İSTANBUL (Medyascope) – Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’deki yeni rolü Erdoğan’ın siyasi geleceğini etkileyebilir mi? Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Bay Kemal, Reis’i kurtarabilecek mi?” sorusundan hareketle CHP’de yaşanan mutlak butlan sürecini, Ekrem İmamoğlu’nun etkisini ve Özgür Özel liderliğindeki muhalefetin geleceğini değerlendiriyor.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’deki rolü, Erdoğan’ın siyasi geleceğini etkileyebilir.
- Ruşen Çakır, CHP’nin toplumsal desteğini koruduğunu ve iktidarın en büyük rakibi haline geldiğini belirtiyor.
- Ekrem İmamoğlu’nun hedef alınmasının sorunları çözmediğini, CHP’nin güçlü bir siyasi güç olduğunu vurguladı.
- Kılıçdaroğlu’nun, CHP’nin seçim kazanma potansiyelini etkileyemeyebileceği ifade ediliyor.
- Özgür Özel ve ekibinin siyasi meşruiyetinin daha güçlü olduğunu ve iktidarın işi zorlaştırdığı belirtiliyor.
Bilmeniz gerekenler
İlgili haberler
- Tayvan’dan gelen arama kurtarma ekibi Adıyaman’da Medyascope’a konuştu: “Umarım kurtarabileceğimiz herkesi kurtarırız”
- AKUT kurucusu Nasuh Mahruki Medyascope’a konuştu: “Kurtarabileceklerimizin tamamını kurtaramadık”
- Çin’den kanser tedavisi için üç yeni ilaç
- 100 yılı aşkın süredir bekleniyordu: DSÖ, ilk sıtma aşısına onay verdi
- Ruşen Çakır yorumladı | Her ağacın kurdu özünden olur: CHP’nin temel sorunu
Ruşen Çakır, CHP’de mutlak butlan kararı sonrasında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Çakır, tartışmanın merkezinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık koltuğuna oturmasının değil, bunun Türkiye siyasetindeki sonuçlarının bulunduğunu söyledi. CHP’nin son yerel seçimlerde elde ettiği başarının ardından iktidarın önündeki en büyük siyasi rakibin haline geldiğini belirten Çakır, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi denklemden çıkarılmasına rağmen CHP’nin toplumsal desteğini koruduğunu vurguladı.

“Mesele artık Ekrem İmamoğlu meselesi değil”
Ruşen Çakır, iktidarın ilk aşamada Ekrem İmamoğlu’nu hedef aldığını fakat zaman içerisinde sorunun yalnızca İmamoğlu’yla sınırlı olmadığının görüldüğünü söyledi:
“Ekrem İmamoğlu’nun diploması iptal edildi. Böylece cumhurbaşkanı adaylığının önüne geçildiği düşünüldü. Ama kısa süre içerisinde görüldü ki mesele sadece İmamoğlu değil. Çünkü CHP, İmamoğlu’nun aday olmadığı bir senaryoda da iktidarı zorlayabilecek bir siyasi güç haline geldi. Yerel seçim sonuçları bunu gösterdi. 19 Mart sonrasında ortaya çıkan toplumsal direnç bunu gösterdi. İnsanların CHP etrafında yeniden kenetlenebilmesi bunu gösterdi. Dolayısıyla Erdoğan açısından mesele artık tek bir aday değil, seçim kazanma potansiyeli taşıyan bir CHP gerçeği.”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun sürecin merkezine yerleşmesinin tesadüf olmadığını belirten Çakır, “Eğer Kemal Kılıçdaroğlu daha en başında çıkıp ‘Ben böyle bir görevlendirmeyi kabul etmiyorum, seçimle kaybettiğim koltuğa yargı kararıyla dönmem’ deseydi bugün çok farklı şeyler konuşuyor olurduk. Ama tam tersi oldu. Kılıçdaroğlu’nun bu sürece açık olduğu görüldü. Sonrasında medya desteği verildi, çeşitli siyasi ve bürokratik çevreler devreye girdi ve bu süreç adım adım hazırlandı. Buradaki temel amaç CHP’yi seçim kazanabilecek bir parti olmaktan çıkarmaktı” dedi.
Kılıçdaroğlu iktidarın beklentisini karşılayabilir mi?
Ruşen Çakır, Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki siyasi performansına dikkat çekti ve iktidarın beklentilerini karşılayamayabileceğini vurguladı:
“Erdoğan açısından bakıldığında Kılıçdaroğlu önemli bir karttı ve oyuna sürüldü. Ama şu anda görünen tablo, bu kartın beklenen etkiyi yaratamadığı yönünde. Çünkü CHP tabanı büyük ölçüde seçilmiş yönetimin arkasında duruyor. Özgür Özel ve ekibinin siyasi meşruiyeti çok daha güçlü görünüyor.”
Bundan sonraki süreçte belirleyici olacak unsurun Kılıçdaroğlu olmadığını, seçilmiş CHP’nin ortaya koyacağı siyaset olacağını vurgulayan Çakır, “19 Mart’tan sonra CHP’nin gösterdiği direnç önemliydi. Özgür Özel ve arkadaşları hem siyasi refleks hem de yaratıcılık gösterdi. Bundan sonra da aynı çizgiyi sürdürebilirlerse iktidarın işi kolay olmayacak. Çünkü toplumsal destek hâlâ onların arkasında duruyor. Kılıçdaroğlu’nun atanmış bir genel başkan olarak varlığı sorun yaratabilir ama tek başına Erdoğan’ın siyasi geleceğini kurtarabilecek bir güç oluşturduğu kanaatinde değilim” diye konuştu.
Video deşifresi
“Bay Kemal” “Reis”i kurtarabilecek mi?
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi bayramlar. Bayramın son gününe Ankara’daki iki bayramlaşma damga vuracak. CHP Genel Merkezi’nde Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ankara İl Başkanlığı binasında da Özgür Özel’in bayramlaşmaları olacak. Buralarda verilecek olan mesajlar, toplanacak olan kalabalıklar ve atılacak olan sloganlar; bunların hepsinin tabii ki bir önemi var ama esas olarak şu soruyu sormak gerekiyor: Kemal Kılıçdaroğlu bu yola neden çıktı? Evet, bir kurultay kaybetti. O kurultayı ben de izledim; ikinci tura kalınca Kılıçdaroğlu’nun çekilmesi bekleniyordu, çekilmedi ve fark açılarak kaybetti. Onun ardından gelen yeni yönetim, girdiği ilk yerel seçimde CHP tarihine geçecek büyük bir başarı elde etti; birinci parti oldu. Ülkenin batısındaki belediyelerin neredeyse tamamını kazandı ve yaşananlar ortada; 19 Mart süreci ortada, tutuklanan belediye başkanları ve siyasetçiler, özellikle Ekrem İmamoğlu ortada. Böyle bir ortamda Kemal Kılıçdaroğlu uzun bir süre, delege oyuyla kaybettiği kurultayı ‘‘devlet eliyle’’ geri kazanmanın derdine düştü. Kurultayı kazanamadı ama CHP Genel Başkanlığı’na atandı.
Niye atandı? Niye böyle bir şey tercih edildi? Çok açık ve net açıkçası; Erdoğan’ın kurtulması için, Erdoğan’ın bir kez daha Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi ve aday olduktan sonra kazanabilmesi için… Çünkü 19 Mart operasyonu bu nedenle yapılmıştı; CHP’nin ve Ekrem İmamoğlu’nun etkisizleştirilmesi için yapılmıştı. Fakat olmadı, yetmedi. Bunun üzerine o hep bekleyen mutlak butlan olayı birden devreye girdi, devreye sokuldu. Kim tarafından sokuldu? Kemal Kılıçdaroğlu bize ‘‘yargı’’ diyor; saygılı olmayı herkese öneriyor. Tabii ki yargı ama bu yargı saygı duyulabilecek bir yargı mı? Bağımsız ve tarafsız bir yargı mı? Değil. Şöyle bir soru var önümüzde: Ekrem İmamoğlu zaten istese de aday olamıyor; diploması yok, diploması iptal edildi daha doğrusu; diploması olmadığı için de Cumhurbaşkanı adayı olamıyor. Eğer diploması olsaydı, tutuklu olsa bile aday olabilir ve seçimi kazanabilirdi. Nitekim Selahattin Demirtaş cezaevinden seçimlere girdi.
Buradaki mesele, artık Ekrem İmamoğlu meselesini aşmış durumda, Erdoğan için. Çünkü CHP, Ekrem İmamoğlu olmadan da bir sonraki seçimde Erdoğan’ı yenebilecek bir parti haline geldi. Bu, yerel seçim sonuçlarının ardından 19 Mart’tan sonra gösterilen direnişle alakalı bir şey. Dolayısıyla CHP’nin, Ekrem İmamoğlu aday ister olsun ister olmasın, bu haliyle seçimi kazanma ihtimalinin yüksek olması, kitleleri harekete geçirebiliyor olması Erdoğan’ı ciddi bir şekilde endişelendiriyor. Dolayısıyla kendisinin kazanması zor olan seçimi, CHP’nin kazanmasını imkânsızlaştırmaya çalışıyor ve bu anlamda da Kılıçdaroğlu kartını devreye soktu. Kart diyorum. Evet, elinde bir kart onun. Eğer Kılıçdaroğlu, mutlak butlan kararı verilmeden önce böyle bir oyunu kabul etmeyeceğini söyleseydi bambaşka şeyler yaşıyor olabilirdik.
Belli ki Kılıçdaroğlu’nun istekli olduğunu saptamışlar. Ve sonra, Kılıçdaroğlu’nu bu süreçte bir şekilde desteklemişler, medyalarını devreye sokmuşlar, belli ki birtakım isimler devreye girmiş ve Kılıçdaroğlu bu günlere hazırlandı. Amaç, CHP’yi etkisizleştirmek, CHP’yi bir sonraki seçimde kazanamaz hâle getirmek. Daha doğrusu Erdoğan’ın tekrar kazanabilmesini sağlamak. Şu hâliyle bakıldığında bu amaca ulaşabildi mi Erdoğan? Hayır, ulaşamadı. Çünkü Kılıçdaroğlu atanmış bir genel başkan olarak var; ama CHP’yi, CHP’nin üyelerini, kadrolarını ve seçmenini en önemlisi, peşinden sürükleyemiyor. İllaki ona oy verecek birileri çıkacaktır. Devletten ne kadar destek alırsa alsın, bunun sınırlı olacağını hepimiz, Erdoğan da özellikle biliyor. Dolayısıyla şu aşamada Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın elindeki ilk kartlardan birisiydi ve oyuna sürdü. Ama yetmediğini görüyor ve yeni şeylere ihtiyaç duyacaktır.
Burada normal olan, tabii ki Erdoğan’ın anayasaya uygun bir şekilde, hukuk devletine uygun bir şekilde olayları normal akışına bırakması, mutlak butlan kararının iptalinin önünü açması falan; ama bunu yapmayacağını biliyoruz. Kılıçdaroğlu’ndan beklediğini tam olarak bulamayacağını herhâlde yaşanan şu günler ona göstermiştir. Çünkü daha ilk andan itibaren Kılıçdaroğlu hep attığı adımlarda çark etti, yanlışlar yaptı ve böyle devam edeceğe benziyor; ne kadar destek alırsa alsın, iktidardan ne kadar destek alırsa alsın. Burada tabii ki önemli olan husus, Özgür Özel ve arkadaşlarının 19 Mart sürecinde gösterdikleri direnişi, mücadeleyi ve yaratıcılığı hayata geçirip geçiremeyecekleri.
Dolayısıyla Kılıçdaroğlu erken tüketilen bir kart oldu. Tabii ki orada duracak, atanmış bir genel başkan olarak sorun çıkartmaya devam edecek. Fakat bu haliyle benim gördüğüm; Kılıçdaroğlu tek başına Erdoğan’ı kurtarabilecek bir figür değil. Bir kere halinden, söylediklerinden tam anlamıyla siyasetten uzaklaşmış, depolitize olmuş bir Kılıçdaroğlu gördüm ben şu ana kadar. Söylediği şeylerin hepsi şikâyet ve şikâyet ettiği kişiler de kendi partisi. Oradaki isimlerin hemen hemen hepsinin bir zamanlar onun “prensi” olduğunu biliyoruz. Ekrem İmamoğlu’nu Beylikdüzü’nden İstanbul’a belediye başkanı seçtiren de o oldu, Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak gösteren de o oldu. Özgür Özel uzun bir süre, onun genel başkan olduğu dönemde grup başkanvekilliği yaptı ve diğer isimlerin çoğu da keza öyle. Ve onlardan şikâyet etmenin ötesinde bir şey söyleyemiyor; siyaset üretemiyor. Yanındaki danışman vesaire isimlerin hemen hemen hepsi açık söylemek gerekirse birer troll; onlarda da siyaset üretimi yok. Yaptıkları, sürekli tekzip edilen birtakım suçlamalar, birtakım atraksiyonlar… Bunların dışında Kılıçdaroğlu’nun yanında şu ana kadar ‘‘ne diyor bu kişi?’’ diye merak edip dinleyeceğimiz kimse yok.
Şimdi en son gördüğüm kadarıyla Gürsel Tekin de bir kurmay olarak onun yanında yer alacakmış. Bu da Kılıçdaroğlu’nun… Yani gülmem geliyor, çünkü gülünecek bir şey; kendisinin İstanbul kayyumluk macerasını gördük. Kılıçdaroğlu’nun nasıl, nasıl söyleyeyim, yazık bir durumda olduğunu bize gösteriyor. Sonuçta Erdoğan kendisini kurtarsın diye bu kartı kullandı ama başka kartlara ihtiyacı var ve özellikle CHP’nin, Özgür Özel liderliğindeki CHP’nin yeni, yaratıcı direniş ve mücadele yöntemleri geliştirmesi hâlinde Erdoğan’ın daha fazla endişeye kapılacağını düşünebiliriz, söyleyebiliriz. Tabii ki Özel ve arkadaşlarının işi çok zor; ellerinden birçok imkân bu yolla alınmış, gasp edilmiş oldu ama yine de toplumsal destekle bunları pekâlâ aşabilirler. Evet, bugün saat 14.00’te iki ayrı bayramlaşmayı göreceğiz ve sonra muhtemelen saat 16.00’ten itibaren canlı yayında sizlere bunları, bu konuşmaları yorumlamaya çalışacağız.
Ve bugünün ithafı; bir büyük oyuncuya, James Bond‘a… Evet, kim bu James Bond? Sean Connery. İskoçya’nın yetiştirdiği en büyük sanatçılardan, sinemada en azından diyelim, isimlerden birisi. 20. yüzyıla damgasını vurmuş bir isim, çok bambaşka birisi. Yaşlandıkça yüzü daha da olgunlaştı, daha da çarpıcı oldu. Her rolün altından kalkan, tabii ki Birleşik Krallık’taki birçok sinema oyuncusu gibi tiyatro ile iç içe olan birisi. ‘‘Dr. No’’, ‘‘Altın Parmak’’, ‘‘Rusya’dan Sevgilerle’’, ‘‘Yıldırım Harekatı’’, ‘‘İnsan İki Kere Yaşar’’, ‘‘Ölümsüz Elmaslar’’; bunlar ‘‘007 James Bond’’ rolleri ama onun dışında da çok filmde oynadı. ‘‘Gülün Adı’’ mesela, onun en çarpıcı filmlerinden birisiydi. ‘‘İskoçyalı’’ mesela, ‘‘Dokunulmazlar’’da oynadı; en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar’ını almıştı ‘‘Dokunulmazlar’’daki başarısıyla. 6 yıl önce hayatını kaybetti Sean Connery. Benim telaffuzlarım böyle çok oluyor, kusura bakmayın. Evet, şu fotoğrafa bakar mısınız? Yani James Bond‘un en özet fotoğraflarından birisi diyelim. Çok büyük bir sanatçı, oğlu da oyuncu olmuş, onun izinden gidiyor ama onun kadar meşhur olduğu söylenemez. Sean Connery’yi ve tabii ki James Bond‘u saygıyla ve takdirle anıyorum. Tekrar iyi bayramlar. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








