Ruşen Çakır yorumladı: Fon krizi iktidarı sarsmaya başladı

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır “Fon krizi iktidarı sarsmaya başladı” başlıklı yayınında, fon soruşturmasında eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya hakkında gündeme getirilen iddiaları, iktidar içindeki tartışmaları ve olayın siyasi boyutlarını değerlendirdi.

Ruşen Çakır, YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın dört ayda borsa işlemlerinden milyar liralık kazanç elde ettiğini iddiası üzerinden fon soruşturmasını, iktidar içindeki tartışmaları ve olayın siyasi boyutlarını değerlendirdi.

“Yatırırken de, çekerken de bir şeyler biliyorlardı”

Ruşen Çakır, Kaya çiftinin nisan ayında 63 milyon lira yatırıp eylül ayında 1 milyar 344 milyon lira çektikleri yönündeki iddia hakkında iktidar kanadından herhangi bir yalanlama gelmediğini belirtti. Ruşen Çakır, bu tablonun fon krizinin siyasi ayağını gözler önüne serdiğini vurguladı:

“Dört ayda 63 milyon yatırıp 1 milyar 344 milyon lira çekmişler. Üstelik olay patlak vermeden kısa bir süre önce paranızı çekiyorsunuz. Yani yatırırken de, çekerken de bir şeyler biliyorsunuz. Ayrıca o 63 milyon lirayı nasıl buldukları da ayrı bir konu; bugünün Türkiye’sinde o kadar parayı bulmak öyle kolay değil. Bu vaka, fon olayının içinde siyasetin olduğunu bize gösteren bir olay oldu. AKP’nin bir Genel Başkan Yardımcısı bunu biliyorsa, başkaları da pekâlâ bilebilir ve işin içinden çok ciddi siyasi bağlantılar çıkabilir.”

Fon krizi iktidarı sarsmaya başladı
Ruşen Çakır yorumladı: Fon krizi iktidarı sarsmaya başladı

İktidar cephesinde “arınma zamanı” çıkışı

İddiaların ardından iktidar medyasında ve tabanında çatlakların büyüdüğüne dikkat çeken Ruşen Çakır, Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal’ın tweet’ini hatırlatarak iç hesaplaşmanın şiddetleneceğini söyledi:

“Aydın Ünal, ‘Ucu nereye giderse gitsin hesabı sorulsun dediğimiz için günlerdir örgütlü bir saldırı altındaydık, şimdi arınma zamanı’ dedi. ‘Şimdi arınma zamanı’ kimin cümlesi? CHP’lilerin. Şimdi AKP destekçilerinin bunu dile getirmeye başladıklarını görüyoruz. İktidar içinde bir iç hesaplaşma, bir iç kavga zaten vardı; şimdi iyice şiddetlenecek. Çünkü işin içerisinde çok yüksek miktarda paralar var.”

“17-25 Aralık gibi geçiştirilemez, doğrudan mağduriyet var”

Sürecin nasıl sonuçlanacağının ve kimlerden hesap sorulacağının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararına bağlı olduğunu belirten Çakır, bu krizin 17-25 Aralık sürecinden farklı dinamikler barındırdığını ifade etti:

“Geçmişte Erdoğan genellikle kimseyi vermedi. 17-25 Aralık’ta da bakanları vermedi, hapse girmelerini engelledi. Ama burada aynı şeyi yapabilecek mi? Para çok büyük ve bu kez doğrudan mağduriyetler var. Yani siz o parayı bir milyar üç yüz milyona çıkartıyorsanız, birileri paralarını kaybetmiş oluyor. Daha yeni yoksulluk nedeniyle bir emekli polis memuru hayatına son verdi. İnsanlar derin bir yoksulluk çekerken, sosyal işlerden sorumlu eski bir bakanın iddiaya göre kısa sürede bu kadar büyük paralar bulmasının çok ağır bir siyasi faturası olacak.”


Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.

Dün “Fon krizi iktidarı sarsar mı?” diye sorduk. Sordum daha doğrusu. Özellikle Yeni Şafak‘ta bazı yazarların “ucu nereye giderse gitsin” diye çıkışlarını ve kendi tabanları, kendi çevrelerinden nasıl tepki gördüklerini anlatmıştım. Ama sonra ne oldu? Dün ilk olay patladı. Eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya hakkında YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre çok ciddi iddialar dile getirdi. Fatma Betül Sayan Kaya bakanlık yapıyordu. Neydi? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı’ydı. Şimdi de AK Parti’nin Sosyal Hizmetlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, yani partinin önemli bir ismi. İddia çok ciddi. Onun ve eşi İlyas Kaya’nın 4 ayda fon üzerinden milyarlar kazandıklarını söylüyor. Biraz bakalım ne diyor: ‘‘4 ayda 63 milyon yatırıp 1 milyar 344 milyon lira çekmişler.’’ Eylül ayında çekmişler. Bu dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Yani Nisan ayında para yatırıyorsunuz, Eylül ayında 63 milyon oluyor size 1 milyar 344 milyon lira. Ve sonra da olay patlak vermeden kısa bir süre önce paranızı çekiyorsunuz. Yani yatırırken bir şeyler biliyorsunuz, çekerken bir şeyler biliyorsunuz. Ayrıca şunu da söylemek lazım; gerek Kaya’nın gerekse eşinin o yatırdıkları parayı nasıl buldukları da ayrı bir konu. Onu da özellikle vurgulamak lazım. Yani 63 milyon öyle kolay bir para değil. Hele bugünün Türkiye’sinde hiç değil ve bugünün Türkiye’sinde, hatta bugünün dünyasında o kadar kısa süre içerisinde o kadar para kazanabilmek asla mümkün değil.

Bu olay bir şeyi gösterdi. Olayın, fon olayının içinde siyasetin olduğunu bize gösteren bir olay oldu. Tek olay olmadığı da aşikâr. Eğer AK Parti’nin bir genel başkan yardımcısı bu olayı başından itibaren biliyorsa, sonuna kadar biliyorsa başkaları da pekâlâ bunu bilebilir ve olayın içinde çok ciddi siyasi birtakım bağlantılar çıkabilir. İsimler dile getirildi, imalarda bulunuldu ama şişenin kapağı açıldı ve kendisinden de herhangi bir açıklama gelmedi. Şu ana kadar benim bildiğim kadarıyla yok. Yani iddia çok somut ve böyle bir iddia gerçek değilse birisi gönül rahatlığıyla hemen anında çıkıp der ki “Böyle bir şey yok.” Yani beklemez. Eğer iddia doğruysa da gereğini yapmak konusunda birtakım adımlar atar. Mesela nedir? Görevlerinden istifa eder vesaire. Şimdi bir tartışma var, bu tartışma “eğer bu iddia doğruysa” diye başlıyor tabii: Ne olacak, bu kişiye ne olacak? 63 milyon yatırıp 1 milyar 300 milyon aldı karı koca. Bu paralar ne olacak? Tabii ki şunu da biliyoruz, çok sayıda kişi yatırdıkları parayı alamıyorlar. Alamayacağa benziyorlar. Onu da biliyoruz. İşte bu paraların alınıp onlara devri mi olacak, şu mu olacak, bu mu olacak? Amerika Birleşik Devletleri’nden döndükten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuyla ilgili bir toplantı yaptığını biliyoruz. Ama şu ana kadar neler var? Gözaltılar, tutuklamalar ve yayın yasakları var. Onun dışında bir şeye pek tanık olmuş değiliz ama devamı gelecek, gelmek durumunda. Bu olay, Fatma Betül Sayan Kaya olayı, işin öyle basit bir olay olmadığını bize ilk günden gösterdi.

Şimdi iktidar yanlısı isimler de beklediler; bir tekzip gelmeyince, yalanlama gelmeyince bu iddiayı doğru olarak görüp bir şeyler yapılması gerektiğini söylediler. Birtakım gazeteciler bunu söyledi. Bu arada şu ilginç; dünkü yayında bahsettiğim Yeni Şafak yazarlarından Aydın Ünal bu olayın ardından dün akşam saatlerinde şöyle bir şey dedi: “Biz ‘ucu nereye giderse gitsin hesabı sorulsun’ dediğimiz için günlerdir örgütlü bir saldırı altındaydık. Maalesef anlaşıldı. 3-5 şeref yoksunu troller vesaire… Bunlara yeterince para verseler ‘Erdoğan’ı savunuyoruz’ yalanıyla Netanyahu’nun bile PR’ını yaparlar. Şerden hayır da doğar. Bu bir fırsat. Şimdi arınma zamanı.” “Şimdi arınma zamanı” kimin cümlesi? CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’lilerin cümlesi. Ve şimdi AK Parti destekçilerinin bunu dile getirmeye başladıklarını görüyoruz. Bir iç hesaplaşma, bir iç kavga zaten vardı. İyice şiddetlenecek çünkü işin içerisinde çok yüksek miktarda paralar var. İçlerinde gerçekten bunu kabul edilemez bulup ahlaki bir şekilde bundan rahatsız olanlar var. Onu biliyoruz. Ama bir de şunu da söylemek lazım; kıskananlar da vardır herhalde iktidar destekçileri içerisinde. Herkes bir şekilde, ne diyelim, küpünü dolduruyor olabilir ama buradaki rakamın gerçekten birçok kişiyi kıskandıracak bir rakam olduğu da ortada.

Şimdi bir iç kavga ihtimali giderek yükseliyor. Fakat tabii ki kararı Cumhurbaşkanı Erdoğan verecek. Kimin kellesi gidecek? Gidecek mi gitmeyecek mi? Örtbas mı edilecek, üstüne mi gidilecek? Geçmişte örneklerimiz var. Geçmişte çok örnekte, yolsuzluk dışındaki olaylarda da mesela bazı siyasetçilerin, yöneticilerin çok ciddi ihmalleri olan durumlarda da Erdoğan genellikle hemen hemen bütün olaylarda kimseyi vermedi, teslim etmedi. 17-25 çok çarpıcı bir dönemdi. Bakanlar söz konusuydu, onları da vermedi. Onların da hapse girmesini engelledi. Hatta bir tanesini sonradan, Egemen Bağış’ı büyükelçi bile yaptı. Ama burada aynı şeyi yapabilecek mi, yapacak mı? Bir kere para çok büyük ve bu para 17-25’te doğrudan vatandaştan alınmış para gibi gözükmüyordu. Bir yolsuzluk iddiaları vardı. Ama buradaki dönen paranın birtakım yarattığı doğrudan mağduriyetler var. Yani burada siz eğer kısa bir sürede 63 milyonu 1 milyar 300 milyona çıkartıyorsanız bu parayı birilerinden almış oluyorsunuz ve o kişiler paralarını kaybetmiş oluyorlar. Dolayısıyla böyle kolay kolay geçiştirilebilecek bir meseleye benzemiyor.

Bir de şunu düşünün: Daha yeni emeklilerin protestosunda bir emekli polis memuru herkesin ortasında, Anayasa Mahkemesi’nin önünde kafasına silahı sıktı ve maalesef hayatını kaybetti. İnsanlar yoksulluk çekiyor. Yoksullukları giderek derinleşiyor. Böyle bir ortamda yaşıyoruz. Ve böyle bir ortamda sosyal işlerden sorumlu olan siyasi iktidarın üst düzey bir ismi, eski bakan, bunların hepsini bir kenara bırakıp insanların sırtından iddiaya göre kısa dönemde o ve eşi çok büyük paralar buluyor. Bunun siyasi bir faturası olacak ve muhtemelen esas olarak bu faturanın olabildiğince az ve hızlı bir şekilde ödenip kapatılması yolunda herhalde çok ciddi çalışmalar yapılıyordur. Fakat şunu da unutmamak lazım, bir süredir hep bunu yaşıyorduk, yaşıyoruz; iktidarı destekleyen çevreler içerisinde şu ya da bu nedenle, farklı farklı nedenlerle çok ciddi kapışmalar var, tartışmalar var, savaşlar var, çatışmalar var.

Dolayısıyla bu olayda, fon olayında bu çatışmanın çok daha şiddetlenme ihtimali var ve birilerinin ipini yakınlarındaki başkaları çekecek. Onu göreceğiz. Bunun sonucunda iktidar iktidarını tabii ki kaybetmez ama toplumsal desteği zaten iyice azalmış olan siyasi iktidarın bu olaylarda bu desteğini iyice kaybedeceği kesin bir şey. O zaman da ne oluyor? Muhalefetin bundan istifade edip edemeyeceğine bakmamız gerekiyor. O günlerdir konuştuğumuz bir husus. O konu ayrı bir mesele. Yani şu var, tekrar dönüp dolaşıp ona geliyoruz: Erdoğan kendi oyunu arttıramasa bile karşısındaki cepheyi bölerek, etkisizleştirerek hâlâ kazanmayı sürdürebiliyor. Böyle bir ihtimal hep var. Ama bu fon olayı da bu tür kaçış yollarını tıkama ihtimaline sahip bir olay. Eğer burada iktidar içerisindeki çatışmalar şiddetlenirse, zirveye varırsa işte o zaman Türkiye’de çok ilginç, çok daha ilginç gelişmelere tanık olacağız demektir. Tabii ki öncelikle Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın başına ne geleceğine bakacağız. O bir emsal teşkil edecek. Ondan sonrasını merakla, ilgiyle izlemeye devam edeceğiz. Ama evet, dediğim gibi şişenin kapağı açıldı, devamı pekâlâ gelebilir.

Bugün yayını bir Amerikalı oyuncuya, Anthony Perkins’e ithaf etmek istiyorum. Onu neyle biliyoruz? Tabii ki en çok “Sapık” (“Psycho”) filmiyle biliyoruz. Hitchcock’un filmi. O film de çok çarpıcı bir film. Hâlâ dünyanın en büyük gerilim filmlerinden birisi. Onda o kadar başarılı oldu ki yanılmıyorsam dört ayrı film çekildi. Anthony… Hep şeyle karıştırıyorum, Hopkins ve Perkins. Evet, bu Perkins olanı. Zaten Anthony Hopkins hâlâ yaşıyor ama Perkins’i yıllar önce 1992’de kaybettik. 60 yaşında ve AIDS’ten hayatını kaybetti. Hayatının önemli bir bölümünde eşcinsel olduğu bilinmiş ama konuşulmamış, yani bunu hiçbir zaman açığa çıkartmamış bir oyuncu. Tiyatroyla önce başlıyor. Babası da bir oyuncu. Babasının mirasını devralmış diyelim ama en büyük çıkışını “Sapık”la yapıp daha sonra Avrupa’da büyük yönetmenlerle, büyük oyuncularla birçok film çevirip tekrar ABD’ye dönüyor. Ve belli bir tarihten itibaren, 70’li yıllardan itibaren başroller yerine daha yardımcı oyuncu diyelim, o tür rollerde oynuyor. Bu film “Dava”, Kafka’nın “Dava”sı. Orson Welles’in yönettiği, Avrupa’da çekilen bir film. Orada Jeanne Moreau ve Romy Schneider gibi iki büyük oyuncuyla oynamıştı Anthony Perkins.

Daha sonra evet, daha yardımcı rollerde devam ediyor ve ABD’nin çok önemli insan hakları davalarında aktif bir şekilde yer almış. O meşhur Selma şehrindeki ırkçılığa karşı yürüyüşe katılmış, kadın hakları için mücadele etmiş. Kendisi eşcinsel kimliğe sahip olmasına rağmen o konuda uzun bir süre çok görünür bir faaliyeti olduğu söylenmiyor ama esas olarak oyunculuğuyla bilinen ve tabii ki 60’lı, 70’li yıllarda – ki 60’ta “Sapık”ta oynamıştı – bir tür erkek seks modeli diyelim. Rock Hudson da böyleydi. O da bir erkek seks sembolüydü. Anthony Perkins de böyle olmuş ama belli bir tarihten sonra zaten kimliğini daha açık bir şekilde deklare etmiş bir büyük oyuncu. Genellikle psikolojik filmlerde, gerilim filmlerinde, arada aşk filmlerinde de oynadığı olmuş ama onu esas olarak işte şuradaki bakışına bakarsanız öyle hatırlıyoruz. Evet, 1992 yılında hayatını kaybeden Anthony Perkins’i saygıyla anıyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş