İSTANBUL (Medyascope) – Barış aktivisti ve arabulucu Gershon Baskin, İsrail seçimlerini, Netanyahu’nun ve muhalefetin hükümet kurma ihtimallerini, 7 Ekim’in seçmen üzerindeki etkisini, seçimlerin Filistin ve İran ile olan savaşa etkilerini değerlendirdi.

İsrail, 27 Ekim 2026’da genel seçime gidiyor. 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısından sonra yapılacak ilk seçimde, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki iktidar bloğu, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un öne çıktığı muhalefetle yarışıyor. Netanyahu’nun saldırı öncesinde aldığı iddia edilen uyarılar ve güvenlik zaaflarındaki sorumluluğu seçim döneminde yeniden tartışılıyor. İsrail’deki seçim yarışını, olası hükümet senaryolarını ve seçim sonuçlarının Filistin-İran savaşlarına etkilerini, İsrail ve Hamas arasında temaslar yürüten barış aktivisti ve arabulucu Gershon Baskin’le konuştuk.
Netanyahu’nun siyasi çizgisinin ve tutumunun bilindiğini söyleyen Baskin, Eisenkot, Bennett, Lapid, Lieberman ve Golan’ı, bir dönem “değişim hükümeti” olarak adlandırılan muhalefetin temsilcileri olarak tanımladı.
Baskin’e göre seçim yarışında şu anda önde olan eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, kampanyasıyla İsrail toplumunun merkezine ve merkez sağına sesleniyor. Eisenkot’un Filistin meselesini konuşmaktan kaçındığına dikkat çeken Baskin, Filistin devletini hiçbir zaman desteklemediğini söyleyen liderin iki devletli çözümden de söz etmediğini aktardı.
Naftali Bennett’i ise sağcı bir lider olarak nitelendiren Baskin, geçmişte yerleşimciler konseyinin başında bulunan Bennett’in dindar olduğunu, ancak kendisinin bir yerleşimci olmadığını ve İsrail’in ana akım kesiminde yaşadığını anlattı.
Gershon Baskin’in değerlendirmesine göre Bennett, daha ılımlı ve merkeze yakın bir görüntüyle gençlere ulaşmaya çalışıyor. Bununla birlikte, seçim yarışının başlangıcında önde olan Bennett’in desteği belirgin biçimde gerilemiş durumda.
Yair Lapid’in geçmişteki yüksek popülerliğini kaybettiğini ifade eden Baskin, muhalefetin resmî lideri olan Lapid’i İsrail orta sınıfının ve Tel Aviv’deki liberal kesimin temsilcisi olarak, Yair Golan’ı ise İsrailli Siyonist Yahudi siyasetinin merkez solunu ve solunu temsil eden isim olarak sınıflandırdı.
Baskin, Moldova kökenli sağcı lider Avigdor Lieberman’ın ise Netanyahu’nunkinden farklı bir sağ gündeme destek aradığını söylerken Lieberman’ın kendisi hakkındaki yolsuzluk algısına rağmen yolsuzlukla mücadele söylemi kullandığını dile getirdi. Gershon Baskin, eski Sovyetler Birliği’nden göç edenler arasında güçlü bir karşılığı bulunan Lieberman’ın güvenlik konularındaki sert tutumuyla ana akım seçmenlerden de destek gördüğünü belirtti.

‘’Eisenkot, Netanyahu’nun açık ara önünde’’
Baskin’in aktardığına göre anketler, başbakanlık için tercih edilen isim olarak Eisenkot’un Netanyahu’nun açık biçimde önünde olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte sağ blok da güçlü dinî seçmen tabanı sayesinde sağlam bir performans sergiliyor.
Smotrich’in partisinin ve Ofer Winter’ın yeni partisinin barajı geçip geçmeyeceğini temel belirsizlikler arasında gösteren Baskin, şu aşamada seçim sonucuna ilişkin bir öngörüde bulunmayacağını söyledi.
Gershon Baskin, 7 Ekim’de ortaya çıkan güvenlik zaafının tekrar seçimlerin odağında olduğunu anlattı. Netanyahu’nun, Birleşik Arap Emirlikleri lideri Muhammed bin Zayid ve Mısır istihbaratının başındaki isim tarafından saldırı öncesinde uyarıldığına ilişkin farklı kaynaklardan gelen son iddiaların seçim gündemini yeniden 7 Ekim’e taşıdığını belirten Baskin, “Netanyahu, kamuoyunun dikkatini 7 Ekim’den uzaklaştırmak için çok çabalıyordu. Ordu, Şin Bet ve Mossad’ın bildiği, fakat kendisine bilgi verilmediği; verilseydi olayların farklı gelişeceği yönünde komplo teorileri üretti. Elbette bunların hepsi saçmalık. Kamuoyu yeniden 7 Ekim’e odaklanıyor. Umarım bunun Netanyahu’nun bir sonraki başbakan olmamasında büyük etkisi olur. Ultra Ortodoksların askerlikten muaf tutulması da diğer büyük mesele. Bu konu İsrail’deki ana akımın hem sağını hem solunu kesiyor ve seçim sonucunda rol oynayabilir” dedi.
Netanyahu’ya yöneltilen eleştirilerin İsrail toplumundaki bölünmeyle ilişkili olduğunu belirten Baskin, Netanyahu’nun kendisine adeta bir “kült” gibi bağlı yüzde 30’luk bir seçmen kitlesi bulunduğunu, Smotrich, Ben-Gvir ve ultra Ortodoks partilerin seçmenlerinden de destek gördüğünü söyledi. Baskin, seçimlerin büyük ölçüde 7 Ekim’e odaklanacağını ve toplumun yüzde 60–70’inin bu konuyu önemli bir mesele olarak gördüğünü ifade etti.
Seçimlerin ardından hiçbir bloğun tek başına hükümet kuracak çoğunluğa ulaşamaması ihtimalini ele alan Baskin, mevcut tabloda en olası gördüğü sonucun Eisenkot liderliğindeki bir azınlık hükümeti olduğunu söyledi. Baskin’in öngörüsüne göre bu hükümet, Knesset’in güvenini kazanarak Netanyahu’nun yerini alabilir.
Bu senaryoda muhalefet partilerinin kendi aralarındaki çekişmelerine ve parlamentoda çoğunluğa sahip olmamalarına rağmen hükümet kurulabileceğini anlatan Gershon Baskin, Arap partilerinin tutumuna ilişkin iki olasılık üzerinde durdu:
“En olası sonuç, görünen o ki Eisenkot’un başında olacağı, Knesset’in güvenini kazanarak Netanyahu’nun yerini alacak bir azınlık hükümeti. Yeni hükümeti kuracak muhalefet partileri arasında çekişme olsa ve Knesset’te çoğunlukları bulunmasa bile, Arap partileri en azından çekimser kalabilir; içlerinden bazıları yeni hükümet lehine oy verebilir.’’
Eisenkot liderliğinde azınlık hükümeti
Eisenkot liderliğinde yeni bir hükümet kurulması senaryosunun devamında, yeniden seçim ihtimalini ve geçiş döneminde başbakanlığı kimin üstleneceğini de ele alan Baskin, bu durumda görevi Netanyahu’nun sürdürmeyeceğini söyledi. Geçiş döneminin süresine ilişkin değerlendirmesinde ise önceki hükümetlerden örnek verdi:
“Yeniden seçime gidilirse Netanyahu geçiş döneminin başbakanı olmayacak. Eisenkot veya kurulacak yeni hükümet bu görevi üstlenecek. Bu durum en az üç dört ay, belki beş altı ay ya da daha uzun sürebilir; önceki geçiş hükümetlerinde Netanyahu’nun yaptığı gibi.”
Netanyahu’nun seçimden sonra başbakan olarak kalma ihtimalini de değerlendiren Baskin, hiçbir partinin hükümet kuramaması ile mevcut koalisyon ortaklarının yeniden bir araya gelmesini iki ayrı senaryo olarak ele aldı. Bu ortaklara Ofer Winter’ın partisinin de katılabileceğini söyleyen Baskin, kurulabilecek hükümetin dayanacağı siyasi bileşenleri şöyle sıraladı:
“Netanyahu’nun seçimlerden sonra başbakan olarak kalma ihtimali her zaman var. Ya hiç kimse hükümet kuramayacağı için geçici başbakan olarak görevini sürdürecek ya da bugün koalisyonda birlikte olduğu partilerle yeniden koalisyon kuracak. Buna belki Ofer Winter’ın partisi de katılabilir. Hükümetin temeli Netanyahu, dinî Siyonist sağ, Smotrich ve ultra Ortodoks partiler olur.”
Arap partilerinin İsrail’de çoğunlukça eşit ve meşru görülmediğini söyleyen Baskin, sistemi “ırkçı” olarak nitelendirdi ve Arap partilerine yöneltilen terör destekçisi suçlamasını reddetti. Koalisyonun çoğunlukta olduğu seçim komitesinin Ra’am ve Ortak Liste’yi seçimden dışlayan 23 Eylül kararını siyasi bulduğunu, Yüksek Mahkeme’nin önceki yasaklarda olduğu gibi bu kararı da kaldırmasını beklediğini belirtti.
İsrail ekonomisinin şu anda temelde iyi durumda olduğunu ve ekonominin seçim gündeminde öne çıkmadığını söyleyen Baskin, son üç yıldaki savaşlar nedeniyle ülkenin devasa bir borç yükü altına girdiğini belirtti. Bu borcun önümüzdeki yıllarda ekonomiyi etkileyeceğini vurgulayan Baskin, şu anda ise pek kimsenin bu borca odaklanmadığını ifade etti.

“Filistin meselesi Trump’a bağlı’”
Baskin, seçimlerin Filistin açısından tek başına bir dönüm noktası yaratmayacağını, Filistin meselesinin tamamen Trump’ın İsrail’de kurulacak hükümete baskı yapıp yapmayacağına bağlı olduğunu söyledi. Yeni hükümetin kendi içinde bölünmüş olacağını, Filistin meselesinin gündemde bulunmadığını ve gündeme gelmemesi için büyük çaba gösterileceğini belirten Baskin, Trump’ın belirleyici rolünü şöyle anlattı:
“Asıl soru, Trump’ın nüfuzunu ve gücünü kullanarak seçilecek herhangi bir İsrail hükümetini Filistinlilerle birlikte Filistin devletine uzanan açık bir yolda ilerlemeye zorlayıp zorlamayacağı. Bu konu Trump için önemli: Bölgede yaklaşık bir trilyon dolarlık kalkınma projelerini içeren ABD-Suudi Arabistan ittifakı, İsrail’in yanında bir Filistin devleti kurulmasına bağlı. Trump’ın çıkar odaklı bir başkan olduğunu düşünürsek bu çok ikna edici bir etken. Ben, yeni İsrail hükümetine baskı yapması konusunda Trump’a oynardım. Bunun nasıl gelişeceğini görmemiz gerek.”
İsrail’deki olası hükümet değişikliğinin İran politikasına olası etkilerini değerlendiren Baskin, Netanyahu’nun yerini alacak herhangi bir hükümetin bu politikayı değiştirmeyeceğini belirtti. Başlıca meselenin nükleer konu olduğunu, yeni hükümetin ABD’nin çizgisini izleyeceğini ve Washington’ın tutumunu etkilemeye çalışacağını söyleyen Baskin, “Netanyahu dışındaki bir hükümetin İran’daki rejimi devirmeye ağırlık vereceğinden emin değilim. Verebilir de, fakat politikalar esaslı biçimde farklılaşmayacak” dedi.

“Amerikalılar, İsrail’de yeni bir Başbakan görmeye hazır”
Batı’daki İsrail algısının değişmesi için yeni hükümetin Filistinlilerle barış yolunda adımlar atması gerektiğini vurgulayan Baskin, “İsrail, dışlanan bir devlete dönüşüyor. Bunu ancak Filistinlilerle ilişkileri değiştirmeye ve İsrail’i onlarla barış yoluna sokmaya çalışan yeni bir hükümet tersine çevirebilir. Netanyahu’nun politikalarını sürdüren, Gazze’nin yeniden inşasına izin vermeyen ve Barış Kurulu’yla çalışmayan yeni bir hükümet, Batı’nın İsrail’e bakışını değiştiremez. İsrail dışlanan bir devlet olmaya devam eder. Filistinlilerle ve Filistin Yönetimi’yle ilişkilerinde köklü bir değişime ihtiyacı var. Elbette Filistin seçimleri de çok önemli olacak. Filistinliler İsrail’le barıştan söz eden liderler seçerse bu büyük bir fark yaratır” dedi.
İsrail’in Batı’da dışlanmasına ilişkin değerlendirmesini ABD ile ilişkiler üzerinden sürdüren Baskin, Trump ile Netanyahu arasında belirgin bir mesafe bulunduğunu söyledi:
“Bugün Trump ile Netanyahu’nun arasında belirgin bir mesafe var. Amerikalılar İsrail’de yeni bir başbakan görmeye hazır gibi. Netanyahu’ya yatırım yapmıyorlar. Ne olacağını göreceğiz. Şu anda Amerikalılar Gazze’ye ilişkin planlarını dondurdu. Barış Kurulu’nun çalışmaları da durmuş durumda. Her şey uygulamaya hazır, fakat Gazze’de hiçbir şey değişmiyor. İsrail seçimlerinden sonraki gün bunların değişmesi bekleniyor.”








