Ruşen Çakır yorumladı: YENİ Parti’nin krizi

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Hopa ve Bursa’da yaptığı görüşmeler üzerinden YENİ Parti’de yaşanan krizi değerlendirdi. Çakır, parti tabanında iktidara karşı mücadele isteği bulunduğunu ancak muhalefetin mevcut gelişmelere nasıl karşılık vereceği konusunda ciddi soru işaretleri oluştuğunu söyledi.


Gazeteci Ruşen Çakır, “YENİ Parti’nin krizi” başlıklı yayınında son dönemde Hopa, Kemalpaşa ve Bursa’da yaptığı görüşmelerde YENİ Parti’ye ilişkin gözlemlerini aktardı. Çakır, özellikle geçmişte CHP üyesi olan ve daha sonra YENİ Parti’ye geçen kişilerle yaptığı sohbetlerde hem heyecan hem de kaygının öne çıktığını belirtti.

Çakır, Üsküdar’ın ardından Adalar Belediyesi’nde yaşanan gelişmelerin de muhalefet tabanında endişeyi artırdığını söyledi. AKP adayına oy veren üç CHP’linin AKP’li belediye başkanvekili tarafından teşekkürle karşılanmasını örnek gösteren Çakır, benzer gelişmelerin İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) açısından da tartışılmaya başlandığını aktardı.

YENİ Parti'nin krizi
Ruşen Çakır yorumladı: YENİ Parti’nin krizi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tartışması

Çakır, gazeteci Hilmi Hacaloğlu’ndan aldığı bilgilere dayanarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde siyasi dengelerin kritik bir noktaya geldiğini söyledi. Çakır, Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak gelmesi ve kararın kesinleşmesi durumunda belediye başkanlığının düşebileceğini, bunun ardından yeni belediye başkanı için seçim yapılmasının gündeme gelebileceğini aktardı.

AKP’nin İBB Belediye Meclisi’nde gerekli çoğunluğa ulaşması için altı kişiye ihtiyaç olduğunu belirten Çakır, Üsküdar ve Adalar’daki gelişmeler nedeniyle muhalefet tabanında bu ihtimalin ciddi biçimde tartışıldığını söyledi.

Çakır, bazı belediye başkanlarının ve belediye meclisi üyelerinin farklı gerekçelerle saf değiştirmesinin muhalefet seçmeninde hayal kırıklığı yarattığını belirtti. “Biz bu insanları niye seçiyoruz?” sorusunun Bursa ve Hopa’da yaptığı görüşmelerde sıkça karşısına çıktığını aktardı.

Kurultay süreci ve muhalefetin sınavı

YENİ Parti’nin kurultay sürecine de değinen Çakır, partinin geçmişten gelen bazı siyasi alışkanlıklardan ve sorunlardan bütünüyle kurtulamadığı yönünde kaygılar bulunduğunu söyledi.

Çakır, butlan tartışmasının ardından CHP ile YENİ Parti arasındaki ilişkilerin de yeni bir döneme girdiğini belirtti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi üzerindeki olası gelişmeler karşısında iki tarafın birbirini eleştirdiğini söyleyen Çakır, bunun parti tabanında burukluk yarattığını ifade etti.

Fon krizinin ise muhalefet açısından önemli bir siyasi gündem oluşturduğunu belirten Çakır, başta YENİ Parti olmak üzere muhalefet partilerinin bu konuyu ne ölçüde etkili biçimde gündeme taşıyabildiğini sorguladı.

“İnsanlar öfkeli ama nasıl mücadele edeceklerini bilmiyor”

Çakır, Üsküdar’daki miting ile Bursa’daki YENİ Parti faaliyetlerini izlediğini ve partinin tabanında siyasi iktidara karşı güçlü bir mücadele isteği gördüğünü söyledi. Ancak gençlerin oranının düşük olduğuna dikkat çeken Çakır, insanların etkili bir siyasi mücadelenin nasıl yürütüleceği konusunda soru işaretleri taşıdığını belirtti.

Çakır, Ekrem İmamoğlu’nun daha görünür ve etkili olmasının YENİ Parti açısından önemli olduğunu, ancak bunun şu aşamada tam olarak sağlanamadığını söyledi. Özgür Özel’in ise zaman zaman kendi tabanında da rahatsızlık yaratan çıkışlar yaptığını aktardı.

Çakır, YENİ Parti’deki krizin büyük ölçüde iktidarın oluşturduğu siyasi zeminden kaynaklandığını, ancak muhalefetin de bu krize içeriden malzeme taşıdığını söyledi. Önümüzdeki dönemde kurultayın bu tabloyu değiştirme açısından önemli bir sınav olacağını belirten Çakır, krizin aşılması halinde YENİ Parti açısından yeni bir alan açılabileceğini ifade etti.



Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler. Ve yeniden Hopa’dan iyi sabahlar.

Memleketimde son günüm. Bugün dönüyorum. 2 gün kaldım. Keşke daha uzun kalabilseydim diyorum ama mecburen dönmek zorundayız. İstanbul bizi bekler. Dün Kazım Koyuncu’ndan bahsettim. Mansur Yavaş olayına girmek istemedim. Bugün yine girmeyeceğim. Kısaca bir değinmem gerekebilir. Bugün başka bir şey konuşmak istiyorum. ‘‘YENİ Parti’nin krizi’’ dedim ben buna. Ortada bir kriz var. Bunu neye istinaden söylüyorum? Geçen cuma günü Bursa’daydım. Bursa izlenimlerimi anlattım. Orada bir şeyleri söylemiştim. Burada memleketimde 2 gün boyunca tabii ki Kazım Koyuncu’nun filmini konuştuk ama beni gören herkes bir şekilde “ne olacak bu Türkiye’nin hâli” muhabbetine giriyor ve iş dönüp dolaşıp YENİ Parti’de düğümleniyor.

Daha önce de söyledim. Benim aile çevrem büyük ölçüde geçmişten bu yana Cumhuriyet Halk Partili ve şimdi de gördüm ki memlekette akraba çevrimin büyük bir kısmı YENİ Partili olmuş. YENİ Parti’ye geçmiş yani bu son olayın ardından. Bir yanıyla çok hevesliler ama bir yanıyla çok, nasıl diyeyim, efkârlılar, çok sıkıntılılar ve benden cevaplar istiyorlar. Benzer bir olayı bir şekilde Bursa’da da görmüştüm ama Bursa’daki çok ayaküstü konuşmalardı. Burada daha böyle oturarak bir kahvede aynı anda 10 kişiyle birlikte yapılan sohbetler oldu. Özellikle Kemalpaşa’da, Hopa’da da kısmen ama Kemalpaşa’da — bir yanıyla benim aile tarafımın bir kısmı Kemalpaşa’dadır — orada çok sayıda YENİ Parti üyesi, yani üyeliklerini CHP’den oraya taşımış isimle konuştum. Ve şöyle bir olay var. Zaten Üsküdar meselesi çok canlarını sıkmıştı YENİ Partililerin. Ben Hopa’dayken, memleketteyken Adalar olayı yaşandı. Adalarda da birileri AKP adayına oy verdi ve AKP Adalar Belediyesi’ni aldı. Hatta görmüşsünüzdür, AKP’li belediye başkanvekili kendisine oy veren üç CHP’liye teşekkür ediyor, ellerini sıkıyor. Onlar da çok normalmiş gibi kameraların önünde o teşekkürü kabul ediyorlar. Yani iş çok aleniyete bindi.

Ve şunu söylüyor birçok kişi, Bursa’da da duymuştum, Hopa ve Kemalpaşa’da da duydum, “Sırada İstanbul Büyükşehir Belediyesi mi var?” Olabilir. Bu ne zamandır söyleniyordu. Ben de meslektaşım, dostum Hilmi Hacaloğlu’na – ki Hilmi de bizim memleketlidir, arada onu da söyleyeyim, o da Laz’dır – sordum çünkü Hilmi bu konuda birkaç gündür çok ciddi yayınlar yapıyor, paylaşımlar yapıyor. Hilmi bana kısa bir brifing verdi ve şunu söyledi, ‘‘İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde şu anda durum 153’e 142. Eğer Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak gelirse, bu kesinleşirse belediye başkanlığı düşecek. Dolayısıyla belediye başkanvekilliği de düşecek Nuri Aslan’ın ve yeni belediye başkanı için seçim yapılacak.’’ 6 kişi lâzım AKP’ye ve Üsküdar örneği, başka örnekler de var ama son Üsküdar, Adalar örneğine bakılırsa bu da çok zor olmayacak gibi. Yani çok acı bir durumdan bahsediyoruz.

YENİ Partili sıradan vatandaştan YENİ Parti yöneticisine kadar kimse “Olur mu canım, 6 kişi nasıl geçer? Böyle bir şey olmaz.” diyemiyor. Hatta 6’dan daha fazla kişinin geçme ihtimali bile var. O zaman da insanlar, Bursa’da çok tanık oldum, burada da, ‘‘E biz bu insanları niye seçiyoruz?’’ diye soruyorlar. Bunlar şu ya da bu nedenle, iki gerekçe var kabaca; havuç, yani kendilerine cazip bir şeyler söyleniyor ya da sopa, kendileri bir şekilde tehdit ediliyor. Havuç ya da sopa, bazen ikisi birden. ‘‘Bununla insanlar saf değiştiriyorsa biz bu oyları niye veriyoruz? Biz bu işler için seçim kampanyalarında niye çalışıyoruz? Sandıkları niye bekliyoruz saatlerce?’’ diye insanlar soruyorlar. Yani iktidara yönelik, Erdoğan’a yönelik, iktidarın bu tür numaralar yapabileceğine yönelik zaten bir bilgileri var. O konuda zaten mesafeleri koymuşlar. Yani rakipleri belli, kiminle mücadele ettikleri belli ama yanlarındakilerle nereye kadar nasıl gideceklerini bilemiyorlar. Bu çok acı bir durum. Bu arada şunu söyleyeyim, Hilmi’den aldığım bilgiye göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden önce Ataşehir’e yönelik bir operasyon olabileceği ve orada da belediye başkanvekilliğinin el değiştirebileceği söyleniyormuş. Bunlar artık peş peşe gelen rivayetler ve daha öncekiler doğru çıktığı için – ki öncesinde Afyon, Aydın örnekleri var başlı başına – böyle insanlar bir şeyin içerisine giriyorlar, bir muhalefet yapıyorlar; hiç tereddütsüz bir şekilde butlandan sonra yollarını CHP ile ayırıyorlar ama sonra böyle acı bir durumla karşı karşıya kalıyorlar.

Bir diğer husus da YENİ Parti’nin kurultay süreci. Birçok yerde görüyorum, duyuyorum; YENİ Parti’nin bu kurultay sürecinde geçmiş alışkanlıklardan, hastalıklardan, zaaflardan çok da kurtulabilmiş olmadığı yolunda kaygılı birtakım tespitler var. Bunlara da insan çok fazla şaşıramıyor. Ve şimdi şunu görüyoruz, açık söylemek gerekirse, butlan olayındaki mesele CHP’yi ikiye bölüp bunun bir tanesini bir şekilde yanına çekmekten – ki o da Kılıçdaroğlu CHP’si – ibaret değilmiş. Esas olarak, butlan hikayesiyle birlikte oraya, nasıl söyleyelim, saatli bombalar yerleştirilmiş. Bir şekilde iş bir yerde kopunca… Çünkü butlan öncesindeki CHP’nin nasıl istim üzerinde yürüdüğünü görüyoruz, mücadele ettiğini görüyoruz, görüyorduk. Tabii ki fireler oluyordu ama çok önüne bakmadan gidiyordu. Şimdi olay çok daha kolaylaştı. Kim CHP’de, hangi belediye meclis üyesi CHP’de, hangisi değil, şu bu… Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni AKP’nin ele geçirme ihtimaline karşı ne yapıyorlar? Birbirlerine fırça atıyorlar CHP ile YENİ Parti. Böyle de bir durum var. Onu da özellikle vurgulamak lazım ve insanlarda bir, nasıl söyleyeyim, burukluk var.

Bir kriz yaşanıyor şu anda YENİ Parti’de. YENİ Parti bu krizi nasıl aşacak? İnsanlara ‘‘merak etmeyin, her şey kontrol altında, iktidara yürüyoruz’’ demek değil de bu duyguyu vermek… Bunu nasıl verecek? Kurultay bu işe yarayacak mı? Kurultay tabii ki çok önemli bir seçenek. Kurultay bu işe yarayacak mı? Şu anda çok ciddi bir sorun yaşıyor Türkiye mesela. Fon krizi, çok büyük bir sorun aslında. Aslında bu tüm muhalefet partileri için, başta YENİ Parti olmak üzere, çok elverişli bir silah ama bunu ne kadar kullanabiliyorlar açıkçası ben şüpheliyim. Zaten YENİ Parti dışındaki diğer partilerin nasıl bir muhalefet yaptığını çok fazla göremiyorum; İYİ Parti, Zafer Partisi ve kısmen Anahtar Parti’nin çözüm süreci karşıtlığını saymazsak. YENİ Parti’nin bir de tabii çözüm sürecindeki o ikili tutumu, bu yasayla ilgili yapılan, Özgür Özel’in verdiği ‘‘evet’’ oyunun azınlıkta kalması meselesi de aslında çok ciddi bir kırılma yaratmış YENİ Parti’de. Bütün bunları aşabilecekler mi, nasıl aşacaklar?

Üsküdar’da miting izledim. Bursa’da 7 saat değişik yerlerdeki YENİ Parti faaliyetleri – ki en son yürüyüş ve miting ile sonlandı – izledim. Şunu gördüm: insanlar var, gençlerin oranı düşük, bu özellikle çok önemli bir husus; ama insanlar öfkeli, siyasi iktidara karşı mücadele etmek istiyorlar. Ama bu mücadelenin nasıl edilebileceği, nasıl etkili olabileceği konusunda içlerinde çok şüpheler var. Erdoğan şu haliyle mutlak butlan yaratarak ve birtakım belediye meclis üyelerini ve belediye başkanlarını devşirerek o safları iyice parçalamakla meşgul. Buradan nasıl çıkacak YENİ Parti? Burada, birçok yayında söyledim, Ekrem İmamoğlu’nun daha görünür ve etkili olması herhalde YENİ Parti için bir ihtiyaç ama bu da tam olarak sağlanamıyor. Özgür Özel tek başına kalmış durumda ve zaman zaman kendi tabanını da kadrolarını da rahatsız eden birtakım çıkışlar yapabiliyor. Bir kriz hâli var. Bu kriz büyük ölçüde iktidar tarafından zemini hazırlanmış ama içeriden de malzeme taşınmış bir kriz. Ve önümüzdeki günlerde YENİ Parti’nin bu krizi aşıp aşamayacağına bakacağız. Aşamaması halinde iktidar rahat edecek ama bir şekilde bu krizi bir fırsata çevirebilirse YENİ Parti, bunu aşabilirse o zaman önü açık demektir.

Bugün ithafım bir büyük kadın oyuncuya, Joanne Woodward. Öyle okunuyor olması lazım. Nereden geldi aklıma? Aslında çok sevdiğim bir oyuncudur ama unutmuştum açık söyleyeyim. Sonra bir Kanadalı yazarın sosyal medya paylaşımına denk geldim. Daha doğrusu onun retweet ettiği bir şey. Şunu anlatıyor; ‘‘Paul Newman’la — Paul Newman 83 yaşında 2008’de öldü — 50 yıl evli kaldılar.’’ Bu Hollywood’da bir rekor herhalde. 1958’de evlenmelerinin ardından Joanne Woodward Oscar kazandı. Ve Paul Newman da kısa bir süre sonra Oscar’a “Kızgın Damdaki Kedi” ile aday gösterildi. Birbirlerine şans getirmişler. Ama Woodward, Paul Newman’dan daha önce daha fazla bilinen bir oyuncuydu. Türkçeye nasıl çevrildiğini şimdi hatırlamıyorum ama psikolojik sorunlu bir kadının hayatını anlattığı, “Eve’in Üç Yüzü” diye çevrilebilir, filmle büyük bir çıkış yapmış 1957’de. Ama birçok filmde oynadı ve bir yerden sonra sinemayı bıraktı. Yani emekliye kendini ayırdı diyelim. Woodward’la Paul Newman’ın birlikte oynadıkları filmler de var. Onu da özellikle vurgulamak lazım. Çok ilginç bir şey öğrendim bu vesileyle. Joanne Woodward 60 yaşında kızıyla birlikte aynı yıl üniversite mezunu olmuş. Böyle de bir azimli kadın. 2008’de Paul Newman hayatını kaybetti ama Woodward hâlâ, şu anda 96 yaşında, ayakta. Sinemaya veda etmiş ama hayatını sürdürüyor ve dünyanın, özellikle Amerikan sinemasının tarihine adını yazdırmış olan bir kadın oyuncu. Joanne Woodward’ı saygıyla selamlıyorum ve bu yayını kendisine ithaf ediyorum. Paul Newman’ı daha önce konuşmuştum ama bu vesileyle onu da tekrar, gerçekten çok büyük bir oyuncuydu, tekrar yâd edelim.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş