti.
- Çakır, BirGün muhabiri Ebru Çelik’in haberini önemli buldu ve gazeteciye destek verdi.
- Casting ajansından getirilen kişilerin sayısının başlangıçta yalanlandığını, ardından ise önemsizleştirilmeye çalışıldığını aktardı.
- Kılıçdaroğlu ve ekibinin yeni siyasi tabloda etkisinin azaldığını belirten Çakır, Ebru Çelik’i önemli bir gazetecilik örneği için kutladı.
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “CHP’nin tükenişi” başlıklı yayınında CHP’nin hafta sonu düzenlediği törenin ardından yaşanan tartışmaları değerlendirdi. Çakır, BirGün muhabiri Ebru Çelik’in haberi sonrasında gazeteciye yönelik tepkileri eleştirirken, yaşananların CHP’nin yönetim anlayışı ve kamuoyu algısı açısından ciddi sorunlara işaret ettiğini söyledi.
Ebru Çelik’e destek
Çakır, yayını yapma nedenlerinden birinin BirGün muhabiri Ebru Çelik’e destek vermek olduğunu belirtti. Çelik’in, törene casting ajansı aracılığıyla kişilerin getirildiğine ilişkin haberinin önemli bir gazetecilik örneği olduğunu söyleyen Çakır, haberin ardından CHP’nin farklı kademelerinden gazeteciye yönelik sert tepkiler geldiğini ifade etti.

“Önce yalanlandı, sonra önemsizleştirildi”
Çakır, haberin ilk etapta tamamen yalanlandığını, daha sonra ise törene casting ajansı aracılığıyla getirilen kişilerin sayısının az olduğu ileri sürülerek konunun önemsizleştirilmeye çalışıldığını söyledi.
Sürecin devamında yaşananların “FETÖ kumpası” olarak nitelendirildiğini hatırlatan Çakır, bu iddiaların inandırıcı olmadığını belirtti.
Deniz Göktaş örneğini hatırlattı
Benzer bir durumun daha önce de Kılıçdaroğlu’nun tutuklu Deniz Göktaş’ı ziyaretinde de yaşandığını söyleyen Çakır, ziyarette gazetecilere aktarılan bilgilerin önce yalanlandığını, ardından Göktaş tarafından doğrulandığını hatırlattı.
Çakır, yaşananların ardından kamuoyuna yapılan açıklamaların güvenilirliğinin tartışmalı hale geldiğini dile getirdi.
“CHP gibi bir parti bu duruma düşmemeliydi”
Yaşanan organizasyon sorunlarının ve kamuoyuna verilen mesajların CHP’nin kurumsal kimliğine zarar verdiğini belirten Çakır, partinin tarihi misyonuna dikkat çekti.
Çakır, casting ajansından kişilerin getirilmesi iddiası ve buna verilen tepkilerin, CHP’nin içinde bulunduğu tabloyu ortaya koyduğunu ifade etti.
YENİ Parti değerlendirmesi
Yayınında YENİ Parti’nin kuruluşuna da değinen Çakır, yeni siyasi tablonun oluşmasıyla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin siyaset içindeki etkisinin önemli ölçüde azaldığını söyledi.
Kılıçdaroğlu ekibinin, Özgür Özel ve arkadaşları CHP’de kaldığı sürece iktidar nezdinde bir işleve sahip olduğunu belirten Çakır, yeni siyasi tabloda bu rolün sona erdiğini söyledi.
“Ebru Çelik önemli bir gazetecilik örneği ortaya koydu”
Yayının sonunda Ebru Çelik’i bir kez daha kutlayan Çakır, son dönemin en dikkat çekici gazetecilik çalışmalarından birine imza attığını söyledi.
Çakır, söz konusu haberin ardından ortaya çıkan tartışmaların hâlâ tatmin edici biçimde açıklanamadığını belirtti.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar.
Açık söyleyeyim, Cumhuriyet Halk Partisi hakkında çok fazla konuşmaya ne mecalim, ne niyetim, ne hevesim vardı. Ama cumartesi günü yapılan o ‘‘büyük’’ tören ve o törenin yansımaları üzerine bir şeyler söylemek farz oldu. Onu özellikle vurgulayayım. Özellikle de BirGün gazetesinin genç muhabiri Ebru Çelik’in yaptığı iş, yaptığı büyük gazetecilik ve o büyük gazetecilik karşısında CHP’nin değişik kademelerindeki kişiler tarafından uğradığı saldırılar… Bu beni biraz tetikledi ve bu meslektaşımın yanında olduğumu söylemek için de bu yayını yapıyorum. Aslında Ebru Çelik’in haberi olana kadarki bölümde de bayağı bir ilginç şeyler vardı. Gürsel Tekin’in önüne geleni azarlaması, bayağı bir mahalle ağzıyla konuşmalar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması diyeceğim hadi, konuşmasının zayıflığı, birtakım kişilerin aslında zaten üye olduğu ya da rozet takılanlar hakkındaki birtakım iddialar falan derken bu casting ajanslarından insanların olay yerine, o törene taşındığı haberi, ki gazeteci arkadaşımız kendisi de onlardan birisi olarak gidiyor; yani duyduğu bir şey değil, yaşadığı bir şeyi bize anlatıyor ve hemen çok sert bir şekilde yalandır, şudur budur, hakarettir vesairedir. Mesela haberde diyor ki, ‘‘Bu gelenlerin içerisinde atanamamış öğretmenler, emekliler, şunlar bunlar vardı.’’ Parti sözcüsü yaptığı açıklamada o kişilerin CHP’ye akın ettiğini ve buna kara çalınmak istendiğini söyledi. Ama daha sonra bir baktık, ‘‘Bir casting olayının olabileceği şunun şurasında en fazla 70 kişidir, 40 kişidir’’ diyerek önemsizleştirilmeye ve bu bir komploymuş gibi gösterilmeye çalışıldı ve hemen tabii ki işin içerisine FETÖ sokuldu. FETÖvari kumpaslar… Kumpası kim yapıyor? Yani dışarıdan birileri casting ajansını arayıp oraya insanlar götürüyor ve oraya bir gazeteci yerleştiriyor ve sonra bunları zor durumda bırakmaya çalışıyor. Böyle bir hayal dünyası için çok geniş olmak lâzım. Kimsenin de zaten bütün bu yaşananlar olmasa o töreni çok da fazla önemseyeceği yoktu. Haber değeri de pek olmayacak bir olaydı. Fakat o haberle birlikte birtakım şeyler bir kere daha karşımıza çıkmaya başladı.
Ben buna, bu yayının başlığına ‘‘tükeniş’’ dedim. Daha farklı şeyler de bulabilirdim ama en kolayı diyeyim, en yumuşağını seçtiğimi söyleyebilirim. Yani tel tel dökülen bir olay var. Bir şey yapılmak isteniyor ama hep bir yerlerde çok ciddi falsolar veriliyor. Organizasyonlarda sorun var, yapılmak istenen işin anlamı belli değil. Daha önce İstanbul’a bir çıkarma yapılmak istendi biliyorsunuz, konvoylar olacaktı, aşura zamanında Caferilere, Halkalı’ya gidilecekti, son anda iptal edildi. Birtakım yerlere Kılıçdaroğlu gitti, yuhalandı. Ahmet Telli’nin cenazesine yolladığı çelenk içeri sokulmadı vesaire. Ve tabii bu arada unutmamak gereken olay Deniz Göktaş olayı. Kılıçdaroğlu oraya gitti, Deniz Göktaş ilk istemedi görüşmeyi, sonra bir şekilde metazori görüşmek zorunda kaldı ve orada ‘‘Gençler sizden şunu istiyor, CHP’yi salın’’ dedi. Bunu avukatları aktardı ve bunu da yalanladılar. Nasıl yalanladılar, hatırlayın. Ve özellikle Kılıçdaroğlu’nun avukatı çok büyük hakaretlerle gazetecilere saldırdı ve sonra Deniz Göktaş doğruladı. Yani hiçbir geri adım atmadı ve şimdi o olay olmamış gibi üzerini örtmeye çalışıyorlar. İlk verdiği tepkiyle sonra gelinen yer… Burada da önce büyük bir şey, tamamen bir yalanlama; sonra ‘‘doğru yönleri olabilir ama çok önemli değil’’ deyip… Bir de tabii ki şöyle çok acı diyeceğim, ayıp şeyler; yani canlı yayın yapıyor ve canlı yayında telefonla bir parti üyesine, her neyse, tanık olarak, o toplantının tanığı olarak ona bağlanıyor ve o kişi canlı yayında gazeteciye, kadın gazeteciye hakaretler ediyor. Yani küfürün sınırında lâflar ediyor ve bunu yayınlıyorlar. Ondan sonra uzaktan birtakım belgeler gösterilip bazı gazetecilerin, bu tür haberi yapan BirGün başta olmak üzere eski yönetimden paralar aldığı, böyle çok büyük paralar, 500 milyon lira falan gibi lâflar ediliyor ve tabii ki anında tekzip ediliyor. Yani böyle her yeri bir başka olay ve ortada bir Kılıçdaroğlu var.
Kılıçdaroğlu ne yaptığını ne kadar biliyor bilmiyorum. Kılıçdaroğlu’nun etrafında birtakım insanlar bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ve ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. Ve bulaştırırken de tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partiyi, tarihî bir partiyi, Atatürk’ün partisini iyice yerin dibine sokuyorlar. Böyle bir realite var. Bundan sana ne, diyebilirsiniz. Ben CHP’li değilim ama bütün ailem CHP’li. Rahmetli babam yaşasaydı ve bunları görseydi herhalde kahrolurdu ve böyle çok kişinin olduğunu düşünüyorum. Şimdi birileri şunu hesaplıyor olabilir; ‘‘Bu işi Kılıçdaroğlu götüremiyor, götüremediği de anlaşılıyor. O çekilecek, biz partinin başına geçeriz. Ben partinin başına geçerim’’ diye düşünen birtakım isimler var. Onlar kendilerini biliyorlar ama öyle bir hâlde ki şu anda Cumhuriyet Halk Partisi, onlar da gelse, zaten bugün gelse de fark etmeyecek ama yarın öbür gün başına geçilebilecek bir parti kalmayabilir. Bunun bir önemli nedeni bence şu. Bu konuda çok iddialıyım. Bir şey bilerek söylemiyorum. Hani kulis haberi falan değil. Biliyorsunuz geçen birisi ne dedi, kulis haberi; ‘‘Yeni Parti’nin adı içinde E ve İ olduğu için seçildi.’’ E ve İ ne? Ekrem İmamoğlu. Ondan dolayı partinin adını ‘‘Yeni’’ yapmışlar. Bunu da bir kulis bilgisi olarak sunuyor. Ben böyle cinlikler yapmayıp şunu söyleyeceğim ama: Kılıçdaroğlu ve adamlarının rolü, fonksiyonu Yeni Parti kurulduğu andan itibaren bitti, bitti demesek bile artık pek kalmadı. Onların, Özgür Özel ve arkadaşları partide kaldığı müddetçe, orada onları oyaladıkları müddetçe devlet katında bir değerleri olacaktı. Onlar gittikten sonra artık ülkeyi yönetenler, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarından tedirgin olanlar kendi işlerini kendileri görmek zorunda kalacaklar. Artık Kılıçdaroğlu ve adamlarının onlara verebilecekleri herhangi bir katkı kalmadı ve sonuçta da böyle ilginç diyeceğim ama ilginç değil aslında, şaşırtıcı değil; böyle casting’le insanları toplayıp 980 lira verip, onlara işte yelek giydirip, slogan attırıp, ondan sonra ‘‘iktidara yürüyoruz’’ demek… Yani bunu birtakım küçük partiler falan yapsa bir yere kadar anlaşılabilir ama Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partinin bu duruma düşmüş olması acı bir olay, bir tükeniş göstergesi. Bundan sonra ne olur? Umarım ne olursa olsun bundan sonra bu konuda çok da fazla konuşmamızı gerektirecek, en azından benim konuşmamı gerektirecek durumlar olmaz diye umut ediyorum. Ve bu arada BirGün gazetesi muhabiri Ebru Çelik’i bir kere daha tebrik ediyorum. Gerçekten son dönemde yaşadığımız en çarpıcı gazetecilik işlerinden birisine imza attı ve hâlâ onun altından kalkamıyorlar. Ve tabii ki insanın aklına, Murathan Mungan’a atfedilen, atfedilen diyorum çünkü %100 emin değilim, o söz geliyor: ‘‘Türkiye’de her şey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız’’ sözü geliyor. Ona güvenerek hareket edenler varsa Allah yardımcıları olsun diyeyim.
Bugün ithafımız bir dizi. Daha önce de yaptım. En sevdiğim dizilerden birisi tekrar yıllar sonra Netflix‘te karşıma çıktı ve şimdiden hemen birinci sezondan başlayıp 10 bölümü izledim. Tabii ki ‘‘Mentalist’’ten bahsediyorum. Daha önce ‘‘Person of Interest’’ten bahsetmiştim. Bir de ‘‘Law and Order’’dan bahsetmiştim. Bu ‘‘Mentalist’’ apayrı bir şey. Aslında izlemişsinizdir. İzlemediyseniz muhakkak izleyin. Nasıl söyleyeyim? Kendi hâlinde bir dizi gibi. Çok yüksek paralar harcanmamış, öyle anlaşılıyor. Mesela ‘‘Law and Order’’daki gibi büyük prodüksiyonlar yok. Oyuncular biraz daha böyle basit oynuyorlar gibi ama tabii ki başroldeki kişi istisna. Kimdi? Simon Baker, ‘‘Patrick Jane’’. Patrick Jane bir âlem. Konusu; medyum diyorlar ama medyum olmadığını söylüyor ve medyumlara karşı olan, insanların zihnini okuyabilen ve birçok polisiye olayı bununla ortaya çıkaran bir danışman. Evet, ‘‘Mentalist’’ o kişi oluyor ve yanındaki de o ekibin başı, yani onun yardım ettiği ekibin başı ‘‘Dedektif Lisbon’’. Neymiş adı? Robin Tunney’miş. Şimdi ben diziyi baştan sona izlemiş olduğum için spoiler vermeyeceğim. Yani dizi hakkında çok fazla bir şey söylemeyeceğim ama bayağı yıllarca sürmüş bir diziden bahsediyoruz. 2008 ile 2015 arasında, 7 yıl. Galiba ben hepsini izlemiştim ve galiba şimdi de hepsini izleyeceğim. Siz de izlemediyseniz tavsiye ederim. İzlediyseniz de tekrar baksanız hiç fena bir fikir olmaz diyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








