Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz? | Ruşen Çakır yorumladı

İSTANBUL (Medyascope) – Üsküdar Belediye Başkanvekilliği seçimini, CHP’den AKP’ye transfer olan meclis üyelerinin oylarıyla AKP adayı Dündar Ziya Gültekin kazandı. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, süreci tutuklamalar, transferler ve tehdit iddialarıyla dolu bir demokrasi krizi olarak değerlendirdi.

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde belediye başkanvekilliği seçimi, tutuklamalar ve saf değiştirmelerle geçen bir sürecin ardından AKP adayı Dündar Ziya Gültekin’in kazanmasıyla sonuçlandı. Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, süreci “cumhuriyet tarihinde kara leke olarak geçecek bir olay” şeklinde niteledi.

Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz? | Ruşen Çakır yorumladı
Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz? | Ruşen Çakır yorumladı

Süreç tutuklamayla başladı

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından belediye meclisi başkanvekilliği için seçim yaptı. Bu seçimde CHP’den seçilmiş meclis üyesi Sibel Tan Çetinkaya başkanvekili oldu. AKP’li üyeler sonuca itiraz etti ve mahkeme itirazı kabul ederek seçimin yenilenmesine karar verdi. Yeniden seçim sürecinde CHP’nin iki belediye meclis üyesi tutuklandı, dört meclis üyesi de AKP’ye transfer oldu.

Transferlerin ardından meclisteki oylar 21-21 eşitlendi. CHP’den seçilmiş iki isim daha AKP adayı Dündar Ziya Gültekin’e oy verince sonuç 23’e 19 olarak netleşti ve Gültekin başkan vekili seçildi. AKP, sonucu zafer olarak duyurdu.

Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz? | Ruşen Çakır yorumladı
Üsküdar dersleri: Yoksa seçimleri boşuna mı yapıyoruz? | Ruşen Çakır yorumladı

“Sandığa güven kırılıyor”

Ruşen Çakır, “Milli irade lafı, Türkiye’de sağın lafıdır” dedi ve Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, Doğru Yol Partisi ve AKP’nin bu kavramı tarihsel olarak sahiplendiğini hatırlattı.

Çakır, Üsküdar’da yaşananların ardından vatandaşların “Biz bu seçimleri boşuna mı yapıyoruz?” sorusunu sorduğunu, bazı seçmenlerin ağladığını, bazılarının ise “haram olsun” dediğini belirtti.

Çakır, pazartesi günü Dr. Serkan Turgut ile yaptığı yayında ele alınan İzmir Barometresi anketine değindi. Ankete göre YENİ Parti’nin oyu artıyor ve bu artış yalnızca CHP seçmeninden değil diğer partilerden gelen oylarla da destekleniyor. Ancak aynı ankette muhalefetin iktidara gelip gelemeyeceği sorusuna “evet” cevabı veren katılımcı oranı geriliyor.

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

“Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Dün Türkiye’de demokrasi tarihi demeyeceğim, cumhuriyet tarihinde kara leke olarak geçecek bir olay yaşandı. İstanbul Üsküdar Belediye Başkanvekili seçimlerini AK Parti adayı Dündar Ziya Gültekin kazandı. Ama bunun çok çarpıcı ve bir anlamıyla da çok tedirgin edici bir öyküsü var. Malum önce Sinem Dedetaş tutuklandı. Ardından belediye meclisi bir seçim yaptı ve burada Sibel Tan Çetinkaya kazandı. CHP’den seçilmiş belediye meclis üyesi belediye başkanvekili olarak seçildi. Ama AK Partililer itiraz ettiler. Mahkeme tabii ki kabul etti. Seçime tekrar gidilmesi kararı alındı. Bu arada CHP’nin iki belediye meclis üyesi tutuklandı. Üstüne CHP’den dört belediye meclis üyesi transfer oldu. Nereye? AKP’ye transfer oldular. Bu da yetmedi. Çünkü en sonunda eşitlik oldu, 21’e 21 ve sonra baktık ki iki CHP’den seçilmiş isim Dündar Ziya Gültekin’e oy verdi ve o da sonunda 23’e 19’la kazandı.

Çok sayıda iddia var. Özgür Çelik, Yeni Parti İstanbul İl Başkanı isim vererek kimilerinin para aldığını dile getirdi. Kimisinin, hasta çocuğu ve eşi üzerinden bir tür tehdit edildiğini söyledi. Birisinin yurt dışında yaşayan mahkum edilmiş bir oğlunun geri getirilmesi karşılığında saf değiştirdiğini söyledi. Şu oldu, bu oldu ve sonunda olan oldu. Ve siyasi iktidar, AKP bunu bir zafer olarak niteledi. Çok mutlular. Daha önce de bunlar yaşandı biliyorsunuz ama bu seferki artık yani aşama aşama birçok yönüyle demokrasi adına utanç verici şeyler. Ama tabii ki ülkede demokrasi olmadığı için pek kimse de utanmıyor. Bunu söylemek lazım. Ve buradan hareketle insanlarda, özellikle muhalefet cephesinde çok büyük kırılmalar yaşanıyor. Bu kırılmaların en başta geleni de şu: Biz boşuna mı oy veriyoruz? Millî irade lafı Türkiye’de sağın lafıdır. Öteden beri Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP, şu bu, Doğru Yol Partisi, daha sonra AKP millî irade lafını hep kullanmışlardır ve şu anda da Türkiye’de millî iradenin ihlali konusunda gerçekten doruklardayız.

Ve insanlar şunu söylüyorlar: Biz bu seçimleri boşuna mı yapıyoruz? Görmüşsünüzdür; ağlayanlar var, ‘‘haram olsun’’ diyenler var. Seçtikleri tarafından yönetilmeme… Sonuçta burada Dündar Ziya Gültekin seçilmiş falan değil, atanmış oluyor. Tıpkı Kemal Kılıçdaroğlu gibi. Ona birazdan geleceğiz. Ve böyle bir durumda evet, tekrar sandığa güvensizlik. Pazartesi günü Bayetav‘ın İzmir Barometresi üzerine Doktor Serkan Turgut’la bir yayın yaptık ve orada Serkan şunu söylüyor, bulgular şöyle: YENİ Parti’nin oyu artıyor, sadece CHP seçmeninden değil diğer partilerden de oy alıyor. Bir önceki araştırmalarına göre daha önce CHP’de alınan oyların ötesine gidiyor. Ama anket yaptıkları kişilerde, ‘‘YENİ Parti ya da muhalefet — artık öyle diyelim — iktidara gelebilir mi?’’ sorusuna ‘‘evet’’ cevabı ciddi bir şekilde azalıyor. Yani bir yandan muhalefete bir angaje olma var ama öte yandan ‘‘İktidar değişmez, iktidar bırakmaz. Ne yapar, ne eder kalır. Ve bir anlamda da sonuçta seçimler bir formalite icabı. Ya adil olmaz, ya oylar çalınır, ya şu olur, ya bu olur, ya da işte Üsküdar’da gördüğümüz gibi olur.’’ Bunun giderek güçlendiğini görüyoruz. Bu da tam siyasi iktidarın istediği bir şey tabii ki. Muhalefetteki sandığa güvenin kırılması, sandığın bir çıkış olarak görülmekten vazgeçilmesi. Sandığı çıkış olarak gören, görmekten vazgeçen ne yapacak? Sokağa çıkıp devrim mi yapacak? Böyle bir şey söz konusu değil tabii ki. O zaman burada muhalefetin özellikle de YENİ Parti’nin sandık konusunda insanlara güven verici birtakım şeyler sergileyebilmesi gerekiyor. Sadece YENİ Parti’nin değil kendini muhalif olarak gören herkesin.

Fakat burada da başka bir şey çıkıyor karşımıza. O da, bu fireler nasıl veriliyor? İşin bir de bu boyutu var. Dört kişi saf değiştirdi, iki kişi oylamada AKP adayına oy verdi ve bunlar vatandaşın, muhalefetteki vatandaşın oylarıyla geldiler ve vatandaşı sattılar. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nden açıklama var, ‘‘Bunları seçenler hesap vermeli.’’ Yani burada YENİ Parti’yi işaret ediyorlar. Yani bu ne derece isabetli bir çıkıştır, bu tartışmayı bir yana bırakalım ama şurası da bir gerçek ki, evet, birçok kişi, merkezde siyaset yapan birçok kişi çok kolaylıkla saf değiştirebiliyor. Bu ilk defa olmadı. Aydın’ın Afyon’un belediye başkanları gitti. En son İstanbul’da Çekmeköy, Tuzla, o kadar çok ki… Beykoz’da belediye başkanvekili gitti. Giden gidene ve herkes gittiği yerde de hâlinden çok memnun. En son gördüm, Eren Bingöl’dü yanılmıyorsam adı, Tuzla Belediye Başkanı. Orada muhalif belediye meclis üyelerine söz hakkı vermiyor. Birden tam bir iktidar kibrine sahip oluyor vesaire. Düne kadar birlikte hareket ettiği insanlara… Bu neden böyle? İşte orada çok ciddi bir sorun var. O da siyasetin bir iş gibi yapılması ve çıkarın daha iyi görüldüğü yerlere gitme imkanının mümkün olması. Şu anda bakıyorsunuz CHP’den seçilmiş, özellikle Altılı Masa partilerinden çok sayıda milletvekili AKP’ye geçti. Belediye başkanları keza öyle ve çok rahat bir şekilde bunu yapabiliyorlar. Birisi de geçmek istiyor, geçemiyor falan, böyle şeyler de oluyor.

Burada işte dava meselesi var. Bakın, dün Zincirlikuyu Mezarlığı’nda Sırrı Süreyya Önder’in kabrinin başında idik. Selçuk Mızraklı geldi, Diyarbakır’ın seçilmiş başkanı. 6 ay mı ne belediye başkanlığı yapıp 7 yıl hapis yatan doktor, tıp doktoru geldi, cezaevinden çıktı. Çıktıktan sonra ilk yaptığı iş Sırrı Süreyya Önder’in mezarını ziyaret etmek oldu. Ben de kendisini görmek için oraya gittim. Çok güzel bir konuşma yaptı, gözleri doldu. Bizim de gözlerimiz doldu. Ve bu konuşmaların hepsinde, oraya gelişinden itibaren hepsinde bir duruş var. Siyasi bir duruş var. Bu kişi 7 yıl hapis yattı. Neden yattığını sorsanız Allah bilir, bilmiyordur bile. 7 yıl hapis yattı. Selahattin Demirtaş yıllarca hapiste. Figen Yüksekdağ yıllarca hapiste. Ve bunlar şimdi, Özgür Çelik’in söylediklerinden hareketle söyleyeyim, işte birisi ‘‘benim engelli eşim var, engelli oğlum var’’ vesaire. Yani bu kişilerin yakınlarında hiç mi böyle sorunlu insan yok? Bunlar evli barklı çoluk çocuk sahibi değil mi? Mesela Selahattin Demirtaş’ın eşi dışarıda hastalıkla mücadele etti. Kendisi içeride falan. İşte bu çok önemli bir husus. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Siyaseti bir şeylere inanarak yapacak insanlara ihtiyaç var.

Ve burada son bir not. Kemal Kılıçdaroğlu ne dedi? ‘‘Ekrem İmamoğlu’na siyasi tutuklu denemez.’’ Ya inanamadım, gerçekten inanamadım. O İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında ben de yargılanıyorum. Defalarca mahkemeye gittim, gördüm. Küçük salon, şimdi büyük salon… Yaşananların hepsine tanık oluyoruz. O dava siyasi dava değilse hangi dava siyasi davadır? Yani kalkıp ondan sonra ‘‘Bu belediye meclis üyelerini seçenler hesap vermeli’’ diye yüksek perdeden atmak olmuyor. Orada sonuçta Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali de mi ya da suçlamalar, tutuklu yargılanıyor olması ve orada sürekli olarak birtakım engellerle karşılaşıyor olmaları; bütün bunlar siyasi değil mi? Siyasi. Ve işte bütün bunları beraber düşündüğümüzde şunu söylemek lazım: Siyaset gerçekten Türkiye’nin ihtiyacı olan bir şey. Siyasi partiler, mücadele, muhalefet, seçimler, sandık çok önemli ve bundan vazgeçmeye eğilimleri Türkiye’nin hayrına değil.

2019’da Erdoğan seçimleri tekrarlattı. Ne dendi? ‘‘Herhalde bir bildiği var. Yoksa yapmazdı’’ dendi. Ne oldu? Ekrem İmamoğlu oylarını artırarak tekrar kazandı. Tamam. Yedi yıl sonra başka teknikler geliştiriyor olabilir siyasi iktidar ama dikkat edin sürekli üstüne koyuyor. Sürekli millî irade denen olayın önünü kesmek için birtakım özellikle yargı yoluyla ya da birtakım maddi menfaatler vesaire yoluyla bir şeylere müdahil olmak istiyor. Ama burada esas sorun şu: Siyaset geliştiremiyor siyasi iktidar. Dolayısıyla buna karşı verilebilecek en iyi cevap siyaset geliştirmek. Ama kalkıp ‘‘Ya biz seçiyoruz da ne oluyor? Hemen gasp ediyorlar’’ falan deyip yelkenleri suya indirirse birileri, ki bunun işaretleri dönem dönem hep veriliyor. Evet, böyle büyük bir hayal kırıklığı, moral bozukluğu var ama dediğim gibi bu iktidarın tam da arzuladığı şey. Seçim Türkiye’ye lazım.

Bugünün ithafı bir Amerikalı siyasetçiye, dün 85 yaşına basmış Bernie Sanders. Uzun bir süre 1991-2007 arasında Vermont eyaletinden Temsilciler Meclisi üyesi ve bağımsız olarak üye oluyor ve Amerikan tarihinde en uzun süreli bağımsız Temsilciler Meclisi üyesi olduğunu gördüm, okudum. Yanlış değildir umarım. Kendisi solcu. Tabii ki Amerikan tipi solcu diyelim. ‘‘Demokratik sosyalist’’ diyor kendisine. Chicago Üniversitesi’nde siyaset bilimi okumuş bir yoksul aile çocuğu. New Yorklu bir ailenin, Yahudi bir ailenin ki geçmişinde soykırımdan çok ciddi bir şekilde etkilenmiş bir ailenin çocuğu Bernie Sanders. Çok erken yaşta siyasete atılıyor ve duruşu hep eleştirel, sistemi eleştiren sol bir duruşu var. 85 yaşına rağmen devam ediyor. Son kez olduğunu söyledi. Artık bir daha aday olmayacakmış. Ama mesela 2012’de senatoyu – ki Amerika Birleşik Devletleri’nde senato çok çok önemli – %71 oyla kazanmış. Yani çok büyük bir fark ve genellikle de karşısındaki Cumhuriyetçi Parti adayları çok zengin, muazzam seçim kampanyaları yapan kişiler oluyor. Ve şimdi Bernie Sanders ABD’de yaşanan yeni sol dalganın da en sembol isimlerinden birisi.

Mesela şu anda görüyorsunuz, New York’tan Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, ‘‘AOC’’ diyorlar, o en gözde isim, onunla hep yan yana ve tabii ki New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani. Bu tür Amerika’da sol, Demokrat Parti’nin sol kanadından öne çıkan isimlerin, aday olan isimlerin hemen hemen hepsinin yanında Bernie Sanders’ı görüyoruz. Trump’ın başkan olduğu, ikinci kez başkan olduğu bir ülkede daha önce Demokrat Parti’den başkan aday adayı olmuştu ama ön seçimlerde kazanamamıştı Bernie Sanders. Ama yine de buradan böyle birisinin orada ses çıkartabiliyor olması gerçekten insanı mutlu ediyor. Uzun ömürler diliyorum kendisine, Bernie Sanders iyi ki var ve onunla beraber onun eteğinden yetişen isimlerin ABD’de birçok şeyi değiştirebilmesini umuyorum.

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş