Mümtaz’er Türköne yazdı: Uzun iktidar yıllarının yorgun-argın yozlaşması

Caligula veya Neron tipinde şahsiyetlerin baş rolde olduğu, yegâne zahmeti yatarak önündeki salkım tabağından bir üzüm tanesi koparmak olan, altın şarap kadehini doldurmak için sakilerin ayakta hazır beklediği, ortalık yerde rezil bir gösterinin sürdüğü Roma ihtişamına özgü sahneyi gözünüzde canlandırın.

Yoz bir yorgunluğun resmidir bu ve tamamen siyasîdir.

Aristo, insanın doğası gereği siyasî bir hayvan olduğunu söylerken, siyasetin insana özgü ama özünde hayvanî bir içgüdü olduğunu vurgulamıştır. Bu sözün devamı, 25 asırdır süren ve adına siyaset denen maceramızın dibacesidir. “İnsan erdem sahibi olunca hayvanların en iyisidir. Yasadan ve adaletten ayrılınca hayvanların en kötüsü olur. Erdemi olmayınca hayvanların en kirlisi, en vahşisi, en hırslısı, en doymak bilmezi haline gelir. Erdemin kaynağı olan adalet insanları birleştirir, neyin doğru olduğunu belirler ve siyasî düzenin temelini oluşturur.”

Kısaca adalet buharlaşıp yok olunca ortada düzen diye bir şey kalmaz, güçlünün zayıfı ezdiği orman kanunları her yere egemen olur. Bu sefer güvensizlik, korku ve gelecek endişeleri ağaç kurdu gibi iktidar sahiplerinin oturduğu koltukları içten içe kemirip çürütmeye başlar. Yok ettiği adalet, iktidarın da sonunu getirir.

uzun iktidar

Uzun süren iktidarlar

Giovanni Sartori, Seymour Martin Lipset, Robert Michels gibi siyaset biliminin uzmanları, uzun süren iktidarların kaçınılmaz yozlaşmasını son derece basit mekanizmalara bağlayarak açıklarlar.

Siyasî düzenin istikrarı halkın iktidara ve sisteme duyduğu güvene ve inanca, yani meşruiyete dayanır. Meşruiyet, iktidarların etkili bir şekilde yönetme ve sorun çözme becerisinden güç alır. Zayıf muhalefet, iktidardaki tekelleşmeyi ve temerküzü kuvvetlendirir. Uzun süre iktidarda kalmak alışkanlığa, alışkanlık ise hantallığa yol açar. Yönetim etkinliğini kaybeder. Zamanla bürokratik bir oligarşi asıl yönetme gücünü kendiliğinden ele geçirir. Yargı ve denetim kurumları uzun süren iktidarlar boyunca etkisini ve asli işlevlerini kaybeder ve iktidara eklemlenerek onun bir parçası haline gelir.

Liyakatin yerini sadakat alır. Kayırmacılık (nepotizm) doğası gereği liyakati ve ehliyeti ortadan kaldırır. Sırtını güç sahibine dayayarak makam sahibi olan ve yükselen bir kamu görevlisi, peşinen daha ehliyetli olanların önüne geçer. Mesele burada bitmez. Sırtı sağlam olduğu için işini layıkıyla yapmaz. Keyfilik, hantallık ve tembellik etkin yönetimi, kayırmacılığın doğrudan eseri olarak zayıflatır. Bu yüzden kayırmacılık, döner dolaşır mutlaka sahibini vurur, iktidarını çürütür, hatta kokutur.

Ahbap-çavuş kapitalizmi (crony capitalism) ekonomiye egemen olur. Bir müteşebbisin başarısını peşinen güç sahibi politikacılara yakınlığın belirlediği bu sistem, serbest rekabet düzenini ve ekonomik rasyonaliteyi ortadan kaldırır. Kamu kaynakları ve gücü yandaşlar için seferber edildiğinden üretkenlik-verimlilik azalır. Bürokrasideki hantallaşmanın benzeri ekonomiye kanser hücreleri gibi yayılır ve sistemi çürütür, uluslararası rekabette ülke sınıfta kalmaya başlar.

Vergiler, ihaleler, imtiyazlar, şehir rantları aracılığıyla verimsiz ve yoz bir ekonomik evren yaratılır.

Ve sonunda deniz biter.

Büyüyen güven uçurumu ve değişim talebi

2500 yıldır devam eden bu evrensel hikâye, bizde olduğu gibi yorgun ve yozlaşmış iktidarın doğrudan-aracısız para kaynaklarını yağmalaması ile genel kural olarak sona erer. Para devletin gerçek iktidar sembolüdür. Parayı var eden, devlete olan güvendir. Kağıt parçasını değerli bir mübadele aracına dönüştüren devletin imzasıdır. Bankalar ve finans sistemi devletin kurallarına göre işlediği için itibar ve güven kazanırlar.

Finans krizi, iktidarların devlete olan güveni, yani gerçek sermayelerini tükettikleri anlamına gelir.

Durumu kişilerde değil, siyasetin doğasında aramak gerekir. Şansın, talihin, konjonktürün halkın heybesinde biriktirdiklerinin ve çok başarılı algı yönetimlerinin eseri olan uzun iktidarların bu doğaya uygun kuralları bu şekilde işler. Bakacağınız yegâne ölçü adalet. Adalet varsa, iktidar erdemlidir; yoksa kirlidir, yozlaşmıştır. Adaletsizliğe iktidarlar zulüm etmekten keyif aldığı için değil bu yozlaşmayı örtmek, dayanağı kalmayan iktidarın ömrünü uzatmak için başvururlar.

Evrensel tecrübe bize, uzun iktidar yıllarının yoz yorgunluğunun yol açtığı derin krizlerden sonra neler olabileceğini de gösteriyor. Siyasetin yarısı talih, yarısı da çabadır. İktidar siyaseti bu hengamede adaletsizliği derinleştirerek artık hak etmediği iktidar gücünü şiddet araçları ve entrikalarla sürdürmeye çalışır. Meşruiyet kaybı artar. Ayakları ağaç kurtları tarafından yenmiş koltukları devrilince yapacak bir şeyleri kalmaz. Bu evrede sandıktan vekalet almış siyasetçileri değil, bürokraside kendi düzenlerini kuran profesyonellerin hal ve gidişatını takip etmek gerekir. Unutmayın: Borsa soygunu, bürokrasi aracılığıyla işletilen siyasî gücün eseriydi. Sistemli, örgütlü ve planlı bir iş kolu olarak işletildi.

Bu aşamada olan bitenin toplumdaki karşılığına bakmalıyız.

Algı operasyonlarına dayalı iktidar teknikleri artık tersine işliyor. Algı yönetimi ile Borsa Soygunun önemsiz ve lokal bir olay olduğu söylendiğinde, bunun geniş kapsamlı ve iktidar katında örgütlü bir soygun olduğu ve üstünü örtmek için hafife alındığı kanaati yerleşiyor. Muhalefetin belediyeler üzerinden yolsuzluk yaptığı algısı ise tam tersine, toplum tarafından satın alınmıyor.

Bu tablo aşındığı, çürüdüğü için doldurulamayan güven uçurumunun eseri.

Gözden kaçan çok önemli bir ayrıntı. Toplum, olup bitenler karşısında bölünmüş değil. Borsa soygunu, AK Parti seçmeni, hatta temsil kabiliyeti ve cesareti olan AK Partili politikacılar tarafından bile iktidara fatura ediliyor. İktidar meşruiyetini kendi tabanında ve parti örgütünde de kaybediyor.

Yine gözden kaçan en önemli göstergelerden biri: İktidarın cephane olarak kullandığı dini değerler, Türkiye’de bölünme ekseni olmaktan çıktı. İnsanların ruh dünyasında kökleşen dinî duygular hakkında bir hükme varamayız; ancak din ile siyaset arasında kurulan karşılıklı belirleyici ilişki anlamını ve önemini tamamen kaybetti. Dinin aşkın hakikatlerine dair inançlar olmasa bile toplum ve siyaset alanında geleneksel olarak var olan gerçekliği neredeyse tamamen kayboldu. Din toplumsal ve siyasal olarak bölünme veya birleşme ekseni olma özelliğini kaybetti. Borsa soygunu üzerinden iktidardaki yozlaşmaya itiraz eden örgütlü dinin tepkileri, bu kirli fotoğraf içinde yer almama endişesini yansıtıyor. Dindarlığın siyasî içeriği ve karşılığı ortadan kayboldu.

Dikkat ederseniz iktidar 25 yıl boyunca yaptığı şekilde bir karşıtlık-kutuplaşma yaratmayı beceremiyor.

Bir başarı hikâyesi yazmaya girişmenin, taze bir kanla, yepyeni bir inançla yola çıkmanın ve toplumdan canlı karşılıklar bulmanın imkân ve ihtimali bulunmuyor. İktidarın algı yaratma yeteneği tersine işliyor, kendisini yıpratıyor.

Cevabını aramamız gereken soru şu: İktidar bu umutsuz durumun ne kadar farkına?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş