İSTANBUL (Medyascope) – Haftaya Bakış’ın yeni bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Kemal Can, Adalar’da yaşanan siyasi gelişmeler ve yerel yönetimler üzerindeki tartışmaları, Mansur Yavaş’ın CHP’den ayrılıp siyasi hayatına bağımsız devam etmesini ve fon krizini değerlendirdi.
Adalar da düştü, sırada neresi var?
Adalar Belediyesi’nde başkanvekili seçimi yapıldı. Seçimler yapılırken gerginlik çıktı. YENİ Partililer ve CHP’liler salonu terk etti. Yapılan oylama sonucunda Adalar Belediyesi AKP’ye geçti.
Üsküdar’da iktidarın “olağanüstü bir çabayla” birkaç aşamalı şekilde belediyeyi ele geçirdiğini belirten Çakır, Adalar’da da benzer bir sürecin yaşandığını söyledi. Adalar’da Belediye Başkanvekili’nin istifa ettirildiğini savunan Çakır, sürecin baskı sonucunda geliştiğini belirtti.

Kemal Can ise, seçim aritmetiğinin son 10 yılda muhalefetin lehine değiştiğini ancak bu tablonun tek başına yeterli olmadığını söyledi. İktidarın değişen aritmetik karşısında ittifaklarını yeniden şekillendirdiğini ve ardından sayısal denge dışındaki araçları kullanarak iktidarda kalabileceğini göstermeye başladığını belirtti.
“İktidar bu bilgiyle ne yaptı? Önce ittifakını değiştirdi. O kendi başına, tek başına sağlayamayacağı iktidarı yeni bir ittifakla tazeledi. İşte MHP’yi yanına alarak yeni bir çoğunluk tablosu üretmeye çalıştı. Ama o da olmadı. Ondan sonra şunu yapmaya başladı: ‘Bu sayısal denge dışında araçları kullanarak ben iktidarda kalmaya devam edebilirim ya da sizin iktidara gelmenizin önünü kesebilirim.’ Ve her aşamada bunu gösterdi.”
Mansur Yavaş’ın bağımsızlığı
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı’nın “Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nden üstün değildir” açıklamasının ardından CHP’den istifa ettiğini açıkladı.
Mansur Yavaş’ın zaten bağımsız olmak istediğini belirten Ruşen Çakır, Yavaş’ın CHP sözcüsü Müslüm Sarı’nın bir sözünü gerekçe gösterip ayrıldığını söyledi.
Kemal Can, Mansur Yavaş’ın ilgi odağı haline gelip daha geniş bir kesimin radarında kalmayı tercih eden bir siyaset yürüttüğünü söyledi:
“Yavaş, belediye başkanlığıyla yetinen ve kendisi hakkındaki spekülasyonlara son vermek üzere kenara çekilmeye çalışan bir görüntü vermiyor. Buradan çıkartılacak sonuç bizi kendisinin Erdoğan’ı yenecek bir cumhurbaşkanı adayı olmak istediği noktasına götürür mü? Ondan da çok emin değilim. Yalnız şu örnekleri unutmayalım. Erdoğan karşısında aday olanların hepsi kazanmak için aday olmadılar. Bakınız, Sinan Oğan.”
Fon skandalı
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketinin fonlarını alım satıma kapattı. Kurul bu şirketlerin 130 fonunun tasfiyesine karar verdi. Tasfiyedeki fonların büyüklüğü yaklaşık 17 milyar dolara, yani 826 milyar liraya ulaşıyor.
Kemal Can, geçmişte 17-25 Aralık gibi pek çok yolsuzluk, yargı ve güvenlik bürokrasisi tartışmasının yaşandığını belirterek, bu olayların iktidara siyasi maliyetler getirdiğini ancak topyekûn bir yüzleşme sonucuna yol açmadığını söyledi. Can, “Hep bu iş geliyor, geliyor bir yerde tıkanıyor” diyerek, mevcut olayın nasıl sonuçlanacağının ve yargı boyutunun ne kadar derinleşeceğinin ise henüz belirsiz olduğunu ifade etti.
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Haftaya Bakış’la karşınızdayız. Kemal Can’la yine haftanın öne çıkan olaylarını konuşacağız. Kemal merhaba.
Kemal Can: Merhaba Ruşen.
Ruşen Çakır: İki gün memleketteydim, çok iyi geldi. Güzel hakikaten, sana da tavsiye ederim. İstanbul’a gelmek pek yaramadı. Sen de bizim oralı sayılırsın anne tarafından. Bir de orada Kazım Koyuncu filmi çekiliyor, Ona biraz takıldım. Oradaki ekipteki arkadaşlarla bayağı sohbet ettik. Gündemi çok fazla takip edemedim. Daha çok sana bırakacağım sözü ama şu fon meselesinde bayağı fırtına kopacak gibi geliyor bana. Çok anladığım bir konu değil. Bu konuda Kerim Rota ile çok yararlı bir yayın yaptık. Birçok kişi çok şey öğrendiğini söyledi ama ben hâlâ öğrenebilmiş değilim. Ama bunun siyasi sonuçlarının olacağı konusunda birtakım hissiyatlarım var. Binlerce, on binlerce kişiyi ilgilendirdiği ve işin içerisinde siyasetçilerin de olduğu söyleniyor.
Bir yığın spekülasyon var ve dikkat edersen, artık iyice suyu çıkmış olan yasaklar, bu konuda acayip hızlı işliyor. Bizim de bir haberimize, çok kendi halinde bir habere, yani daha genel, kim oldu, ne oldu gibi bir habere bile erişim engeli getirdiler. Başka şeylere de getiriyorlar. Geçmişte yaşadığımız olayların hepsinin bir takım siyasi sonuçları olmuştu. Burada da bir şeyler olabilir mi? Ne dersin?
Kemal Can: Senin de söylediğin gibi, geçmişte de kimi yargıyla ilgili, kimi yine ekonomiyle ilgili bazı yolsuzluklar, acayip çarklar, gayri nizami ilişkiler konularında açığa çıkan pek çok şey oldu. Bu ülke birtakım bakanların peçetelere yazdığı, belgelerle de karşılaştığı 17-25 Aralık gibi bir geçmişe de sahip. Bunların hepsinin tabii ki bazı siyasi sonuçları oluyor. Bazen güvenlik bürokrasisinde öyle şeyler oluyor, bazen çok güçlü iddialarla yargı alanında böyle şeyler oluyor. Biliyorsun birtakım avukatlar, bir takım yargı mensupları tutuklandı. Birtakım gazeteciler bazı şantaj operasyonlarının içerisinde olduğu için hâlâ hapiste. Böyle bir sürü şey oldu. Ve bunların hepsinin iktidarla bağlantısı, iktidarla ilişkili insanların bu işlerle bağlantısı gibi pek çok şey söz konusu oldu. Ama bu iş geliyor geliyor hep bir yerde tıkanıyor. Birtakım siyasi sonuçlar elbette veriyor. Bu iktidar, son 10 yıldır bu tür vakaların da etkisiyle düzenli olarak güç kaybediyor, oy kaybediyor. Ama ben, ‘’her şeyi değiştirecek, bu sefer çok acayip şeyler olacak’’ iddialarına hep ihtiyatla bakmak ihtiyacı duyuyorum. Çünkü daha önceki olaylarda da bir sürü isim geçti, bazı isimler siyaseten tasfiye edildi, bazı isimler yargılandı. Ama böyle bir topyekûn yüzleşme bu iktidarın meşruiyetinin hem tabanında hem tepe noktalarında sorgulandığı sonuçlar doğurmadı açıkçası.
Şimdi bu olay biraz daha böyle akçeli tarafıyla, evet, iktidar tabanını da rahatsız edecek bazı şeyler içeriyor. Ama tabii bu hadise nasıl tasfiye edilecek ne kadar insanın ne kadar parası kurtarılacak, hangi yöntemler kullanılarak, kamu kaynakları ne kadar devreye girerek bir yatıştırma operasyonu düzenlenecek, henüz bilmiyoruz. Ayrıca işin hukuki ya da yargı ile ilgili kısmında da derinleşmenin nereye kadar varacağı tartışmalı. Bu çarkın içerisinde yer alan, burada para kazanan, ki buna kimileri dolandırıcılık diyor, kimileri başka tanımlar ileri sürüyor, elbette bunun içerisinde birileri büyük paralar kaybediyorsa, birileri de büyük paralar kazanıyor demektir. Çünkü o kaybedilen para birilerinin de kazancı aslında. Çünkü bu fiktif ekonomi böyle dönüyor. Onlarla ilgili bir kısmının sorumlulukları ya da birtakım el koymalarla, bir kısım servetin geri alınması söz konusu olabilir ama bahse konu krizin büyüklüğü itibariyle zarar gören herkesin memnun edilmesi, tatmin edilmesi kolay görünmüyor. Buna karşılık, bu zararı yaratanların, hem bizzat bu işleri yaparak, bir aşamada bu işlere göz yumarak, bir aşamada bu işlere yol vererek, bu hadiseye, bu düzene katılanların ne kadarının siyasi ya da adli soruşturmalar sonucunda ne kadar bedel ödeyeceği konusunda hâlâ ihtiyatla bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Yine şöyle değerlendirmeleri görüyorum. Şamil Tayyar’ın tweetlerinden alıntı yapılmayan haber bültenleri muhalefet medyasında görülemiyor. Bir ya da birkaç tane Twitter paylaşımı haber yapılıyor. Oralarda Erdoğan’ı dışarıda tutan, ekonomi merkez yönetimini kollayan ve bütün bu düzenin oluşmasında payı olan sistemi sanki sorunsuz gibi gösteren ve ‘Erdoğan kızdı, çok fena kızgın. Kimler sorunluysa hepsinin yakasına yapışılsın, ucu nereye gidiyorsa gitsin’ diyor’’ haberleri, paylaşımları birdenbire arttı. Bir taraftan senin söylediğin gibi yasaklar, engellemeler, detaylara ilişkin birtakım bilgilerin dolaşımı engellenmeye çalışılırken, bir taraftan da bir algı üretilmeye çalışılıyor. Bunu tanıyoruz. Bu daha önce pek çok soruşturmada, ‘’en tepeden, ‘nereye gidiyorsa oraya kadar gidin’ denildi.’’ Ama o nereye gidiyorsa oraya kadar gidilen işlerin hiçbirinde bir yere kadar gidildiğini görmedik. Çok sınırlı bir alanda sonuçlar ortaya çıktı. Bu hadisede de birdenbire detayları engelleyen ya da bu konudaki bilgi dolaşımını hemen senin söylediğin gibi hızlı biçimde engelleme hamlelerinin devreye girmesi, bununla paralel olarak da birilerini sorumluluktan azade, hatta sorumluları cezalandıracak ana aktör haline dönüştürme çalışmaları eş zamanlı başladı. Zaten bu sistemde şu anda herhangi bir şeyin yüzleşmesini beklemediğim gibi, bu hadisede de bu konulara biraz ihtiyatla bakıyorum.
Ha şu olabilir: Bu iş çok sayıda insanı mağdur ettiği için, bir süre iç kamuoyunda, yani iktidarın iç kamuoyunda daha çok konuşulan bir mevzu olabilir; bu, ihtimal dahilinde. Ama bu iktidarın kendi tabanına verdiği ekonomik zararın, bildiğimiz ekonomik oy davranışı hâlinde seçmen davranışlarına yansımadığını biliyoruz.
Ruşen Çakır: Burada şöyle bir husus var yalnız ona bir not olarak düşeyim. Şimdi sen Şamil Tayyar’dan bahsettin de Yeni Şafak‘ta üç yazar biliyorsun bir şey yaptılar. Hatta ben o konuda biraz etraflıca çalışıp yarın bir şeyler söylemeyi düşünüyorum. Şimdi ‘’Erdoğan sonuna kadar gidilecek’’ dedi, eyvallah ama Yeni Şafak’ta Ersin Çelik’in yazısının temel esprisi şuydu: Bu olay Erdoğan’ı da götürebilir. Yani ‘’Erdoğan her şeyi kontrol ediyor, Erdoğan iyi, diğerleri kötü’’ olayının ötesinde orada bir ilginç bir şey vardı. Daha önce de buna benzer şeyler olmuştu ama atlattı diyorsun. Hatta yazıyı okudur mu bilmiyorum Zelenski benzetmesi yapıyor adam. ‘’Böyle bir durumda Ukrayna’daki gibi çok alâkasız birisi gelebilir’’ diyor. O yüzden de bayağı linç etmişler. Hatta ‘’bu adamı hâlâ almadılar mı’’ demişler. İktidar bütün bunlardan darbe yiyor, oy kaybı da yaşıyor, bunları biliyoruz. Ama iktidarın oy kaybetmesinden ziyade, iktidarın değişmesi için muhalefetin oy kazanması gerekiyor değil mi?
Kemal Can: Sorun oy aritmetiği de değil aslında. 2015’ten bugüne kadar 10 yılı aşkın süredir bu iktidarın sayısal olarak seçimde yenilebilir olduğunu biliyoruz. Yani bu pek çok sefer sayısal olarak, anketlerde seçim sonuçlarında ve daha pek çok noktada görüldü. Şu anda sayısal bir problem olarak görürsek iktidarın iktidarda kalma pratiğini, burada kaybetme ihtimali hala yerini koruma ihtimalinden daha yüksek. Ama iktidar daha önce ‘’ben bütün çoğunluğu temsil ediyorum. Çoğunluk bende’’ diyordu. Hatta hatırlarsan, Gezi zamanı ‘’yüzde 51’i evde zor tutuyorum’’ demişti Erdoğan. Yani 2011’de aldığı oyu ima ederek bunu söylemişti ve o zaman oy çoğunluğu üzerine yaslanan bir iktidardan bahsediyorduk. Muhalefetin temel refleksi de bu sayısal dengeyi bozmak için çeşitli alternatifler aramak, iktidar tabanından birilerini kazanmak, devşirmeler siyaseti, ittifak siyaseti filan gibi şeyler üretmeye çalışıyordu. Tuhaf tuhaf formüller geliştiriliyordu.
Ama artık bu sayısal çoğunluk üzerine oturmuyor bu iktidar. Bu iktidar, bu sayısal tablo değişmiş olsa bile iktidarda kalabileceğini gösteren birtakım mühendislik kameraları yapıyor.
Ruşen Çakır: İşte tam ona gelelim. Bu arada şöyle bir şey oldu. Ankara’da emeklilerin eyleminde galiba bir emekli polis memuru intihar etmeye katmış. Şu anda Gazi Üniversitesi Hastanesindeymiş.
Adalar olayına gelelim. Üsküdar seçimi çok çarpıcıdır. Öncekileri saymıyorum. Aydın, Afyon, Tuzla, Çekmeköy’de birileri transfer oldu, AKP’ye geçti. Onlar ayrı hususlar. Ama Üsküdar’da olağanüstü bir çabayla birkaç aşamalı bir şekilde ele geçirdiler. İktidar aldı orayı. Sonra Adalar’ı aldı. Adalar’da da yine önce belediye başkan vekilini istifa ettirttiler bir şekilde. Çünkü çok büyük bir baskı altındaymış, sürdürememiş. Pes etmiş yani. Ondan sonra oradan birisi, buradan birisi. Zaten yine oy kullanamayan içeride olanlar ve alenen AKP adayını destekleyen CHP’den seçilmiş isimler.
Biliyorsun memlekette ailem, akrabalarım hep CHP’li. Bu sabahki yayında da biraz bahsettim. Şimdi de gördüm, mesela Kemalpaşa’dakiler, hepsi YENİ Partili olmuş v e bana hep ‘’iyi güzel de nasıl olacak?’’ diye soruyorlar. Çünkü ben oradayken, bir gün önce ya da aynı gün Adalar olayı oldu mesela. Bu sabahki yayına bazı izleyiciler ‘’Burada sorumlu YENİ Parti değil, Erdoğan’’ diye tepki vermişler. Bu insanlar Erdoğan’ı biliyor, Erdoğan’ı sevmiyorlar. Erdoğan’ı iktidardan indirmek istiyorlar. Ve Erdoğan’ın iktidarda kalmak için her şeyi yapabileceğini zaten biliyorlar. ‘’Biz onu sandıkta devirelim’’ diyorlar. Ama mesela Üsküdar’da ya da Adalar’da, belki yarın öbür gün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ki Hilmi Hacaloğlu bu konuyu bayağı işledi biliyorsun. Yani birileri saf değiştiriyor. İnsanların ağırına en çok bu gidiyor biliyor musun? Erdoğan’ın onlara her türlü engeli çıkartması, seçtikleri belediye başkanlarını, şunu bunu içeri atması filan, bunların hepsini biliyorlar. Rahatsızlar tabii ki ama bir şekilde biliyorlar. Ama umut konusunda çok ciddi bir kriz var. Ben öyle görüyorum.
