Haftaya Bakış (332): Üsküdar olayı | İmamoğlu’na ceza ve siyasi yasak | Mansur Yavaş’ın tercihi

İSTANBUL (Medyascope) – Haftaya Bakış’ın bu bölümünde Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ve Kemal Can, Üsküdar Belediyesi olayını, Ekrem İmamoğlu hakkında verilen hapis cezası ve siyasi yasak kararını, Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi ve muhalefet belediyelerinde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Ruşen Çakır ve Kemal Can, Haftaya Bakış’ın bu bölümünde son yaşanan siyasi gelişmeleri değerlendirdi. Ekrem İmamoğlu hakkında eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya hakaret ettiği gerekçesiyle verilen 2 yıl 1 aylık hapis cezası ve siyasi yasak kararını değerlendiren Can, İmamoğlu hakkındaki davaların temel hedeflerinden birinin, kamuoyunda İmamoğlu’nun siyasi geleceğinin kalmadığı düşüncesini yerleştirmek olduğunu vurguladı. Kemal Can sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ekrem İmamoğlu ile ilgili sürekli yeni davaları konuşuyoruz. Diploma, diplomadan sonra siyasi yasak, muhtemelen sıradaki davaların bazılarından mahkûmiyet, bazılarından birtakım başka kararlar, yeni davalar falan. İşin böyle bir tarafı var. Artık herhangi bir biçimde siyasi geleceğinin olmadığı fikrini yerleştirmek, Abdülkadir Selvi’nin yazmaya uğraştığı şeyi fiili ve hukuki olarak, yani yargı eliyle yaratmak.”

İmamoğlu’na yönelik sürecin amacının yalnızca onun siyasi kariyerinin önünü kesmek olmadığını dile getiren Can, “İmamoğlu’na iki tane cezadan siyasi yasak koyup işi bitirmek isteseler bunu çok daha önce de yapabilirlerdi. Diplomayla aslında yapılmış durumda. Siyasi yasak da daha önce bozulmuş bu davalardan aynı sonuçla çıkartılabilirdi. Bunu yapmadılar, şimdi yapıyorlar. Çünkü sadece İmamoğlu’yla uğraşmanın getirisi İmamoğlu’nun önünü kesmekten ibaret değil” dedi.

Haftaya Bakış (331): Üsküdar olayı | İmamoğlu'na ceza ve siyasi yasak | Mansur Yavaş'ın tercihi
Haftaya Bakış (331): Üsküdar olayı | İmamoğlu’na ceza ve siyasi yasak | Mansur Yavaş’ın tercihi

Mansur Yavaş’ın tercihi

Yayında, Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi ele alındı. Ruşen Çakır, Yavaş’ın son dönemde hem CHP ile hem de YENİ Parti ile arasında mesafeli bir çizgi izlediğini ve Erdoğan’la görüşmesinin bu nedenle ayrıca dikkat çektiğini vurguladı.

Kemal Can ise Yavaş’ın siyasi sembollerin önemini bilecek kadar deneyimli olduğunu belirterek cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde verilen fotoğrafın “siyasetten çekilme” veya “kenarda durma” hamlesi olarak okunamayacağını söyledi:

“Dikkat çekmek istemeyen birisi CHP’nin kuruluş yıldönümünde, kendi hakkında bu kadar çok spekülasyon varken saraya gider mi? Hiç kenarda durmak istiyorsunuz, hiçbir şeye bulaşmayacaksınız, muhtemelen de bırakacaksınız. Siyasetçilerin neredeyse hepsinin kimle ne zaman göründüğü ve kimle ne zaman görüştüğü ya da resim verdiğinin nasıl bir anlama oturacağını gayet iyi bildiğini düşünüyorum.”



Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Haftaya Bakış’la karşınızdayız ve uzun bir aradan sonra stüdyoda Kemal Can’la beraberiz. Kemal hoş geldin.

Kemal Can: Hoş bulduk.

Ruşen Çakır: Konuşacak bayağı bir şey var ama en sıcağıyla başlayalım. Ekrem İmamoğlu’na bir ceza daha verildi. Eski AKP’li Tuzla Belediye Başkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle, iki yıl bir ay ceza verip, bir de siyasi yasak getirildi. Daha önce bu davadan iki kere beraat etmişti biliyorsun Şimdi Yargıtay aşamasından sonra işin rengi değişebiliyormuş. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın durumu da değişebiliyormuş. Açıkçası çok anlamadım o detayları, ama sürekli Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir şey var. Ben geçen gün Abdulkadir Selvi’nin yazılarından hareketle bir yayın yaptım. Bu kadarını bilmiyordum. Yani 14 Ağustos’tan bu yana Ekrem İmamoğlu’nu konu alan 10 tane yazı yazmış. Yazılarının bütün teması aynı: Bir efsane var ve o efsane Silivri’de çöktü.’’ Hâlâ Ekrem İmamoğlu’yla ciddi bir şekilde uğraşıyorlar ve peş peşe cezalar da geliyor. Zaten diploması yok, istese de Cumhurbaşkanı adayı olamaz. Savunması yaptırılmadı. Şimdi yapacak ama nasıl yapılacak belli değil.

Bir diğer husus, savunmasının kitabı çıkmadan toplatıldı. Yeni davalar da açılabilir pekâlâ. Bütün yaşanan gelişmelere rağmen iktidarın Ekrem İmamoğlu takıntısı devam ediyor. Mesela bir diğer hususta Özgür Özel’in fazlasıyla öne çıkması. Tabii bu zorlama bir olay değil. Mecburen olan ve başarılı performansı nedeniyle de Ekrem İmamoğlu geri planda kaldı. Ama hâlâ Ekrem İmamoğlu’nu, kelimenin gerçek anlamıyla yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Edebilecekler mi sence?

Kemal Can: İşin böyle bir tarafı var tabii. Ekrem İmamoğlu ile ilgili sürekli yeni davalar açılıyor. Zaten diploması iptal edildi, diplomadan sonra siyaset yasağı, muhtemelen sıradaki davaların bazılarından mahkûmiyet, bazılarından bir takım başka kararlar, yeni davalar filan. İşin böyle bir tarafı var. Yani artık herhangi bir biçimde siyasi geleceğinin olmadığı fikrini yerleştirmek. Abdulkadir Selvi’nin yazmaya uğraştığı şeyi fiili ve yargı eliyle yaratmak. Ama İmamoğlu ile uğraşmanın bundan başka bir tarafı da var. Yani İmamoğlu’na iki tane cezadan siyasi yasak koyarak önünü kesmek isteseler, bunu çok daha önce de yapabilirlerdi. Zaten diploma ile aslında yapılmış durumda bu. Siyasi yasak da daha önce bozulmuş davalardan aynı sonuçla çıkartılabilirdi. Bunu yapmadılar, şimdi yapıyorlar. Çünkü sadece İmamoğlu’yla uğraşmanın getirisi, İmamoğlu’nun önünü kesmekten ibaret değil. İmamoğlu ile uğraşırken, bir sürü yan fayda elde etmek, çeşitli ikilikler çıkartmak. Mesela Özgür Özel-İmamoğlu ikiliği yaratmak. Mansur Yavaş meselesini konuşacağız, onunla bağlantılı başka bir şey. Sonuçta ne olursa olsun YENİ Parti’nin oluşum sürecinde, öncesinde, bu partiyi meydana getiren dinamiklerin önemli bir unsurunu, İmamoğlu’nu kullanarak, bu yeni doğmuş partinin kendi içinde de birtakım kanatlar nezdinde problemli hale gelmesi. Yani hâlâ İmamoğlu’nu terk etmek, bırakmak, bırakmamak, arkada bırakmak, onsuz yola devam etmek, etmemek… Sadece aktörler arasındaki gerilimleri değil, ekiplerin birbiriyle problemini de canlı tutan bir şey. Onun için ‘’İmamoğlu’nun önünü kesmek istiyorlar’’ başlığı doğru ama bundan ibaret değil. Bundan ibaret olsa çok daha basit yürürlerdi zaten. Yani İmamoğlu’nun hem önünü kesiyorlar hem de bu önünü kesmeyi bir sürü yan faydayla bir sürü yan problem üreten…

Ruşen Çakır: Yani sadece İmamoğlu’nu değil, esas olarak ana muhalefeti vurmak.

Kemal Can: Esas olarak, bu iktidarı yenebilecek bir potansiyelin bir arada ve birlikte davranmasını çatlatacak bir unsur olarak kullanıyorlar. Aslında 2023’te de İmamoğlu böyle kullanıldı; orada kullanan aktörler başkaydı ama benzer bir şeydi. Yani İmamoğlu’nu, kendilerini yenecek aktör olarak devreden çıkartmaktan ibaret bir şey değil. İmamoğlu’nu devreden çıkartmak yetmiyor, kendilerini yenebilecek herhangi bir oluşumun önünü kesmenin unsuru olarak İmamoğlu ve davasını kullanıyorlar. Bunu daha önce de birkaç kere konuştuk. Bütün bu operasyonlar İmamoğlu’nun önünü kesmek için, evet, amaçlardan biri bu, ama sadece bu değil.

Ruşen Çakır: Kemal böyle diyorsun ama ‘’İmamoğlu siyasi tutuklu değil.’’. Deminden beri siyaset anlatıyorsun ama ‘’İmamoğlu davası siyasi değil.’’ Kemal Kılıçdaroğlu bu cümleyi söyleyebildi ve Akit Gazetesi’nin sürmanşeti olabildi.

Kemal Can: Biraz önce söylediğim gibi, İmamoğlu ve İmamoğlu etrafındaki bütün davaları muhalefet içerisinde bir problem noktası olarak canlı tutmanın aparatlarından birine dönüştüğü için, CHP, kurumsal varlığıyla böyle bir şey içerdiği için, normalde ‘’Çok acayip. Nasıl böyle bir şeyi söyler?’’ diyebilirsin. Çünkü daha önce, bu davalar açıldığında söylemiş olduğu laflar var. ‘’Belediyeleri silkeleyin’’ dendiğinde söyledikleri var. Şimdi belediye seçimlerinde de görüyoruz, başka faaliyetlerde de görüyoruz; bu artık pek de saklanıp gizlenmeyen bir araçsal işlev kazandı. Yani CHP’nin böyle bir işlevi var. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun söylediği, evet, bir pencereden baktığında şaşırtıcı, ama bir başka pencereden de, şu andaki pozisyonuyla tutarlı. Hatırlarsan, bu butlan atamasından hemen önce yaptığı konuşmada ‘’Arınmak’’ dedi. Yani sonuçta onu dediği anda, bu iktidarın, iktidar medyasının, iktidar sözcülerinin, iktidar yargısının bütün iddialarını üstlendi. Onların hepsini tekrar eden, onları neredeyse yeniden dile getiren bir pozisyon aldı.

Ruşen Çakır: Peki, Mansur Yavaş’ın Erdoğan’la görüşmesi meselesine gelelim. Sen Ankaralısın ya, sizin belediye başkanınız. Ben onunla ilgili başlı başına bir yayın yapmayı düşünüyorum, muhtemelen yarın yaparım, ama önce biraz girizgâh yapalım. Biraz da senden tüyo alayım. Kendi açıklaması çıktı, hakkında söylenenler çıktı. Mesela iktidar medyasında olup, baştan itibaren CHP olayında da yer alan bazı isimler, ‘’Mansur Yavaş Erdoğan’a bağlılığını dile getirdi’’ gibi kulis haberleri yaptılar. Mansur Yavaş ‘’Sadece Ankara ile ilgili konuştuk’’ diyor ki bu anlaşılır bir şey. Ama benim bildiğim Erdoğan, Ankara’nın dışında da bir iki şey mutlaka söylemiştir; en azından imalı da olsa yapmıştır.

Şimdi bir değerlendirme gördüm. Aday olmayacağı, hatta siyaseti bırakma gibi bir şey. Bana çok gerçekçi geliyor. Bugünün Türkiye’sinde, Ekrem İmamoğlu’na yine bir yerden bir ceza, bir ilçede Belediye Meclisi’ni satın alma, şunu bunu yapma, yani sürekli bir şeyler oluyor, uyduruk davalar açılıyor. Böyle bir ortamda Mansur Yavaş nasıl Cumhurbaşkanı adayı olacak, Erdoğan’ı yenmeye rakip olacak? Çok ürkütücü bir tablo. Onun için Mansur Yavaş’ın işinin çok zor olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi CHP ile YENİ Parti arasında nötr bir pozisyon izlediğini söyledi biliyorsun. Ama hangisine gitse başına bir dert olacak.

Şimdi tekrar Abdulkadir’in yazısına geçeceğim. Abdülkadir Selvi, Mansur Yavaş CHP’nin kuruluş yıldönümünde Anıtkabir’deki törenlere gitmediği için acayip fırça attı köşesinde. Belli ki ona bir şey yaptırılmak isteniyor. Anıtkabir’de Zeydan Karalar ve Vahap Seçer vardı. En önemli büyükşehir başkanları. İzmir Belediye Başkanı zaten bağımsız oldu. İstanbul’da zaten başkan yok, başkan vekili var. Antalya’da da başkan vekili var. Bursa Belediye Başkanı cezaevinde. Balıkesir zaten CHP’li. Yani büyükşehirlerin çoğunda CHP var. Mansur Yavaş Anıtkabir’e gitmedi, ama CHP’ye de kapıyı kapatmadı. CHP mi YENİ Parti mi derken, Külliye’de fotoğrafı çıktı. CHP’nin kuruluş yıldönümünde Anıtkabir yerine Saray’daydı. Çok ilginç bir olay ve anladığım kadarıyla çok fazla dikkat çekmek istemiyor. Başkanlığını sonuna kadar götürebilirse ‘’ne âlâ’’ gibi bir durum var sanki onun açısından.

Kemal Can: Ama dikkat çekmek istemeyen birisi CHP’nin kuruluş yıl dönümünde kendi hakkında bu kadar çok spekülasyon varken, Saray’a gider mi? Kenarda durmak istiyorsunuz, hiçbir şeye bulaşmayacaksınız. Muhtemelen de bırakacaksınız.

Ruşen Çakır: O, büyük bir ihtimalle şöyle olmuştur. Erdoğan’dan randevu istemiştir, Erdoğan o güne vermiştir.

Kemal Can: Randevu Ahlat’tan dönüşte olmuş zaten. Zaten ne zaman randevu istediğini kendisi söylüyor; açıklamasında var. Açıkçası, bu ülkede ortalama siyasetçilerin neredeyse hepsinin, kiminle ne zaman göründüğü ve görüştüğü ya da resim verdiğinin nasıl bir anlama oturacağını gayet iyi bildiğini, hatta siyasetin bu biçimsel kısmını daha iyi bildiklerini biliyoruz. Siyasetçilerin siyaset bilip bilmedikleri tartışma götürür, ama bu tarafını biliyorlar. Sembolleri biliyorlar. Herkesle fotoğraf çekilmesi, fotoğrafların bu kadar çok anlam ifade etmesi, bu yüzden. Çünkü siyasi aktörlerin yan yana ayrı ayrı nasıl fotoğrafların içerisinde oldukları, bu haklarında yürütülen spekülasyonların ve kullanımın hemen içine malzeme olarak girecek şeyler. Dolayısıyla şimdi çok fazla kendisinden bahsedilmesi ya da hakkındaki spekülasyonlardan rahatsız bir insan, Erdoğan’la görüşmesinin, hemen ertesi gün Külliye tarafından servis edileceğini bile bile… Yani metro konusunda Cumhurbaşkanı ile temas etmenin bin tane yolu, bin tane zamanı var. Çünkü benzer bir şeyi Meral Akşener hadisesinde yaşadık. Burada Mansur Yavaş konuştuğuna ilişkin bir şeyler anlatıyor. Meral Akşener’in ne konuştuğunu da bilmiyoruz. Ama öyle bir zamanda öyle bir fotoğraf verildi ve öyle servis edildi ki… Genellikle de bunların bilgisi önce Külliye’den geliyor, ‘’kabul etti’’ diye bilgi veriliyor. Bu bilgi verilmeden de bu görüşme gerçekleşebilir. Çünkü binlerce görüşme oluyor böyle. Bütün görüşmeler servis edilmiyor, bütün görüşmelerin fotoğraflarını görmüyoruz. Yoksa sadece gördüğümüz fotoğraflar kadar görüşme oluyor değil Ankara’da.

Dolayısıyla ben Mansur Yavaş’ın bu pozisyonda bu fotoğrafı vererek görüşmesinin, kendisini bu spekülasyonların dışına ve kenara çekme adımı olduğu kanaatinde değilim; bu konuda sana katılmıyorum. Ama bir pozisyon da almıyor. Bu da tam klasik Mansur Yavaş tutumu. Çünkü Mansur Yavaş aslında hiçbir zaman tutum almadı ki. Mansur Yavaş her zaman şuna oynadı: Birilerinin kendisi adına bir zemin yaratması ve o zeminin kendine sunulmasını beklemek. Yani ne inisiyatif alarak, ne kendi talep ederek, ne hamle ederek yapmadı. Genellikle bu tür şeyleri pasif yöntemlerle yapıyor. Mesela yerel seçimde, Ankara’nın şimdi birer birer transfer olan belediye başkanlarını seçtirirken pozisyon alıyor. Orada gayet net tutum alıyor; ‘’şunlar olacak diyor. Hatırlıyorsan kendisiyle ilgili bir yayın yapmıştık bu konuda ve ben Abdullah Gül’e benzetmiştim kendisini. Başka türlüsü. Yani sürekli birileri bir şey hazırlayacak ona. Onun adına birtakım spekülasyonlar yapılacak, adı sürekli dolaşımda olacak, onun üzerine hesaplar yapılacak. O hesaplardan çok uygun bir tanesine bir formül geliştirilecek ve ona sunulacak. O zaman bakacak, ‘’He’’ diyecek ya da demeyecek. Mansur Yavaş’ın siyasi macerası bu.

Ruşen Çakır: Başkalarının kendisi için siyaset yapmasını istiyor.

Kemal Can: Ama bunun şöyle bir riski var: Bir alanı böyle bırakırsanız, bu, adınızı dolaşımda tutarak sizi gündemde tutar, birtakım avantajlar da yaratabilirsiniz. Ama birtakım riskler de oluşur. Çünkü bu spekülasyon alanını boş bıraktığınızda, orada hep sizin lehinize gelişecek spekülasyonlar olmaz. Biraz önce İmamoğlu ve İmamoğlu davasının nasıl bir enstrümana dönüştürüldüğünü konuştuk. Mansur Yavaş da varlığıyla, anketlerdeki rolüyle, hakkında geliştirilen ihtimaller dolayısıyla, özellikle iktidarın kendisini yenebilecek büyük bir muhalefet blokunun güçlü bir dalga olarak harekete geçmesi konusundaki engelleyici oyunları, hamleleri, mühendislik faaliyetlerinin tamamının içerisinde önemli bir aktör halinde. Bu şimdi olmadı, hep öyleydi. 2023 öncesinde de öyleydi. Yani bu şey hikayesinin herkes sanki hiç öyle bir şey olmamış gibi. Hani şöyle bir ezberle gidiliyor ya, ‘’İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayı olacaktı, Kılıçdaroğlu kendini dayattı.’’ Ama Mansur Yavaş üzerinden spekülasyon aylarca yürüdü. Anketler gündeme geldi.

Şimdi anketler yine dolaşımda. Dolayısıyla bu iş iki ucu keskin bir bıçak. Öyle ‘’ben kenarda duruyorum, benim işim gücüm Ankara’’ diyerek, bütün spekülasyonlarına açık bir gevşek pozisyon edinebilirsiniz. Ama bunun birtakım maliyetleri de var. Bence şu andaki hâliyle bile Mansur Yavaş, muhalefet nezdinde çok bozucu bir aktör. Onun ne isteyip istemediğinden bağımsız olarak, bu bozucu aktörlüğü dolayısıyla Külliye’ye kabul edildiğini düşünüyorum. Hatırlıyorsan geçen hafta yaptığımız Melih Gökçek’le ilgili yayında da söyledim; Melih Gökçek hadisesiyle de bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Evet, doğru. Şimdi biraz Üsküdar Belediyesi seçimini konuşalım. O kadar acayip bir şey ki. Bugün Ali Bulaç buradaydı, Altan Tan’la birlikte yayın yaptık. Ali Bulaç’ı ilk İslamcılık çalışmaya başladığım tarihten beri bilirim. Yani 85-86’dan beri. Dedim ki: ‘’ Ali Ağabey senle biz Birleşik Dağıtım’da oturup konuşuyorduk. O dönemde ya da sonra da mesela Refah Partisi’nin ilçe belediyelerine böyle bir şey yapılsaydı, bunun beşte biri, ne olurdu?’’ Şimdi kimsenin sesi çıkmıyor. Adeta zafer kutluyorlar. Şimdi belediye başkanını içeri atıyorsun, tutukluyorsun. Yerine seçim yapılıyor, seçimi iptal ediyorsun, yetmiyor, belediye meclis üyelerini gözaltına alıp tutukluyorsun. Dört tane belediye meclis üyesini, kelimenin gerçek anlamıyla satın alıyorsun. Yetmiyor, sonra da iki görünmez kişiyi bir şekilde ayartıyorsun ve orayı alıyorsun. Üsküdar çok önemli tabii ki.

Biliyorsun daha önceki seçimlerde de CHP bayağı zorlamıştı Üsküdar’ı. Ama son seçimde Sinem Dedetaş açık ara bir şekilde almıştı. Eminim, öyle bir profilin kazanmış olması ayrıca rahatsızlık yarattı ve oraya özel operasyon çektiler. Ama bu sadece oraya çekilmedi tabii. Foça Belediye Başkanı’nın gitmesi, Tuzla Belediye Başkanı’nın, şunun bunun gitmelerinin hepsinde de başka bir şey var. Ama burada iktidarın yaptığı bu operasyon da var var. Tabii bir önemli konu da şu: Kimileri bunu çok konuşmak istemiyor ama nasıl oluyor da bu insanlar gidiyorlar? Şimdi tutuklanan iki kişi var biliyorsun. Bir kadın ve erkek. Birisi belediye Meclisi üyesi, birisi başkan yardımcısı. İkisi de eski CHP’li. Birisi 2022’de ayrıldı, istifa etti, Sonra 2024’te CHP’den seçildi. Diğeri Ekrem Baki, eski AKP’li ve çekirdekten İslamcı. Kanal 7’nin kuruluşunda kritik roller oynamış birisi. Kendisiyle konuştuğum için biliyorum; kendi içinde bayağı muhasebe yapıp ayrıldı. Bir müddet bağımsız kaldı. Sonra CHP’ye geçti. Avukattı. Avukat olduğu için de mahkemeyi takip ediyordu, tutukluları ziyaret ediyordu. Bayağı riskli bir şey yapmıştı, o başka bir şey. Şimdi o değiştirince böyle de, bu değiştirince böyle değil. Burada mesela kadının istifasının döneminde attığı tweet’e bakıyorsun; insan hakları, şu bu diyor. Bu insanlar niye gidiyor? Bu insanlar niye aday gösterildi? Foça Belediye Başkanı, Aydın Belediye Başkanı. Bir de tabii şöyle de bir husus var: Aydın, Afyon, bunlar çekirdekten CHP’li. Muhittin Böcek gibi sonradan gelmemişler. Milletvekilliği yapmışlar, şu olmuş bu olmuş. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Tamam böyle entrika, şu bu, iktidar imkânları sonuna kadar kullanıyor ama bir de malzeme de var. Mesela bugün gazeteci İsmail Arı sosyal medyada haberini paylaştı. Bahçelievler Belediyesi. Belediye AKP’nin ama Mecliste CHP çoğunlukmuş. Üç kişi AKP’ye geçmiş. Yani ‘’üç kişi bulun’’ diyorlar, bulunuyor. Böyle bir garip iş.

Kemal Can: Buna böyle topyekûn tek bir genellemeyle karşılık bulmak zor. Ama çok gevşek olan, bazen çürük olan, zayıf olan noktalar ve bu noktaları yaratan bazı faktörler var ve bu siyaseti aritmetik mühendislik olarak yürüten ve tabii ki iktidar imkanları açısından büyük bir, oransız bir avantaja sahip olan AKP bu zayıf noktalara müdahale ederek istediği sonuçları alıyor. Ama o zayıf noktalar tek bir şeyden kaynaklanmıyor. Şimdi bir, devşirmeler var. Ankara’da örneklerini gördüğümüz; ‘’zaten nereden geldi ki, nereye gidiyor, gelmiş miydi ki gidiyor?’’ denebilecek.

Ruşen Çakır: Tabii bu arada bir not düşelim. Mansur Yavaş’ın gösterdiği isimlerin neredeyse tamamının geçmiş olması hususu da var. Sen o detayları daha iyi biliyorsun. Onların çoğu AKP’ye geçti.

Kemal Can: Evet. Hani ‘’kazanacak aday’’ kavramı var ya. Bu, Antakya’da da yaşandı, Antalya’da da yaşandı filan. Yani bir kere bu devşirmeler meselesi, yani karşı taraftan alınmış adamın daha kıymetli olduğu düşüncesi. Tersi çok gerçekçi değil. Bak gör AKP’nin aldığı adamlar hiç de öyle yüksek yerlere gelmeyecekler. Ama muhalefette ne hikmetse, o tuhaf kompleksle bu tür transferlere çok yüksek değerler veriliyor. Bu aslında Altılı Masa’nın problemlerinden de biriydi. Neyse. Şimdi bir böyle zayıf bir şey var. Bu da açıkçası, son yılların, yani Kılıçdaroğlu’nun bu karşı mahalleye hoş görünme stratejisine başladığı, ta 2018’lerden, hatta daha geriye gidebiliriz; ‘Ekmek için Ekmeleddin’den başlayan bir şey bu. Üstelik, bunun sadece siyaset, adaylık filan değil, medyada da karşılığını gördük. Yani muhalefet kanallarının baş köşelerine hep devşirme insanlar, senelerce çok yüksek siyasi kanaatlerini anlattılar bu tabana. Şimdi bir böyle bir zayıflık var.

İkincisi, özellikle yerel siyasette, belediye iktisadi imkanlarının çok yüksek oluşundan dolayı, belediye ve yerel seçim çevresinde, siyaseti bir tür yatırım meselesi olarak gören önemli bir şey oluştu. Üstelik de bunların çoğu CHP’nin kuvvetli olduğu merkezlerde. Çünkü seçilme garantisi olan yerlerde, iş veya ikbal peşindeki birtakım insanların siyasete yatırım yaptıkları ve yatırım yapabilme imkânları olduğu için de bazı avantajlar kazanarak yer edindikleri bir süreç yaşandı. Bunların bir kısmı da mesela işinde çok başarılı müteahhit, işinde çok başarılı bilmem kim, ‘’kazanacak aday’’ olarak gösterildi. Böyle çok örnek var. Bunlar niye belediye başkan adayı yapılıyor?

Üçüncü bir zayıflık, CHP bir mücadele partisi değil, bunu kabul etmek lazım. Şimdi böyle bir kurucu ilkeler, cumhuriyetin savunucusu ve kurucu parti iddiaları var. Çok güçlü bir ideolojik özü olduğuna inanılıyor, ama o öze yaslananların da transfer olabildiğini gördük. Mesela Afyon, Aydın. Zamanında, CHP yönetimini bile yeterince AKP’ye direnç göstermediği için eleştirenler, birden AKP’li oldular. Bunun gazeteci örnekleri de var. Dolayısıyla, bu ideolojik iddiaların çoğu da aslında zayıf. Bu zayıflıkların hepsinden örnekler var. Yani bunların hepsi devşirme değil. Hepsi parayla, pulla ya da açıklarla sıkıştırılmış, tehditle ya da vaatle kandırılmış değil. Çünkü hepsinin siyaseti yapma gerekçeleri ve siyasette bulunma biçimleri problemli ve bu problemler yerel siyasette gayet iyi biliniyor ve iktidar hem açıkları hem de bu zayıf noktaları müdahale ederek kolayca etkileyebiliyor.

Bu, CHP’nin ya da şimdi YENİ Parti’nin ya da muhalefet partilerinin tek başına çözebileceği bir şey değil; siyasetin bütününe dair bir sorun tarafı var. Ama şu açık: CHP’nin, 2023 öncesinde başlayan ve 2024 seçimine girerken, çok ciddi bir taarruzun başlayacağını, iktidarın çok yüksek bir operasyona başlayacağını düşünmediğini anlıyoruz. Seçilen adaylar ve hazırlık itibarıyla da öyle değil. Bence, 2024’te büyük bir oy patlaması yaratılmasının yeterli olduğu ve iktidarı durduracağı ya da gerileteceği fikrine inanıldı ve hâlâ strateji değiştirilmeyip, mücadele perspektifi bırakılıp ya da orası o kadar zayıf kalmaya devam edip, yine böyle bildik ‘’kazanacak adaylarla’’ zayıf bir profille kazanıldı. Ama kazanılanların çok önemli bir kısmı masa başında kaybediliyor. Tabii bu sadece ‘’çürük elmalar gidiyor’’ meselesi değil. İktidar bunun için bütün imkânlarını kullanıyor ve burada bunu yapabildiği, sonuç alabildiği bir şey var.

Ruşen Çakır: Burada bir de şöyle bir husus var: Muhalif seçmene şu duyguyu yaşatıyor: ‘’Ya bu adamlara bugün oy veriyoruz ama yarın kim bilir nereye gidecek?’’ Mesela sandığa gitmeme. Oy verdim, seçtim de ne oldu? Onu içeri attılar’’ ya da ‘’transfer oldu’’ meselesi. Mesela Üsküdar’da oy vermiş seçmen, şimdi belediye başkanı içeride, yardımcıları içeride

Kemal Can: Seçmen oy veriyor, birisini seçiyor. Ya seçtikleri zayıf olduğu için taraf değiştiriyor. Daha kuvvetli dayananlar da devreden çıkartılıyor. Zaten aslında yaratılmak istenen temel şey bu. ‘Seçimi kazanamazsınız’ fikrini değil, ‘’seçimi kazanmanız da bir işe yaramaz’’ fikrini anlatıyorlar. Seçmenin dengesini iki türlü bozabilirsin: Bir, kazanamayacağına inandığı için moral olarak düşer ve motivasyonu kırılır. Ama daha kırıcı olan, ‘’kazanabilirsin belki, ama bunun neticeye bir etkisi yok. Şurada işte üstünden 2 yıl geçti, hatırla 2024 seçimi sonrasında konuşulanları. Oy coğrafyası değişti, şu değişti bu değişti. Hatta şu anda oy tabloları itibariyle çok fazla sayısal bir değişiklik de yok seçmen eğilimlerinde. Çıkan araştırmalarda ‘’ AKP bir puan topladı, şöyle oldu böyle oldu’’ deniyor ama tablo tamamen değişmiş değil. Fakat sayısal durum Mecliste de değişiyor. Meclis transferlerini de konuştuk. Yani AKP 2023’ten bu yana %10 daha oy kaybetti ama Mecliste milletvekili sayısını arttırdı.

Ruşen Çakır: Evet, noktayı koyalım. Alevilik konusuna girmeyelim. Bütün bir hafta bunu konuştum. Söyleyeceğin bir şey varsa, istersen kısaca söyle.

Kemal Can: Yok. O, biraz daha geniş ve uzun konuşulacak ve önümüze gelecek bir mesele zaten. Yani öyle gelip geçen bir şey değil, geliyor.

Ruşen Çakır: Bu konuyla ilgili sekiz tane yayın yaptım. Bugün altıncısı yayınlandı. Yarın ve öbür gün diğer ikisi yayınlanacak. Hepsinde birtakım şeyleri tekrar tekrar farklı kişilere soruyorsun. Hâlâ şunu anlayabilmiş değilim: Tuncer Bakırhan bir yayında, ‘Alevi Aydınlar Bildirgesi’ni eleştirirken, bazı imzacılar için “sokaktan alıp getirip milletvekili yaptık” dedi ya, sen yıllarca bu hareketin içerisindesin. Bir de söz konusu isimleri de tanıyor; beraber aynı dönemde vekillik yapmış olabilirler. Yani bu nasıl söylenebilir? Sonra toparlamaya çalıştılar ama, bu çok kötü bir seviye. yani sonuçta tamam şey olabilir. Diyelim Özgür Özel transfer olan kişilere ‘’onları ellerinden aldık’’ dese… Diyemezsin. Siyaset böyle yapılmıyor. Sen o kişileri alıyorsun, ‘’ Aleviler de bu hareketin içinde’’ demeye çalışıyorsun ama sonra bir çuval inciri berbat ediyorsun. Çok rahatsız edici. Bu dile dikkat etmek lazım. Çünkü Alevilerin bir şekilde olayın içerisinde olması gerekiyor, ama çok ciddi bir şekilde ‘’bizi dışlayan bir ittifak mı var? duygusunu yerleştiriyorlar.

Evet, burada noktayı koyalım. ‘Haftaya Bakış’ı burada noktalıyoruz. İzleyicilerimize çok teşekkür ediyoruz. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş