İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Hesapta, yasaklamak yasak olacaktı!” başlıklı yayınında İstanbul ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında çok sayıda X hesabının erişime engellenmesini değerlendirdi.
Gazeteci Ruşen Çakır, X’te aralarında akademisyen, ekonomist, gazeteci ve siyasetçilerin de bulunduğu 194 hesabın erişime engellendiğini, söz konusu hesapların toplam takipçi sayısının 12 milyona ulaştığını belirtti.
Çakır, engellemelerin önemli bölümünün fon soruşturmasına ilişkin paylaşımlar nedeniyle gerçekleştiğini aktararak, sosyal medya platformlarına yönelik erişim engellerinin Türkiye’de giderek olağanlaşmasına ve bunun ifade özgürlüğü üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Çakır, İfade Özgürlüğü Derneği’nin tespitlerine işaret ederek X’te engellenen hesap sayısının 194 olduğunu, ancak tespitlerin devam etmesi nedeniyle bu sayının artabileceğini belirtti. Engellenenler arasında ekonomist ve akademisyen Bilge Yılmaz, akademisyen Veysel Ulusoy ve ekonomi gazetecisi Uğur Gürses’in de bulunduğunu aktaran Çakır, hesapların büyük bölümünün fon meselesiyle ilgili paylaşımlar yaptıkları için erişime kapatıldığını belirtti.
Çakır, erişim engellerinin uygulanma biçimine de dikkat çekti. Sulh ceza hakimliklerinden alınan kararların X, Meta veya diğer platformlara iletildiğini, platformların kararı belirli bir süre içinde uygulamak zorunda olduğunu söyleyen Çakır, daha önce dört saat olan sürenin iki saate indirildiğini belirtti. Çakır, kararlara uyulmaması halinde şirketlerin para cezası ve bant daraltması gibi yaptırımlarla karşılaşabildiğini aktardı.

“Yasaklama rutine bindi”
Erişim engellerinin geçmişte de uygulandığını hatırlatan Çakır, Gezi döneminde sosyal medya platformlarına yönelik engellemelerin ve bant daraltmalarının öne çıktığını söyledi. Sonraki süreçte sosyal medya şirketlerine Türkiye’de temsilci bulundurma zorunluluğu getirildiğini belirten Çakır, bunun ardından mahkeme kararlarının platformlar tarafından daha hızlı uygulanabildiğini kaydetti.
Çakır, erişim engeli getirilen hesapların Türkiye’de görünmez hale geldiğini, ancak VPN kullanılarak veya Türkiye dışından takip edilebildiğini aktardı. Hesap sahiplerinin yeni hesaplar açarak iletişimlerini sürdürmeye çalıştığını belirten Çakır, eski takipçi kitlesine yeniden ulaşmanın ise uzun zaman aldığını söyledi.
Son dönemde LGBTİ+ kuruluşlarına yönelik “Ailem Güvende” operasyonuna ilişkin paylaşımlar nedeniyle de çok sayıda hesabın engellendiğini belirten Çakır, 13 Eylül itibarıyla en az 31 LGBTİ+ ağırlıklı hesaba erişim engeli getirildiğini aktardı.
Evrensel Gazetesi, Uluslararası Af Örgütü ve Barış Akademisyenleri gibi kuruluşların hesaplarının da engellendiğini hatırlattı.
“İnsanların susması isteniyor”
Çakır, sosyal medyanın artık yalnızca iletişim değil, aynı zamanda haber alma ve haber takip etme açısından da temel bir araç haline geldiğini belirtti. Sosyal medya paylaşımları nedeniyle erişim engellerinin yanı sıra gözaltı, soruşturma, tutuklama ve cezaların da gündeme gelebildiğini söyleyen Çakır, yasaklamaların artık olağanüstü dönemlerle sınırlı olmadığını savundu.
Fon soruşturmasına ilişkin hangi paylaşımların erişim engeli kapsamına alındığının açık olmadığını belirten Çakır, “Fonu konuşmayan yok. Mecburen herkes bir şekilde konuşuyor. Orada nasıl bir kriter var?” diye sordu. Sulh ceza hakimliklerinin ilgili kurumlar tarafından hazırlanan değerlendirmeleri yeterince sorgulamadan onayladığını savunan Çakır, sosyal medya platformlarının da Türkiye’deki yaptırımlar nedeniyle kararları uyguladığını belirtti.
Çakır, Türkiye’de erişim engellerinin ve yasaklamaların artık sıradanlaştığını belirterek, “İnsanların susması isteniyor” dedi. Buna rağmen gerçekleri aktarmaya çalışan kişi ve kurumların bulunduğunu söyleyen Çakır, vatandaşların bu kişilere destek vermesinin ifade özgürlüğü mücadelesini kolaylaştıracağını vurguladı.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Dün bir baktım, 100’ü aşkın hesap X‘te yasaklanmış, eski Twitter‘da, 194. Ama daha da artabilir çünkü bunları saptamak başlı başına zor. İfade Özgürlüğü Derneği bu konuda çok çalışıyor ve EngelliWeb hesabından bunları bize aktarıyor. 12 milyon toplam takipçisi olan 194 hesap. Bir baktım, Profesör Bilge Yılmaz var. Bilge Yılmaz ilk Türkiye’ye geldiğinde ilk yayını biz yapmıştık burada, stüdyoda. Bilge Yılmaz İYİ Parti’de siyaset yaptı, sonra bıraktı ama siyasetle ilgisi sürüyor. Profesör Veysel Ulusoy var, Türkiye’nin önde gelen ekonomi uzmanı, bir akademisyen. Yılların ekonomi gazetecisi Uğur Gürses var. Daha çok isim var tabii. Bazılarını bilmediğim, ekonomi üzerine yazıp çizenler var. Bir de araya oyuncu, hemşehrim Orhan Aydın da sıkışmış. Ama bu hesapların hemen hemen hepsi diyelim, büyük çoğunluğu fon meselesinde yaptıkları paylaşımlar nedeniyle yasaklanmış. Yani devlet göz göre göre geldiği belli olan bu fon rezaletini engelleyememiş ve bunun sorumlularını tam olarak, en azından şu aşamaya kadar ortaya çıkarmamış ya da çıkaramamış olan ülkeyi yönetenler bu konuda konuşan, eleştirenleri susturarak olayları bir şekilde örtbas etmek istiyor.
Sonuçta 200’e yakın hesap, 200’e yakın kişi ve kurum söz konusu, onların hesabı söz konusu. Toplam 12 milyon takipçi. Bu ilk defa olmuyor tabii. Özellikle Gezi zamanında biz bu sosyal medya yasaklarını çok görmüştük. O zaman daha çok erişim engeli sosyal medya uygulamalarına geliyordu ya da bant daraltma uygulaması oluyordu. Sonra devlet bu tür hesaplara – ki çoğu yurt dışında, büyük ölçüde ABD’de – Türkiye’de temsilci bulunma zorunluluğu getirdi. Uzun bir süre direndiler ama sonra kabul ettiler. Ve şimdi şöyle bir sistem oluyormuş: Hesaplar saptanıyor, Sulh Ceza Hâkimliği’nden karar çıkıyor, ilgili yere iletiliyor, mesela X‘e ya da Meta‘ya ya da başka bir yere ve ondan sonra 2 saat içerisinde bunun uygulanması bekleniyor. 2 saat. Daha önce 4 saatmiş, şimdi 2 saat olmuş. Eğer uygulamazlarsa ne oluyor? Kendilerine ceza ve belki bant daraltma. Dolayısıyla bu şirketlerde kayıp yaşamamak için bunları büyük ölçüde yerine getiriyorlar. Ne oluyor sonuçta? Sizin hesabınız Türkiye’de erişilmez oluyor ama Türkiye dışında ya da VPN’le insanlar isterlerse takip edebiliyorlar. Ama ne oluyor? Bu hesap sahipleri genellikle yeni hesaplar açıyorlar. Yeni hesaplarından devam ediyorlar; ama tabii bu arada diyelim ki sizin 100.000 takipçiniz var, yeni hesap açtığınızda bunun 100.000’i bulabilmesi, ki bir önceki 100.000’i diyelim ki 5 yılda 10 yılda oluşturmuşsunuz, yeni halinizde o takipçiyi bulmanız hiç mümkün olmuyor. Bir kere insanlar sizi bulamıyorlar ve bu sefer de ne oluyor? Birileri sosyal medyada işte ‘‘şunun yeni hesabı budur’’ diye bunları paylaşarak insanları davet ediyorlar.
Son günlerde özellikle 12 Eylül’den bu yana, neden 12 Eylül; çünkü o zaman LGBTİ+ kuruluşlara karşı ‘‘Ailem Güvende’’ operasyonu oldu ve buna yönelik tepkileri engellemek için, susturmak için yapılmıştı. Mesela 31 tane 13 Eylül’de, EngelliWeb öyle saptamış, en az 31 tane LGBTİ+ ağırlıklı hesaba erişim engeli getiriliyor. Bunların önemli bir kısmı kurum, bazıları da şahıs. Bu arada o süreçte Evrensel Gazetesi, Uluslararası Af Örgütü, Barış Akademisyenleri gibi kuruluşların da hesaplarına engel getirildi. Onların da yeni hesapları açıldı. Onlar yeniden duyuruldu. ALİKEV, Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın hesabına engel getirildi mesela. O kadar çok olay var ki yani şimdi isimleri saymaya kalksak… Geçen gördüm yine, bizim Şirin Payzın’a da getirilmiş. Bu arada görüyorsunuz bizim Fırat Fıstık Medyascope çalışanı defalarca engellendi. Bir Emre Şirin olsa gerek adı, şimdi tam emin olamadım, onun hesabına birkaç kez, her yeni hesabına yeniden engel getiriliyor. İrfan Değirmenci var. soL Haber defalarca engellendi. Artık bunun şeyini insanlar takip edemez oldu ve sürekli sosyal medyada, ben daha çok X kullanıyorum, X‘te sürekli yeni hesabını duyuran kişiler var ve şunu da söyleyeyim ki engellenen hesapların büyük bir kısmını takip ediyormuşum. Önüme düşen yeni hesapları da takip ediyorum.
Şimdi burada ne oluyor? Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduğunda o büyük iddiası neydi? 3Y ile mücadeleydi. Bunlar neydi? Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar. O klişe lafı, ‘‘yasaklama yasak olacak’’ lafını AKP’liler uzun bir süre kullandılar. Ve bir müddet bu konuda hakikaten dikkatli de oldular, özellikle AB süreci döneminde. Ülkede derin devletin baskısına karşı gelebilecek, ondan engellemelere karşı Batı’nın desteğine ihtiyaçları vardı ve bu konularda çok özenli davrandılar. Ama Ergenekon, Balyoz gibi olaylarla birlikte, o soruşturmalarla birlikte kendini rahat hisseden siyasi iktidar yasaklara başladı. Bunun zirvesi Gezi oldu ve şimdi bu olay, yasaklama olayı artık sıradan bir hâl aldı. Eskiden kritik anlarda, kriz anlarında insanlar mesela çok önemli bir şey olduğunda ‘‘acaba internet ne olacak?’’ diye düşünüyorlardı. VPN bir ara Türkiye’de çok kullanılıyordu. Hâlâ kullananlar var ama bir dönem neredeyse herkes bir şekilde VPN indirmek ihtiyacı hissediyordu. Şimdi iş rutine bindi. Yasaklama rutine bindi. Olağanüstü bir şey yaşamaya gerek yok.
Tabii ki bütün bunların hepsi, ‘‘Ailem Güvende’’ operasyonu ya da fon skandalı, bunların hepsi önemli olaylar ama Türkiye’de bu tür önemli olaylar günaşırı oluyor ve bizde galiba Siber Güvenlik Başkanlığı bu işleri yapıyor. Doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı artık bu ve bu sistemle büyük ölçüde, 8/A maddesi diyorlar, devletin güvenliği… Mesela ‘‘bu spekülasyonlar’’… Devletin iddiasına göre spekülasyon yapıyormuş fon konusunu dile getirenler. Hâlbuki spekülasyonu kimler yaptı? O fonu kuranlar, o fondan büyük paralar kaldıranlar yaptı ve şimdi insanlar bu yıkımın üzerinden bir şeyler söyleme ihtiyacı hissedince ‘‘siz spekülasyon yapıyorsunuz’’ diye onlara engeller getirildi. Devletin güvenliği gerekçe gösterildi. Bir de müstehcenlik, şimdi çok kullanılıyor. Müstehcenlikten Türkiye Psikiyatri Derneği’nin hesabına da mesela yasak gelmiş ne anlamı varsa. Ve tabii ki şunu da biliyoruz sosyal medyada sadece yasak olmuyor; sosyal medya kullanan kişiler sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınıyor, haklarında soruşturmalar açılıyor, tutuklanıyor ve hatta ceza bile alabiliyorlar. Şu çok açık, Türkiye’de artık medya deyince esas olarak dijital medya geliyor ve sosyal medya geliyor. Sosyal medyada her vatandaş bunu bir tür haberleşme ve haber takibi için kullanmaya çalışıyor. Ama sadece onlar değil, her türlü kurum buna ihtiyaç duyuyor. Bir anlamda artık bir mecburiyet ve devlet oraları çok sıkı bir denetim altına tutup toplumu hizaya getirmeye çalışıyor.
Bu iş nereye kadar sürecek? Anladığım kadarıyla sonsuza kadar böyle gideceğiz. Bazı kişiler işte ‘‘Bu benim 20. hesabım’’ falan diyebilecekler. Zaten şimdiden var. Özellikle sol birtakım yayın kuruluşları ya da platformlarının çok başına geliyor. Zaten şunu biliyoruz, Fethullahçılar, yurt dışındaki Fethullahçıların hesapları izlenemiyor. Onlar yenilemekten vazgeçtiler artık. Tamamen kendi aralarında, kendi dünyalarında, Türkiye’nin dışında yaşıyorlar. Ama Türkiye’ye yönelik bir şeyler yapma iddiasındaki yurt dışındaki kurumlar da ya da şahıslar da hesaplarını sürekli yenileyerek, genellikle yanına rakam koyarak yapmaya çalışıyorlar. Ben açıkçası şunu merak ediyorum. Diyelim ki fon meselesinde o 200’e yakın hesabı kim neye göre saptıyor? Hangi cümleler yasak kapsamına giriyor, hangisi girmiyor? Çünkü fonu konuşmayan yok. Mecburen herkes bir şekilde konuşuyor. Orada nasıl bir kriter izliyor? Belli ki o görevli kişiler kendilerince birtakım akıllar yürütüyorlar, birtakım çıkarımlarda bulunuyorlar ve anladığım kadarıyla ilgili kurumlar, Sulh Ceza Hâkimlikleri de bunları çok da sorgulamadan onaylıyorlar, getiriyorlar.
Peki bu sosyal medya platformları niye bir şey yapmıyor? İşte korkuyorlar. Onlar da korkuyor. Temsilci de atadılar. Korkuyorlar. Ama şunu söyleyelim; mesela Bilge Yılmaz Philadelphia’da, Pennsylvania Üniversitesi’nde çok önemli bir bilim insanı, ekonomist. ABD çapında da bilinen, dünya çapında bilinen birisi. Onun hesabına burada engel getirildi. Amerika Birleşik Devletleri’nde Bilge Yılmaz gibi birisine ya da onun muadili birisine Amerikan yönetimi istedi diye acaba X ya da Meta ya da bir başkası erişim engeli getirebilir mi? Uğur Gürses ya da Şirin Payzın gibi, onlara denk gelecek, onun bir benzeri diyelim, ABD’deki bir kadın gazeteci, Şirin gibi kariyeri olan bir kadın gazeteciye şu ya da bu nedenle devlet erişim engeli isteyecek ve sosyal medya hesabı bunu kabul edecek. Böyle bir şeyi tasavvur etmek mümkün değil.
İşte bu da bize gösteriyor ki küresel, dijital, sosyal medya vesaire dünyada özgürlükleri tırmandırıyor, şu oluyor, bu oluyor ama onlar da oyunu Türkiye’nin kurallarına göre oynuyorlar. Zaten Elon Musk’ın özellikle bir insan hakları, şu bu, ifade özgürlüğü gibi bir derdi olduğunu düşünmüyorum. Onun canına minnet oluyordur ama sonuçta hepimiz birlikte bu ayıbı yaşıyoruz. İnsanların susması isteniyor. Bir ara ne güzeldi, ‘‘Konuşan Türkiye’’ diye bir laf vardı. Artık lafı bile edilmez oldu. Kimse böyle bir şeyde bulunmuyor bile. Hani aldatıcı da olsa bunu söylemiyorlar. Aldatıcı da olsa bunu söylemiyorlar. Bir yasaklar ülkesi olduk ve her gün yeni bir yasak, yeni bir yasaklama haberi, engel, bazen bazı sitelere topluca engeller geliyor. Şu oluyor, bu oluyor ve bütün bunun ortasında birileri her şeye rağmen gerçekleri yazıp söylemeye çalışıyorlar. Vatandaşlar da onlara ne kadar destek olursa o mücadele de o kadar kolaylaşabilir diyorum.
Ve bugünün ithafı… Bir zamanlar çok konuşuluyordu. Türkiye’de edebiyata çok büyük katkıları olmuş bir isim, Mina Urgan, profesör. İngiliz Dili ve Edebiyatı’nın uzman ismiydi. İstanbul Üniversitesi’nde yıllarca hocalık yaptı. 1977’de emekli oldu. Çevirilerini biliyorduk. “Moby Dick” mesela, “Sineklerin Tanrısı”, birçok önemli ismi Türkçeye kazandıran bir edebiyat emekçisiydi kendisi. Aynı zamanda Virginia Woolf ve D.H. Lawrence üzerine kitapları da var. Ama sonra neyle bilindi? Tüm Türkiye onu ölümünden iki yıl önce yanılmıyorsam “Bir Dinozorun Anıları” kitabı ile. Nasıl bir furyaydı o? Yani inanılır gibi değil. Yani yüz binlerce sattı herhalde, öyle diyelim. Kaç baskı yapmış? 74 baskı. Kendisi de şaşırmış. ‘‘Ya ne oluyor? Ben bu kadar…’’ Nasıl söyleyeyim? Şimdi tam kelimesini not almadım ama, ‘‘Ben bu kadar bayağı şeyler mi yazıyorum? Bu kadar nasıl okunur?’’ diye çok şaşırmış. Ama bir dönem hep gündemdeydi Mina Hanım. O kitapla birlikte gündemdeydi. Sonra “Bir Dinozorun Gezileri” diye yine bir anılarını yazdı.
Ve biz onu bir de, ilgilileri tabii, siyasi duruşuyla biliriz. Yıllar önce Türkiye’de Türkiye İşçi Partisi’nde çalışmış 70’li yıllarda. Daha sonra 80’li yıllarda ve 90’lı yıllarda da yine Türkiye’de sosyalist hareket içerisinde yer almış. ÖDP’nin, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin kurucuları arasındaydı Mina Urgan. Falih Rıfkı Atay’ın üvey kızı. Nasıl denir? Babası öldükten sonra çok küçük yaşta annesi Falih Rıfkı Atay’la evlenmiş. Ölen babası da edebiyatçı, Falih Rıfkı Atay da edebiyatçı, yazar. Kendisi de edebiyatın içerisinde ama daha genç yaşta solcu oluyor ve akademisyen oluyor. Ve o kitaplarıyla, ama ilk olarak ‘‘Bir Dinorozun Anıları’’yla tüm Türkiye’nin hafızasına yer etti. Ve tabii şöyle de bir şey oldu. Birçok kişi buna tanıklık etmiştir. Mina ismi çok popüler oldu onun o kitabı ile birlikte. Ben çocuklarına, kızlarına Mina adını veren bir iki arkadaşımı biliyorum. Başka yerlerde de çok olmuştur. Mina Urgan o ufak tefek haliyle Türkiye’de çok büyük işler yapmış birisiydi. 2000 yılında 85 yaşında kendisini kaybettik. Saygı ve sevgiyle anıyorum.
Bitirmeden, bugünden itibaren 2-3 gün memleketteyim, Hopa’dayım. Sadece Hopa’da değil, oralardayım. Doğu Karadeniz diyorsunuz ya, oradayım. Oralardan bakalım size neler anlatacağım diyorum.
Ve söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








