İSTANBUL (Medyascope) – Teknik direktör Yılmaz Vural, Türk futbolunun oyun anlayışını, kulüplerin mali çıkmazını ve millî takımda teknik direktör tercihini Medyascope’a anlattı. Salah’ın Trabzonspor’a etkisini ve Beşiktaş’ın yeni teknik direktörü Vincenzo Italiano’yu da değerlendiren Vural, eğitim ve kurumsal yapı eksikliğini eleştirerek “Türkiye’de yapı yok, yapısızlık yapı olmuş” dedi.
Liglerin başlaması ve Türk takımlarının Avrupa serüveni vesilesiyle teknik direktör Yılmaz Vural’la Türk futbolunun gündemini konuştuk. Kulüplerin sahadaki oyununu, mali sorunlarını ve millî takımda teknik direktör tercihini değerlendiren Vural’a, futbolun eğitim ve yönetim boyutunu da sorduk. Yılmaz Vural, yıllara yayılan tecrübesinden hareketle mevcut yapının aksayan yönlerini ve çözüm bekleyen temel sorunları anlattı. Vural, İngiltere’de izlediği maçlardan örnekler vererek Türkiye ile Avrupa futbolu arasındaki farkları anlattı. Kulüplerin ekonomik durumunu ve yerli antrenörlerin yetiştirilmesinde federasyonun sorumluluğunu değerlendirdi.
Türk futbolunun içinde bulunduğu finansal çıkmaz ve kulüplerin mali krizine dikkat çeken Yılmaz Vural, tablonun vahametini şu sözlerle vurguladı:
“Bu mali koşullar dibi buldu. Benimle anlaşmak isteyen takımlarla ‘Hocam, bizim paramız yok’ lafıyla başlıyoruz. 139 profesyonel takımın kasasını açın, birkaçı hariç çoğunun kasası tamtakır.”
İngiltere Premier Lig ile Süper Lig arasındaki fiziksel seviye ve savunma disiplini farkına dikkat çeken Yılmaz Vural, Türk futbolcuların ikili mücadelelerde ve temaslı oyunda geride kaldığını vurguladı:
“Vücut vücuda, kora kor bir oyun var. Biz savunma konusunda çok geride kalıyoruz, vücudumuzu kullanıp savunma yapmayı bilmiyoruz. Dolayısıyla bizde oyuncu çok çabuk oyundan düşüyor. Orada öyle bir direniyorlar ki adeta bir betona çarpar gibi oluyorsunuz. Topu aldığınızda etrafınızda hemen bir iki kişi bitiyor, topu kullanacak zaman bulamıyorsunuz. Orada üst seviyede bir fiziksel aktivite var.”
“Bizde bir sonuç kültürü, skor kültürü gelişmiş”
Süper Lig’de sezon başladı. Sezonun gidişatını ve dört büyük takımın sahada oynadığı oyunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Futbol sonuç oyunu. Türkiye’de sonucu alamıyorsanız bir uzman olarak ne bilip bilmediğiniz ölçecek kimse yok. Bizde bir sonuç kültürü, skor kültürü gelişmiş spor kültürü gelişmemiştir maalesef. İdareciler ne amaçla kulüp yönetiyorlar? Sportif amaçla mı, başka amaçlarla mı? Görülüyor ki Türkiye’de bu iş sportif amaçla yapılmıyor.
“Türkiye’de futbol teorisiz oynanıyor”
Yakın zamanda İngiltere’deydiniz. Sizce, İngiliz Ligi ve diğer dünya ligleri ile Türk futbolu arasında nasıl farklar var?
Futbolda iyi bir taktik uygulamanız için dört faktör var. Bunlardan bir tanesi teknik. Türkiye’de oyun tekniği gelişmiş takım hemen hemen yok. Bir takıma önde baskı yapın, darmadağın oluyor. Hemen topa vurmayı düşünüyor. Avrupa’da topa vurmuyorlar; o baskıdan birlikte çıkış yapabiliyorlar. Bu da çalışmayla olabilecek bir şey. Oyuncunun bireysel tekniğinden çok takım tekniği, oyun tekniği önemli. Zor oyun koşullarında baskıdan çıkabilme becerisi olması lazım. Bu, Türkiye’deki takımların hiçbirinde yok.
İkincisi kondisyon: Sürat, çabukluk, kuvvet, devamlılık… Bu faktörlerin üst seviyede geliştirilmesi lazım. Maalesef Türkiye böyle bir antrenman bilgisine sahip değil. Bu bilgiyi nereden alacaksınız? Üniversiteden. Bizde böyle bir üniversite yok. Futbola özel antrenmanın nasıl yapılacağını anlatan, araştıran böyle bir şey yok. Derme çatma, sağdan soldan topladığımız bilgilerle bu işi yapıyoruz.
Fenerbahçe maçını İngiltere’de izledim. Ondan sonra Newcastle United-Aston Villa maçına gittim. Orada hakemlerin verdiği birçok karar Türkiye’de verilse kıyamet kopar. Sert oyuna müsaade ediyorlar. Vücut vücuda, korakor bir oyun var. Bizde savunma konusunda çok geride kalıyoruz. Vücudumuzu kullanıp savunma yapmayı bilmiyoruz. Dolayısıyla bizde oyuncu çok çabuk oyundan düşüyor. Orada çok direniyorlar bir betona çarpar gibi oluyorsunuz. Topu aldığınızda etrafınızda hemen bir iki kişi oluyor. Topu kullanacak zaman bulamıyorsunuz. Orada üst seviyede fiziksel bir aktivite var. Türkiye’de böyle değil mesela. Bireysel anlamda çok önemli oyuncuları mı var? Hayır. Ama takım gibi oynanınca bomba gibi bir şey çıkıyor ortaya.
Üçüncü olarak oyun bilgisi. Türkiye’de futbol teorisiz oynanıyor. Teori olmadan pratik olur mu? Çünkü ülkede eğitimle spor birlikte yürümüyor. Ben Avrupa’dayım. Oğlum bir spor okuluna gidiyor. Turnuva olduğunda antrenmanları için müsaade ediyorlar. Geri kaldığı derslerde hoca eve bile gelip eksiklerini tamamlıyor.
Böyle bir eğitimden entelektüel insanlar çıkarıyorsunuz ve futbol çok zekâ isteyen bir oyun. Maalesef bizim oyuncumuz okul hayatına devam edemiyor. Ona eğitim için zaman tanımıyoruz, otomatik olarak seçim yapmak zorunda bırakıyoruz: Okul mu, futbol mu? Oyun bilgisi demek, oturup size videoda görüntülerle bir şeyler anlatılması demek.
Örneğin bir takım kontra atak yapacak. Kontra atakta toplu takımın yapacağı işler nelerdir? Savunan takım kontra atağa karşı nasıl önlem almalıdır? Kapalı savunmaya karşı oynuyorsanız o savunma nasıl çözülür? Bunların pratiği tamam, ama teorisiz yapıyoruz. Dolayısıyla iş oyuncuya, onun becerisine biniyor. İyi oynayamazsa kaybediyorsunuz.
Dördüncü olarak oyun psikolojisi. Biz takımları maçlara mental olarak iyi hazırlayamıyoruz. Kazanma arzusu, direnç… Bunlar çok önemli şeyler. Türkiye bu dört şeyi iyi uygulamıyor. Bunlardan birini iyi uygulamadığınızda elinizde istediğiniz kadar iyi, yetenekli oyuncu olsun. Yetenek futbolda her şey anlamına gelmiyor. Bir de bu dert var. Bunları yapmazsak maalesef hep üzülürüz. Türkiye’mizin 300 milyon eurodan fazla harcamış iki takımı 10 gol yedi. Birisi dört, birisi altı tane. Olur mu böyle bir şey?
“Bu mali koşullar dibi buldu”
Türk futbolunun finansal durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu mali koşullar dibi buldu. Benimle anlaşmak isteyen takımlarla “Hocam, bizim paramız yok” lafıyla başlıyoruz. 139 profesyonel takımın kasasını açın, birkaçı hariç çoğunun kasaları tamtakır.
Büyük takımlara bakın Fenerbahçe geçen gün açıkladı. 24 milyar mı, 27 milyar mı borcu var. Hiç kimse bunlara “Nereye harcadın?” diye sormuyor. Dolayısıyla Türk futbolu şu anda maddi manevi, hele son olaylardan sonra iflas etmiştir, takımların hepsi şirket olsa kapanmak zorundalar.
TFF bu konuda biraz hoşgörülü davranıyor. Çünkü futbol faaliyetinin devamını arzu ediyor. Halkın tek eğlencesi bu. Futbola bir spor diye bakmayalım. Futbol çok önemli bir sosyal olaydır. Bu sosyal olayın olmaması, ülke idaresini bile güç duruma düşürür. İnsanların enerjisini boşaltacağı bir alandır. Onun için her şeye rağmen devam ettirmekte ısrar ediyoruz. Ama Türk futbolu aslında laftan ibaret. İcraatı yok. Dünya Kupası’nda ilk elenen iki takımdan bir tanesiyiz.
Sergen Yalçın’ın milli takımın başına gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim bir kere burada Türk antrenör olması mecburiyeti var. Milli takımın başında, yerli teknik direktörler olmalı. Millî takımlarda yabancı oyuncu oynuyor mu? Çünkü bu iş yalnız taktikle, teknikle olmuyor. İnsanla yarışıyorsunuz. Şimdi siz bir yabancı olarak, bizim gibi duygusal bir toplumda bunların iç dünyasını nasıl hareketlendireceksiniz?FIFA’nın bunu yasaklaması, şunu söylemesi lazım: “Kardeşim, ben ülkenizde futbolun ne seviyede olduğunu görmek istiyorum. Oyuncunuzun, antrenörünüzün, yöneticinizin…” Bu yarışta sahada yalnız futbolcu yarışmıyor. Antrenörünüz, aldığınız yabancı antrenör kadar değilse onu o seviyeye getirecek bir eğitim tarzı getirin. Futbol böyle gelişir. Ülkemizde 10+4 kuralı geldi. Neden? Yeterli Türk oyuncu yok. Neden yok? Kulüpler vakit kaybetmek istemiyor. Yöneticiler kısa vadede başarılı olmak istiyorlar. Dolayısıyla yabancıdan destek alıyorlar.
Mohamed Salah sizce ligimizi nasıl etkiledi, Trabzonspor’un yeni hocası ile nasıl bir etkileşimleri var?
Thomas Reis’in genelde topu rakibe bırakan bir anlayışı vardır. Oradan kontrada oynamaya çalışır. Oynadığı takımlar bunu gayet iyi analiz etmek zorundalar.
Salah, Trabzonspor’a olağanüstü bir ivme kazandırdı. Takıma bir kişilik verdi. Böyle bir oyuncunun bir kulüpte olması, yanındaki oyunculara da profesyonel ahlak ve çalışma heyecanı getiriyor. İnsan etten kemikten yapılmış bir varlık. Eğer onu iyi ikna edemezseniz, iç dünyası hareketlenmezse et yığınından başka bir şey olmaz. Şimdi Trabzonspor’un Salah’la birlikte iç dünyası hareketlendi. Bir özgüven gelmeye başladı. Dolayısıyla takım gibi oynamaya çalışıyorlar. Takımlar, Trabzonspor’u şampiyonluk yarışında yok diye düşünürse yanılırlar.
“Oyuncuyla kazanıyor, oyunla kazanmıyor”
Beşiktaş’a yeni bir teknik direktör, Vincenzo Italiano geldi. Sizce doğru bir isim mi? Oynattığı futbola ve Beşiktaş üzerindeki etkisine nasıl bakıyorsunuz?
Ben genelde antrenör kritiği yapmam. Görünen o ki Beşiktaş’ın antrenörü takıma disiplin ve kazanma arzusu getirdi. Bir farklılık getirdi. Ama Beşiktaş şampiyonluğa aday bir takımsa kasım ayı gelmeden üç kere kaybetmemeli mesela. Futbolda çok iyi oynamanın, çok iyi bir takım olmanın ötesinde iyi sonuçlar da almalısınız diye bir gerçek var.
Söylediklerinizden anladığım kadarıyla Süper Lig’de taktiksel anlayıştan ziyade bireysel yetenekler önplanda…
Hemen hemen öyle. Onun için transfer deyince çok heyecanlanılıyor: “Çok iyi oyuncu aldık”, “Bu alınır mı?” Futbolda çok iyi olmayan oyuncularla da takım gibi oynarsanız sonuç alabilirsiniz.
Yılmaz Vural kimdir?
Yılmaz Vural, 1953’te Sakarya-Adapazarı’nda doğdu. Futbolculuk döneminde Sivasspor, Tekirdağspor ve Hacettepespor gibi takımlarda forma giydi. Ankara 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisi’nden mezun olduktan sonra Almanya’da antrenörlük eğitimi aldı ve Köln Spor Akademisi’ni bitirdi. Türkiye’deki teknik direktörlük kariyerine 1986’da Malatyaspor’da başlayan Vural; Trabzonspor, Bursaspor, Antalyaspor, Gençlerbirliği ve Kasımpaşa’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kulübü çalıştırdı. UEFA Pro Lisansı sahibi Vural, Türk futbolunun deneyimli teknik direktörleri arasında yer alıyor.





