İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Silivri mi, İmralı mı?” başlıklı son yayınında Silivri’de görülen İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası ile Abdullah Öcalan’ın bulunduğu İmralı’nın Türkiye siyasetindeki etkisini karşılaştırdı. Çakır, Ekrem İmamoğlu üzerindeki kısıtlamalara dikkat çekerken, İmralı’nın ise yeni süreçte giderek daha etkili bir konuma geldiğini söyledi.
Silivri’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasını izlemek için duruşmaya katıldığını belirten Ruşen Çakır, yeni duruşma salonunun fiziksel yapısının sanıklarla yakınları ve gazeteciler arasındaki iletişimi zorlaştırdığını anlattı. Çakır, tutuklu sanıklarla izleyiciler arasındaki mesafenin artırıldığını, gazetecilerin ise salonun arka bölümüne yerleştirildiğini söyledi.
Çakır, daha önceki duruşmalarda sanıklarla kısa süreli de olsa iletişim kurmanın mümkün olduğunu, ancak yeni salonda bunun neredeyse imkânsız hâle geldiğini ifade etti.
“Davanın kamuoyundaki etkisi azaldı”

Duruşmalarda artık ağırlıklı olarak tutuksuz sanıkların savunmalarının dinlendiğini belirten Çakır, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının ne zaman yapılacağının henüz netleşmediğini söyledi.
Mevcut tabloya bakıldığında davanın kamuoyundaki etkisinin azaldığını dile getiren Çakır, yeni duruşma salonunun da bu görünürlüğü azalttığını savundu.
“İmralı bugün çok daha etkili ve cazip bir yere dönüşüyor”
Çakır, Abdullah Öcalan’ın yürütülen süreçte daha görünür ve etkin bir rol üstlendiğini söyledi. Kurul ve alt kurulların oluşturulduğunu belirten Çakır, Öcalan’ın bundan sonraki dönemde görüşmelere doğrudan katılacağını ifade etti.
Gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler ve sivil toplum temsilcilerinin Öcalan’la görüşmesinin gündemde olduğunu aktaran Çakır, kendisinin de bu konuda bir talebi bulunduğunu söyledi.
“İmamoğlu’nun önü kapanırken Öcalan’ın önü açılıyor”
Silivri ile İmralı arasında dikkat çekici bir dengesizlik oluştuğunu belirten Çakır, Ekrem İmamoğlu ve diğer tutuklular üzerindeki kısıtlamaların sürdüğünü, buna karşılık Öcalan’ın hareket alanının genişlediğini söyledi. Çakır, “İmamoğlu’nun önü ne kadar kapanıyorsa, Abdullah Öcalan’ın önü de o kadar açılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bu durumun özellikle YENİ Parti seçmenlerinde tepkiye yol açtığını ifade eden Çakır, yeni bir siyasi kutuplaşma riskine dikkat çekti.
“Türkiye’nin İmralı ve Silivri arasında tercih yapması doğru değil”
Çakır, Abdullah Öcalan’ın demokratik cumhuriyet hedefi doğrultusunda YENİ Parti’nin de sürece dahil olmasını istediğini söyledi. Ancak Türkiye’nin yalnızca İmralı veya Silivri ekseninde şekillenen bir siyasete mahkûm edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere Silivri’deki siyasetçilerin üzerindeki baskının hafifletilmesi gerektiğini belirten Çakır, tutuksuz yargılanmanın temel bir gereklilik olduğunu ifade etti.
Kürt siyasi hareketinin daha dikkatli davranması gerektiğini söyleyen Çakır, YENİ Parti’nin dışlandığı bir süreçte demokratik cumhuriyet hedefinin gerçekleştirilemeyeceğini belirtti ve ekledi:
“PKK’nın yerine dün CHP’yi, bugün ise YENİ Parti’yi koyamazsınız. Koymaya çalışmanızın hiçbir anlamı ve inandırıcılığı olmaz.”
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün epey bir aradan sonra yine Silivri’deydim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası ikinci celse başladı biliyorsunuz pazartesi günü. Ben dün gittim ve o büyük salona, yeni yapılan büyük salona ilk defa girdim ve tabii ki içim cız etti. Nasıl bir yer? Çok söylendi, edildi. Ben de kısaca söyleyeyim. Kocaman bir yer. Herkes herkese uzak. Bakıyorsunuz, özellikle izleyicilerle tutuklu sanıklar arasında bayağı bir mesafe var. Daha önceki salonda insanlar yakınlarını, eşler, çocuklar bir şekilde seslenerek, işaretle, işaret diliyle konuşabiliyorlardı. Şimdi bağırsalar bile duyulması çok zor olacak bir mesafe var. Gazeteciler iyice kenarda kalmış, geride kalmış. Çok büyük salon. Avukatlara ayrılan yerler çok geniş. Hemen sanıkların olduğu yerin iki tarafında ama boş, yani seyrek, çok az. Yani avukatlara ayrılan yerle orada bulunan avukat sayısı arasında büyük bir orantısızlık var. Hâlbuki onları, bir kısmını, gazetecileri en azından oraya taşıyabilirler. Hatta ziyaretçileri de, tutuklu yakınlarını da taşıyabilirler ama olabildiğince mesafe konulmak istenmiş.
Bir diğer husus da, daha önceki salonda benim de dâhil olduğum tutuksuz sanıklar, tutuklu sanıklara daha yakın duruyorduk ve özellikle onların giriş çıkışlarında kendileriyle kısa da olsa sohbet etme imkânı oluyordu. Şimdi o da yok. Böyle acayip bir durum. Yukarıdan sarkan mikrofonlar var, ortam dinlemesi yapıyorlar herhâlde. Ne işlerine yarayacak bilemiyorum. Ve duruşma benim olduğum bölümde birtakım etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler, iş insanları, iki kardeş savunma yaptılar. Yer yer avukatlarla mahkeme başkanı arasında tartışmalar oldu. Bir de küçük kardeş, şimdi isimlerini hatırlamıyorum, küçük kardeş verdiği ifadeden cayar gibi olunca savcı tutuklanmasını talep etti. Böyle ilginç şeyler oldu. Ama şunu söylemek lâzım, şu anda artık tutuksuz sanıklar savunma yapıyor. Ekrem İmamoğlu’nun savunması yapılacak ama ne zaman yapılacak, ne kadar süre verilecek o da belli değil.
Ve şu hâliyle bakıldığı zaman Silivri’de yargılamada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yargılamasında tempo düştü. Tabii ki şunlar olacak: Çok sayıda tutuksuz yargılanan, etkin pişmanlıktan istifade eden kişiler var, dün olduğu gibi; onların savunmasında, haklarında, aleyhlerine ifade verdikleri sanıkların avukatları herhâlde müdahil olacaklar. Doğrudan sanıklar da tabii bu arada müdahil olabiliyorlar. Oralarda belki birtakım ilginçlikler, tartışılacak hususlar olur. Ama Silivri şu hâliyle, bir de bu büyük salonla birlikte Türkiye’nin gündeminde eskisi kadar yer etmeyeceğe benziyor. İlk gün izlenimlerim böyle. Yarın yine gideceğim ve bir ihtimal, büyük bir ihtimal savunmamı da yapacağım. Ondan sonra bir daha gider miyim, çok emin değilim. Çünkü ne tutuksuz sanık olarak ne de gazeteci olarak orada, o ortamda çok fazla bir şey yapabilme, öğrenebilme imkânı yok. Buna çalışmışlar belli ki ve bunu başarmışlar.
Şimdi Silivri 19 Mart’tan itibaren Türkiye’nin gündemine çok ciddi bir şekilde yerleşmişti, 2025’ten itibaren. Bir diğer yer de İmralı. İmralı’da da Abdullah Öcalan. O yıllardır orada ama son dönemde Türkiye’nin kaderinde çok önemli bir yer işgal ediyor. Silivri’de kim yatıyor? Cumhurbaşkanı adayı, milyonlarca kişinin oy vererek Cumhurbaşkanı adayı seçtiği Ekrem İmamoğlu, yani Erdoğan’ın rakibi. Türkiye’nin kaderinin bir anlamda Silivri’de attığını söylemek mümkün. Ama diğer yanda Erdoğan’ın rakibi olmayan, hatta Erdoğan’la bir şekilde iş birliği yapan Abdullah Öcalan’ın olduğu İmralı var. Ve İmralı bugün çok daha etkili ve cazip bir yere dönüşüyor. Öcalan bu süreçle beraber daha aktif olacak. Bir kurul, alt kurul kuruluyor. Orada Öcalan da dâhil olacakmış ve Öcalan bu sürecin gerçekleşmesinde fiilen kilit bir rol oynayacak, aktif ve direkt olarak. Anladığım kadarıyla önümüzdeki süreçte böyle heyetler aracılığıyla aktarmalıdan ziyade doğrudan dâhil olacağı birtakım görüşmeler yapacak. Ayrıca çok sayıda kişinin, değişik kişilerin Öcalan’ı ziyaret etmesi, Öcalan’la görüşmesi bekleniyor. Gazeteciler olacağı söyleniyor ve benim de bu konuda talebim var, umarım gerçekleşir. Gazetecilerin dışında birtakım akademisyenlerin, aydınların, siyasetçilerin, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de Öcalan’a gidebileceği söyleniyor. Öcalan’ın görüşmek istediği isimler olduğu söyleniyor. Mesela geçen yayın yaptığımız Altan Tan’la görüşmek istediğini söylemiş. Hasan Cemal’le, Cengiz Çandar’la görüşmek istediğini daha önce söylemişti. Mehmet Metiner’in adını da anmış. Rıza Türmen’in, eski AİHM yargıcı ve geçenlerde gördüm galiba YENİ Parti’ye katılmış, onunla görüşmek istediğini söylemiş.
Şimdi garip bir dengesizlik ortaya çıkıyor. Silivri’de her türlü kısıtlama var, Ekrem İmamoğlu ve diğer önemli tutukluların etrafında. Mahkemeleri, savunmaları, şu bu, her şey bir şekilde kısıtlanıyor. Öte yanda Abdullah Öcalan’ın… Yani İmamoğlu’nun önü ne kadar kapanıyorsa, Abdullah Öcalan’ın önü de o kadar açılıyor. Böyle garip, dengesiz bir durum ortaya çıktı ve tabii ki bu durum özellikle YENİ Parti taraftarlarını iyice kızdırıyor. En son çerçeve yasaya gösterdikleri tepkide de bunu gördük. Yani ‘‘Bize bunlar yapılırken öte yanda ‘terörist başı’ diye adlandırılan kişiye yapılanlar arasındaki eşitsizlik…’’ deniyor. Burada yeni bir kamplaşma çıkıyor gibi. Fakat benim bildiğim kadarıyla Abdullah Öcalan bu sürecin içerisinde YENİ Parti’nin de dâhil olmasını istiyor. Gördüğüm kadarıyla, değişik görüşme notları bir şekilde sızıyor, oralarda görüyoruz; şunu söylediğini biliyorum: ‘‘Ben siyasi iktidarla değil, devletle görüşüyorum. Bizim istediğimiz demokratik cumhuriyet YENİ Parti’nin de ya da Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun da ihtiyacı olan şey; dolayısıyla onlar da bu işin içerisinde olmalıdır.’’ diyor.
Fakat şunu özellikle vurgulamak lâzım; Öcalan kendisine şu anda verilen rolü — çok önemli, merkezî bir baş aktör gibi bir şey — çok önemsiyor ve bu anlamda da Silivri’yi diyelim, kendisinin daha altında demeyeyim de yani daha az önemli olarak gösteriyor. Türkiye’nin İmralı ve Silivri arasında bir tercih yapması iyi bir fikir değil bence. Mümkün olduğu kadar ikisinin bir karmasının oluşabilmesi lâzım. Bunun yolu da öncelikle Silivri’dekilerin, siyasetçilerin, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere serbest bırakılması lâzım. Serbest bırakılmasalar bile, ki tutuksuz yargılanmaları bence şart ama o olmasa bile üzerlerindeki cenderenin hafifletilmesi lâzım, daha özgür olabilmeleri lâzım. Ekrem İmamoğlu’nun sosyal medya hesaplarına sürekli yasak geliyor. Her konuşmasının ardından yeni soruşturma açılıyor vesaire ve sürekli bir baskı var. Sürekli bir sindirmeye çalışma var, yeni yasaklar var vesaire var. Bu adil değil, öncelikle onu vurgulamak lâzım. Ama siyasi iktidarın bundan vazgeçmesi de mümkün gözükmüyor. Yani kimse Erdoğan’ın, Ekrem İmamoğlu’nun rahatlamasına yol açacak hamlelere izin vermesini bence beklemiyor. Keşke olsa ama olacak gibi değil.
O zaman işte Kürt hareketinin, Kürt siyasi hareketinin daha dikkatli, ölçülü olması gerekiyor. Çünkü şu hâliyle bakıldığı zaman YENİ Parti Türkiye’nin ana muhalefet partisi ve kamuoyu araştırmalarına göre de büyük bir kısmına göre de birinci partisi. Sizin birinci partiyi karşınıza alarak ya da sizden uzak tutarak Türkiye’de o söylediğiniz demokratik cumhuriyeti vesaireyi gerçekleştirme ihtimaliniz asla olamaz. Burada her iki tarafın da, özellikle YENİ Parti’nin ve DEM Parti demeyeceğim, artık DEM Parti burada çok etkili bir konumda değil, İmralı’nın esas olarak, Abdullah Öcalan’ın ve onun kurmaylarının daha dikkatli olmaları Türkiye’nin hayrına olacaktır. Aksi takdirde biz Türkiye’de yılların sorununu çözelim derken yeni yeni sorunlar yaratmış oluruz ki yarattık aslında. Siyasi iktidar kutuplaşmayı bırakmak istemiyor. Ama bir diğer yandan da PKK defterini kapatmak istiyor. Ama siz PKK’nın yerine dün CHP’ydi, bugün YENİ Parti’yi koyamazsınız. Koymaya çalışmanızın hiçbir anlamı ve inandırıcılığı olmaz. Biraz karışık bir yayın olduğunun farkındayım. Fakat şunu özellikle vurgulamak lâzım: Benim şahsen gazeteci olarak bir gözüm Silivri’de, bir gözüm İmralı’da ve bu iki cezaevinin de Türkiye’nin kaderinde çok önemli olduğunu görüyorum. Bu da Türkiye’nin kaderinin makûs bir kader olduğunu bize gösteriyor. Cezaevlerinin bu kadar önemli olması hiç de iyi bir şey değil.
Bugün Amerikalı bir oyuncudan bahsetmek istiyorum. Geçen Matt Damon dedim. Bugünkü yayınımızın ithafı onunla aynı dönemden, neredeyse aynı yaşlardalar, galiba Matt Damon biraz daha yaşlı; Edward Norton. 57 yaşında, yani insan onun bir star olduğunu pek düşünemiyor. Ama çok iyi oyuncu, gerçekten çok iyi oyuncu. ‘‘American History X’’ 1998’de çektiği film. Evet, bir ırkçıyı canlandırdığı film. Çok çarpıcı bir filmdi. Bir yıl sonra ‘‘Fight Club’’ta oynadı. Onu özellikle not düşmek lazım. Brad Pitt’le beraber oynadılar, çok cult bir film oldu biliyorsunuz. İki yıl sonra ilginç bir filmi vardı, ‘‘The Score’’ diye. Orada Marlon Brando ve Robert De Niro ile birlikte oynuyor. Galiba Marlon Brando ile Robert De Niro’nun birlikte oynadığı tek filmmiş. Öyle diyorlar. Çok emin değilim. Uzmanlar daha iyi bilir. Edward Norton kendisi de film yönetiyor. Yapımcılıkla da ilgisi var ve çok ciddi bir şekilde sosyal faaliyetlerde, çevre konusunda ve diğer konularda çok aktif bir isim. Mütevazı birisi olarak görüyoruz ve gerçekten çok iyi oyuncu. Tekrar tekrar onu söyleyeceğim ama insanı kıskandıracak kadar iyi bir oyuncu. Edward Norton’a hayranlığımı belirterek…
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








