Hakan Şahin yazdı | Sis perdesini aralamak: NATO çokuluslu kolordusunda (MNC-TÜR) netlik arayışı

Bu yazıda, Fatih Ceylan’ın Ankara Politikalar Merkezi platformunda dün yayımlanan “Sis Perdesiyle Örülü NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhı” başlıklı yazısıyla ilgili bazı görüşlerimi paylaşmayı amaçlıyorum.

Sayın Ceylan’ın değerlendirmesi, NATO’nun kurumsal işleyişine ve kuvvet yapısına hâkimiyet sergileyen teknik bir analiz olarak öne çıkmaktadır. Yazı, NATO’nun kurumsal işleyişini ve İttifak içi planlama mantığını hatırlatması bakımından değerlidir.

NATO'nun
NATO’nun çokuluslu kolordusunda (MNC-TÜR) netlik arayışı

Böyle olmakla birlikte, bazı yönlerinin tartışmaya açılmasında fayda olduğunu düşünmekteyim.

Bu yönlerden ilki, yazının başlığında kendini göstermektedir. Zira yazının başlığında söz konusu yapıdan “NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhı” olarak bahsedilmektedir. Bilineceği üzere “karargâh” kabaca 100 kişilik bir gruba gönderme yaparken, “Kolordu” hâlin icabına göre sayısı 10-30 bin arasında değişen ve çeşitli harp silah, araç ve teçhizatıyla donatılmış bir birlik anlamına gelmektedir. Tabiatıyla, bunlar birbirlerinden çok farklı değerlendirmelere kapı aralaması gereken isimlendirmeler ve oluşumlardır.

Bu akılda tutularak, metnin tümü itibarıyla yazarın değerlendirmelerini dayandırdığı teşkilatlanmanın, başlıkta da belirtildiği gibi bir karargâh mı yoksa bir kolordu mu olduğu hususu belirsiz kalmaktadır.

Benzer bir muğlaklık; yazarın olumlu referansla yazısında zikrettiği bir başka metinde de göze çarpmaktadır. Atıf yapılan o metinde de kurulacak yapının binlerce asker barındırmayan münhasır bir ‘karargâh’ olduğu, muharip unsurların ancak savaş durumunda eklemleneceği savunulmaktadır. Buna karşın, aynı metinde kolordu topçu sistemlerinden bahsedilerek Türkiye’nin Fırtına obüsleri üzerinden bir olası bir satış projeksiyonu yapılması, askerî mantıkla çelişmektedir. Barış döneminde mevcut olmayan yabancı birliklere, kriz ve savaş kaosunun yaşandığı bir evrede hangi lojistik ve ticari mekanizmalarla bu tür sistemlerin kazandırılabileceği meselesi, askerî planlama rasyonalitesi açısından ciddi bir soru işaretidir. Esasen bu kafa karışıklığı; kurulacak birimin bir muharip güç (kolordu) olarak mı yoksa sadece bir komuta kontrol merkezi (karargâh) olarak mı planlandığına dair temel ve en önemli ayrımın netleşmemesinden kaynaklanmaktadır.

Öte yandan, MNC-TÜR ile kastedilen yapı bir kolordu birliği değil de bir karargâh ise, İstanbul’da halihazırda faal ve tecrübeli NRDC-T (NATO Rapid Deployable Corps-Turkey) bulunurken ikinci bir NATO kolordusu karargâhına neden ihtiyaç duyulduğu sorusu önem kazanmaktadır. Bu noktada, söz konusu yapının askerî gerekliliği ile bu ihtiyacın NATO’nun 2022 Madrid veya 2023 Vilnius Zirve Bildirilerindeki hangi somut maddelere dayandığı hususu hala cevapsızdır.

Kaldı ki yazıda bir yandan Vilnius Zirvesi Bildirisinin “muharebeye hazır kuvvet” vurgusu kullanılırken, diğer yandan söz konusu olanın kolordunun kendisinden ziyade sadece bir “karargâh” olduğu şeklindeki önerme, atıf yaptığı NATO belgesindeki niyet ile doktrinel bir uyumsuzluk oluşturmaktadır. Eğer bu yapılanma Vilnius Zirve bildirisinde yer alan yeni nesil “in place” bir savunma planının parçasıysa, neden karşımızda hazır ve somut bir kuvvet yapısı yerine sadece bir karargâh planlaması olduğu sorusu metinde yanıtsız kalmaktadır.

Öte yandan böylesi bir Çokuluslu Kolordunun en önemli muhataplarından birinin Rusya olacağı açıktır. NATO’nun 2022 Madrid Zirvesinde imzalanan Stratejik Konsept’in 8. maddesinde Rusya, İttifak’a yönelik en önemli tehdit olarak zikredilmekle birlikte, hemen ardından gelen 9. maddesinde NATO’nun çatışma arayışında olmadığı ve Rusya’ya bir tehdit oluşturmadığı ve Rus tehditlerine karşı NATO’nun sorumlu bir biçimde mukabele edeceği ifade edilmektedir. Adana’da konuşlanacak bir NATO askerî mevcudiyetinin bu sorumluk taahhüdü ile ne kadar uyum içinde olduğu hususu hem İttifak’ın kendisi hem de Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri açısından tartışılmayı hak etmektedir.

Metin, söz konusu kolordunun konuşlandığı yer olarak Adana’nın seçilmesinin akla getirebileceği ve “güney”i ima eden bir dizi soru işareti ile ilgili olarak, NATO’nun Washington Antlaşmasıyla belirlenmiş sorumluluk alanının dışına kolayca taşamayacağını vurgulamaktadır. Bu, teorik olarak doğrudur. Ancak son 20 yılın pratiği farklı bir tablo göstermektedir: Afganistan (ISAF ve RSM), Irak Eğitim Misyonu (NTM-I ve NMI) ve bazı ortaklık mekanizmaları (PfP, ICI, vb.), elbette gerekli uluslararası hukuki zeminler de yaratılmış olarak, NATO’nun operasyonel etkisinin Washington Antlaşmasıyla belirlenmiş bulunan sahanın ötesine genişleyebildiğini ortaya koymaktadır. Hem bu tarihsel olgular, hem de silahlı krizlerin bilinen doğası, tartışmayı NATO’nun hukuken nerede faaliyet gösterdiği ile olduğu kadar, fiilen hangi krizlerin içine çekilebileceği ile de alakalı hale getirmektedir.

Metnin temel yaklaşımlarından biri, MNC-TÜR girişimini NATO’nun Stratejik Konseptleri ve Vilnius Zirvesi kararlarının doğal bir sonucu olarak okumaktır. Yazarın bağlamı buraya oturtmaya çalışması, konunun geçmişinin 2022-23’e kadar gittiğini ve bu bakımdan güncel İran krizi ile ilgili ve ona yönelik olmadığını belirtmesi açısından doğrudur ve yerindedir.

Ancak bu doğruluk ve yerindelik, söz konusu zirvelerde alınan kararların MNC-Tür Kolordusunu yahut Karargahını kastedip kastetmediği, onu gerekli kılıp kılmadığı ve ona cevaz verip vermediği yahut onu dikte edip etmediğini tartışmaktan bizi alıkoymamalıdır.

Metinde, NATO planlama süreçlerinden haberdar olan, bu birimlerde görevlerde bulunmuş asker ve sivil kişilerin NATO’ya karşı kategorik bir tavır almasının eleştirilmesi verimli bir tartışmaya kapı aralayabilir. Öte yandan, Türkiye topraklarında bugüne kadar benzeri görülmemiş biçimde, fiilen yabancı muharip askerî varlığını mümkün kılacak bir yapılanmaya dair tüm eleştirileri ve ihtiyatlılığı kategorik bir NATO karşıtlığıyla veya hamasetle eşitlemek bu tartışmadan üreyebilecek verimin daha doğmadan ölmesine yol açacaktır.

Son olarak; metinde tavzihe en çok ihtiyaç duyulduğunu düşündüğüm hususa değinmek istiyorum.

Yazar, MNC-TÜR gibi bir oluşuma ışık tutacak dayanağı, Vilnius Zirve Bildirisi’nin 34. maddesinin ilgili bölümlerinde bulunduğunu öne sürmektedir. Metinde, Bildiri’nin bahse konu kısmından şu alıntı verilmektedir:

“NATO’nun Doğu Kanadı’nda mevcutlara ek olarak güçlü, uygun yerlerde konuşlandırılacak ve savaşa hazır kuvvetler oluşturma kararımızı yeniden vurguladık. Bu kuvvetler, mevcut muharebe gruplarından (battlegroups) gerektiğinde ve gerektiği yerde tugay büyüklüğünde birliklere genişletilecek olup, güvenilir ve hızlıca ulaşılabilir takviye kuvvetleri, önceden konuşlandırılmış teçhizat ve geliştirilmiş komuta ve kontrol yapısıyla desteklenecektir…”

Metin bu haliyle okunduğunda, gerçekten de, “mevcutlara ek,” “uygun yerlerde konuşlanacak” gibi ibareleriyle, Adana’da bir MNC-Tür gibi ilave askerî teşkilatlanmaları ima ediyor gibi gözükmektedir.

Türkçe çevirideki anlam kaymalarından sakınmak ve konuyu daha yakından incelemek için metnin özgün İngilizce içeriğine bakmak yerinde olur:

“(We) Reaffirmed our decisions at the Madrid Summit  to put in place additional robust in-place combat-ready forces on NATO’s Eastern Flank, to be scaled up from the existing battlegroups to brigade-size units where and when required, underpinned by credible rapidly available reinforcements, prepositioned equipment, and enhanced command and control.  The eight multinational battlegroups are now in place. (…)”

İlkin, alıntılanan bu kısımda münhasıran NATO’nun Doğu Kanadından (Eastern Flank) söz edildiğinin altı çizilmelidir. Bilineceği üzere Türkiye, İttifak’ın örneğin Estonya gibi Doğu kanadında değil, Yunanistan gibi Güney Kanadında mütalaa edilmektedir. Nitekim Türkiye ile ilgili planlamalar da bugüne değin halen JFC Napoli olarak isimlendirilen, 2004 öncesinde ise AFSOUTH (Allied Forces-South) olarak isimlendirilmiş bulunan Napoli’de konuşlu NATO Karargâhından yürütülmekteydi. Bu bakımdan alıntılanan ve açıkça Doğu Kanadından söz eden bu kısmın doğrudan Türkiye ile ilgili olmadığı öncelikle vurgulanmalıdır. (Metinde, ayrıca, JFC Napoli’nin 2014’te faaliyete geçtiği belirtmektedir. Oysa AFSOUTH ve AFNORTH’dan sırasıyla JFC Napoli ve JFC Brunssum’a dönüşme, 2002 Prag Zirvesinde alınan karar doğrultusunda 2004 yılında gerçekleşmiş ve bu karargahlar, anılan tarihten itibaren, Major Subordinate Command statüsünden, doğrudan Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’na (SHAPE) bağlı müşterek karargahlar haline getirilmişlerdir).

İkinci olarak, yazarın yer verdiği “NATO’nun Doğu Kanadı’nda mevcutlara ek olarak güçlü, uygun yerlerde konuşlandırılacak ve savaşa hazır kuvvetler oluşturma kararımızı yeniden vurguladık” şeklindeki çeviri cümlesinde anlam ve bağlamın bozulmaya uğradığı görüşündeyim. Özgün İngilizce metin, (Türkiye’nin içinde yer almadığını tekrar vurgulamamız gereken) Doğu Kanadında muharebeye hazır ilave birlikler öngörmekte; bu kapsamda, ismen özellikle zikrederek, mevcut “Battlegroupların” tugay seviyesine çıkartılmasından söz etmektedir; bu belirleme, alıntılanan bu kısmın Türkiye’yi de kastettiği görüşünü iyiden iyiye bir zorlama haline getirmektedir. Burada münhasıran zikredilen Battlegrouplar, 2016 Varşova Zirvesinde kabul edilen Geliştirilmiş İleri Mevcudiyet (enhanced Forward Presence – eFP) kararı doğrultusunda, 2017 yılında Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya’da, müteakiben 2022 Madrid Zirvesinde alınan karar uyarınca Bulgaristan, Macaristan, Romanya ve Slovakya’da kurulan ve her biri için çerçeve ülkelerin sırasıyla Birleşik Krallık, Kanada, Almanya, ABD, Çekya, Macaristan, Fransa ve İtalya’nın olduğu, yaklaşık olarak Tabur Görev Kuvveti büyüklüğünde muharebe gruplarıdır.

Bu itibarla, Bildirinin (Vilnius) alıntılanan kısmında, gereken yerlerde (örneğin Türkiye’de) ve gereken zamanda (örneğin şimdi) ilave kuvvetler teşkil edilmesinden söz edilmemekte; onun yerine, esasen ve münhasıran, Doğu Kanadında teşkil edilmiş bulunan mevcut muharebe gruplarından (Battlegroups) gerekenlerin, gerektiği zamanda tugay seviyesine çıkartılması suretiyle Doğu Kanadında geçerli olacak bir kuvvet artırımından söz edilmektedir. Eklemek gerekir ki bu artırım özellikle Almanya’nın Litvanya’da, Birleşik Krallık’ın Estonya’da ve Kanada’nın Letonya’da kalıcı veya yüksek hazırlık seviyeli tugaylar kurma taahhütleriyle doğrudan bağlantılıdır. Böyle anlaşıldığında, en azından yazarın alıntıladığı bu kısmı itibarıyla Vilnius Zirvesinde alınan kararların MNC-Tür kolordusuna dayanak teşkil edeceği şeklindeki değerlendirmede isabet bulunmadığı görülmektedir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.