Brezilya seçimleri (5): Latin Amerika’da aşırı sağ neden yükseliyor?

Brezilya, Latin Amerika'da aşırı sağ

İSTANBUL (Medyascope) – Kolombiya’dan Şili’ye, Arjantin’den Peru’ya Latin Amerika’da son seçimlerde sağ ve aşırı sağ adaylar güç kazanıyor. Uzmanlara göre bu yönelimin arkasında yalnızca ideolojik bir değişim değil; suç oranları, ekonomik durgunluk, eşitsizlik ve mevcut hükümetlere duyulan tepki var. Peki bölgedeki “sağa dönüş” kalıcı mı, yoksa siyasi sarkaç yeniden yön mü değiştiriyor?

Bu hafta sonu gözler Brezilya’da olacak. Latin Amerika solunun en güçlü siyasi merkezlerinden biri olan ve Lula da Silva’nın onlarca yıldır bölgesel solun simge isimlerinden biri olarak öne çıktığı Brezilya, 4 Ekim Pazar günü sandığa gidiyor.

Lula ile aşırı sağcı eski devlet başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu Flávio Bolsonaro arasındaki yarışın sonucu, yalnızca Brezilya’nın yönünü değil, son yıllarda sağa kayan Latin Amerika’daki siyasi dengenin nereye evrileceğini de gösterecek.

Uzmanlar da seçimi, bölgenin en büyük ülkesinin son dönemde Latin Amerika’yı etkisi altına alan muhafazakâr yönelime katılıp katılmayacağını belirleyecek bir yarış olarak değerlendiriyor.

Latin Amerika’da son yıllarda yapılan seçimler bölgenin siyasi haritasını yeniden şekillendiriyor ve aşırı sağ güç kazanıyor.

Haziran ayında Kolombiya’da sağcı aday Abelardo de la Espriella, solcu Iván Cepeda’yı az farkla yenerek devlet başkanı seçildi. Seçim kampanyasının merkezinde güvenlik, organize suç ve uyuşturucu kartelleri vardı. De la Espriella oyların yüzde 49,66’sını alırken Cepeda yüzde 48,70’te kaldı.

Kolombiya Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella.

Şili’de de aşırı sağcı siyasetçi José Antonio Kast göreve başladı. Kast’ın seçim zaferinde artan suç oranları, düzensiz göç ve ekonomik durgunluk önemli rol oynadı. Yeni yönetim vergi indirimleri, daha sıkı sınır politikaları ve güvenlik harcamalarını artırma vaatleriyle iktidara geldi.

Arjantin’de ise Javier Milei 2023’ten bu yana ekonomik kemer sıkma politikalarını sürdürüyor.

Bolivya, Kosta Rika, Ekvador, El Salvador, Honduras, Panama, Paraguay ve Peru’da da farklı tonlarda sağ, muhafazakâr veya ekonomik liberal yönetimler iktidarda. Buna karşılık Brezilya, Meksika ve Uruguay gibi ülkelerde sol veya merkez sol hükümetler görevini sürdürüyor.

2023’ten bu yana sekiz Latin Amerika ülkesinde iktidarın siyasi yönü değişti, bunların altısında değişim soldan sağa oldu.

Seçmenin önceliği güvenlik

Uzmanlar bu tabloyu yalnızca seçmenin ideolojik olarak sağa yönelmesiyle açıklamıyor. Alman Küresel ve Bölgesel Çalışmalar Enstitüsü’nden Sabine Kurtenbach’a göre sağ partilerin yükselişinin arkasında birbirine bağlı üç temel sorun bulunuyor: derin toplumsal eşitsizlik, yüksek suç oranları ve hukuk devletinin zayıflığı.

Buna mevcut iktidarların bu sorunları çözemediği algısı da ekleniyor.

Özellikle güvenlik politikalarında El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin uygulamaları bölgede yeni bir referans haline geldi. Bukele’nin olağanüstü hal altında yürüttüğü operasyonlarda on binlerce kişi gözaltına alındı ve ülkedeki çete şiddeti ciddi biçimde azaldı. İnsan hakları örgütleri ülkede yaşanan kitlesel tutuklamaları, adil yargılanma hakkına ilişkin ihlalleri ve uzun süreli olağanüstü hal uygulamasını dikkate getiriyor ve eleştiriyor.

El Salvador’da tutuklular yeni bir hapishaneye nakledilirken.

Bu yaklaşım bölgede “Bukele modeli” olarak anılıyor.

Kolombiya’da de la Espriella güvenlik kampanyasını bu çizgide kurdu. Brezilya’da da sağcı siyasetçiler El Salvador’u ziyaret ederek yüksek güvenlikli cezaevlerini ve suçla mücadele politikalarını inceledi. Flávio Bolsonaro da 2026 seçim kampanyasında yeni yüksek güvenlikli cezaevleri inşa etmeyi ve organize suçla mücadeleyi sertleştirmeyi vaat ediyor.

“Pembe dalga”dan sağa dönüş

Latin Amerika 2000’lerin başında tam tersine bir siyasi dönüş yaşamıştı.

Emtia fiyatlarının yüksek olduğu ve ekonomilerin büyüdüğü dönemde Hugo Chávez’den Lula da Silva’ya, Evo Morales’ten Rafael Correa’ya kadar çok sayıda sol lider iktidara gelmişti. Bu dönem “pembe dalga” olarak adlandırıldı.

Hugo Chávez, Evo Morales, Lula da Silva ve Rafael Correa.

Frankfurt Goethe Üniversitesi’nden siyaset bilimci Jonas Wolff’a göre bu dönem ekonomik büyümenin yavaşlaması, siyasi hayal kırıklıkları ve koronavirüs salgınının ardından etkisini kaybetti.

DW’ye konuşan uzmanlar, bugünkü sağa yönelimin özellikle sol hükümetlerin ekonomik durgunluk, suç ve yolsuzluk gibi sorunları çözemediği algısıyla bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Ancak bu tablo her ülkede aynı değil.

Würzburg Üniversitesi’nden Thomas Kestler, bölgede kalıcı bir ideolojik dönüşten söz etmek için erken olduğu görüşünde. Kestler’e göre birçok seçim çok küçük farklarla sonuçlanıyor ve tablo daha çok derin siyasi kutuplaşmayı yansıtıyor.

Başka bir deyişle seçmen mutlaka “sağcılaşmıyor”, iktidardaki hükümeti cezalandırıyor olabilir.

Latin Amerika’da aşırı sağ trend kalıcı mı?

Uzmanların dikkat çektiği noktalardan biri de Latin Amerika’daki siyasi sarkacın geçmişte sık sık yön değiştirmiş olması.

Birçok ülkede devlet başkanlarının yeniden seçilmesine ilişkin sınırlamalar bulunuyor. Bu da seçimlerde siyasi kartların daha hızlı yeniden dağıtılmasına yol açıyor.

Sağ hükümetler güvenlik, ekonomi ve yolsuzlukla mücadele vaatlerini yerine getiremezse sarkacın yeniden sola dönebileceği değerlendiriliyor. Ancak Wolff’a göre bugün geçmiş dönemlerden farklı bir unsur var: Bazı sağ popülist hareketler güvenlik politikalarını temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasıyla birlikte savunuyor.

Bu nedenle bölgedeki siyasi ayrımı yalnızca “sağ-sol” ekseninde değerlendirmek de yeterli olmayabilir.

Kurtenbach’a göre asıl ayrım, demokratik kurumların özerkliğini ve hukuk devletini kabul eden hükümetlerle bunları zayıflatan hükümetler arasında.

Latin Amerika’da Trump faktörü

Latin Amerika’daki sağ partilerin yükselişinde ABD Başkanı Donald Trump’ın etkisi de giderek daha görünür hale geliyor.

Trump yönetimi bölgede ideolojik olarak yakın gördüğü sağcı liderlerle açık biçimde ilişkiler kuruyor. Kolombiya’da de la Espriella seçim kampanyasında Trump’ın desteğini alırken, Javier Milei ve Bolsonaro ailesi de Washington’la yakın ilişkileri öne çıkarıyor.

Bu yakınlaşma yalnızca söylem düzeyinde değil. Sağ hükümetler güvenlik, organize suç, kritik mineraller ve Çin’in bölgedeki etkisi gibi konularda ABD ile daha yakın işbirliğini savunuyor.

Sırada Brezilya mı var?

Latin Amerika’daki siyasi yönelimin bir sonraki büyük sınavı ise Brezilya.

Bölgenin en kalabalık ülkesi 4 Ekim’de sandığa gidiyor. Solcu Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva ile eski devlet başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu Flávio Bolsonaro arasındaki yarış son derece yakın. Anketler olası ikinci turda iki adayın birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor.

Brezilya’daki kampanyada da bölgenin geri kalanında öne çıkan başlıklar belirleyici: suç, hayat pahalılığı, yolsuzluk ve mevcut hükümete yönelik memnuniyetsizlik.

Flávio Bolsonaro güvenlik ve daha piyasa yanlısı ekonomi politikalarını öne çıkarırken Lula sosyal politikalar, düşük işsizlik ve gelir eşitsizliğindeki düşüşü savunuyor.

4 Ekim’deki seçim bu nedenle yalnızca Brezilya’nın geleceğini değil, Latin Amerika’da son yıllarda güçlenen sağa yönelimin devam edip etmeyeceğini göstermesi bakımından da yakından izlenecek.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş