İSTANBUL (Medyascope) – Binyamin Netanyahu, İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı. Askerlik yıllarından Birleşmiş Milletler (BM) temsilciliğine, Oslo Anlaşmaları muhalefetinden Gazze’deki soykırıma kadar İsrail siyasetinde belirleyici rol oynadı. Hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) yakalama kararı ve yolsuzluk davaları bulunan Binyamin Netanyahu kimdir?

Binyamin Netanyahu, 21 Ekim 1949’da Tel Aviv’de doğdu, çocukluğunun büyük bölümünü Kudüs’te geçirdi. Babası Benzion Netanyahu, İspanya Yahudileri ve Engizisyon üzerine çalışan, Vladimir Jabotinsky’nin Revizyonist Siyonist hareketine yakın bir tarihçiydi.
Aile, Benzion Netanyahu’nun akademik çalışmaları nedeniyle belirli dönemlerde ABD’de yaşadı. Netanyahu lise eğitiminin bir bölümünü Philadelphia yakınlarında tamamladı.
Ağabeyi Yonatan Netanyahu, İsrail ordusunun 1976’da Uganda’daki Entebbe Havalimanı’nda düzenlediği rehine kurtarma operasyonunun komutanıydı ve operasyon sırasında hayatını kaybetti. Kardeşi Iddo Netanyahu ise tıp doktoru ve yazar oldu.
Netanyahu üç kez evlendi. İlk evliliğinden Noa adında bir kızı, 1991’de evlendiği Sara Netanyahu’dan ise Yair ve Avner adında iki oğlu oldu.

Askerlik yılları ve Jonathan Institute
Netanyahu, 1967’de İsrail ordusuna katıldı. Özel keşif birimi Sayeret Matkal’da görev yaptı, takım komutanlığına yükseldi ve yüzbaşı rütbesiyle ordudan ayrıldı.
Binyamin Netanyahu, 1972’de Filistinli bir grup tarafından kaçırılan Sabena Havayolları’na ait 571 sefer sayılı yolcu uçağına yönelik operasyonda yer aldı. Teknisyen kılığına giren İsrail komandolarının düzenlediği operasyon sırasında bir askerin silahından çıkan kurşunla yaralandı. Operasyonu yöneten isimlerden biri daha sonra siyasi rakibi olacak Ehud Barak’tı. Netanyahu, 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda da yedek asker olarak görev yaptı.
Ağabeyi Yonatan Netanyahu’nun Entebbe’de hayatını kaybetmesinin ardından ağabeyinin adını taşıyan Jonathan Institute’u kurdu. Enstitünün Kudüs ve Washington’da düzenlediği konferanslar, Netanyahu’nun siyasete girmeden önce ABD’deki dış politika çevreleriyle doğrudan temas kurmasını sağladı.
MIT’den Birleşmiş Milletler’e
Netanyahu, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) mimarlık ve işletme eğitimi aldı. 1975’te lisans, 1976’da yönetim alanında yüksek lisans derecesi aldı. Siyaset bilimi doktorasını ise ağabeyinin ölümünün ardından yarıda bıraktı. 1976-1978 arasında Boston Consulting Group’ta danışman olarak çalıştı.
Likudlu siyasetçi Moshe Arens’in desteğiyle diplomasiye geçti. 1982-1984 arasında İsrail’in Washington Büyükelçiliği’nde misyon şefi yardımcılığı, 1984-1988 arasında ise Birleşmiş Milletler Daimî Temsilciliği yaptı. Bu süreçte Amerikan televizyonlarında sıkça yer alarak İsrail’i savundu.
Netanyahu, 1988’de Likud’dan milletvekili seçilerek Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevini üstlendi. 1993’te ise Likud Genel Başkanlığı’na seçilerek ana muhalefet lideri oldu.
Oslo karşıtlığından başbakanlığa
Netanyahu, İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında imzalanan Oslo Anlaşmaları’na karşı çıktı. Anlaşmaların bağımsız bir Filistin devletine yol açacağını ve İsrail açısından güvenlik riski doğuracağını savundu.
Netanyahu, dönemin Başbakanı İzak Rabin’in hedef alındığı sağcı protestolarda yer aldı. Rabin’in 1995’te aşırı sağcı bir Yahudi tarafından öldürülmesinin ardından Netanyahu, sokaktaki gerilimi tırmandırmakla eleştirildi. Netanyahu ise Rabin’e karşı yalnızca siyasi muhalefet yürüttüğünü, şiddet çağrısı yapmadığını ve cinayeti kınadığını açıkladı.
Netanyahu, doğrudan başbakanlık seçiminin yapıldığı 1996’da Şimon Peres’i yaklaşık 29 bin oy farkla geçerek hükümeti kurdu.
Oslo sürecine muhalefet ederek iktidara gelmesine karşın 1997’de El Halil (Hebron) Protokolü’nü, 1998’de ise Filistin lideri Yaser Arafat ile Wye River Memorandumu’nu imzaladı.
Aynı dönemde Mossad’ın Ürdün’de Hamas liderlerinden Halid Meşal’e düzenlediği suikast girişimi başarısız oldu. Yakalanan Mossad ajanlarının iadesi karşılığında Meşal’e panzehir verildi ve İsrail cezaevindeki Hamas kurucusu Şeyh Ahmed Yasin serbest bırakıldı.
Netanyahu, 1999 seçiminde İsrail İşçi Partisi lideri Ehud Barak’a kaybetti ve parti liderliğini bıraktı.

Maliye Bakanlığı ve 2009’da iktidara dönüş
Netanyahu, Ariel Şaron hükümetinde önce Dışişleri, ardından Maliye Bakanı oldu. Maliye Bakanlığı döneminde kamu harcamalarını ve sosyal yardımları azalttı, özelleştirmeleri hızlandırdı ve vergi indirimleri yaptı. Destekçileri programın büyümeye ve bütçe disiplinine katkı sağladığını, eleştirenler ise yoksulluğu ve eşitsizliği artırdığını savundu.
Şaron hükümetinin Gazze’den tek taraflı çekilme planına karşı çıkarak Ağustos 2005’te istifa etti ve aynı yıl yeniden Likud lideri oldu. 2009’da sağ ve dindar partilerle koalisyon kurarak başbakanlığa döndü. Haziran 2021’e kadar görevini kesintisiz sürdürdü ve 2019’da David Ben-Gurion’u geçerek İsrail tarihinin en uzun süre görev yapan başbakanı oldu.
Netanyahu, 2009’daki Bar-Ilan konuşmasında İsrail’in güvenlik taleplerinin karşılanması ve kurulacak devletin silahsızlandırılması koşuluyla bir Filistin devletini kabul edebileceğini söyledi. 2015 seçimi öncesinde ise kendi iktidarında Filistin devletinin kurulmayacağını açıkladı. Daha sonraki yıllarda Ürdün Nehri’nin batısında Filistin devleti kurulmasına izin vermeyeceğini söyleyerek açık ret çizgisine döndü.
Netanyahu döneminde işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleri genişledi. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük bölümü yerleşimleri uluslararası hukuka aykırı kabul ediyor. İsrail ise bu yoruma karşı çıkıyor. 2018’de kabul edilen Ulus-Devlet Temel Yasası, İsrail’de ulusal kaderini tayin hakkının yalnızca Yahudi halkına ait olduğunu belirledi. Netanyahu yasayı İsrail’in Yahudi karakterinin güvencesi olarak savundu; muhalefet ve Arap yurttaşlar düzenlemenin eşitlik ilkesini zayıflattığını söyledi.
Filistin politikası, yerleşimler ve Ulus-Devlet Yasası
Netanyahu, 2009’daki Bar-Ilan konuşmasında, silahsızlandırılması ve İsrail’in güvenlik şartlarını karşılaması kaydıyla bir Filistin devletini kabul edebileceğini belirtti. Ancak 2015 seçimi öncesinde kendi başbakanlığı döneminde bir Filistin devleti kurulmayacağını açıkladı ve sonraki yıllarda Ürdün Nehri’nin batısında Filistin devletine izin vermeyeceğini vurguladı.
Netanyahu hükümetleri döneminde işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Yahudi yerleşimleri genişletildi.
2018’de kabul edilen Ulus-Devlet Temel Yasası ile kendi kaderini tayin hakkı yalnızca Yahudi halkına tanındı. Netanyahu düzenlemeyi İsrail’in kimliğinin teminatı olarak savunurken, muhalefet partileri ve Arap yurttaşlar yasanın eşit yurttaşlık ilkesini zedelediğini ifade etti.
Yolsuzluk davası ve iktidara dönüşü
İsrail Başsavcılığı, Kasım 2019’da Netanyahu hakkında rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla üç ayrı dosya üzerinden iddianame hazırladı. “Dosya 1000” iş insanlarından alınan hediyeleri, “Dosya 2000” olumlu haber karşılığı medya mevzuatında düzenleme vaadini, “Dosya 4000” ise Bezeq telekomünikasyon şirketine sağlanan imtiyazlar karşılığında Walla haber sitesinde lehte yayın yapılmasını kapsıyor.
Netanyahu suçlamaları reddederek süreci “siyasi cadı avı” olarak nitelendirdi. Aralık 2024’te mahkemede sanık sıfatıyla ifade vermeye başlayan Netanyahu’nun yargılaması sürüyor. Kesinleşmiş bir mahkûmiyeti bulunmayan Netanyahu, Kasım 2025’te Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’a suçlamaları kabul etmeksizin af başvurusunda bulundu; başvuruya ilişkin henüz bir karar verilmedi.
İsrail’de Nisan 2019 ile Kasım 2022 arasında beş genel seçim yapıldı. Haziran 2021’de Naftali Bennett ve Yair Lapid öncülüğünde kurulan koalisyonla 12 yıllık iktidarı sona eren Netanyahu, parti liderliğini bırakmadı. Kasım 2022 seçimlerinin ardından aşırı sağcı ve ultra-Ortodoks partilerle 64 sandalyeli Meclis çoğunluğunu kurdu ve 29 Aralık 2022’de yeniden başbakanlık koltuğuna oturdu.
7 Ekim operasyonu
Hamas, 7 Ekim 2023’te Gazze çevresindeki askerî üsler, yerleşimler ve Nova Müzik Festivali’ne operasyon düzenledi. Aksa Tufanı Operasyonu’nda İsrail verilerine göre çoğu sivil yaklaşık 1.200 kişi hayatını kaybetti, 251 kişi Gazze’ye götürüldü. Sınırın aşılması ve güvenlik güçlerinin saatler boyunca bazı bölgelere ulaşamaması, İsrail kamuoyunda İsrail tarihinin en büyük istihbarat ve güvenlik başarısızlıklarından biri olarak değerlendirildi.
Netanyahu operasyonun ardından savaş ilan etti. Hamas’ın askerî ve yönetim kapasitesini ortadan kaldırmak ve Gazze’nin yeniden İsrail için “tehdit” oluşturmasını engellemek savaşın hedefleri olarak açıklandı. İsrail ordusu yoğun hava saldırılarının ardından 27 Ekim’de kara harekâtına başladı.
İsrail ordusu ve iç istihbarat servisi Şin Bet operasyon öncesindeki hatalarını kabul etti. Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ve Şin Bet Başkanı Ronen Bar sorumluluk üstlenerek görevlerinden ayrıldı. Netanyahu ise kişisel sorumluluğu kabul etmedi ve kapsamlı soruşturmanın savaş sonrasında yapılması gerektiğini söyledi.
Savaş kabinesi, kopuşlar ve rehine takasları
Netanyahu, operasyondan sonra eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’ın da katıldığı acil durum hükümeti ve savaş kabinesi kurdu. İlk geçiçi ateşkes Kasım 2023’te yapıldı. Ateşkeste yaklaşık 100 rehine, İsrail hapishanelerindeki Filistinlilerle yapılan takas kapsamında serbest bırakıldı. Ancak kalıcı ateşkes ve kalan rehinelerin dönüşü konusunda yürütülen görüşmeler sonuçsuz kaldı.
Gantz, Netanyahu’nun savaş sonrası Gazze için siyasi plan sunmadığını ve kararları koalisyon çıkarlarına göre aldığını söyleyerek Haziran 2024’te hükümetten ayrıldı. Savunma Bakanı Yoav Gallant da rehine anlaşması, Gazze’nin geleceği ve ultra-Ortodoksların askerliği konularında Netanyahu ile çatıştı. Netanyahu, Gallant’ı Kasım 2024’te görevden aldı.
Yeni bir ateşkes ve takas anlaşması Ocak 2025’te yürürlüğe girdi ancak İsrail, Mart 2025’te saldırıları yeniden başlattı. Ekim 2025’te ABD arabuluculuğunda varılan ateşkes kapsamında Hamas elindeki 20 canlı rehineyi, İsrail ise yaklaşık 2 bin Filistinli mahkûm ve savaş sırasında gözaltına alınan kişiyi serbest bıraktı.
Ağustos 2026 itibarıyla ateşkes yürürlükte olsa da İsrail’in Gazze’ye savaşı tamamen sona ermedi. ABD’nin planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını, İsrail’in aşamalı çekilmesini ve uluslararası bir istikrar gücünü öngörüyor. Netanyahu ise Hamas tamamen silahsızlanmadan İsrail’in çekilmesine karşı çıkıyor.
Gazze’deki insani bilanço
Gazze’deki yıkım yalnızca doğrudan saldırılarda ölenlerin sayısıyla sınırlı değil. Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Ağustos 2026 başında 73 binden fazla Filistinli soykırımda hayatını kaybetti, 174 binden fazla kişi yaralandı. Enkaz altında kalan ve sağlık ekiplerinin ulaşamadığı kişiler nedeniyle gerçek bilançonun daha yüksek olabileceği belirtildi. İsrail, verilerin Hamas yönetimindeki bir kuruma ait olduğunu öne sürerek verileri reddetti. İsrail ordusunun Ocak 2026’da yaklaşık 70 bin kişinin öldürüldüğünü kabul ettiği basına yansıdı.
Gazze’nin yaklaşık 2,1 milyonluk nüfusunun büyük bölümü, çoğu birden fazla kez olmak üzere, yerinden edildi. İnsanlar aşırı kalabalık çadır alanlarında, temiz suya, kanalizasyona, elektriğe ve yeterli gıdaya sınırlı erişimle yaşamaya çalışıyor. Konutların, yolların ve temel altyapının büyük bölümü tahrip edildi. UNICEF’e göre yaklaşık 60 milyon ton enkaz, sokakları kapatırken patlamamış mühimmat da siviller için uzun vadeli bir tehlike oluşturuyor.

Sağlık sistemi de büyük ölçüde çöktü. Gazze’deki bütün hastaneler zarar gördü, yalnızca yaklaşık yarısı kısmen çalışabiliyor. Bölgenin tek uzmanlaşmış kanser hastanesinin yıkılması yaklaşık 17 bin hastayı yerel tedaviden mahrum bıraktı; yaklaşık 20 bin hasta tıbbi tahliye bekliyor. İlaç, tıbbi malzeme ve uzman personel eksikliği, yalnızca saldırılarda yaralananları değil kanser, böbrek yetmezliği, diyabet ve kalp hastalıkları bulunan kişileri de ölüm riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
Açlık ve eğitimin çökmesi, savaşın bir kuşak üzerindeki etkisini derinleştiriyor. IPC, Ekim 2026’ya kadar beş yaş altındaki yaklaşık 101 bin çocuğun akut yetersiz beslenme yaşayabileceğini, bunların 31 binden fazlasının ağır vakalar olacağını öngörüyor. UNICEF’e göre yaklaşık 700 bin çocuk üç eğitim yılına yakın süredir düzenli yüz yüze eğitim alamadı, okul binalarının yüzde 98’i zarar gördü. Ekim 2025’te ilan edilen ateşkese rağmen İsrail saldırılarında 1.250’den fazla Filistinli öldürüldü. İsrail operasyonların Hamas’ı hedeflediğini iddia ederken BM kuruluşları, yardım ve yeniden inşa üzerindeki kısıtlamaların kitlesel yerinden edilme, açlık, hastalık ve altyapı yıkımını kalıcılaştırdığı uyarısında bulunuyor.
UCM neden Netanyahu hakkında yakalama emri çıkardı?
Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Karim Khan, 20 Mayıs 2024’te Netanyahu, dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant ve üç Hamas yöneticisi hakkında yakalama emri istedi. UCM Ön Yargılama Dairesi, Netanyahu ve Gallant hakkındaki talebi 21 Kasım 2024’te kabul etti.
Mahkeme, 8 Ekim 2023 ile 20 Mayıs 2024 arasındaki eylemler nedeniyle iki ismin aç bırakmayı savaş yöntemi olarak kullanma; cinayet, zulüm ve diğer insanlık dışı fiillerden sorumlu olduğuna inanmak için makul gerekçeler bulunduğuna karar verdi. Netanyahu ve Gallant’ın sivillere yönelik saldırıları önlemeyen sivil üstler olarak da sorumluluk taşıdığı belirtildi.
Kararda gıda, su, ilaç, yakıt ve elektriğin Gazze’ye ulaşmasının kasıtlı biçimde sınırlandırıldığı, yardım çalışmalarının engellendiği ve bunun için açık bir askerî zorunluluk bulunmadığı değerlendirmesi yer aldı. Mahkeme, bu koşulların sivillerin ölümüne ve ağır acılara yol açtığını açıkladı.
İsrail suçlamaları reddediyor. Netanyahu hükümeti Hamas’ın yardımlara el koyduğunu, sivil alanlardan faaliyet gösterdiğini ve İsrail’in yardım girişini kolaylaştırdığını savunuyor. Netanyahu kararı siyasi ve antisemitik olarak nitelendirdi. İsrail ayrıca Roma Statüsü’ne taraf olmadığı için UCM’nin yetkisiz olduğunu ileri sürdü. Mahkeme ise Filistin’in statüye taraf olması nedeniyle Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te işlendiği iddia edilen suçlar üzerinde yargı yetkisi bulunduğuna hükmetti.
Yakalama emri bir mahkûmiyet kararı değil; Netanyahu henüz UCM’de yargılanmadı. Bununla birlikte UCM’ye taraf ülkelerin emri uygulama yükümlülüğü bulunuyor. İsrail’in emrin geri çekilmesi talebi Temmuz 2025’te reddedildi. Emir Ağustos 2026 itibarıyla yürürlükte ve Netanyahu UCM kayıtlarında “yakalanmamış” olarak yer alıyor. Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı dava ise Netanyahu’ya değil İsrail devletine karşı yürütülüyor.
Türkiye ile ilişkileri

İsrail Savunma Kuvvetleri, 31 Mayıs 2010’da Gazze’ye giden Mavi Marmara gemisine saldırı düzenledi. Saldırıda 10 Türkiye vatandaşı hayatını kaybetti. Netanyahu, Mart 2013’te dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın arabuluculuğunda AKP Genel Başkanı ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı aradı. Netanyahu, saldırıda “operasyonel bir hata” olduğunu öne sürerek, hayatını kaybedenler için özür diledi. İsrail, 2016’daki anlaşmayla Türkiye’ye 20 milyon dolar tazminat ödemeyi ve diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı kabul etti.
Türkiye ve İsrail 2022’de karşılıklı büyükelçi atadı. Erdoğan ve Netanyahu Eylül 2023’te New York’ta ilk kez yüz yüze görüştü. Ancak 7 Ekim olayı ve İsrail’in Gazze’ye savaşı normalleşme sürecini sona erdirdi.








