İmamoğlu’nun savunmasında 3. gün | Bahadır Özgür adli kontrolle serbest

BU BLOG KAPANMIŞTIR – İSTANBUL (Medyascope) – Ekrem İmamoğlu tutuklanmasından 19 ay sonra 14 Ekim’de ilk kez savunma yaptı. Gazeteciler gözaltında. Medyascope editör ve muhabirleri gelişmeleri canlı blogdan size aktardı.

İmamoğlu, atanmış CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun davada “tanık” olarak dinlenmesini talep etti. Tutuklu İBB Başkanı, bugün de kürsüde yerini aldı.

Günün bir diğer önemli gelişmesi de gazetecilere yönelik yeni operasyonlar. Gazeteci Bahadır Özgür, fon soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği suçlamasıyla gözaltına alındı. 163 bin takipçili X hesabı da erişime engellenen Özgür, geceyi nezarette geçirdi. Özgür daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Zaten ev hapsinde olan gazeteci Murat Ağırel de ayrı bir soruşturma kapsamında gözaltına alındı. Bu süreçle ilgili de gelişmeleri gün boyunca canlı blogumuzdan okuyabilirsiniz.

İmamoğlu, “Bu dosyanın hiçbir durağında belge yok. Manşet var, şablon var, duyum var, siparişle yazılmış bir iftiraname var. Belge bizde, cümle onlarda. Hükmümü söylüyorum: Bu dosyada suç yok. Bu dosyada siyaset var. Sandık var, milletin bir iradesi var. O iradeyi bir ceza dosyasıyla yenmeye çalışan acz içindeki insanlar var. Bu suç değil, siyasettir. Bu yazılan şey siyasetin ta kendisidir. Siyaset bu ülkede bir zümreye ya da bir kişiye ait değildir, millete aittir” diye konuştu.

İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde kendi yönetiminde yapılan çalışmaları anlatarak, önceki dönemlerle kıyaslama yaptı. İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Biz bizden önceki yönetimlerle kıyaslandığımızda herkes görecektir ki İstanbul'da az zamanda, az kaynakla, kamu yararına inanılmaz başarılı işler ürettik. Çok daha fazla iş yaptık. Çok daha fazla metro, çok daha fazla altyapı yatırımı, çok daha fazla yeşil alan, çok daha fazla sosyal destek, hem de misli misli çok daha fazla sosyal kültürel yatırım. Peki bu nasıl mümkün oldu? Dürüst ve liyakatli yönetimimiz sayesinde mümkün oldu. Siyasetin esir almadığı, siyasetin hüküm koymadığı, yani siyasi partinin göreviyle devletin konumunu birbirinden ayıran ahlakla oldu.”

2019 yerel seçimlerini önemli bir milat olarak nitelendiren İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2019 yerel seçiminden önce benim adaylığım, her ne kadar o dönemde mensubu bulunduğum Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti arasındaki ittifakın bir adayı olarak yola çıkmış isem de ki bugün çok değerli iki genel başkanın burada olmasından da mutluluk duyuyorum. Hem Sayın Müsavat Dervişoğlu'nu hem de Sayın Özgür Özel'i saygıyla selamlıyorum” dedi.

İmamoğlu, İstanbullulara hitap etmek ve kapsayıcı bir yönetim anlayışı ortaya koymak için “İstanbul İttifakı” kavramını gündeme getirdiğini belirterek, “2019 seçimleri, daha evvelki gün anlattığım şekliyle, o ittifakın, siyasi ittifakın bir suç sayıldığı şekle kadar giden bir yolculuğu tariflemiştik esasen o gün. Ve o gün başlayan o mücadele gerçekten Türkiye demokrasisi adına ve Türkiye'deki değişim adına muazzam bir başarıyı bizlere kazandırdı” diye konuştu.

İmamoğlu, davanın arkasında siyasi husumet bulunduğunu ifade ederek, “İstanbul Modeli”ni anlattı. İmamoğlu, “Tüm bunların yanı sıra bu davanın altında yatan siyasi husumetin kökeni, İstanbul Modeli’nin büyük başarısıdır. O güçlü, var ettiğimiz İstanbul İttifakıdır. Gerçekten hiçbir insanına, hiçbir hizmetine siyasi bir kılıf takarak değil, tam aksine milletine hizmet eden bir belediyeciliği ortaya koymanın, her siyasi partinin içinde olduğunu, her siyasi anlayışın hizmet almasındaki yolların açık olduğunu, herkese eşit davranıldığını ortaya koyan bir anlayıştır İstanbul Modeli” dedi.

Ekrem İmamoğlu, seçim kazanmanın ve kaybetmenin demokrasi içinde bir husumet nedeni olamayacağını belirterek, şöyle konuştu:

“İşte İstanbul modelinin bu büyük başarısı siyasi husumetin kökeni olmuştur. Yani ‘İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır’ diyen zihniyetin, bunu kendine tehdit görmesinden dolayı ortaya çıkan bir husumetin, sürecin sonucudur bugünkü dava. Halbuki yani seçim kazanmak, seçim kaybetmek böyle bir husumet doğurabilir mi, mümkün mü? Demokrasi anlayışında bunu kabul etmek ya da bunu bir hakmış gibi göstermek mümkün mü? Ama şu anlayışla mümkün; ‘Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz’ diyen anlayışa sahipseniz mümkündür husumet.

Kaldı ki kazanmak, kaybetmek diye bir şey olmaz, o bir günlük bir şeydir. Ama ertesi gün artık kazanan o şehrin insanı olur. Eğer seçimi kazanan ve yönetimi o gün itibarıyla ele alan bir siyasetçi, o ahlaki duruşu, o demokrat tavrı gösteriyorsa, o an itibariyle herkes kazanıyor demektir. Esasen kazanmanın rekabetidir ahlaki duruş ve ahlaklı siyaset.”

“Bir toplumun, bir ülkenin, bir milletin hizmetine koşan insanlar, birbirine çelme takmaz, daha iyinin yarışını ortaya koyar. Budur demokrasi, budur siyasi siyasetin ahlaki duruşunun usul ve üslubu. Ama bugünkü zihniyet orada değildir” diyen İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 23 Nisan 2010'da bir çocuğa söylediği “Artık yetki sende, ister asarsın, ister kesersin” sözünü de hatırlattı ve “Bu değildir yönetici” dedi. 

(ANKA)

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Medyascope'a bu linkten abone olup, ayrıcalıklardan faydalanabilirsin.

Medyascope abonelik

İmamoğlu: “Hakkımda verilecek karar, hâkimlerin kariyerlerini belirliyor”

Ekrem İmamoğlu, hakkındaki davalarda hâkimlerin görev yerlerinin değiştirildiğini savunarak, “Bir ya da iki hâkimden söz etmiyoruz. Hakkımda açılan davalarda hâkimlerin görev yerlerinin değişmediği, hâkim değişikliği yaşanmayan bir dava yok. Bu mahkeme de benim için kurulmuş bir mahkemeye dönüştü. Bu davaya göre atamalar yapıldı. Dolayısıyla bu ülkede hakkımda verilecek bir karar, hâkimlerin kariyerlerini belirliyor. Yazık değil mi? Bana yazık değil mi? Bu ülkeye, bu ülkenin yargısına yazık” dedi.

İmamoğlu, tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan ilgili yer değişikliğini de anlattı. İmamoğlu, “Avukatımın gece saat 03:00’te burada olduğunu, Sayın Başkan’a ve heyete teşekkür ettiğimizi hatırlıyorum. Çorlu’dan yeniden buraya getirilmişti. Gece saat 03:00’te Kandıra’ya sürülüyor! Şimdi yine ara verilecek ve daha ara verilmeden yazı gönderiliyor: ‘Hemen Kandıra’ya yollayın!’ Bu nasıl bir şey? Yargı kin duyar mı, öfke duyar mı” diye sordu. İmamoğlu, “Devletin adaleti yurttaşın öfkesinden daha soğukkanlı, kalabalığın sesinden daha derin, siyasal çıkarların hesabından çok daha temiz olmalıdır. Yargı, günün gürültüsüne göre değil, hukukun kalıcı ışığına göre konuşmalıdır. Çünkü bugünün öfkesi geçer ama haksız kararın yarası kuşaklara kalır” diye konuştu.

İmamoğlu, savunmasında etkin pişmanlıktan yararlananların beyanlarını da eleştirdi. İmamoğlu, “İtirafçıların tutumları öyle bir noktaya geldi ki sayın başkan, sayın heyet, kusura bakmayın. Artık size değil, iddia makamına bakarak ‘Oldu mu, doğru mu, iyi söylüyor muyum?’ diye onay bekler hâle geldiler” dedi. İmamoğlu, itirafçıların ifadelerinden, “Ben önceki verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum, çıkmak için söyledim.”, “Bu ifademdeki konuların tamamı uydurmadır.”, “Gazetelerde boy boy çıkmıştı, ben de onun aynısını söylemek zorunda kaldım.”, “Bana falancayı vereceksin dediler.”, “Önüme geleni imzalamışımdır.”, “Konuşma kesilip montajlandı.”, “Duyuma dayalı her şey, herkes bilir.”, “Soruşturma aşamasında duyduğum bir bilgi.”, “Hissettim.” örneklerini sıraladı.

İmamoğlu, “İki ayrı itirafçı, farklı tarihlerde ifade vermiş. Bir sanık bu ifadeleri yan yana koydu. Noktasına, virgülüne kadar aynı beyanlar! İki farklı insan, iki farklı gün ama aynı cümleler… O cümleleri kim kurdu?” diye sordu.

İmamoğlu, “Bir itirafçının savcılık ifadesi yaklaşık 14 saat sürmüş. Ancak tutanakta sorular yok, yalnızca cevaplar var. İnsan, 14 saat boyunca konuşulduğunu düşünüyor ama hangi cümlenin önce soruda kurulduğunu, hangisinin cevaba geçirildiğini bilmiyoruz. Aleyhe bir cümle gerekiyorsa bir gecede ifadeye giriyor. Lehine olan bir cümle ise 14 saatlik ifadede bir kez bile tutanağa yazılmıyor. Aleyhe olan kayda geçiriliyor, lehe olan dışarıda bırakılıyor” dedi.

(ANKA)

Müsavat Dervişoğlu, İmamoğlu'nun duruşmasını takip ediyor

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı duruşmayı takip etmek üzere Silivri'ye geldi. Dervişoğlu'nu, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel karşıladı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı duruşmayı takip etmek üzere Silivri'ye geldi.

Silivri'ye gelişinde YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve kurmayları tarafından karşılanan Dervişoğlu, gazetecilerin soruları üzerine açıklamayı çıkışta yapacağını belirterek, "Duruşmaya ilk kez geliyorum, bugün 100'üncü gün, her gün partimizi temsilen bir genel başkan yardımcımız ya da bir parti yetkilisi buradaydı. Çıkışta açıklama yapmamız gerekiyorsa yaparız" ifadesini kullandı.

Dervişoğlu, İmamoğlu'nun muhalefete birlik çağrısı yaptığının anımsatılması üzerine, "Çok iyisin" karşılığını verdi.

Ekrem İmamoğlu'nun İBB davasındaki savunması sürüyor: “AKP döneminde 130 projede 85 milyar dolarlık imar rantı oluştu, büyük bir yağma”

İBB davasında savunmasını sürdüren Ekrem İmamoğlu, AKP dönemindeki 2009-2019 yılları arasında yapılan imar planı değişiklikleri sonucunda 130 projede ortaya çıkan ilave değerin dönemin kuruyla 85 milyar dolar olduğunu söyledi. Bu uygulamalarla kamuya ait alanların özel projelere açıldığını ve büyük bir imar rantı oluşturulduğunu belirten İmamoğlu, “Buradan büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bu dönemde tarifsiz, gerçekten büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bizden önceki yönetim tarafından bizzat siyasi kadrolarıyla da yönetilen rant ve yağma organizasyonu ağır bir kent suçudur. Ağır bir kent suçudur. 10 milyarlarca dolarlık bu usulsüz uygulamaların her bir dosyası yargı konusudur” dedi.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 100. günü Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesindeki duruşmayla devam ediyor. Ekrem İmamoğlu, üçüncü günde savunmasına devam ediyor.

İstanbul’daki yapılaşma ve imar uygulamalarına ilişkin konuşan İmamoğlu, geçmişte bir profesör doktor ve mimarla yaptığı konuşmayı anlatarak, “Dedi ki böyle, hiç unutmuyorum, ‘Evlat, bak çok yapmak para kazandırmaz. İyisini ve kalitelisini yapmak önemli.’ Veya işte ‘Çok iyi arsa yoktur, çok iyi proje vardır.’ Böyle kafamda yoğurdum bunları. 2000 yılı, 29-30 yaşındayım. Ve hayatımın bakış açısı değişti zaten 1999 depreminden sonra” diye konuştu.

İstanbul’daki yapılaşmaya ilişkin de gözlemlerini aktaran İmamoğlu, “Şimdi dedim ki arkadaşlar, Zeytinburnu doldu, Bakırköy doldu, Fikirtepe üst üste bindi, üst üste. Ya bir analiz yapın bakalım en azından gözünüze çarpan, İstanbul tamamen tarumar. Gözünüze çarpan bir kısım projelerde ne çıktı ortaya?” ifadelerini kullandı.

“85 milyar dolar soyulduk ey halkım”

İmamoğlu, 2007-2019 yılları arasında geliştirilen projelerde yapılan imar tadilatlarıyla elde edilen ilave alanların değerinin, dönemin kuruyla 85 milyar dolara ulaştığını söyledi. Hesaplamanın yalnızca 130 proje üzerinden yapıldığını belirten İmamoğlu, mevcut imar haklarının hesaplamaya dâhil edilmediğini, yalnızca imar tadilatlarıyla eklenen metrekarelerin değerinin hesaplandığını ifade etti. Hesaplamanın ne 2020 yılındaki ne de bugünkü değerler üzerinden yapıldığını vurgulayan İmamoğlu, 85 milyar doların dönemin kuruyla 3 trilyon 950 milyar liraya karşılık geldiğini söyledi. İmamoğlu, “Tam o zamanki kurla, 3 trilyon 950 milyar lira, 85 milyar dolar İBB’nin yaklaşık 10 yıllık bütçesi. Bakın o günkü imar değerlerini dolar olarak dönün, endeksleyin bugüne, eskalasyon edin, bir bakın bakalım kaç dolar yapıyor, hesapta zorlanacaksınız. Dolar bazında İstanbul 2-3 kat değerlendi. 85 milyar dolar soyulduk ey halkım, soyulduk. Sevgili İstanbullular, soyulduk” diye konuştu.

“Sadece 130 proje incelendi”

İmamoğlu, incelenen projelerin çoğunun imar planı tadilatları ve özel plan onaylarıyla kamu mülkiyetindeki donatı alanlarının özel sermayeye devredildiği projeler olduğunu söyledi ve “10 yıllık İBB bütçesi, 130 projenin değişiklikleri, fonksiyon değişiklikleri veya mevzuat dışı uygulamalar nedeniyle detaylı olarak değerlendirdik arkadaşlarımla. Bu projeler imar plan tadilatları, özel plan onaylarıyla çoğunlukla kamu mülkiyetindeki donatı alanlarının özel sermayeye devredilmiş olan projelerdi. Alışveriş yapıyorsunuz, geçerken görüyorsunuz koca koca binalar ve koca koca yapılar. Ama Bakırköy’ün sahilinde, ama Etiler’de, ama TEM yolunun kıyılarında” dedi.

Projelerden örnekler veren İmamoğlu, Şehrizar Konakları’nın bulunduğu alanın Karayolları tarafından kamulaştırıldığını ve Emlak Konut’a devredildiğini anlattı. İmamoğlu, 2005’ten itibaren önce İBB, ardından bakanlık tarafından SİT alanı ve Boğaz siluetine rağmen yapılaşmaya açıldığını, mahkeme kararlarıyla iptal edilmesine karşın projede ısrar edildiğini iddia etti.

“İBB tarafından özel proje alanı ilan edilen bölgede bakanlık inşaat alanı oluşturdu”

Koru Florya projesine de değinen İmamoğlu, imar planında sağlık tesisi ve afet helikopter pisti olarak belirlenen kamu arazisinin, 2009’da TOKİ tarafından yapılan planla 150 bin metrekarelik ticaret alanına dönüştürüldüğünü söyledi. Söz konusu arazinin geçmişte hastane yapılması amacıyla devlete bağışlandığını belirten İmamoğlu, bu alandaki plan değişiklikleri ve davalara dikkati çekti. Hattat Tower ve 16/9 kulelerini de örnek gösteren İmamoğlu, 16/9 kulelerinin İstanbul’un tarihî siluetine zarar verdiğini ve UNESCO’nun uyarıldığını söyledi. Halkalı’daki Tema Park alanına ilişkin de konuşan İmamoğlu, 2010’da İBB tarafından özel proje alanı ilan edilen bölgede bakanlığın 600 bin metrekarelik inşaat alanı oluşturduğunu ifade etti.

“Fikirtepe’de emsal 2,5’tan 4,5’a, 5,5’a, 6’ya çıktı”

İstanbul’daki yapılaşma yoğunluğuna ilişkin örnekler veren İmamoğlu, Fikirtepe’deki emsal artışlara dikkati çekti. Kendi ailesinin de geçmişte Göztepe’de inşaat yaptığını anlatan İmamoğlu, 1997 yılında bir mimarla hazırladıkları projede yapı yoğunluğunu azaltmak için imar haklarının bir bölümünü kullanmadıklarını söyledi. İmamoğlu, o dönemde Beylikdüzü’nde 1,5 emsalin yüksek kabul edildiğini, Fikirtepe’de ise emsalin önce 2,5 olduğunu belirterek, “Ne oldu biliyor musunuz? 4,5 oldu, 5,5 oldu, 6 oldu” dedi.

Üsküdar sahilindeki yapılaşmaya da değinen İmamoğlu, sahil alanlarının büfe ve restoranlara verildiğini söyledi. Yeşil alan, SİT alanı, afet alanı ve Boğaz siluetinin imar uygulamalarında gözetilmediğini vurgulayan İmamoğlu, “Ama onlara binada rant de, imar rantı de, emsal artışında bayılıyorlar” diye konuştu. İmamoğlu, 2004 sonrasında İstanbul’da yeni bir yapılaşma anlayışının hâkim olduğunu belirterek, şehir plancılarının tutuklanmasının tesadüf olmadığını savundu.

“Bizden önceki dönemde güzel İstanbul’umuzu yağmalanacak bir arsa olarak gördüler”

İmar uygulamalarıyla kamuya ait alanların yapılaşmaya açıldığını söyleyen İmamoğlu, şehir plancılarının kamu yararına aykırı projelere karşı çıktığını ve bazı projelerin durdurulmasını ya da değiştirilmesini sağladığını söyledi. İmamoğlu, “Bizden önceki dönemde, işte az önce sadece 130 projede 85 milyar dolar, o günkü dönemdeki değerlerinin oluşturduğu toplam rakam. 2009-2019 arasındaki rant odaklı planlamanın sonucu” dedi. Donatı alanlarının yerleşimlerin ihtiyaç duyduğu kültür, dinî tesis ve sağlık tesisi gibi alanları kapsadığını anlatan İmamoğlu, bu alanların ortadan kaldırılmasıyla imar rantı oluşturulduğunu öne sürdü.

Kendi yönetimlerinin kamu yararı ve sosyal donatı odaklı planlama yaptığını söyleyen İmamoğlu, “Mesele zihniyet meselesidir. Bizim planlama felsefemizin odağında, İstanbullulara ve İstanbul’a hizmet var. Ama bizden önceki dönemde ise güzel İstanbul’umuzu yağmalanacak büyük bir arsa gibi gördüler” dedi.

Cumhurbaşkanının geçmişte İstanbul için kullandığı “Biz bu şehre ihanet ettik” sözünü de hatırlatan İmamoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı boş yere ‘Biz bu şehre ihanet ettik’ demedi” dedi. İmamoğlu, Tema Park alanındaki yapılaşmaya ilişkin bir anısını anlattı. İmamoğlu, görüştüğü bir yetkilinin kendisine Cumhurbaşkanının projeyi gördüğünde, “Ya temayı anladık da bunun parkı nerede?” dediğini aktardı.

“2009-2019 arasında 2 bin 278 parselde imar artışı yapıldı”

İmamoğlu, savunmasında imar planı değişikliklerine ilişkin tablolar üzerinden de değerlendirmelerde bulundu. 2009-2019 yılları arasında donatı alanlarından imarlı alanlara geçiş, fonksiyon ve yapılaşma şartlarındaki değişiklikler ile plansız alanların imara açılmasını kapsayan düzenlemeler sonucunda 2 bin 278 parselde imar artışı yapıldığını söyledi. İmamoğlu, “İstanbul’da sadece 2009-2019 arasında parsel bazlı imar artışı ya da imarsız yere imar verilen arsaların sayısı. 2278. Bakın 2 değil, 27 değil, 270 değil; 2278. Arkadaşlarım bunu didik didik, bütün meclis kararlarını didik didik ettiler” diye konuştu.

“İBB’nin imar komisyonu emlak ofisine dönüştü”

Parsel bazlı imar artışının arsanın yapılaşma hakkını ve değerini artırdığını anlatan İmamoğlu, bu değişikliklerin çevredeki yeşil alan, park, okul ve trafik ihtiyaçları gözetilmeden yapıldığını bildirdi. İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin imar komisyonu emlak ofisine dönüşmüştür ve emlak imar pazarlama ofisine dönüşmüştür” dedi.

“Rant ve yağma organizasyonu”

Kendi yönetimleri dönemindeki uygulamaları da anlatan İmamoğlu, yedi yılda parsel bazlı imar değişikliği sayısının 69 olduğunu belirtti. Bu değişikliklerin hukuken kazanılmış hakların uygulanması veya kamu yararına yapılan düzenlemeler olduğunu belirten İmamoğlu, “Özellikle kalın kalın çiziyorum, imar artışına yönelik müellifi bizim yönetimimiz olan tek bir plan değişikliği yapılmamıştır. Sıfır. Yedi senede kimse kapımızı çalamamıştır” dedi.

İmamoğlu, önceki dönem ile kendi yönetimlerini karşılaştırarak, “Çok net, sıfır. 2278, sıfır” ifadelerini kullandı. Önceki yönetim döneminde gerçekleştirildiğini anlattığı uygulamaları “rant ve yağma organizasyonu” olarak nitelendiren İmamoğlu, “Buradan büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bu dönemde tarifsiz, gerçekten büyük bir yağmadan bahsediyorum. Bizden önceki yönetim tarafından bizzat siyasi kadrolarıyla da yönetilen rant ve yağma organizasyonu ağır bir kent suçudur. Ağır bir kent suçudur. 10 milyarlarca dolarlık bu usulsüz uygulamaların her bir dosyası yargı konusudur” dedi.

“Evinden alınan bir foncu bürokrat duydunuz mu?”

Savunmasında artan soruşturma ve gözaltı uygulamalarına da değinen İmamoğlu, muhaliflere yönelik işlemleri eleştirdi. Gazeteci Murat Ağırel’in gözaltına alınmasını gündeme getiren İmamoğlu, milyarlarca liralık işlemlerle ilgili olduğunu söylediği kişilere aynı şekilde işlem yapılmadığını belirtti. İmamoğlu, “Peki siz evinden alınan bir foncu siyasi duydunuz mu şu ana kadar? Evinden alınan, milyarları götüren bir foncu siyasi duydunuz mu? Bir foncu bürokrat duydunuz mu?” diye sordu.

“Ey muhalifler, birlik olun, omuz omuza olun”

Muhaliflere ve topluma birlik çağrısı yapan Ekrem İmamoğlu, “Ey muhalifler, ey toplumun yüzde 80’ini temsil eden sevgili halkım, birlik olun, bir araya gelin, omuz omuza olun, kalabalık olun, tepkinizi gösterin. Bu büyük bir aymazlık. Bu, her türlü hakkınıza, hukukunuza, bilgi alma hakkınıza, şehirlerdeki hakkınıza, her şeyinize, seçme ve seçilme hakkınıza, bir hükümeti değiştirme hakkınıza göz koyanların ortaya koyduğu tavırdır” ifadesini kullandı.

Gazeteci Bahadır Özgür adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ifade veren ve geceyi nezarette geçirmesi kararlaştırılan Bahadır Özgür, yurtdışı yasağı ve imza adli kontrol talepleriyle mahkemeye sevk edildi. Özgür adli kontrolle serbest bırakıldı:

"Her gazetecinin başına geliyor, hepimizin payına bir şey düşüyor. Ben çıkarken Murat Ağırel giriyor."

"Suç örgütü lideri kadar taş düşsün başına"

Ekrem İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in Anadolu Ajansı'na verdiği röportaj hakkında konuştu:

"Dün söyledim hâlâ Anadolu Ajansı'na verdiği röportajda bana, beni hitap ederken, yani beni konuşurken 'Ekrem İmamoğlu suç örgütü lideri' diyor. Suç örgütü lideri kadar taş düşsün başına. Ayıp ya! Neymiş? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Ekrem İmamoğlu hakkında sözlerinden dolayı soruşturma açtı. Bana 'suç örgütü lideri' diyorsun sen ya! Ey bakan! Bir kul, Allah'ın kulu, bir vatandaş, bir yurttaş bu kadar korunmasız olur mu ya yasa önünde, yargı önünde, hukuk önünde? Bu kadar korunmasız olur mu ya?"

Gazeteci Bahadır Özgür için adli kontrol talep edildi

Gazeteci Bahadır Özgür fon soruşturması kapsamında "soruşturmanın gizliliğini ihlal" suçlamasıyla gözaltına alındı.

Özgür’ün 163 bin takipçili X hesabı da erişime engellendi. Hesap, X tarafından henüz Türkiye’den görünmez kılınmadı.

Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ifade veren ve geceyi nezarette geçirmesi kararlaştırılan Özgür, yurtdışı yasağı ve imza adli kontrol talepleriyle mahkemeye sevk edildi.

Ekrem İmamoğlu'nun İBB davasındaki savunması sürüyor: “Kamu aleyhine planlı bir şekilde vurgun yapanlar serbest, Ekrem İmamoğlu ise Silivri’de"

İBB Davası’nın üçüncü gününde savunmasına devam eden Ekrem İmamoğlu, Fatih’teki Vatan Caddesi’nde bulunan lunapark arazisinin 2011’de 13 milyon dolara alınıp 2017’de İBB’ye 119 milyon dolara satıldığını belirterek, “Böyle bir soygun olamaz. Kamunun kasasından, beytülmalden, milletin parasından 106 milyon dolardan fazla bir tutardan söz ediyorum” dedi. Söz konusu süreçte kamu zararı oluştuğunu savunan İmamoğlu, “Kamu aleyhine planlı bir şekilde vurgun yapanlar serbest. Bunu ortaya çıkarmak için bütün denetim kurullarını harekete geçiren Ekrem İmamoğlu ise Silivri’de. Ellerinde ne var? Sıfır” ifadesini kullandı.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen İBB Davası’nın 100’üncü gününde, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu savunmasına üçüncü günde devam ediyor. İmamoğlu, eski dönem İBB yönetimine ilişkin olduğunu söylediği dosyaları anlatarak, kamu zararına yol açıldığını ileri sürdüğü işlemlerle kendi hakkında yürütülen yargılamayı karşılaştırdı.

“Benim söylediklerim duyum değil, somut ve net”

Fatih’te, İstanbulluların Vatan Caddesi’nde lunapark olarak bildiği araziyi örnek gösteren İmamoğlu, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi, burayı 2017 yılında Metal Yapı’dan yaklaşık 430 milyon liraya, o günkü kurla 119 milyon dolara satın alıyor. Oysa firma, araziyi 2011 yılında Fatih Belediyesi’nden yalnızca 13 milyon dolara, yaklaşık 25 milyon liraya almış” dedi.

İmamoğlu, araziyi satın alan firmanın daha sonra imar planı değişikliğinden yararlandığını belirterek, “Firma 2011’de 13 milyon dolara aldığı araziyi, 2017’de 119 milyon dolara satıyor. Ancak mesele bununla sınırlı değil. Firma araziyi Fatih Belediyesi’nden aldıktan sonra, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi imar planlarını değiştirerek arazinin değerlenmesini sağlıyor. Burası lunapark arazisiyken imarlı hâle getiriliyor” diye konuştu.

Sürecin planlı yürütüldüğünü kaydeden İmamoğlu, firmanın yönetim kurulu başkanına ait iki dilekçeye işaret ederek, “Bu dilekçelerin nüshaları orada. Belgelerde, firmanın alacağı parayı nerelerde kullanacağı ve işlemlerin ‘Cumhurbaşkanlığı nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda kararlaştırıldığı’ belirtiliyor. Bunlar duyum değil; dilekçelerde yazıyor, belgeyle anlatıyorum” ifadelerini kullandı.

İBB Teftiş Kurulu’nun incelemeleri sırasında dosyanın İçişleri Bakanlığı tarafından devralındığını belirten İmamoğlu, taşınmazın 2021 yılında yeniden değerlemeye tabi tutulduğunu belirtti. İmamoğlu, “Müfettişlerimiz, değerleme sonucunda İBB’nin satın alma tarihindeki değer ile güncel piyasa değeri arasındaki farkın 106 milyon dolar olduğunu tespit ediyor. Böylece firmanın Fatih Belediyesi’nden 13 milyon dolara aldığı taşınmaz, Cumhurbaşkanlığı’nın bilgisi dâhilinde olduğu belirtilen süreçte İBB’ye 119 milyon dolara satılmış oluyor. Kamu zararı ve vurgunun toplamı 106 milyon dolardan fazla” diye konuştu.

Arazinin önce lunapark ve yeşil alan olarak alındığını, ardından imar planının değiştirildiğini ve taşınmazın yeniden İBB’ye satıldığını söyleyen İmamoğlu, şöyle devam etti:

“Böyle bir soygun olamaz”

“Daha kötüsü ne biliyor musunuz? Arazi bugün yeniden eski imar durumuna dönmüş. Böyle bir soygun olamaz! Söz konusu iddialar duyumlara dayanmıyor. Tekrar ediyorum: ‘Mış, muş’ yok. ‘Duymuştum’, ‘duyum’, ‘beyan’ yok. Kamunun kasasından, beytülmalden, milletin parasından 106 milyon dolardan fazla bir tutardan söz ediyorum. Bakın, bunlar dedikodu ya da duyum değil; somut, net. İddia ederek ve inançla söylüyorum: O 106 milyon dolar, o firmanın sahibinin cebine gitmemiştir. Duyum değil, içimden söylüyorum: O 106 milyon dolar o firmanın sahibinin cebine git-me-miş-tir! Nokta.

Kamu aleyhine planlı bir şekilde vurgun yapanlar serbest. Bunu ortaya çıkarmak için bütün denetim kurullarını harekete geçiren Ekrem İmamoğlu ise Silivri’de. Ellerinde ne var? Sıfır! Bir laptop, bir bilgisayar; başka bir şey yok. Birbirlerine ne dediler, ne demediler… Ortada belge de yok.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17-25 Aralık sürecinde Başbakan olduğu dönemde yaptığı açıklamayı hatırlatan İmamoğlu, şunları kaydetti:

“‘Yolsuzluk denildiğinde ben şunu anlarım: Devletin kasasından para çıkıyor mu, çıkmıyor mu? Eğer devletin kasasından para çıkmıyorsa buna yolsuzluk diyemezsiniz.’ Tekrar ediyorum: ‘Devletin kasasından para çıkıyor mu, çıkmıyor mu?’ Alın size devletin kasasından çıkan para. Hem de öyle küçük bir meblağ değil. Listenin altında 2,5 milyar dolar yazıyor. Üstelik bu, yalnızca 33 dosyadan oluşan liste.

Merak ediyorum, Sayın Cumhurbaşkanı buna ne diyecek? Dilekçelerde işlemlerin ‘kendi onayıyla gerçekleştirildiği’ belirtiliyor, iddia bu. Buna göre, bizzat kendi onayıyla İBB’nin kasasından 106 milyon dolardan fazla para çıkıyor.

“Ben ahtapotun kollarını bilmem”

Biz söz konusu olduğumuzda yoktan var edilen yolsuzluk suçlamalarıyla karşılaşıyoruz. AK Parti dönemine gelindiğinde ise somut delillere dayandığını söylediğimiz yolsuzluk dosyaları ortadan kayboluyor, buharlaşıyor. İçişleri Bakanlığı dosyalara el koyuyor, savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar veriyor, bakanlık da ‘Getirin, bunları ben inceleyeceğim’ diyor. Bu neye benziyor? Ahtapotun kollarına! Ahtapotun kolları ifadesini ben ortaya atmadım. İlk kimin söylediğini hatırlıyorsunuz, değil mi? Biz tutuklanmadan önce Sayın Cumhurbaşkanı ‘Ahtapotun kolları’ demişti. Ben ahtapotun kollarını bilmem. Benim bildiğim, balık lokantalarındaki ahtapot kolları. Başka bir yerde görmedim.

Dünya âlem, meselenin yolsuzluk olmadığını biliyor. İstanbul’dan çıkıp Türkiye’yi gezelim. Yağma, rant, imar rantı, yolsuzluk deyin; herkesin aklına gelecek kişiyi, grubu ve partiyi ben biliyorum. İddialı konuşuyorum: Yüzde 80, en az yüzde 80!”

“Yapılmamış bir iş, yapılmış gösteriliyor”

İmamoğlu, savunmasında bilgi işlem alanındaki bir iş için 154 milyon liralık ödeme yapıldığını, ancak işin gerçekte gerçekleştirilmediğini ileri sürdü. İmamoğlu, “Devlette bakanlık yapmış bir kişi, seçime iki üç ay kala, henüz yapılmamış bir iş için ‘Yapıldı’ diyor. Üstelik söz konusu iş bilgi işlemle ilgili. Hüseyin Bey de burada; alınganlık yapmasın ama o dönemde de burada yoktu. Hani bizi bilgi işlem üzerinden casuslukla, şunlarla bunlarla ilişkilendiriyorlar ya… İşte yapılmamış bir iş, sonradan bakanlık yapmış bir kişinin, o dönem genel sekreter yardımcısı olan kişinin imzasıyla yapılmış gösteriliyor. Çok enteresan. Belli ki seçimde paraya ihtiyaç var” dedi.

Söz konusu ödemenin 8 Nisan 2019’da yapıldığını belirten İmamoğlu, o tarihte henüz mazbatasını almadığını hatırlatarak, “Peki, bu para ne zaman ödeniyor, sevgili dostlar? 8 Nisan 2019’da. Henüz mazbatam verilmemişti. 31 Mart seçimlerinden sonra kazanacaklarına çok inanıyorlardı. Seçimden hemen sonra, yine o kişinin imzasıyla 8 Nisan 2019’da bu ödeme yapılıyor. Hatırlayın, ben mazbatamı ancak 18 gün sonra alabildim” diye konuştu.

İnceleme yapan görevlilerin işin gerçekleştirilmediğini tespit ettiğini kaydeden İmamoğlu, “Arkadaşlarımız inceleme yapıyor ve işin gerçekleştirilmediğini, böyle bir işin hiç olmadığını tespit ediyor. Dosya hazırlanarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruluyor. Savcılık ise kovuşturmaya yer olmadığına karar veriyor. Hani meşhur bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın var ya… Dün de bahsettim, bu dosyada da karşımıza çıkıyor. Her konuda karar veriyor. Bilgi işlemden ticari işlemlere, gayrimenkulden başka alanlara kadar her şeyi biliyor. Bilmediği iş yok” ifadesini kullandı.

“İmarsız araziye imar ver, İBB’ye sat, sonra imarı yeniden değiştir!”

Lunapark arazisine ilişkin açıklamalarını sürdüren İmamoğlu, “Ne güzel dünya, değil mi? İmarsız araziyi ucuza satın al, sonra Büyükşehir Belediyesi o araziye ticari konut imarı versin. İmarsız bir araziden söz ediyorum. Bir araziye ticari konut imarı verilsin, bu imara göre değerleme yapılsın ve ardından arazi İBB’ye satılsın. Para ödendikten sonra İBB imarı yeniden değiştirsin, kendi satın aldığı arazinin değerini düşürsün. Böylece belediyenin kasasından 106 milyon dolar birilerine verilsin ve herkes yoluna devam etsin” değerlendirmesinde bulundu.

İddia ettiği sürece benzer bir örnek bulamadığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Bunu örneklerle anlatmaya çalıştım ama benzerini bulamadım. Tarihte örneği yok. Bir örnek aradım; Dreyfus Davası’na baktım, antik döneme baktım. Şurada, burada böyle bir örnek bulamadım” dedi.

Özgür Özel, İmamoğlu'nun savunmasını yorumladı: "Niye büyük bir özgüvenle canlı yayın istiyorduk şimdi anlıyor musunuz?"

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına ilişkin, “Şimdi anlıyor musunuz biz niye büyük bir özgüvenle canlı yayın istiyorduk da Devlet Bey de yayınlansın dediği hâlde, Erdoğan da Devlet Bey istiyorsa elbette olur dediği hâlde niçin canlı yayınlanmadığını görüyor musunuz? Akın Gürlek ne demişti? ‘Acaba hâlâ canlı yayın istiyorlar mı?’ Akın Bey istiyoruz. Biz buradayız. Ama siz bırakın canlı yayınlamayı burada muhabir bulundurup canlı yayında kapı önünden bunu anlatacak Halk TV’den korktunuz” ifadesini kullandı.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı duruşmaya gelişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özel, şunları kaydetti:

“Ekrem Başkan savunmasını kendine yapılmış olan iftiraları çürütmenin ötesinde bu iddia makamını yargılamak üzere yapacak diye söylemiştik. Siz de izliyorsunuz, biz de izliyoruz üç gündür. Ekrem Başkan kendisine atılan bütün iftiraları teker teker çürüttüğü gibi, hatta ona atılan iftiralarda birtakım gizli tanık beyanlarıyla ya da itirafçı diye söylenen iftira beyanlara karşı bunları destekleyen herhangi bir delil ekranlara yansıtılamamışken, Ekrem İmamoğlu her iddia için ekranlara o iddiayı çürüten delilleri yansıtıyor.

Dün hep beraber bu davada en çok yolsuzluğun en büyük kısmı diye söyledikleri Cebeci meselesinin İBB ile hiçbir ilgisinin olmadığını, yüzde on payın İstanbul Valiliği tarafından alındığını, izinlerin bakanlıklar tarafından verildiğini, kantar memurlarının ifadelerine kadar oraya gelip giden belediyenin AK Partili bir ilçe belediyesi olduğunu, İstanbul Büyükşehir’in konuyla uzaktan yakından işinin olmadığını delilleriyle ekrana koydu. Savcı ne yaptı? Dönüp de gözünün içine bakabildi mi? İddianamesinin arkasında durabildi mi?

“İddia makamı perişan durumdadır”

Savcılık makamı, iddia makamı bir bütündür. Yani geçmiş dönem İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan bugünkü Adalet Bakanı dâhil o dönem onunla bir bu iddianameyi oluşturan herkes bugün burada savcı tarafından temsil edilmektedir. Bu iftiraları atanlar dönüp Ekrem İmamoğlu’nun gözünün içine bakabiliyor mu? Bir kelime söz söyleyebiliyor mu? Ekrem Başkan bütün iddiaları çürütürken, ‘Hayır efendim, doğru söylemiyor, doğrusu budur’ diyebiliyor mu? Bunların hiçbirisi olmuyor.

İddia makamı perişan durumdadır. İddianame yüz tanelik peçete gibi teker teker 156 tane peçete Ekrem İmamoğlu tarafından alınıp atılmaktadır. İddianame acziyet içindedir. İddia makamı acz içindedir. Bütün milletin gözünün önünde iddianame perişan olmuş durumdadır.

Şimdi hâl böyle olduğu bir noktada Halk TV niye kapatıldı savunmadan birkaç saat önce anlamak daha mümkün. Çünkü duysun istemiyorlar, milletin kulağına savunma gitsin istemiyorlar. Şimdi anlıyor musunuz biz niye büyük bir özgüvenle canlı yayın istiyorduk da Devlet Bey de yayınlansın dediği hâlde, Erdoğan da Devlet Bey istiyorsa elbette olur dediği hâlde niçin canlı yayınlanmadığını görüyor musunuz? Hani burada bir iftiracı savcı tarafından tehdit edilip de Ekrem Başkan’a diklenince Akın Gürlek ne demişti? ‘Acaba hâlâ canlı yayın istiyorlar mı?’ İstiyoruz. Akın Bey istiyoruz. Biz buradayız. Ama siz bırakın canlı yayınlamayı burada muhabir bulundurup canlı yayında kapı önünden bunu anlatacak Halk TV’den korktunuz, Halk TV’yi kapattınız.

“Büyük bir yalan çökmüştür”

Ekrem Başkan’ın savunmasının önce yaptırılmamaya çalıştığını bir hatırlayalım. 9 Mart’tan 9 Temmuz’a kadar yaptırılmadı. 9 Temmuz günü hâkim tatile gideceğim diye 9 Temmuz günü iki gün tanımadı. Ağustosta yaptırılmadı. Selin, felaketin İstanbul’u bulduğu bir gün sabahleyin Halk TV kapattırılarak yaptırmaya mecbur kaldıkları savunmanın duyulmasını istemedikleri için şimdi bu durumdalar. Ekrem Başkan’ın yapılmayan savunmasını kitap olarak bastığımızda kitaba toplatma kararı verdiler. Dinliyorsunuz savunmanın orijinalini. Burada kitap toplatacak ne var? Kime hakaret var? Kime kötü söz var? Kaldı ki kitap toplatmak için bu savunmada geçen herhangi bir ifadenin kanunda yeri var mı? O yüzden Adalet ve Kalkınma Partisi, Adalet Bakanı boşuna korkmuyor. Çünkü büyük bir yalan çökmüştür. Ekrem Başkan hakikati milletimize sunmaktadır. Hakikatin manifestosu satır satır kayda geçmektedir.

“Akın Gürlek âdeta ekranın arkasına gömülmüştür”

Keşke imkân olsa. Burada kararı bu hâkim değil de kurayla belirlenecek 100 İstanbullu hem iddianameyi dinlese hem Ekrem Bey’i dinlese. Bir tanesi iddianameye hak verirse 50 yıl yatsın Ekrem İmamoğlu. 100 tarafsız, vicdanlı insan gelsin burada, burayı dinlesin ve bir tanesi desin ki, Ekrem İmamoğlu İstanbul’da yolsuzluk yaptı. Teker teker anlatıyor. Borçlarını nasıl ödemiş, faizleri nasıl bitirmiş, yapılan yardımları nasıl beş katına çıkarmış, Üsküdar’ı sudan nasıl kurtarmış. Daha bugünlerde dereler taşıyor. Nasıl tek bir dere yatağına imar izni vermemiş. İstanbul’a karşı ihanet projesi olan Kanal İstanbul’a nasıl direnmiş ve nasıl dünyanın en kolay kredi verilen kurumu hâline gelmiş. Türkiye’nin kredi notu en yüksek kurumu hâline İBB’yi nasıl getirmiş.

Devraldı İBB vergi borçlusu, SGK borçlusu, dünyadan kredi bulamayan 10 metronun durdurulduğu, dondurulduğu bir yerdeyken aynı anda on metroya birden kaynak bulan, bu metroları çalıştıran, inşaatlarını ilerlettiren Ekrem İmamoğlu’nun bu başarısını nasıl hazmedememişler. Bunları görsünler. 10 metroyu bir metre ilerletemez hâle getirdikleri İstanbul’dan aynı anda 10 metronun yer altında hızla ilerlediği bir noktaya geldi İstanbul ve son söz bu metro için dışarıdan bulunan parayı İBB’nin parasıyla ödedin diye o tutarı yolsuzluk hanesine yazmışlar. Açıkça dün ispatladı. ‘Biz cebimizden aldık, öbür cebimize koyduk. İlk önce metro için para istedik ama o sırada parayı beklemeden İBB’nin parasıyla metroyu yaptım. Yurt dışından metronun kaynağı gelince de buradaki borcu kapattım. Bunun neresi suç?’ dedi. Savcı, ekranın arkasına gömüldü. Yok oldu. Orada dün yok olan savcı, âdeta koltuğun altına kaçan savcı, gözünü bizden, ailelerden kaçıran savcı bir insan değil. Topyekûn iddia makamı Akın Gürlek o. Akın Gürlek âdeta ekranın arkasına gömülmüştür. Kimsenin yüzüne bakamıyorlar, iddianame çökmüştür. Ekrem İmamoğlu’nun savunması tarihe geçecek niteliktedir. Hadi bakalım buradan, iktidara yakın medya kuruluşları, gelin de içeride duyduklarınızı çıkın anlatın bakalım. Bir tane iftiracının lafına altı tane köşe yazısı yazanlara söylüyorum. Gel de Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına köşende şu kadar yer ver bakalım.”

“Savunma hakkı kutsaldır”

Özel, Ekrem İmamoğlu’nun savunması hakkında soruşturma açılmasına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Savunma kısıtlanamaz. Bakın savunma bittikten sonra bile değil. Savunmanın ikinci günü ile üçüncü günü arasında soruşturma açarak Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkı fiilen tehdit edilmektedir, engellenmektedir. Savunma yapma, doğruları anlat, buna karşı bir dava daha açacağız denilmektedir. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasında suç unsuruna varmış. Bu arada savunma öyle kutsal bir iştir ki avukat dahi müvekkilini savunurken kullandığı cümlelerden, yaptığı savunmadan sorumlu tutulamaz, suç teşkil etmez. Bırakın, siz bilmem kaç bin yılla yargıladığınız kişinin kendini savunmak için kurduğu cümlelerden suç buluyorsunuz. Siz 1,5 yıldır 20 televizyon kanalıyla bütün gazetelerinizle buradaki insanlara ve ailelerine iftira atıyorsunuz. O suç değil, bu iftiralara karşı kendini savunmak bu suç? Savunma hakkı kutsaldır. Kutsala uzatılan elleri millet sandıkta kıracaktır.

Dava milletin gönlünde destek görüyor. Dünyanın en ucube işini yapıyorlar. Bir davayı Çağlayan Adliyesi’nde gösterecek cesaretleri yok. TRT’den yayınlayacak cesaretleri yok. Silivri’de demir parmaklıkların arkasına duruşma salonu kurmuşlar. Dünya kadar bariyerin içine duruşma salonunu koymuşlar. Burada mümkün olduğu kadar az kişinin izlemesini istiyorlar. Çok gönülden buraya her gün gelen, her gün bu duruşmayı izleyen, 9 Mart’tan beri bir gün aksatmayan insanlar var. Onları her gördüğümde onlara duyduğum minnettarlığım artıyor. Siyasi partiler de içeride destek veriyorlar. Daha çok verecekler. Liderlerin ziyaretlerinden bahsediliyor. Elbette hepsine müteşekkiriz ama daha fazlasını bekleriz elbette.”

Murat Ağırel'den mesaj: "Adaletin tüm nimetlerinden sınırsız yararlanıyorum"

Gözaltına alınan Murat Ağırel bir mesaj gönderdi. Ağırel mesajında şöyle dedi:

"Yaptığım haber nedeniyle gözaltına alınmaya alıştım ancak yapmadığım haber nedeniyle gözaltına alınmak ilk defa nasip oldu. Hamdolsun! Adaletin tüm nimetlerinden sınırsız yararlanıyorum."

Dilek İmamoğlu: “Ekrem Bey savunma yapmıyor, bir manifesto yayımlıyor”

Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına devam edeceği İBB Davası'na gelişinde basın mensuplarına konuşan Dilek İmamoğlu, “Biliyorsunuz Ekrem Bey savunma yapmıyor, bir manifesto yayınlıyor” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 100. günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde yapılıyor. Ekrem İmamoğlu, üçüncü günde savunmasına devam edecek.

Duruşma salonuna girmeden önce gazetecilere konuşan Dilek İmamoğlu, “Bugün Ekrem Bey’in manifestosunun 3. günündeyiz. Biliyorsunuz Ekrem Bey savunma yapmıyor, bir manifesto yayınlıyor. Dün bayağı iddianamenin gövdesini oluşturabilecek suçlamalara yönelik açıklamalarını yaptı. Bugün yine devam edecek” dedi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Medyascope'a bu linkten abone olup, ayrıcalıklardan faydalanabilirsin.

Medyascope abonelik

Murat Ağırel, Aylin Kotil ve Ömer Sarıgül gözaltına alındı

Fon soruşturması kapsamında “dezenformasyon” suçlamasıyla savcılıkta ifade veren, “imza atma” şeklindeki adli kontrol kararıyla serbest bırakılan ancak daha sonra cezası ev hapsine çevrilen gazeteci Murat Ağırel sabah saatlerinde gözaltına alındı.

Gazeteci İsmail Saymaz’ın aktardığına göre Murat Ağırel ile birlikte siyasetçi Aylin Kotil ve oğlu Ömer Sarıgül de gözaltına alındı, Emir Sarıgül hakkında da gözaltı kararı verildi.

Gazeteci Bahadır Özgür gözaltına alındı

Gazeteci Bahadır Özgür fon soruşturması kapsamında “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçlamasıyla gözaltına alındı.

Özgür’ün 163 bin takipçili X hesabı da erişime engellendi. Hesap, X tarafından henüz Türkiye’den görünmez kılınmadı.

Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ifade veren ve geceyi nezarette geçirmesi kararlaştırılan Özgür’ün bugün adliyeye sevk edilmesi bekleniyor.

Ekrem İmamoğlu savunmasının ikinci gününde ne dedi?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasından yaklaşık 19 ay sonra, İBB davasının ikinci celsesinde dört gün boyunca savunma yapacak.

Ekrem İmamoğlu savunmasının ikinci gününde “Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘tanık’ olarak dinlenmesini talep ediyorum” diye konuştu.

Ekrem İmamoğlu, savunmasına İstanbul’daki sel felaketinde hayatını kaybedenleri anarak başladı:

“Yağmur ve sel olaylarında elektriğe kapılarak hayatını kaybeden iki genç evladımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Yine sabah izlediğim kadarıyla su baskını esnasında düşüp, başını sert bir yere çarparak hayatını kaybeden genç kardeşimize de yine Allah’tan rahmet diliyorum.”

Ekrem İmamoğlu, CHP binasının satın alınmasına ilişkin atanmış CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “tanık” olarak dinlenmesini talep etti. “Ayıptır. İki kelime edecek edemiyor. Bu nasıl bir iş ya?” diyen İmamoğlu, il binasının satın alınmasıyla ilgili para toplama ve ödeme sürecinin suç olarak değerlendirilmesine itiraz etti. İmamoğlu şunları söyledi:

“Bir siyasi parti binası aldı. Ne bütçe katkısı? Türkiye’nin gayrimenkul alım sektöründe olduğu gibi bir kısmı resmi ödenirdi, bir kısmı gayri resmi ödendi. Burada Mustafa Can Poyraz çıktı. Ben de diyorum ki Can Poyraz kim? Baktım meğerse bu konuyla ilgili gelmiş, sanık. O dönemde İl başkanımızın basın danışmanı. Dedi ki, bağış kampanyasını anlattı, insanlara bağış yaptırdı. Kişi başı 55 bin lira verenler olduğunu. İşte zaten verilen para toplasan işte 300 küsur kişi yapar dedi. Bunların toplandığını oraya götürüldü. Biz onun için ili temsilen oraya gittik deniyor. Hatta bununla ilgili tutanak alındı deniyor avukattan. Avukat belli vesaire. Ya buradan suç çıkarılmaya çalışılıyor. Benim gözümün önünde, o dönemin genel başkanına, Kemal Kılıçdaroğlu’na bu olayın buranın nasıl alınacağı anlatıldı. İl başkanı anlattı. O da biliyor her şeyi. Her şeye laf yetiştiriyor. Bu konuda çıt yok. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu madde ile ilgili buraya tanık olarak çağrılmasını talep ediyorum. Ayıptır. Ayıptır ya. Sanki o il binası gökten zembille indi. Talep ediyorum. Tanık olarak dinletilmesini talep ediyorum. Ayıptır. İki kelime edecek edemiyor. Bu nasıl bir iş ya?”

“Parayla her şeyi yaparım zannediyorsun”

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerel seçim öncesi para yolladığı belediyeleri kaybettiğini ileri süren Ekrem İmamoğlu, “Siyasetten uzaklaştın, milleti unuttun, parayla her şeyi yaparım zannediyorsun. O siyaset bu millette sökmez. Millet sandıkta karar verecek” dedi.

İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Yalvardılar. Birçok ilçe belediyesi. 6 sene boyunca. Dedim arkadaş bu doğru değil. Biz ilçelere hizmet edelim ama bu doğru bir yöntem değil yani. Ama bunu bu hükûmet, bu zihniyet yaptı, işte en somut örneği. Neymiş? Ekrem İmamoğlu iştirakleriyle fotokopi çekmiş falan filan. Ya Cumhurbaşkanlığının kasasından belediyelerine 45’er milyon lira para yolluyor. Niye? ‘Ula seçimi kaybediyorsunuz, bari biraz para yollayalım belki parayla kazanırsınız.’ Ekrem İmamoğlu’na karşı ne kadar fon biriktirirsen biriktir kazanamayacaksın, kazanamadın. üç tane Beylikdüzü’nde kaybettin, üç tane de İstanbul’da kaybettin. Bundan sonra da kaybetmeye mahkûmsun. Çünkü siyaset yapmayı unuttun. Milletten uzaklaştın. Parayla her şeyi yaparım zannediyorsun. ‘Korkutarak makamları alırım, belediye başkanlarını partime geçirtirim ya da boyun eğdirtirim ya da el öptürürüm, el öptürürüm’ zannediyorsun ama o siyaset bu millete sökmez, sökmeyecek.”

İBB iddianamesinin sekiz ayda yazılabildiğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, “İddianame, Kasım 2005’te gözaltından tam sekiz ay sonra yazıldı. Mahkemeye sunulmadan önce gazetecilere dağıtıldı. Kabul edilmemiş bir iddianame şüpheyle bile paylaşılmaz. Bu iddianame, önce gazeteye gazetecilere verildi, yandaş gazetecilere. Bana ise üç ay sonra 22 Ocak’ta DVD’lerle ulaştırıldı. Rakamlara bakalım, 4 bin sayfa iddianame, 80 bin sayfa ek, cezaevinde haftada iki saat bilgisayar hakkı” dedi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş