İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Yaşananları ‘CHP içi çatışma’ olarak göstermeye çalışanlar ne amaçlıyor?” başlıklı yayınında mutlak butlan kararına gösterilen tepkileri yorumladı. Çakır, “Bu durumun CHP içi bir olay olarak görülmesi, yaşananları yanlış okumak olur” dedi.
Bilmeniz gerekenler
Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, iktidarın mutlak butlan kararı ardından yaşananları “CHP içi çatışma” olarak göstermeyi amaçladığını söyledi. Çakır, iktidarın diğer bir amacının da bu süreçle birlikte tutuklu yargılanan insanları yalnızlaştırmak olduğunu belirtti.
CHP içindeki gruplaşmalar
Ruşen Çakır, CHP içinde gruplaşmaların her zaman bulunduğunu ama bunların parti içinde yaşandığını söyledi. Mutlak butlan kararı sonrasında CHP Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesini de yorumlayan Çakır, Kemal Kılıçdaroğlu tarafının siyasi iktidarı yanına alarak süreci yürütmeye çalıştığını ifade etti:
“Kurultay kararı alınsaydı, Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel bu kurultayı kazanmak için bir mücadele yürütseydi o zaman CHP içi kurultay mücadelesi denirdi. Burada CHP’lilerin karşısına kim çıkıyor? Bazı milletvekilleri ama en önemlisi çevik kuvvet, sivil polisler çıkıyor. Ortada bir tartışma yok. Şafak baskını var.”
Siyasi bir karar
Ruşen Çakır, yaşanan süreci “CHP’nin kolunu kanadını kırma operasyonu” diyerek nitelendirdi. Çakır, iktidarın 19 Mart sürecinden bu yana CHP’yi dışarıdan güçsüzleştirmeye çalıştığını ama son yaşananlarla başka bir yöntem izlediğini söyledi:
“İktidar 19 Mart’tan itibaren CHP’nin kolunu kanadını kırmaya çalıştı. Şimdi başka bir yöntem ile içeriden bunu yaptırmaya çalışıyor. Dolayısıyla bu operasyon CHP içi bir kavga olarak okunduğunda Türkiye’nin en önemli gerçeği ıskalanmış oluyor. İktidar yanlısı kanatın ‘Karar verildi bekleniyor’ demesinden bunun hukuki bir karar değil siyasi bir karar olduğu anlaşılıyor.”
Çakır, “‘Adalet Yürüyüşü’nü yapmış birisinin şimdi ‘hukukun üstünlüğü’ diyerek ‘Genel Merkezi teslim edin’ demesi çelişkili” dedi.
- Ruşen Çakır izleyicilerin katılımıyla değerlendirdi: Akşener ve İYİ Parti’nin “yeni yol”u
- Özgür Özel ile Devlet Bahçeli görüştü
- Erdoğan’ın Öcalan ısrarını Kürt seçmene sorduk: “Erdoğan, Demirtaş’ı hedef gösteriyor, endişeliyiz”
- Kemal Kılıçdaroğlu: “Yarın Özgür Özel adaylığını ilan edecek”
- Ruşen Çakır yorumladı: Özgür Özel başarılı mı?
Video deşifresi
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Biraz önce bir canlı yayınla CHP Genel Merkezine bağlandık. Özgecan Özgenç ve Göksel Göksu orada yaşananları anlattı. Gerginlik hâlâ sürüyor. Ne olup biteceği belli değil. Gün boyu yayınlarla karşınızda olacağız. Öncelikle yaşananları aktarmaya çalışacağız tabii ki ve ardından da bunları yorumlamaya çalışacağız.
Bu arada, ben 21 Mayıs’tan beri kafamda olan bir yayını şu vesileyle yapmak istiyorum. O da, bütün bu yaşananları bir CHP içi kavga gibi görenler, görmek isteyenler ve göstermek isteyenler. Burada, bu yaşananları CHP içi bir kavga olarak görmek ne kadar doğru ne kadar yanlış, bunları biraz değerlendirmek istiyorum. Siz de yayın sırasında kendi görüşlerinizi yazabilirsiniz. Fırsat buldukça onları da aktaracağım. Bunu, benim ve Medyascope’un YouTube sayfasındaki chat bölümünden yapabilirsiniz.
Aslında bu konu hep insanların kafasında. Mutlak butlan kararı çıktığı andan itibaren buna gösterilen toplumsal tepkinin, 19 Mart’a kıyasla, en azından şu âna kadar düşük olması, birçok kişinin kafasında “sonuçta CHP’liler arasında bir şeyler yaşanıyor” duygusunu canlandırdı ve bu sabah itibariyle yapılanlarla beraber hakikaten bir dönüm noktasına gelindi. Çünkü bunun olacağı zaten bekleniyordu. Ama bu kadar hızlı olması, bir pazar sabahı, sabahın köründe olması beklenmiyordu ve şu anda, gerçekten herkesin bir şekilde olaya nasıl baktığına karar vermesi için çok kritik bir günden geçiyoruz.
Size bir örnek göstermek istiyorum. Bu örnek çok çarpıcı ve acı bir örnek bence, ama şaşırtıcı değil. Fatih Portakal bugün sıcağı sıcağına bu konuyla ilgili sosyal medyada “Siz birbirinizi yiyin. Millet geçim derdinde. Umurumda değilsiniz dedi.” Bunu diyen kişi, düne kadar Türkiye’nin en çok izlenen ana haber bültenini sunan, yorum yapan kişilerden birisiydi ve “Umurumda bile değilsiniz” dedi. Tekrar onu gösterelim arkadaşlar. “Bu, CHP içerisindeki kavga. CHP birbirine girdi. AKP’nin en çok istediği tablo, CHP birbirine girdi” diyor. Şimdi AKP lafını kullanıp, ondan sonra “CHP birbirine girdi” diyebilmek gerçekten maharet isteyen bir iş. Bu yaşananların bir Recep Tayyip Erdoğan müdahalesi olması dışında bir seçenek var mı? Mutlak butlan kararının siyasi bir karar olma dışında bir ihtimali var mı? Eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan olmasaydı, siyasi iktidar olmasaydı, bu karar çıkar mıydı? Böyle bir zamanlamayla çıkar mıydı? Bunların hepsini ciddi bir şekilde düşünmek lazım.
Siz bunu, “Bu, CHP’nin kendi içindeki kavga, yiyin birbirinizi. Ben nasıl olsa oy verecek parti bulurum” şeklinde dile getirdiğiniz zaman, kendinizi bile kandıramazsınız diyeyim. Kimi bulacaksınız oy verecek? Yani bir insan kendisini muhalefette tanımlıyorsa, zaten AKP’ye, MHP’ye veya bir diğer partiye oy vermek gibi bir niyeti varsa, onlar için sorun değil. Bu olayın CHP içi bir olay olması, CHP içi tartışma olarak tarif edilmesi, şu âna kadar yaşadığımız bütün süreçleri, özellikle başkanlık sistemine geçildikten sonra Türkiye’de yaşanan bütün süreçleri yanlış okumakla ilgili bir şey ya da bir tercih, siyasi bir tercih bu. Türkiye’de yargı mı var?
Şimdi bakalım, mesela Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanı ne demiş? Kemal Kılıçdaroğlu’nun Basın Danışmanı Atakan Sönmez “Buna en çok Sayın Kılıçdaroğlu üzüldü. Kemal Bey kapının bu tarafının da, diğer tarafının da genel başkanı. Böyle bir görüntünün olmasından en çok Kemal Bey rahatsız oldu” demiş. Şimdi sabahın köründe oraya birtakım değişik tiplerle giden Kılıçdaroğlu destekçisi bazı milletvekilleri ve Kılıçdaroğlu’nun avukatı. Bir iddiaya göre Kılıçdaroğlu’nun bundan haberi yokmuş, ama olmaması diye bir şey olamaz. Pazar sabahı saat 07.30’da oraya gidiyorlar ve orada biliyorlar ki, insanlar “Biz genel merkezden çıkmayacağız” demişler. Sonuçta yaşananlardan en çok Kılıçdaroğlu rahatsız olmuş. Böyle bir şeyin yaşanacağını öngörmemiş olabilir mi?
En son İstanbul’da yaşanan olay da var ve “Kemal Bey yargı kararına uyulması, hukukun üstünlüğü ilkesiyle davranılması ve tutum alınması gerektiğini söyledi” diyor. Bir tarafta, CHP’nin seçilmiş yönetimi var. Defalarca seçilmiş bir Özgür Özel var. Diğer yandan, atanmış bir Kemal Kılıçdaroğlu var. Özgür Özel meşruiyetini partiden, parti kurultayından alıyor. Kemal Kılıçdaroğlu meşruiyetini, artık adını unuttuğum bir mahkemeden alıyor ve bu mahkeme de bunu, bağımsız yargıyla, hukukun üstünlüğü ilkesiyle alıyor. Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesi diye bir şey mi var?
CHP’nin kendi içerisinde hukuk mekanizmalarını işletmediği ortada. Burada şöyle bir şey bekleniyordu: Bir şekilde aralarında görüşürler ve bazılarının baştan itibaren söylediği gibi, “Ortak akıl işler” deniliyordu. Burada ortak aklın işleyebilmesi için ortada birtakım akılların olması gerekiyor. Şu hâliyle bakıldığı zaman, Kılıçdaroğlu ve destekçilerinin böyle bir niyetlerinin olmadığı görülüyor. Açık bir şekilde bunu söylemek mümkün. Aceleyle, polisleri yanlarına alarak, peş peşe başvuru yaparak… Şu anda ekranda da görüyorsunuz, birileri su şişeleri fırlatıyor ve bu konuda da söylenen çok şeyler var. Özgür Özel de söyledi. Bazılarının bodyguard olduğu söylendi; yakında kim oldukları ortaya çıkacaktır. Eskiden Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanlığını yapıp, bir organize suç soruşturmasında bir süre tutuklu kalan bir ismin işin içerisinde olduğu, bu, grubu topladığı söyleniyor. Yani burada yaşanan, CHP içi bir kavga değil. Ama gösterilmek istenen bu. Kim göstermek istiyor bunu? Özellikle iktidar ve iktidar medyası göstermek istiyor. Bu, bunu bir CHP içi kavga olarak gösterip, “Görüyorsunuz işte. Bunlar böyle, daha birbirleriyle anlaşamıyorlar. Ülkeyi nasıl yönetsinler? Bunlara niye oy vereceksiniz?” demek. Bir diğer yönüyle de tabii ki çok daha ayrı bir boyutuyla da süren davalar, soruşturmalar var; Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, tutuklu yargılanan insanların iyice yalnızlaştırılması hesaplanıyor. Bu, siyasi bir operasyon. Bunu CHP içi bir kavga olarak gösterdiğiniz andan itibaren, bu siyasi operasyonun içerisinde bir yerden yana tavır almış oluyorsunuz.
Biraz bakalım, izleyicilerimiz neler söylüyorlar? Rafet Alagöz “Adını koyalım. Bu, bir darbedir. Başka hiçbir tanıma gerek yoktur” demiş. Mahmut Şimşek “Önceden planlanmış olan, iktidar alternatifini ortadan kaldırma hareketi” demiş. Şu anda görüntüde bir milletvekilinin barikatı atlayarak içeri girdiğini görüyorsunuz. Bu ne acayip bir görüntü? Bunu da bir yere yazalım. Evet, ‘’iktidar alternatifi’’ meselesi çok önemli. Bu, kamuoyu araştırmalarında AKP ile başa baş ve bazılarında birinci parti olarak gözüken CHP’nin böyle bir operasyonla hızla aşağı çekilmek istenmesi. Ve şu anda ne konuşuluyor? ‘’Kurultay mı olacak? Ayrı parti mi kurulacak? Eğer baskın seçim olursa, var olan bir partiyle ne olacak?’’ Hâlbuki CHP, mutlak butlan kararına kadar kendince bir çalışma yürütüyordu. Hem CHP olarak hem de Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi üzerinden program çalışması yürütüyordu, “Ev ev dolaşılacak” deniliyordu. 21 Mayıs günü haberleştirdik: “Özgür Özel, Doğu ve Güneydoğu’da 10 ile gidecek” deniliyordu. Şimdi bütün bunların hepsi gitti ve CHP, CHP’nin seçilmiş yönetimi, kendisini ve partisini korumakla baş başa kaldı. Bunu, o koruma refleksini, o direnişi, CHP içi tartışma, çatışma olarak gösterdiğiniz zaman, açıkçası, bir yerden yana taraf olmuş oluyorsunuz. O yerin de CHP olmadığı kesin.
İzleyicilerimizden Doğan Özkan “Kılıçdaroğlu’nun haklı olduğunu düşünenler o kadar az ki. Yolunuz açık olsun” diyor. Bir izleyicimiz “Özgür Özel grubu, süreci yönetemiyor” diyor. Evet, bu önemli bir husus. Şöyle söyleyelim, mutlak butlan kararı yüksek bir ihtimaldi. Herhâlde bunu da en iyi CHP yönetimi biliyordu. Şu âna kadar verdikleri cevap yeterli mi, değil mi, bu önemli bir tartışma. Ama şunu da söyleyelim: Bir yerde eli kolu tamamen bağlanmış bir yapıyla, diğer yandan önü sonuna kadar açılmış bir grubun karşı karşıya olduğu bir olayla yüz yüzeyiz.
Mustafa Topkara “Fatih Portakal’ın tepkisi Özgür Özel’e. Kayyumu muhatap alarak kurultay tartışmasına girip onları meşrulaştırdığı için. Kaldı ki ben de bundan rahatsızım” demiş. Mustafa Bey, hiç sanmıyorum bir kayyumu muhatap aldığını. O zaman, Özgür Özel’e “Ne muhatap alıyorsunuz Kılıçdaroğlu’nu? Bunu parti içi bir çatışma gibi göstermeyin” deseydi. Ben hiç öyle bir şey görmedim.
Yasemin Hanım “AKP’nin karşısında en güçlü kim varsa ona oy vereceğim diyen %8 tepki oyu nereye gidecek şimdi?” demiş. Yaser Terzi “CHP içi bir mesele tabii ki değil. Ancak, bu olay CHP’nin başına geldiği için, CHP’nin tepkisi öncelikli olarak önem arz ediyor. CHP, Kılıçdaroğlu ve yandaşlarına açıkça ne tepki vereceğine karar verdikten sonra” diyor. Yunus Emre Yıldırım “Monarşiye resmi olarak geçiş sürecine girdik” diyor. Figen Hanım, “Bayramdan önce genel merkeze yerleşip meşruiyetini resimleştirmek istiyor. Camdan aşağı genel başkan koltuğuna atsınlar da otursun. Belki istediği sadece o koltuktur” diyor. Kerem Bey, “Kim CHP’nin iktidar olacağına inanıyor?” demiş. Bilmiyorum ama herhâlde iktidardakiler böyle bir ihtimalden ürküyor. Onu söyleyelim. Bütün bu süreç zaten onun göstergesi.
Karhan Kartal “Bayram tatilinde ve pazar günü sabahın köründe yapılıyor operasyon. Öğrenciler memleketteler. Ankara’da olanlar da uykudayken, kalabalıkların tepkisinden korkulmuş belli ki” diyor. Evet, zamanlama gerçekten manidar. Yani pazar sabahı bunu bu saatte yaptığınız zaman, olabildiğince az kişinin olmasını beklediler, umdular; öyle anlaşılıyor.
Hamza Bey, “Sosyal medyada Kılıçdaroğlu’na yapılan eleştiriler, kimileri tarafından Alevilere yönelik bir eleştiri gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bunun da tehlikeli bir yere gidebileceğinden endişeleniyorum” demiş. Onu aştık, o mesele artık büyük ölçüde kalktı diye düşünüyorum. Ama yine tabii bunu kaşımak isteyenler vardır. Ahmet Yıldırım, “Bayram seyran demeden DEM Parti dâhil bütün muhalefetimizin bu darbenin önünde durması gerekirken, herkes olan biteni izlemeyi tercih ediyor. Dün Selahattin Demirtaş’a ne yapılıyorsa CHP’ye yapılan aynı” demiş
Bir başkası “Erdoğan’ın ben gitmem krizi” demiş. Bir izleyici “Ruşen ağabey sen CHP’nin iktidar olacağına inanıyor musun?” demiş. Hiçbir şeye inanmıyorum, inanmam da gerekmiyor. Ama iktidarın, CHP’nin iktidar olma ihtimalinden tedirgin olduğunu görüyorum. Ve bu operasyonlar da, o operasyonlar. Bunun bir CHP içi tartışma olması, hele Kılıçdaroğlu’nun ahlâk mücadelesi olması diye bir şey olamaz. Siz pazar sabahı, sabahın köründe birtakım mafyatik tiplerle oraya baskın yaparsanız, hangi ahlâktan nasıl bahsedebilirsiniz? Orada fotoğraflar ortaya çıkıyor; Mafya üyeleriyle birlikte fotoğrafı olan insanlar ya da sosyal medyada daha birkaç saat önce Erdoğan övgüsü paylaşmış insanlar. Bunlar üzerinden yürütülen bir baskının, bunların dâhil olduğu bir baskının CHP içi bir olay olarak gösterilmesi mümkün değil. Bir diğer husus da, iktidarın bunun içerisine dâhil olduğunun çok açık olması. Sonuçta yapılan açıklamalar, valilikten yapılan açıklamalar… Polisi oraya getirenler kim? Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi; İstanbul’da da aynen böyleydi. Gürsel Tekin de “Hukukun üstünlüğü” dedi. Ama bugün CHP tabanında bir anket yapsanız, “Türkiye’de hukuk, bağımsız yargı var mı?” diye sorsanız herhâlde alacağınız cevap bellidir.
Bir izleyicimiz “Kılıçdaroğlu’nun geri dönüş ihtimali CHP için umut değil. İktidarın rahat nefes alacağı, kontrol edilebilir muhalefete dönüş anlamına geliyor” demiş. Evet, orası kesin. Yani her ne kadar Kılıçdaroğlu o meşhur 20 Mayıs videosunda ‘’iktidar yürüyüşü’’ dese de, kendisinin, kurultayı kaybetmesinden bugüne kadar yaptığı açıklamaların içerisinde Türkiye ile ilgili tüm Türkiye’ye hitap eden bir çözüm önerisi, bir iktidar perspektifi görmedim. Belli bir aşamadan sonra, “Hak ettiğim kongreyi kazanmamı engellediler” söyleminin ötesine gitmeyen bir şey söz konusu.
Bir de tabii ki ortada şöyle bir husus var: CHP, Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği kurultayın ardından girdiği ilk yerel seçimde çok büyük bir seçim başarısı elde etti; %37’ye yakın oy aldı. O zamana kadar itiraz eden Kılıçdaroğlu’nun o seçimin sonrasında biraz daha temkinli olmasını beklemek mümkündü belki. O da olmadı. Hatta Kılıçdaroğlu taraftarları tam tersine, “Bu zemini biz hazırladık” demeye başladılar ve sonrası geldi.
Bir izleyicimizin “Şimdi Özgür Özel ne yapabilir ki? Bir Erdoğan Devleti var ya da diğer ismiyle ‘’şahsım’’ devleti var. Kim ne yapabilir?” yorumu var. Zaten bütün mesele de bu. 19 Mart’ta da böyle deniliyordu, ama CHP çok şey yaptı. Fakat CHP bunu yaparken, özellikle de CHP kimliğiyle yaptı. Şimdi, CHP’nin seçilmiş yönetiminin hem 19 Mart’a, hem 21 Mayıs sürecine karşı bir şeyler yapabilmesinin önündeki en büyük imkân elinden alınıyor; CHP’nin kurumsal kimliği. Bu elinden alındıktan sonra muhakkak bir yol bulabilirler. Ama bu yolu nasıl bulacaklar?”
Bir izleyicimiz “Pazar pazar takım elbise baymıyor mu?” diye sormuş. Olsun, biz yine de sizlere saygımızı gösterelim. Bir izleyici “Umutlarımız yıkıldı.’’ Bir başka izleyici ‘’Türkiye sol hareketi topyekûn Özgür Özer’e destek vermeli’’ demiş. Yine bir izleyicimiz ‘’Macaristan seçimlerindeki rejim değişikliği AKP’nin korkularını pekiştirdi. Belki şimdi yeni bir lider işin rengini değiştirebilir’’ demiş.
CHP içerisindeki gruplaşma meselesi. Evet, bir gruplaşma var, CHP’nin tarihi boyunca hep oldu. CHP hep klikler partisi oldu. İç çatışmalar sürekli yaşandı. Ama şunu özellikle vurgulamak lazım: Bunları genellikle kendi içlerinde, başkalarını karıştırmadan yaptılar. Burada ise başka bir şey var. Burada, doğrudan bir tarafın, devleti, siyasi iktidarı yanına alarak, ona sırtını dayayarak yürütmeye çalıştığı bir mücadele var. Bu mücadele CHP içi bir mücadele olsaydı, bambaşka bir şekilde gerçekleşirdi. Mesela o hep söylenen kurultay kararı alınsaydı, Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel bu kurultayı kazanmak için bir mücadele yürütseydi, o zaman ‘’CHP içi kurultay’’ mücadelesi derdik.
Burada CHP’lilerin karşısına kim çıkıyor? Bazı milletvekilleri, onların bazı destekçileri, bir, iki tane kim olduğu belli olmayan insan. Ama en önemlisi, çevik kuvvet, sivil polisler. O siyah şapkalarla gördüklerinizin hepsi sivil polisler, belli olsun diye. Bunlar çıkıyor. Yani sonuçta ortada bir tartışma, bir münazara, münakaşa falan yok. Bambaşka bir şey var. Sabahın köründe şafak baskını yapılıyor. Sabah baskınlarında genellikle belediye başkanları, siyasetçiler, gazeteciler, aydınlar, avukatlar gözaltına alınırdı. Bir benzer versiyonu görüyoruz.
Kılıçdaroğlu “Özgür Bey’in yeni görevi hayırlı olsun” dedi. Ne demek istedi?’’ diye sormuş bir izleyicimiz. Şöyle anlatayım: Grup başkanı seçimi yaptılar ve Özgür Özel kendisini grup başkanı olarak seçtirdi. Kılıçdaroğlu da “Tamam, ben genel başkanım. Sen grup başkanı oldun. Hayırlı olsun” diyor. Onu niye yapıyor? Çünkü bayramdan sonra grup toplantıları başlayacak. O grup toplantılarında ‘’kim konuşacak? O grup toplantılarını kim yönetecek?’’ meselesi var. Normal şartlarda partilerin grup başkanları genel başkandır, ama grup başkanvekilleri vardır. Onlar yapmazlar, grup başkan vekilleri yapar. Ama genel başkan milletvekili değilse, ki mesela AKP’de mesela öyle, bir grup başkanı seçilir. O grup başkanı genel başkanı temsil eder. Öyle bir uygulama vardır. Ve burada öyle bir tedbir aldılar.
“Kılıçdaroğlu önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminde Mansur Yavaş’ı aday gösterip, bir nevi üstünden yükü atmış olacak ve seçimi kaybedecek. Tıpkı 2018’deki gibi, ‘bakın istediğiniz adayı gösterdim’ demiş olacak” demiş bir izleyici. 2018’de istenen aday Muharrem İnce miydi? Çok emin değilim, ama Mansur Yavaş’ı aday gösterme ihtimali çok konuşuluyor. Fakat ortada şöyle bir sorun var: Kılıçdaroğlu bu partiye iktidar tarafından atanmış olsa da, bu atanmış genel başkanlığı ne kadar sürdürebilir, orası biraz karışık. Tabii şöyle bir şey var: Eğer baskın bir seçim olursa, CHP büyük bir ihtimalle seçime bu iç kavgayla, bu belirsizlikle girer. Kemal Kılıçdaroğlu atanmış genel başkan, Özgür Özel seçilmiş genel başkan olarak girer. Ama seçim bir yıl sonra falan olursa bir şekilde olaylar netleşir.
Bir izleyicimiz “Kılıçdaroğlu ne zaman saf değiştirdi? Seçimleri kaybedince mi, yoksa 2017’de mühürsüz oyları kabul ettiği anda mı?” diye sormuş. Bilemiyorum. Saf mı değiştirdi? Kendisi hiç böyle bir iddiada değil. Bu olayı, Kılıçdaroğlu’na atfedilen birtakım komplocu yaklaşımları çok ciddiye almamak lazım. Ama şöyle bir şey olduğu kesin. Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’e kaybettiği kurultayı kabullenemiyor. Çünkü kurultayın öncesinde kendisine çok sayıda delege imza vermişti. İmza veren delegelerin oyu seçilmeye yetiyordu. Ama sonra, imza verenlerin önemli bir kısmı ona oy vermedi. O kurultayı gidip yerinde izlemiş, görmüş bir gazeteciyim. O kurultayı Özgür Özel’in kazanma ihtimalinin çok yüksek olduğunu unutmamak lazım. Şunu da unutmamak lazım: Bugün adını anmasa da Kılıçdaroğlu’nun en çok karşı çıktığı, en çok eleştirdiği, ahlak derken gönderme yaptığı isim Ekrem İmamoğlu, kurultayın divan başkanıydı. Kim istediği için? Kılıçdaroğlu istediği için. Şimdi böyle bir kurultaydan sonra bu olay yaşandı. Bunu özellikle vurgulamak lazım.
Bir izleyicimiz, “Siz Özgür Özel’in yerinde olsanız ne yapardınız?” diye sormuş Ben Özgür Özel’in yerinde olmazdım. Onu söyleyeyim. “DEM heyeti de bugün İmralı’ya gidiyormuş. Zamanlamaya bak” demiş bir izleyici. Bunu bilmiyordum. İlginç. Bugünlerde gitmesi bekleniyordu. Önemli tabii ki.
“İmamoğlu’nun işaret ettiği bir adaya oy verilir” demiş izleyicimiz. Evet, böyle olur. Tamam, doğru. Ama şunu unutmayın. Bu operasyonla beraber iktidar, CHP’nin birçok imkânını elinden alıyor. Öncelikle yasal statü meselesini elinden alıyor. Seçilmiş yönetimin genel merkezini şimdi bir şekilde elinden alacak. Grup toplantılarında benzer şeyi göreceğiz. Banka hesapları, hazine yardımı, bütün bunları da göreceğiz. Dolayısıyla tabii ki bunlara rağmen de başarı gösterilebilir. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin kolunu kanadını kırma operasyonu bu. AKP, iktidar, kolunu, kanadını kırma operasyonunu 19 Mart’tan itibaren zaten hep yapmaya çalıştı. Ama şimdi başka bir yöntemle, içeriden bunu yaptırmaya çalışıyor. Dolayısıyla, siyasi iktidarın CHP’nin kolunu kanadını kırma operasyonunu CHP içi bir kavga olarak okuduğunuz zaman, açıkçası Türkiye’nin en önemli gerçeklerini bilerek ya da bilmeyerek ıskalamış oluyorsunuz.
Burası diyelim ki Portekiz, İspanya olsaydı, parti içerisinde böyle bir kurultay kavgası olsaydı ve mahkeme böyle bir karar verseydi, ki olacak şey değil, o zaman bunları böyle konuşabilirdik. “Mahkeme CHP içerisindeki tartışmaya müdahil oldu” diyebilirdik. Hangi mahkemeden bahsediyoruz? Mahkeme öncelikle reddetti mesela. Şimdi İstinaf başka bir karar verdi. Sonuçta nasıl konuşuldu olay? Mesela iktidar yanlısı kanat ne dedi? “Karar verildi. Bekleniyor.” Ne bekleniyor? Mahkeme karar verdi diyelim. ‘’Mahkeme mutlak butlan kararı verdi, bayram öncesi açıklanacak.” Zaten bunun hukuki bir süreç olmadığı, bunun siyasi bir karar olduğu, aslında kararı verenin mahkeme olmadığı daha buradan anlaşılıyor. Ve şimdi böyle bir süreçte, Kılıçdaroğlu gibi devleti çok iyi bilen ve zamanında o çok etkileyici Adalet Yürüyüşü’’nü yapmış birisinin, şimdi çıkıp hukukun üstünlüğünden söz etmesi, “Genel merkezi teslim edin” demesi ne kadar da manidar.
Bir izleyicimiz, “Olası bir baskın seçimde, tarihi geri saran mahkeme kararı baz alınarak, kongresini zamanında yapmamış durumda olan bir CHP’nin seçime katılması da engellenebilir mi?” diye sormuş. Artık Türkiye’de her şey mümkün, ama bunlar şu anda tartışılacak meseleler değil. Fakat CHP’nin şimdiki yönetimi ve ona destek veren insanlar, her durumda bir çıkış bulabilirler, bulacaklardır da. Ama tabii ki 21 Mayıs öncesindeki birtakım imkânlarından mahrum olacaklar. Mesela Özgür Özel için artık haftada bir ya da iki miting düzenlemek o kadar kolay olmayacak. Birçok nedenle, teknik nedenlerle de. Belki otobüslere de el koyacaklar, belki ses düzenine de el koyacaklar. Çünkü garip bir şey oluyor. Mesela çalışanlara “genel merkeze giderseniz işinizden olursunuz” diye mesaj yollamışlar. Böyle bir acımasızlık var. Mesela bugün daha önceki bir yayında da söyledim: Kılıçdaroğlu’nun en sıkı destekçisi, iktidar yanlısı kanalda, “Hadi bakalım Özgür Özel, çalışanların maaşını ver de göreyim seni” diye sataşıyor. Şimdi buradan nasıl bir şey çıkar? Gerçekten çok zor.
Bir izleyici “Olası bir erken seçimde Kürt seçmenin CHP’yi destekleme olasılığı var mıdır?” diye sormuş. Şu anda her şey çok belirsiz. Sürecin ne olacağı belirsiz, o yürüyecek mi, yürümeyecek mi, o belirsiz. Hepsi birbirinin içinde, iç içe geçmiş şeyler. Ama tabii ki böyle bir durumda Erdoğan o ağırdan aldığı süreci hızlandırıp, bir şekilde DEM Parti’nin ve tabanının CHP’ye doğru yönelme ihtimalinin önüne geçmek isteyebilir. Şu anda bunları konuşmak için çok erken.
Evet, Kılıçdaroğlu Türkiye’nin gündeminde. Ama şunu özellikle tekrar vurgulamak istiyorum: Başlığa da koyduğumuz gibi, bu, “CHP içi bir çatışma” değil. CHP içerisindeki birtakım anlaşmazlıkların iktidar tarafından kışkırtılması ve taraflardan birinin bunu fırsat olarak görüp sırtını iktidara yaslayarak, diğer tarafı etkisizleştirme, hatta mümkünse tasfiye etme girişimi. Sonuçta, iki tarafın da CHP’nin içerisinde olması bize CHP içi bir çatışma görüntüsü veriyor olabilir. Fakat burada esas olarak bu sürece karar verenin Kılıçdaroğlu olmadığını, bu sürece karar verenin, siyasi iktidar ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu gördüğümüz zaman, kabullendiğimiz zaman, daha farklı bakarız. Nitekim, şu âna kadar iktidardan, özellikle AKP’den açıklama gelmedi. MHP farklı bir açıklama yaptı. Çünkü iktidar “Bizimle alakası yok. Biz hiçbir şekilde bu olaylara karışmıyoruz” algısını yaratmak istiyor. Fatih Portakal’ın dediği gibi “Onlar birbirini yiyor” diye göstermek istiyorlar. Onların birbirini yediği falan yok. İktidar, onlar birbirlerini yesinler diye taraflardan birisine destek veriyor. Siz de “Onlar birbirini yiyor” dediğiniz zaman, bu süreçte bir saf tutmuş oluyorsunuz. O saf çok net bir şekilde iktidarın safı oluyor. Burada, seçilmiş ve seçildikten sonra da ilk yerel seçimde kendisini kanıtlamış, 19 Mart sürecinden sonra gösterdiği dirençle, direnişle, mücadeleyle kendisini bir kere daha kanıtlamış bir hareketin, iktidar eliyle etkisizleştirilmesi operasyonunu yaşıyoruz.
Bu, CHP içi bir kavga değil. CHP’li olsanız da olmasanız da, buradaki esas aktörün, yani bir tarafın esas aktörünün Kılıçdaroğlu değil, Erdoğan olduğunu görüp, Kılıçdaroğlu’nun burada figüran olduğunu, başrol oyuncusu olmadığını anlamak gerekiyor. Bunu anlamadan, bunu kabullenmeden yapılan yorumların insanı en iyi ihtimalle siyasetsizlik denilen o garip yere, siyasetten uzaklaşmaya götürdüğünü çok kişide görüyorum, duyuyorum. “Artık haber okumuyorum, artık haber dinlemiyorum, bıktım” diyen insanlar var. İşte tam da bu yaratılmak isteniyor. Türkiye’de iktidardan memnun olmayan insanların, tam bir ‘’öğrenilmiş çaresizlik’’ hâline girmesi, “Bu iş iflah olmaz. Erdoğan ölene kadar başımızda kalacak. Ne yaparlarsa yapsınlar, şu ya da bu şekilde bunu engelleyecekler” düşüncesinin yerleşmesinin yeni bir etabı. 19 Mart bunun bir etabı olarak düşünüldü, fakat iktidarın elinde kaldı.
Şimdi yapılan bu operasyon, bunu yeniden, başka bir şekilde ve içeriden ‘’işbirlikçilerle’’ götürmekten bir farkı yok. Geçenlerde yaptığım bir yayında ‘’işbirlikçi’’ lafını kullandım; kimileri çok kızdı. Fransa’daki Nazi işgali dönemindeki işbirlikçilere ‘’Kolaboratör’’ derler ve ‘’Kolabo’’ şeklinde kısaltılır. Şimdi yapılanın da bundan bir farkı yok. Siz şimdi bu yaşananlarda bu tarafı ‘’işbirlikçi’’ olarak tanımladığınızda, diğer tarafın yanında olmak zorunda değilsiniz. Dışarıdan bakıldığı zaman görülüyor. Kılıçdaroğlu her ne kadar yaptığı bütün açıklamalarda “CHP’yi en çok ben düşünüyorum, en çok ben üzülüyorum” diye konuşuyor olsa da, CHP’yi düşünüyor olsaydı, sabahın köründe bu kişileri ve yanlarındaki ne idüğü belirsiz insanları partisinin genel merkezine yollamazdı. Demek ki burada başka bir şey yaşanıyor. Olaya, CHP’nin geleceğinin ötesinde, Türkiye’nin geleceği perspektifinden bakmakta yarar var. Ve bu olayı, aslında CHP içerisinde değil, CHP’nin siyasi iktidarla mücadelesinin yeni bir safhası olarak görmekte yarar var.
Şimdilik burada noktayı koyalım. Gün içerisinde yayınlarımız devam edecek. Şu anda CHP Genel Merkezi’nde bir tür bekleme hâli var. Oradaki gelişmeleri arkadaşlarımız zaten anlatacaklar ve işler biraz daha netleştikten sonra uzman konuklarla yeni durumu değerlendireceğiz. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.








