İSTANBUL (Medyascope) – “Aleviler Çözüm sürecine nasıl bakıyor?” serisinde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın konuğu Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat oldu. Mat, Alevilerin çözüm sürecine yaklaşımını Çakır’a değerlendirdi.
Ruşen Çakır, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat ile “Aleviler çözüm sürecine nasıl bakıyor?” sorusunu ele aldı. Mat, Alevilerin yaşam hakkını merkeze alan inanç anlayışı nedeniyle çatışmaların ve ölümlerin sona ermesini sağlayacak bir sürecin yanında olduklarını vurguladı. Ancak çözüm sürecinin yalnızca devlet ile Kürt hareketi arasında yürütülmemesi gerektiğini belirten Mat, Aleviler başta olmak üzere farklı inanç ve kimliklerin de sürecin öznesi haline gelmesini istedi.
Çakır’ın Abdullah Öcalan’a atfedilen Yavuz Sultan Selim-İdris-i Bitlisi ittifakına ilişkin sözlerin ardından bir grup Alevi tarafından yayımlanan bildiriye dair sorusu üzerine Mat şu değerlendirmeyi yaptı:
“Toplumsal meselelerde herkes kendi görüş, fikir ve eleştirilerini sunabilme hakkına sahiptir. Doğal olarak herkes eleştirisini dile getirebilir ama bu süreçte dikkat edilmesi gereken konu, özellikle de son süreçte Aleviler söz konusu olduğunda, bu konuda çok daha dikkatli davranılması gerektiğinin özellikle altını çizmek isterim. Çünkü çok farklı yerlere çekiliyor yapılan açıklamalar.”

“Toplumsal barış geçmişte yaşanan acılarla yüzleşmekle mümkün”
Alevi hareketinin yıllardır toplumsal barış konusunda savunduğu temel ilkelerden birinin geçmişle yüzleşme olduğuna dikkat çeken Hüseyin Mat, “37 yıllık Alevi hareketinin, Alevilerin toplumsal barışla ilgili ileri sürdükleri en önemli unsurlardan biri, eğer bir toplumsal barış sağlanacaksa bu, geçmişte yaşanmış olan acılarla yüzleşmek, bir de bu acıların olmaması için tarihsel hesaplaşmanın hayata geçirilmesiyle ancak mümkün olabilir fikrini, düşüncesini ve tutumunu ortaya koymuştur Alevi örgütlenmesi” dedi.
Bildiriyi imzalayan isimler arasında Alevi hareketi içinde uzun yıllardır yer alan kişilerin bulunduğunu fakat bazı imzacıların Alevi hareketiyle ilişkisini bilmediklerini belirten Mat, buna rağmen herkesin görüşünü açıklama hakkı olduğunu söyledi:
“Bildiri açısından arkadaşların kendi takdiridir. Zaten bildiriye imza atan birçok arkadaşı da yıllardır Alevi hareketi içerisinde biliyoruz, tanıyoruz. Ama bir kısmını tanımadığımızı, bir kısmının bu konuyla çok fazla ilişkisi olmadığını da söylemek gerekir. O anlamda herkesin kendi eleştiri hakkı vardır, bunu kullanmışlardır.”
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Alevilerin çözüm sürecine nasıl baktığını konuşmaya devam ediyoruz. Dün Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun eski başkanı Turgut Öker’le konuşmuştuk. Bugün ise federasyonun şu andaki başkanı Hüseyin Mat’la birlikteyiz. Hüseyin Bey merhaba.
Hüseyin Mat: Merhabalar. Selamlar Ruşen Bey.
Ruşen Çakır: Şimdi Türkiye’nin yaklaşık 20 aylık bir çözüm süreci var. Devletin tabiriyle terörsüz Türkiye süreci ve bu süreç tartışılıyor. Eleştiriler, destekler var ve birdenbire işin içerisine, tartışmaya Alevilik boyutu girdi. Bir grup Alevi aydını bir bildiri kaleme aldı. Öncelikle, onu sormak istiyorum. Abdullah Öcalan’a atfedilen, Yavuz Selim-İdris-i Bitlisi ittifakı üzerine, Öcalan’a atfedilen sözlerden hareketle bir grup Alevi aydını, içlerinde siyasetçiler de var, çok tepki verdiler ve buna da DEM Parti’den karşı cevaplar geldi. Öncelikle o bildiriyi sormak istiyorum. Bildiriden herhalde haberdardınız. Nasıl buldunuz o bildiriyi? Nasıl bakıyorsunuz?
Hüseyin Mat: Tabii ki toplumsal meselelerde herkes kendi görüş, fikrini ve eleştirilerini sunabilme hakkına sahiptir. Doğal olarak herkes eleştirisini dile getirebilir. Ama bu süreçte dikkat edilmesi gereken konu, özellikle de son süreçte Aleviler söz konusu olduğunda bu konuda çok daha dikkatli davranılması gerektiğinin özellikle de altını çizmek isterim. Çünkü çok farklı yerlere çekiliyor yapılan açıklamalar. Bu bağlamda tabii ki herkes eleştirebilir. Bu bağlamda ileri sürülen gerekçeler, özellikle de metnin içeriğine baktığımızda, şunu da çok açık ifade etmek lazım: Özellikle de İdris-i Bitlisi meselesi, Yavuz Sultan Selim meselesi Aleviler açısından asla tartışma konusu bile olmaz. Çünkü bu isimlerin geçtiği yerde Aleviler geçmiş hafızasını tekrar yaşarlar. Çünkü o dönemlerde yaşanan katliamlar, zulümler, sürgünler, yaşanan acılar çok ağır bedeller ödenmiştir. O anlamıyla da bu konuda Alevilerin geçmişe dair yaşamış olduğu acılar üzerinden bir strateji belirlemek ya da bir perspektif sunmak bizler açısından asla kabul edilir bir durum değildir. Bunu zaman zaman değil, bunu sürekli — 37 yıllık Alevi hareketi, Alevilerin toplumsal barışla ilgili ileri sundukları en önemli unsurlardan biri — eğer bir toplumsal barış sağlanacaksa bu geçmişte yaşanmış olan acılarla yüzleşmek, bir daha bu acıların olmaması için bir tarihsel hesaplaşmanın da hayata geçirilmesiyle ancak mümkün olabilir fikrini, düşüncesini ve tutumunu ortaya koymuştur Alevi örgütlenmesi. O nedenle de bildiri açısından arkadaşların kendi takdiridir. Zaten bildiriye imza atan birçok arkadaşı da yıllardır Alevi hareketi içerisinde, Alevi örgütlenmesi içerisinde biliyoruz, tanıyoruz ama bir kısmını tanımadığımızı, bir kısmının bu konuyla çok fazla ilişkisi olmadığını da söylemek gerekir. Bunu da ifade etmek gerekir. O anlamıyla da herkesin kendi eleştiri hakkı vardır. Bunu kullanmışlardır.
Ruşen Çakır: Burada siz federasyon olarak uzun bir açıklama yayınladınız tartışmalarla ilgili olarak. Anladığım kadarıyla hem bildiri hem de bildiriye DEM Parti’den verilen cevaplar sizi rahatsız etmiş. Doğru mu düşünüyorum?
Hüseyin Mat: Hayır, şunu söyleyeyim ben. Burada DEM Parti’nin kendi açısından yapmış olduğu açıklama, bu metin için özellikle de son süreçte yaşanan tartışmalarda herhangi bir şekilde Sayın Abdullah Öcalan’ın bu konuyla ilgili bu şekilde bir beyanı olmadığı, bunun kamuoyunda yanlış ifade edildiği yönünde açıklamalar yapıldı. Tabii biz de burada DEM Parti’yi muhatap alıyoruz, söylediğini gerçek esas olarak kabul edip bunun üzerinden bir yorum yapmaya çalışıyoruz. Burada da ifade etmek istediğimiz konu, yani partilerden bağımsız, biliyorsunuz Avrupa ve Türkiye Alevi hareketi bağımsız bir Alevi mücadelesi sürdürüyor, doğal olarak partilerle olan ilişkilerini de bu kapsamda yürütüyor. Partilerin söyleyeceği ya da partilerin ileri süreceği her türlü söylemden bağımsız Alevilerin oradaki söylemi çok daha bizim için belirleyici olan unsurdur. Bu anlamıyla da biz partinin açıklamalarına dair bunu esas olarak kabul ediyoruz ve süreci de bunun üzerinden anlamaya ve yorumlamaya çalışıyoruz.
Ruşen Çakır: Peki, şunu sormak istiyorum. Turgut Öker’le konuştuğumuzda da bu konuyu gündeme getirdim. Şimdi bir tarafta Aleviler, bir tarafta Kürtler var gibi yapılıyor ama hem Alevi hem Kürt olan bayağı geniş bir kitle var ve üstelik Kürt hareketi, yani Öcalan’ın başını çektiği Kürt siyasi hareketi diyelim, o hareketin içerisinde de çok önemli isimler var. Özellikle siz Avrupa’da da biliyorsunuzdur ama mesela ben geçen Kandil’e gittiğimde orada yakın zamanda öldükleri açıklanan Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun’un resimleri vardı ve bildiğim kadarıyla ikisi de Alevi. Her yerde onlar var. Dolayısıyla bu Alevileri ve Kürtleri ayırmak o kadar kolay bir şey olmasa gerek.
Hüseyin Mat: Bu mümkün değildir. Çünkü Alevi gerçekliği, yani Alevileri tek bir etnik kimlik üzerinden yorumlamanız mümkün değildir. Böyle bir gerçeklik yok. Çünkü Aleviler, Türk Alevisi var, Kürt Alevisi var, Arap Alevisi var. Ve Alevilerin demokrasi mücadelesi içerisinde, bütün sivil toplum örgütleri içerisinde de aktif görev alan bir gerçekliği var. Yani Aleviler farklı siyasi partilerde örgütlendiler, STK’larda sorumluluklar aldılar. Bugün Türkiye’de Kuşları Koruma Derneği’ne gitseniz orada da Alevileri görürsünüz. Doğal olarak Aleviler yaşamın her alanında, yaşamın her mücadelesinde yer alıyorlar. Kürt kimliği üzerinden kendini tanımlayan Aleviler de doğal olarak Kürt özgürlük mücadelesi içerisinde kendilerini konumlandırdılar ve bu mücadeleyi veriyorlar. Bugün Aleviler içerisinde Atatürkçü Aleviler var, işte Kemalist Aleviler var. Herkes kendi dünya görüşü üzerinden, kendi kimliği üzerinden ya da hangi kimliğini, Alevi ya da etnik kimliğini, inanç ya da etnik kimliğini hangisini ön plana çıkartıyorsa orada kendini konumlandırmaya çalışıyor. O anlamıyla da çok zengin bir yelpazeye sahibiz. Bu da Alevilerin zenginliğini gösteriyor. Ama önemli olan duruş itibarıyla nerede durduğu, demokrasi, özgürlük, eşitlik noktasında nasıl bir tutum sergilediği; bizim açımızdan, Alevi örgütlülüğü açısından önemli olan budur. O açıdan da biz kimin nerede durduğundan değil, kimin nasıl bir tutum ortaya koyduğundan, nasıl bir ilkeler ve prensipler üzerinden hareket ettiğine bakıyoruz ki bu da çok doğaldır. Yani Kürt özgürlük mücadelesinde çok ciddi bir Alevi potansiyelinin olduğunu da biliyoruz. Bu da bir gerçek.
Ruşen Çakır: Şimdi ben de biraz bilirim, tabii siz içindesiniz. Bir kere öncelikle genel olarak bakıldığında Aleviler ve Kürtler, hele Kürt Aleviler Türkiye ortalamasının çok üstünde bir politizasyon içerisinde olan kesimler. Bu Avrupa’da çok daha yüksek diye biliyorum. Kendi değişik dönemlerde orada yaptığım röportajlardan, hem Alevilerle hem Kürtlerle yaptığım röportajlardan biliyorum ve dolayısıyla şu anda yaşanan sürecin, Türkiye’de yaşanan sürecin Avrupa’da gerek Aleviler gerek Kürtler tarafından çok yakından takip edildiğini düşünüyorum. Nasıl bakıyorsunuz siz bu sürece, Aleviler olarak ama özel olarak da Avrupa’daki Aleviler olarak? Süreçteki beklentileriniz, kaygılarınız neler? Herhalde bunları çok yoğun bir şekilde tartışıyor olsanız gerek.
Hüseyin Mat: Şimdi öncelikle şunu söylemek lazım. Yani Kürt özgürlük mücadelesi, Kürt meselesinin sorunu Türkiye’de 150 yıla dayanır ama Alevi hak mücadelesi çok daha geçmişlere dayanır. Doğal olarak hem etnik kimliği hem inanç kimliğinden dolayı çok ağır bedel ödeyen Aleviler doğal olarak da çok politize olmuşlardır. Bunu da yaşamın kendisine dayatmış olduğu bir gerçeklik olarak değerlendirmek lazım. Şimdi sorunuza gelince, Aleviler açısından yani Aleviler barış sürecine ya da toplumsal barışa nereden bakıyor meselesine gelince; Aleviler açısından tanrıdan, peygamberlerden, kutsal kitaplardan, sınırlardan, devletlerden, bayraklardan, her şeyden daha kutsal olan tek şey vardır. O da insanın yaşam hakkıdır. Yaşam hakkını bu kadar kutsayan bir inanç toplumu doğal olarak her türlü ölümün karşısında yaşamı tercih eden ve buna sahip çıkan bir noktada meseleye bakar. O anlamıyla da bugün eğer Türkiye’de bir süreç başlatılmışsa ve insanlar artık ölmeyecekse, asker gerilla ölmeyecekse, anneler ağlamayacaksa ve bir toplumsal barışın önü bir şekilde açılacaksa tabii ki biz bunun yanında yer alırız. Biz bu süreç başladığında hem Türkiye’de hem Avrupa’da CHP’nin, DEM Parti’nin, EMEP’in, İşçi Partisi’nin de katılmış olduğu birçok sempozyumlar düzenledik. Barış süreciyle ilgili taleplerimiz de evet, bu süreci destekliyoruz ama doğal olarak kaygılarımız da var, endişelerimiz de var ve bu kaygı ve endişeleri ifade ederken sadece endişe ve kaygılar üzerinden geleceğimizi de tartışmak istemiyoruz. Doğal olarak bu işin de sahibi olmak istiyoruz, sorumluluk almak istiyoruz. Ve bu süreçte sadece devletle sadece Kürt özgürlük hareketi arasındaki bir sürecin toplumsallaştırılıp bu işin içerisinde mağdur olan Aleviler, mağdur olan Ezidiler, Türkiye’de mağdur olan birçok etnik ve inanç kimliği var, devrimciler var, birçok bedel ödemiş toplumsal kesimler var, herkesi içine katabileceği bir sürecin daha açık, kamuoyunda daha şeffaf bir şekilde tartışılan, konuşulan bir noktaya taşınması konusunda biz talep ediyoruz. Ayrıca şunu da ifade etmek istiyorum, yani bizim de tabii kendimize göre sınırlarımız var. Biz asla Türkiye’deki demokratik sürecin, demokratikleşme sürecinin bir dinin üzerinden, bir etnik kimliğin üzerinden şekillenmesini, referans gösterilmesini asla kabul etmiyoruz. Yani biz ne İslam şemsiyesi altında bir Türkiye’nin demokratikleşmesinden yanayız ne İdris-i Bitlisi. Türk ve Kürt kardeşliği üzerinden Türkiye’nin şekillenmesinden yanayız. Türkiye’de bütün inançların, bütün kimliklerin, bütün gerçekleriyle, değerleriyle ortak paydada buluşacak bir toplumsal barıştan yanayız. Bunu ileri sürüyoruz. Bunu da DEM Parti’deki arkadaşlara, Türkiye’deki siyasi partilere, Türkiye’de yaptığımız görüşmelerde de bunu ısrarla söylüyoruz. Yani bizim açımızdan şu çok açıktır. Yani eğer bir ülkede bir toplumsal barış sağlanacaksa ki Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP’nin 25. kuruluş yıl dönümünde yaptığı açıklamada Türkiye’deki barışı, Türkiye’deki demokrasiyi, huzuru, güvenliği İslam paydasında birleştirerek ifade etmeye çalıştı. Bu asla kabul edilir bir şey değil. Bir ülkede barışın, demokrasinin, eşitliğin, özgürlüğün olabilmesi için herkesin aynı dinden olmasına, herkesin aynı dili konuşmasına, herkesin aynı mezhebe sahip olmasına gerek yok. Toplumsal barış demokrasiyle olur, özgürlükle olur, eşitlikle olur ve eşit yurttaşlık kapsamında devletin herkesi kucaklamasıyla mümkün olabilir. O anlamıyla da biz asla etnik ve inanç kimliği üzerinden şekillendirilebilecek, referans gösterilebilecek bir sürecin, bir toplumsal barışın olmayacağını, olamayacağını ifade etmeye çalışıyoruz. Geçmişten bugüne kadar yaşamış olduğumuz sorunların da temelinde zaten bu ayrılıkçı politikalar, ötekileştiren politikalardan kaynaklı olduğunu biliyoruz. Geçmişte yaşamışlıklarımız var. O nedenle de biz ne Yavuz Sultan Selim’i ne İdris-i Bitlisi’yi ne de Alevilerin tarihinde Kerbela’da Hüseyin’e yapılan zulmü asla unutamayız. O anlamıyla da bunlar üzerinden değil; evet, geçmişte yaşanan acılarla yüzleşmek doğru, bunlarla tarihsel hesaplaşma yapmak doğru ama geleceğimizi de bu geçmişte yaşanmış olan acılar üzerinden şekillendirmek de doğru olmayacaktır. Artık bütün bu tartışmaları geride bırakıp Türkiye’de ileriye bakmalıyız. Bir de şunu da söylüyoruz: Alevilerin sadece Kürtlerle, Alevilerin sadece devrimcilerle Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlaması mümkün değil. Burada muhafazakar, milliyetçi, vicdan sahibi olan muhafazakar ve milliyetçilerle de bir bağ kurması gerekiyor. Eğer biz okulda, iş yerinde, biz aynı mahallede, aynı şehirde, aynı yerde, aynı toprakta aynı havayı teneffüs ediyorsak o toplumsal kesimlerle de bir ilişki kurmak ve birbirimize anlatmak, birbirimizi anlamak gibi bir alternatifler, yeni perspektifler sunmak durumundayız. Türkiye’nin kurtuluşu bu anlamıyla ne dinsel, ne etnik kimliksel, ne mezhepsel, ne de başka bir şey üzerinden şekillenebilecek bir durum olamaz, olmamalı. Bugün Almanya’da yaşıyoruz. Bugün Almanya’ya, yaşadığımız bu ülkeye yabancı olarak geldik. Bize “Gastarbeiter” dediler, yani misafir işçiler bugün geldiler, çalıştılar ve yarın gidecekler diye baktılar. Ama biz bugün Almanya’da artık bir gerçek unsur olduk, öznesi olduk, vatandaşı olduk, milletvekili olduk, bakan olduk, başbakan adayı olduk burada, Almanya’da, Avrupa’da. Neymiş demek ki? Buradaki mesele etnik kimlikten değil; devletin kriteri, devletin dini, adaleti, hukuk olmalıdır, adalet olmalıdır. Ancak bu bağlamda biz Türkiye’deki meseleleri çözebiliriz. Tabii buradaki eleştirilerimizi de ifade ediyoruz. Şunu da söyleyeyim, yani herkesin kendi görüşü, fikri vardır, buna saygı duyarız; ama biz de kendi fikir ve görüşlerimizi bağımsız Alevi örgütlenmesi kapsamında dile getiriyoruz. Bunu da her yerde dile getirdik, yapılan konferanslarda dile getirdik, yapılan açıklamalarda dile getirdik, en son paylaştığımızda da bunu ifade etmeye çalıştık. O anlamıyla da umuyoruz bu mesele sadece devlet ve Kürt özgürlük mücadelesi kapsamında, bağlamında değil, diğer toplumsal kesimlerin de masaya oturtulacağı, o masada herkesin kendisini ifade edebileceği… Çünkü biz Aleviler kendi adımıza konuşmak istiyoruz, artık birilerinin bizi temsil etmesini istemiyoruz. Biz kendi temsilcilerimizle kendi sözümüzü kullanmak istiyoruz, kendi taleplerimizi dile getirmek istiyoruz. Bunu da yetkililere, her yaptığımız görüşmede siyasi partilere de açıkça ifade ediyoruz. Bu noktada da kararlıyız. Biz bu sürecin yanındayız, destekliyoruz, barışın Türkiye açısından son derece önemli olduğunu görüyoruz, buna ihtiyacımız var ama kaygı ve endişelerimizi de ifade etmekten geri durmuyoruz. Bunları da ifade etmeye devam edeceğiz, ısrarla sürdüreceğiz, ta ki Türkiye’de bildiğimiz o onurlu barış sağlanana kadar.
Ruşen Çakır: Peki, bu noktada şunu sorayım: Ne bekliyorsunuz? Umutlu musunuz? Bu iş olacak mı? Tabii ki herkes ‘‘Olsa çok iyi olur’’ diyor da, olup olmayacağı konusunda kamuoyu hâlâ tereddütlü. Sizler oradan nasıl görüyorsunuz? İşler nasıl gidiyor? Buradan sonuç alınacağa benziyor mu sizce?
Hüseyin Mat: Biz umutluyuz. İçimizdeki umut çocuğunu yaşatmak zorundayız Ruşen Bey. Yani buna ihtiyacımız var. Bir de şu var: Yani acaba ne olacak? Süreci sadece bir futbol maçını izler gibi izleyip sonucu üzerinden mi tartışacağız? Yoksa sonucu etkileyecek adımları atarak sorumluluk mu üstleneceğiz? İşte biz Avrupa Alevi Hareketi olarak, Türkiye’deki Alevi kurumlarımız ki biz birlikte hareket ediyoruz, Alevi hareketi olarak yani 37 yıllık örgütlü Alevi hareketi olarak şunu ısrarla söylüyoruz: Yani süreci izlemek, takip etmek, çıkan sonucu tartışmak, onun üzerinden çatışmak yerine biz aynı zamanda sorumluluk almak istiyoruz, görev almak istiyoruz. Biz aynı zamanda bu süreçte biraz önce de ifade ettiğim gibi aktif rol almak istiyoruz. O anlamıyla da sadece umut duymak, sadece temenni etmek, sadece olabilirlik umudu üzerinden konuşmak yerine evet biz de istiyoruz ama biz de ‘‘Şu şu kaygılarımızla, biz de şu şu taleplerimizle bu barışa ortak olmak istiyoruz’’ diyoruz ve bunu ısrarla sürdürüyoruz. O anlamda da küçücük bir umut, umutsuzluktan çok daha iyidir bakış açısıyla bu sürecin desteklenmesi gerektiğini ve biz de bu anlamıyla da destekleme konusunda bir tavır içerisinde olduğumuzu da birçok defa beyan ettik.
Ruşen Çakır: Peki burada sorumluluk almak istiyoruz, dahil olmak istiyoruz derken bunu somutlaştırabilir misiniz? Mesela nasıl bir sorumluluk kastediyorsunuz?
Hüseyin Mat: Şu anda hükümetten yapılan açıklamalar, DEM’den yapılan açıklamalarda aldığımız bilgiler, komisyonların kurulacağı, işte masalar oluşturulacak, buralarda tartışmalar gerçekleştirilecek, buradan sürecin nasıl ilerleyeceğine dair kararların olgunlaştırılması konusunda stratejik bir yol yöntem izlenecek diye bilgiler alıyoruz. Biz de diyoruz ki, işte tam da burada biz görev almak istiyoruz. Yani o masalarda biz de olmak istiyoruz. Çünkü Alevilerin de talepleri var. Sadece Türkiye’deki demokratikleşme Diyarbakır’dan yani Amed’den geçmez; Türkiye’nin demokratikleşmesi Dersim’den, Hacı Bektaş’tan geçer. Türkiye’deki demokratikleşme süreci diğer mağdur olan Türk-İslam sentezinin dışında kalıp yıllardır Cumhuriyet tarihinde en ağır bedeli ödemiş bütün toplumsal kesimlerin ortaklaştırabileceği bir ortak akılla ancak çözülebilir ya da bu süreç sağlıklı bir şekilde yürütülüp tamamlanabilir. O anlamıyla da sadece kendimiz adına bir talebimiz yok, Türkiye’de bizim gibi mağdur olan herkes adına biz bu masada olmak istiyoruz, herkesin o masada olması konusunda bir talep içerisindeyiz. Yani çok açık, yani bir tartışma süreci varsa, Türkiye’de yeni bir anayasa tartışılıyorsa, Türkiye’de yeniden demokrasi tanımlanıyorsa, Türkiye’de yeniden işte ne bileyim eşitliklerin, özgürlüklerin sınırları çizilmeye çalışılıyorsa ya da böyle bir amaç varsa kardeşim biz o ülkede vatandaşsak, vatandaşlık olarak hükmümüzü yerine getiriyorsak devlet bizim orada söz hakkımızı kullandırmak zorundadır. Bizim fikirlerimizi, bizim düşüncelerimizi, bizim taleplerimizi ciddiye alıp değerlendirmek zorundadır. Yani Alevileri dışarıda tutarak, diğer toplumsal kesimleri dışarıda tutarak bu sürecin yürütülmeyeceğini birçok defa dile getirdik ve o anlamıyla da kararlıyız. Yani bu süreç Türkiye açısından önemli. Yani bir de Kürt meselesinin, daha doğrusu Kürt sorununun Meclis’in çatısı altında gündeme gelmesi, bir yasayla, çerçeve yasasıyla olgunlaştırılması Türkiye açısından son derece önemli bir adım, değerli bir adım. Bu adımı desteklerken de tabii ki hani diyorlar ya taşın altına elini koymak, biz bu süreçte de taşın altına elimizi koymak istiyoruz ama şunu da söylemek istiyoruz; bizi de olduğumuz gibi kabul etme şartıyla.
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Hüseyin Bey yayınımıza katıldığınız için. Sağ olun, eksik olmayın.
Hüseyin Mat: Ben teşekkür ederim. Çok sağ olun.
Ruşen Çakır: Evet, Alevilerin çözüm sürecine nasıl baktığı yayınlarımızın ikincisinde Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat’la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.