Mesela Hilmi (Hacaloğlu) ‘’İstanbul Büyükşehir’den önce Ataşehir olacakmış galiba’’ dedi. Biliyorsun Ataşehir çok büyük, rantı da çok güçlü olan bir yer. Nasıl olacak? Yine orada birtakım meclis üyelerini ayartarak olacak herhalde. İstanbul Büyükşehir’in olması için önce Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yasağının kesinleşmesi gerekiyor. Ondan sonra ona vekalet edenin vekilliği düşüyor. Eğer siyasi yasak gelirse yeniden belediye başkanı seçecek. Yani vekil de değil. Tam rakamı şimdi hatırlamıyorum ama AKP 6 kişiyi ayartsa seçimi alıyormuş. Şimdi böyle olunca insanlar bütün o muhalif potansiyel, iktidarı devirebilecek rakam diyelim, bir yerden sonra işlevsiz kalıyor. Garip bir durum.
Benim anladığım, Erdoğan’ın stratejisi, uzun bir süredir kendi oyunu arttıramıyor ama karşı tarafa… Mesela butlan bunu yaptı. Mutlak butlan olmasaydı, ben, bu belediye meclis üyesi transferlerinin bu kadar kolay olacağına inanmıyorum. Zaten ne oldu? ‘’CHP’de misin? YENİ Parti’de misin, şu musun, bu musun?’’ derken, birileri ‘’ Ben AKP’ye oy veririm’’ diyebiliyor. Yani işi kolaylaştırdı. Bir de o hengâmede, Adalar olayında da gördük, Büyükşehir spekülasyonlarında da görüyoruz; CHP ile YENİ Parti arasında bir de polemik var. ‘’Bizim size ihtiyacımız yok. Siz sorumsuzluk yapıyorsunuz’’ gibi garip garip polemikler. Sonuçta insanlar kendi partilerine bakıyor, seçtiklerine bakıyor ve orada umutsuzluğa kapılıyor.
Kemal Can: Bu aslında Daha önce aritmetik iktidarın lehineydi ve bu aritmetiği bir baskı unsuru olarak kullanıyordu. Hatırlarsan, profesyonel yorumcular da biz de söylüyorduk. Bu konuda çok kez yazdığımı ya da yayın yaptığımı hatırlıyorum. Yani sayısal olarak karşı taraftan oy kazanmak, karşı tarafın oyunu azaltıp kendi tarafını büyütmek değil, muhalefetin artık kazandığı ile seçimi alması mümkün teorik olarak. Sadece bu özgüveni ve bu gücü göstermesi gerekiyor. Çünkü senin söylediğin ters işleyiş var ya, yani ‘’Butlan transferlerin önünü açtı’’ diyorsun. Çünkü yapabildiğini, yapabileceğini gösteren ekstra bir avantaj sağlıyor. Herkes nezdinde o yapabilirlik ya da o güç gösterisi, çeşitli tavır değişiklerine neden oluyor. Bu tek tek, böyle birtakım meclis üyeliklerinin transferi hadiselerinde olduğu gibi, seçmen nezdinde de algıyı belirliyor.
Şimdi bu aritmetik tabloda senelerdir yaşadığımız şey, yani son 10 yıl için söyleyeceğimiz şey, bu aritmetik tablonun değiştiğini herkes biliyor. İktidar da biliyor. 2015 itibariyle, 2015 Haziran seçiminde çoğunluğunu kaybetmiş bir iktidar olduğunun farkına vardı Erdoğan. Bunu muhalefet de gördü. Herkes bu bilgiye sahip. Teorik olarak bu mümkün. Ama bu bilginin kendisi yeterli değil. Bu bilgiyle ne yaptığımız önemli. İktidar bu bilgiyle ne yaptı? Önce ittifakını değiştirdi. O tek başına sağlayamayacağı iktidarı yeni bir ittifakla tazeledi; MHP’yi yanına alarak yeni bir çoğunluk tablosu üretmeye çalıştı. Ama buradan sayısal desteğe tekrar dönmesi gene mümkün olmadı. Ondan sonra şunu yapmaya başladı: ‘’Bu sayısal denge dışında araçları kullanarak ben iktidarda kalmaya devam edebilirim. Ya da sizin iktidara gelmenizin önünü kesebilirim.’’ Ve her aşamada bunu gösterdi.
Ama buna karşılık muhalefet kamuoyunda senin o umutsuzluk dediğin şeyi yaratan temel meselelerden birinin şu olduğunu düşünüyorum: Bu kazanabileceği bilgisine bir türlü ikna olamayan bir muhalefet kamuoyu var. Bunun önemli nedenlerinden biri iktidarın mühendislik çabaları. ‘’Siz kazansanız da elinizden alırım’’ görüntüsünü yaratan tablo, bunun önemli nedenlerinden biri. Ama buna karşılık buradaki aktörlerin hepsi de sürekli olarak güvensizliği besleyen ikircikli bir tutum içerisindeler. Ya kazanacak aday arıyorlar, ya doğru ittifak yöntemi arıyorlar, ya masalar kuruyorlar, ya devşirme birilerini toplamaya çalışıyorlar. Bütün bunların hepsi aslında şu görüntüyü veriyor: Sayısal olarak kazanabileceği iddiasının özgüveni, onun güveni ve onun gücü seçmene geçmiyor. Seçmen sayısal olarak en yüksek seviyeye vardığında, yani çeşitli araştırmalarda ‘’bu iktidar gitsin’’ diyenler 60’ları 65’leri bulur hâle geldiği durumda bile kazanabileceğinden emin olamıyor. İşte asıl kitlenen nokta bu.
Şimdi sen ‘’diğerleri farklı’’ dedin ama aslında hepsi aynı paket. Yani Üsküdar’da başka bir yöntem uyguluyor, ötekinde başka bir yöntem uyguluyor. Evet, son yöntemler daha komplike yöntemler ama sonuçta Aydın’daki, Foça’daki, Üsküdar’daki sadece yöntem değişikliği ya da meclisteki transferlerin mekanizması aynı. Foça’da yüzde 1 oy aldığı yerde belediyeyi aldı. ‘’Sen %90 oy al ne fark eder? Ben orayı senden alırım’’ diyor. Ya da Aydın’da. şu anda Aydın’da AKP’nin, Cumhur İttifakı’nın oyu %50 mi, yüzde 50’nin üzerinde mi? Hayır. Yine pek çok yerde, mesela İzmir’de başka belediyelerin de geçebileceğinden bahsediyor. Meclise bakıyorsun, %30’lar seviyesindeki AKP, transferlerle neredeyse meclisin %50’sini kontrol eden duruma geliyor 2023 seçiminden sonraki kayıpları ve 2024’ün tablosuna rağmen mecliste milletvekili sayısını arttırabiliyor. Hâlâ pek çok muhalefet seçmeni için ‘’Nasıl olacak? Biz kazanacak durumdayız’’ sorusu şüpheden kurtarılamıyor. Kimse de bunu sağlamıyor.
Biraz sonra konuşacağız, mesela Mansur Yavaş hadisesinde de var. Hâlâ, partiler üstü adaylar, şunlar bunlar, o mu doğru bu mu doğru?’’ filan teknik taktik bir sürü şey cereyan ediyor. Ama şu bunun üzerine gidecek. Bu iktidarı seçimle değiştirmek iddiası hâlâ geçerliyse ve seçmeni buna ikna etmek istiyorsanız, sürekli bunu yapmakla ilgili problemlerinizi konuşursanız, bu umudu ya da özgüveni veremezsiniz, taşıyamazsınız. Bu tabii ki YENİ Parti’nin problemi değil. Bu genel olarak neredeyse 20 yılla yerleşmiş bir muhalefet zihni arka planı. Bu zihni arka plan değişmediği sürece… Yani bir zamanlar televizyonlara çıkıp, çoğu sağdan devşirme bir takım analizci, yorumcu, şucu, bucu, eski siyasetçi birtakım adamların ‘’bu iktidarı devirmek için karşıdan oy almak lazım. Çünkü bu, çoğunluk olan bir tabana oturuyor, o taban konsolide olduğu sürece bunu yenemezsin’’ iddiasının neredeyse artık kod olarak yerleştiği ve ‘’asla kurtulunamaz’’ bir şüphe bulutu yaratmış durum.
Ya seçimden vazgeçeceksiniz; hani zaman zaman da oraya savruluyor ya insanlar, ‘’seçimle olacak iş değil bu’’ diyebilirsiniz. O zaman zaten başka bir şey yapmanız lazım. Yok ‘’seçimle olur’’ diyorsanız ve sayısal olarak bunun mümkün olduğuna inanıyorsanız, önce kendiniz bu özgüveni taşımanız, sonra da herkese bunu hissettirmeniz lazım.
Şimdi senin gözlemlediğini söylediğin şey, ‘’tamam, evet biliyoruz, biz kazanabiliriz, olabilir, bu mümkün, bunun olabileceğini gördük, ama bir daha olup olmayacağı konusunda emin değiliz. Olduğunda bunu savunabilecek miyiz ondan da emin değiliz. Çünkü 2024 seçiminde yani yerel seçimde işte yaşatılan şey, şu anda iktidarın yaşattığı şey, ‘’kazandınız da ne oldu?’’ durumu. Tabii ki genel seçimde böyle oluşmaz ama genel seçimde de başka mühendisliklerle, yani ‘’nasıl olacak bu iş?’’ şüphesi hâlâ muhalefet kamuoyunun ana meselesi olursa, yani ‘’bu iktidar yenilebilir’’ bilgisini bir avantaja dönüştürmeyi başaramaması durumunda yine aynı şey olacak. Mesela Mansur Yavaş meselesinde ‘’efendim şu ânda ana muhalefetin birinci partisi, mümkünse kendisinin olmayan bir adayı destekleyerek mi seçim kazanmalı?’’ tartışmasını açan bir adaylık tartışması sürecinin içine itildi şu an.
Ruşen Çakır: Evet, Mansur dedin, Mansur Yavaş’ı biraz konuşalım ama aslında çok da konuşacak bir şey yok sanki Kemal. Zaten bağımsız olmak istiyordu belli ki ve orada CHP sözcüsü Müslim Sarı’nın galiba bir sözünü gerekçe gösterip ayrıldı. Benim ilgimi çeken, onun ardından bir takım ilçe belediye başkanlarının da ayrılması oldu. Malum Mansur Yavaş’ın CHP listesinden seçtirdiği ilçe belediye başkanlarının bir kısmı AKP’ye geçti zaten. Geri kalanlar da şimdi bağımsız oldular. Orada yapılan ‘’Mansur Yavaş YENİ Parti’ye mi geçecek?’’ ‘’Özgür Özel bundan haberdardı,’’ şuydu buydu tartışmaları bana çok anlamlı gelmiyor. Yani Mansur Yavaş’ın Erdoğan’ın karşısına Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkacağı bir senaryoyu ben pek mümkün görmüyorum. 2023’te olabilecek bir şeydi. Orada Kılıçdaroğlu ama kendisi ısrar etti ve aday oldu. Ama bugün artık 19 Mart’tan sonra ve ardından 21 Mayıs mutlak butlandan sonra, yapılan onca operasyondan sonra Mansur Yavaş’ın Erdoğan’a karşı Cumhurbaşkanı adayı olma ihtimali bence yok. Bu devri kazasız belasız tamamlayıp… Bir daha nasıl seçilir Ankara’da? 2029 seçimine bağımsız girsin, kazanabiliyorsa kazansın yani.
Ama orada şöyle bir şey var: Şimdi partiler artık alt üst oldu ama mutlak butlan öncesi CHP olarak alalım. Yani Mansur Yavaş’a CHP çok şey verdi. İki dönem seçilmesini sağladı. Aslında bir öncekinde de seçiliyordu biliyorsun, ama orada bayağı katakulli döndü. Tabii ki sadece CHP oyu almadığı kesin. Sen Ankaralısın, bilebilirsin CHP’den aday olmasaydı kazanma ihtimali var mıydı? Hayır. Peki 2019 ve 2024’te CHP’den seçildikten sonra Mansur Yavaş’ın CHP’ye nasıl bir katkısı oldu? Çok sınırlı. Seçildiği bütün anlardan itibaren hep partiler üstü gibi davrandı. Yani bir CHP’nin belediye başkanı gibi davranmadı. Şimdi de ‘’İYİ Parti aday gösterecek, şu olacak, bu olacak’’ deniyor. Bana çok anlamlı gelmiyor.
Kemal Can: Geçen haftalarda yine konuştuk ya seninle, bu konuda biraz ayrışıyoruz. Şöyle bir şey var: Mansur Yavaş zaten bütün siyasi macerasında kendisi pozisyon alarak, kendisi bir tavır koyarak, kendisi bir şeye aday olarak, öne çıkarak siyaset yapmıyor. Yani bir tür, kendisine gelinmesini, kendisinin bu anlamda bir ilgi odağı hâline gelip ve daha geniş bir kesimde, bir partinin, bir ekibin değil de, böyle çeşitli çevrelerin radarında kalmayı tercih eden bir siyaset yürütüyor. Zaten bu konuda bir mesele yok. Ama yine bu tavır da onunla uyumlu. Yani şu anda adaylık gibi bir seçeneği kenarda tutuyor olsa ya da olmasa fark etmez. Çünkü şu anda seçtiği pozisyon, birilerinin kendisine bir teklifle gelmesine kapı bırakıyor, kendisi bir pozisyon tarif edip öne çıkmıyor, bu açık.
Ama şimdi şu yakın kronolojiye bir bakalım. Yani şimdi bu yavaş yavaş kenara çekilmek isteyen birinin tavrını gösterdi mi şu kronoloji, ondan çok emin değilim açıkçası. YENİ Parti oluşurken pek çok belediye başkanıyla birlikte davranmıyorsun. Ama bir yandan CHP’li gibi de davranmıyorsun. Yani Zeydan Karalar ya da Vahap Seçer gibi de davranmıyorsun, arada durmaya devam ediyorsun. Sonra birdenbire Külliye’de ortaya çıkıyorsun. Sonra ‘’CHP sözcüleri öyle dedi böyle dedi’’ diye bir gerekçeyle istifa ediyorsun. Ama ne hikmetse, sen kenara çekilmek için istifa ediyorsan bile ,8 tane belediye başkanı da seninle beraber istifa ediyor. Ya bu nasıl bir kenara çekilme? Sekiz kişi birden siyaseten kenara çekilmeye mi karar verdiler? Bu kısa kronoloji, belediye başkanlığıyla yetinen ve kendisi hakkındaki spekülasyonlara son vermek üzere kenara çekilmeye çalışan biri görüntüsünü vermiyor. Buradan çıkartılacak sonuç, kendisinin Erdoğan’ı yenecek bir cumhurbaşkanı adayı olmak istediği noktasına götürür mü, ondan da çok emin değilim.
Yalnız şu örnekleri unutmayalım: Erdoğan karşısında aday olanların hepsi kazanmak için aday olmadılar. Bakınız Sinan Oğan. Mansur Yavaş’ın adaylığı meselesi, olup olmamasından bağımsız olarak, şu andaki gündemde tuttuğu yer itibariyle, biraz önce konuştuğumuz Erdoğan’ın kazanma senaryolarının unsurlarından biri. İster aday olsun ister olmasın. Olsa da olmasa da şu anda bu dolaşımdaki spekülasyonlar vesilesiyle, Erdoğan’ın sayısal dengenin aleyhine tekrar iktidarda kalabilme ihtimalinin unsurlarından biri. Ve Mansur Yavaş Külliye ziyaretinde verilen fotoğraf itibariyle, Erdoğan’ın yanında rakibi olarak değil, Erdoğan’ın tekrar kazanmasını sağlayacak aktör olarak da bir fotoğraf vermiş olabilir. Şimdi bunu da gözden çıkarmak lazım. ‘’Efendim, Mansur Yavaş Erdoğan’ı yenmek için karşısına çıkar mı?’’ Çıkmaz, ama Erdoğan’ı yenmek için değil de muhalefetin kaybetmesi için oynayan pek çok aktörün varlığını gördük 2023’te de. Hatta hatırlarsan, ‘’Erdoğan’ı yenmek isteyen tek lider’’ denilen bazı isimlerin de Külliye’deki fotoğraflarını sonradan gördük.
Onun için ben bu meselede hızlı karar vermemek gerektiğini, bu kronolojinin, Külliyeye kabulü ve sonrasındaki istifa ve 8 belediye başkanıyla birlikte istifa resminin, ‘’spekülasyonlara son vereyim, kenara çekileyim’’ resmi olarak yorumlanmak için biraz fazla olduğu kanaatindeyim.
Ruşen Çakır: Evet Kemal, noktayı koyalım. 1 Ekim’de Meclis açılacak. CHP açılışa katılacakmış ama Erdoğan için ayağa kalkmayacak. CHP diyorum hala bak. YENİ Parti demek istedim. CHP’nin ne yapacağını bilmiyorum. Bir de YENİ Parti’den epey bir milletvekilinin CHP’ye geri döneceğini konuşuyorlar, bilemiyorum.
Tekrar aynı konuya döneceğim ama Bursa’da da buna tanık oldum, memlekette de buna tanık oldum. YENİ Parti’nin tabanı iktidara karşı mücadele eden bir YENİ Parti bekliyor. YENİ Parti’nin derdi daha çok içeride. Şu anda bir Kurultay hazırlığı var. Sosyal medyada görüyorum; tekrar, adaylık çekişmeleri, suçlamalar, şunlar bunlar başlamış. Neyse.
Evet, dükkânı kapatalım. İzleyicilerimize çok teşekkürler. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.







