İSTANBUL (Medyascope) – Teknik direktör Yılmaz Vural, Türkiye futbolunun temel sorunlarını Medyascope’a anlattı. Vural’a göre Türkiye’de futbol bilimsel antrenman bilgisiyle, eğitimle ve sağlıklı bir yönetim kültürüyle buluşamadığı için genç nüfus potansiyeli değerlendirilemiyor. “Türkiye’de skor kültürü var, spor kültürü yok” diyen Vural, yabancı oyuncu kuralından Anadolu kulüplerinin ekonomik çıkmazına, futboldaki patronaj ilişkilerinden yabancı teknik direktör tartışmasına kadar birçok başlıkta çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Yılmaz Vural, Türkiye futbolunun sorunlarını anlatarak, bilgiye dayalı bir futbol düzeninin eksik olduğunu vurguladı.
- Türkiye’de spor kültürü olmadığını, bunun sonucu olarak genç oyuncuların gelişemediğini belirtti.
- Anadolu takımlarında ekonomik ve yönetimsel sorunların baş gösterdiğini, bu durumun takımların kapatılmasına yol açtığını söyledi.
- Yabancı oyuncu kuralını eleştirerek, Türk gençlerine yeterli fırsat verilmediğini ifade etti.
- Vural, Türkiye’deki teknik direktörlerin genellikle popülariteye göre değerlendirildiğini dile getirdi.
İlgili haberler
Bilmeniz gerekenler
Türkiye futbolunun en tecrübeli teknik direktörlerinden Yılmaz Vural, Medyascope’tan Emir Berke Yaşar’ın sorularını yanıtladı. 1980’lerden bu yana teknik direktörlük yapan ve kariyerinde 31 farklı takım çalıştıran Vural, Türkiye’de futbolun yalnızca saha içiyle açıklanamayacağını söyledi. Vural, futbolun teknik, fiziksel, psikolojik ve eğitimsel yönlerinin bilimsel biçimde ele alınması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin en büyük eksikliklerinden birinin “bilgiyle yönetilen bir futbol düzeni” kuramaması olduğunu vurguladı.
Futbolda başarıyı yalnızca saha içindeki mücadeleyle değil; “oyun tekniği, kondisyon, oyun bilgisi ve oyun psikolojisi” gibi bilimsel ve kurumsal temellerle açıklayan Yılmaz Vural, “Futbol Uganda’da da Almanya’da da Türkiye’de de aynı kurallarla oynanan bir oyun. Bu oyunu uygulamak için önemli bir oyun tekniğine ihtiyaç var’’ dedi.
Türkiye’nin futbolda en büyük eksiklerinden birinin bilgiyi kurumsallaştıramamak olduğunu vurgulayan Vural, “Türkiye’de maalesef sporu kalbimizle, duygumuzla yapıyoruz ama bunun bilgisini alarak yapmıyoruz. Okulla spor birbirine entegre olamadığı için sporcularımızın çoğu eğitim alamıyor” ifadelerini kullandı.
Vural, modern futbolda başarının yalnızca yetenekle ya da tesadüflerle açıklanamayacağını belirterek, “Sporcu psikolojisi normal insan psikolojisinden çok farklıdır. Sporcunun arzulama yeteneği, iştahı ve psikolojik dayanıklılığı çok önemlidir. Bu faktörler olmadan ideal anlamda yarışamazsınız. Sadece oyunsal boyutla, tesadüflerle bir şey becerirsiniz ya da beceremezsiniz” diye konuştu.
Yılmaz Vural, Türkiye’nin futbola dair elindeki potansiyeli kullanmadığını ifade etti:
‘’Türkiye’nin elinde çok büyük bir dinamizm var. Nüfus yoğunluğu anlamında dünyada 18-19. sıralardayız; 86 milyonluk bir ülkeyiz. 7-17 yaş arasında okula giden yaklaşık 21 milyon çocuk var. Avrupa’da bu yok; Avrupa çok yaşlandı. Türkiye de yaşlanıyor ama hâlâ elinde değerlendirebileceği çok büyük bir gençlik potansiyeli var. Bu potansiyeli değerlendirmek için o gençleri eğitecek insan, çalıştıracak tesis, ekonomi ve yönetim gerekiyor. Türkiye bu konuda çok eksik, çok geride. Türkiye’nin bunu yapacak parası da var, zamanı da var, dinamizmi de var. Ama sporu yöneten arkadaşlarımızın bu konuda vizyonu yok. Neyin eksik olduğunun farkında değiller; ya da farkındalar ama yapmıyorlar’’
“Türkiye’de spor kültürü yok”
Türkiye’de teknik direktörler sizce doğru kriterlerle mi değerlendiriliyor? Bir antrenörün bilgisi, eğitimi ve sahadaki emeği yeterince anlaşılabiliyor mu?
Türkiye’de bir kere kimse kimin ne bilip bilmediğini denetleyecek konumda değil. Bunları denetlemek zorunda olanların da bu konudaki yetersizliklerinden kaynaklanan bir sorun var. Türkiye’de bu iş daha çok popülariteyle yapılıyor. Türkiye’de bir skor kültürü var, spor kültürü yok. İki iyi sonuç aldıysanız en iyi yerlere tavsiye ediliyorsunuz. Ama orada da aynısını devam ettirebilir misiniz, bu büyük bir soru işareti. Benim ne bilip bilmediğimi, eğitimin öneminin ne olduğunu çoğu zaman bilmiyorlar. Siz bulunduğunuz yerde size sunulan imkanlarla bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Ama şapkadan her zaman tavşan çıkaramazsınız. Antrenörler tanındığı kadar, medyada yer aldığı kadar, popülaritesi olduğu kadar değerlendirmeye çalışılıyor. Bu yüzden kendini eğitmiş insanların da zaman zaman bu işin dışında kaldığını görüyoruz. Türkiye’de insanlar eğitilerek değil, deneyerek öğrenmeye çalışıyorlar. Çok zaman kaybediyorlar. Ülke sporunu yönetenlerin, o işin içinden gelmiş insanlarla daha doğru işler yapması lazım. Çünkü yaşanmışlık, deneme, sonuç görme ve yeniden deneme bu işte çok önemlidir.
Türkiye’de antrenörlükte bilgiyle bir yere gelmek zor mu?
Bu çok agresif bir pazar. Bir dönem siyaset, bir dönem iş insanları, bir dönem başka güç ilişkileri öne çıkıyor. Kimse burada hak ettiği bilgiyle kolay kolay bir yere gelemiyor. Bilgiyle bir yere gelmiş ender insanlardan bir tanesiyim. Benim arkamda şu var, bu var gibi bir durum yok. Öyle birini de aramıyorum zaten. Telefonumuz çalıyor; konuşuyoruz, anlaşırsak çalışıyoruz. Bugün Türkiye’de antrenör olmak istiyorsanız dönem dönem konjonktürde güç değişiyor. Kimi siyaset sayesinde güçlü oluyor, kimi iş adamı olarak, kimi başka bir şekilde. O dönemlerde bir bağlantınız varsa “Bu bizim çocuk” deniyor. Türkiye’de durum büyük ölçüde bu.
Basın, teknik direktörlerin üzerinde nasıl bir baskı kuruyor? Bu baskıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir teknik direktör baskıya karşı durmayı bilmiyorsa başka bir meslek edinmeli. Herkes sizi baskı altına almak isteyebilir; iyi niyetle de olabilir, kötü niyetle de olabilir. Sizin buna vereceğiniz cevap, kendinize özgü davranmaktır. Bunu yapamıyorsanız önemli bir teknik direktör olmanız mümkün değil. Maalesef Türkiye’de yöneticilerimiz de, futbolun içindeki birçok kurum da sosyal medyanın veya medyanın kendilerinden ne istediğine göre çok etkileniyor. Ben böyle yapmadım. “Bak işine; niye gazete okuyorsun, niye televizyona bakıyorsun?” diye düşünürüm. Sen kendi yaptığının doğru olduğunu bilerek davranıyorsun. Doğru değilse zaten niye yapıyorsun? Ben böyle davrandım ve sonuç olarak Türkiye’de üç beş hoca sayılıyorsa adımız geçiyor.
“Türkiye’de herkes 10’a 10 oynadığını sanıyor ama aslında 1’e 1 oynuyor”

Türkiye’de futbolun taktiksel durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tarih içinde sistemler evrildi; bugün 4-4-2, 4-2-3-1, üçlü savunma, farklı oyun düzenleri tartışılıyor. Ama Türkiye’de yapılanlar, Avrupa’da ne varsa onu taklit etmekten öteye çok fazla gidemiyor. Çünkü antrenör deneyimi çok önemli, yaşanmışlık çok önemli. Uyguluyorsunuz, bakıyorsunuz, böyle olsa daha iyi olur diyorsunuz.
Futbol sahası uluslararası ölçülerde 105’e 68 metredir. Bu 7 bin 140 metrekare yapar. Bunun bir matematiği olması lazım. Sahadaki alanı doğru paylaşmanız, daraltmanız gerekir ki futbolun prensiplerini uygulayabilesiniz. Kademe anlayışı, yakınlık, müdahale; bunlar hep alanı doğru kullanmakla ilgilidir.
Türkiye’de herkes 10’a 10 oynadığını sanıyor ama aslında 1’e 1 oynuyor. Oyuncular birbirlerinden çok uzak. Dolayısıyla kademe anlayışıyla oynanmıyor. Çok basit savunma hataları yapılıyor ve göze hoş gelen bir oyun tarzı çıkmıyor. Türkiye bu konuda çok geride. Bizim ülkemizde her şey taklit. Birbirlerinin yaptıklarını uygulamaya çalışıyorlar ama kendine özel bir şey çıkmıyor.
Ben Yılmaz Vural olarak Trabzonspor, Bursaspor gibi büyük camialarda da çalıştım; onun dışında çalıştığım takımların çoğu Anadolu takımlarıydı. İmkanları kısıtlı, kadroları kısıtlı, ekonomileri kısıtlı takımlardı. Bugün adımız futbol antrenörlüğünde bir yere çıktıysa, bu takımlarda elde ettiğimiz sonuçlarla oldu. Kolay değil yaptığım iş. O takımlarda çalışıp da Türkiye’de üç beş antrenör ismi konuşulduğunda akla gelen birisi olmak kolay değil.
“Anadolu takımlarında baştan aşağı problem var”
Anadolu takımlarında çalışmanın kendine has zorlukları nelerdir?
Baştan aşağı problemler var. Tesisleri doğru değil, ekonomileri doğru değil. Gelen yöneticilerin amacı genelde siyasi veya ticari oluyor. Amaçlarından uzaklaştıkları anda kulübü ortada bırakıp gidiyorlar. Öyle bir cenaze bırakıyorlar ki, arkadan gelen onun altından kalkamıyor. Bir sürü kulüp neden kapatıldı, bunu hiç tartışmıyoruz. Federasyon bu kulüpler kapanana kadar bu duruma neden müsaade etti? Bir kulüp federasyona “Hocam, bizim babamızsın; başka bir yere müracaat edemeyiz” diyor. O zaman benim kapanmama neden olacak davranışlarımı engellemen lazım. “Durun, yapamazsınız” demen lazım’.
“Almanya bizim altyapımız oldu”
Yabancı oyuncu kuralına ve Türk oyuncuların gelişimine nasıl bakıyorsunuz?
Benim içimi acıtan konu şu: Bu sezon 10+4 yabancı ile oynama müsaadesi verildi. Yani sahaya çıkan 11 kişinin 10 tanesi yabancı olabiliyor, dört yabancı oyuncu da yedekte olabiliyor. Zaten sahaya 11 kişi çıkıyor; geriye çok az Türk oyuncu kalıyor. Biz bu sporu Türk gençleri oynasın diye yapıyoruz.
Ben büyük takımlarımızın bizi dışarıda temsil etmesini bu haliyle çok anlamlı bulmuyorum; Çünkü aralarında Türk genci çok az. Her ülke önce kendi evladına bu şansı verir. Yetmediği yerde, ne kadar yetmiyorsa o kadar yabancıya başvurur. Bizde ise neredeyse herkes en baştan 10 yabancı alıyor. Düşen de alıyor, düşmeyen de alıyor.
Bir Arda Güler bir daha gelmiyor. Kenan Yıldız diyorsunuz, o dışarıdan gelmiş. Hakan Çalhanoğlu dışarıdan yetişmiş, Can Uzun, hakeza öyle, Ferdi öyle, Orkun öyle. Milli takımımıza baktığınızda, çocukların önemli bir kısmı Almanya’nın ya da başka ülkelerin altyapısından geliyor. Almanya bizim altyapımız oldu. Kendimiz yetiştiremiyoruz. Orada sistem var, eğitim var, tesis var, antrenman bilgisi var. Bizde ise bu zincirin halkaları eksik. Sonra da “Niye oyuncu yetişmiyor?” diye soruyoruz. Oyuncu kendiliğinden yetişmez; onu yetiştirecek düzeni kurmanız gerekir.
Almanya futbol eğitiminde dünyanın en önemli ülkelerinden biri. Dere kenarına, ormanın tepesine gittiğinizde bile futbol sahaları görürsünüz. Bizde boş alan bulduğumuzda ev yapıyoruz. Eskiden mahalle maçları vardı, artık o da kalmadı. İstanbul’da 39’a yakın ilçe var; her ilçede gençlerin spor yapabileceği en az bir futbol sahası olması lazım. Maalesef yok. Nerede yetiştireceğiz bu çocukları? Türkiye her şeye sahip olduğu halde hiçbir şeyi olmayan bir durumda görünüyor.

“Türkiye’de başarılı olan dünyanın her yerinde başarılı olur”
Türkiye’de Zico’dan beri yabancı bir hocanın şampiyonluğunu göremedik. Çok popüler yabancı teknik direktörler gelmesine rağmen neden başarılı olamıyorlar?
Galatasaray 14 sene şampiyon olamamıştı. Almanya’dan Jupp Derwall geldi, Galatasaray şampiyon oldu. Derwall Almanya’ya dönerken havalimanında ona “Türkiye’de ne öğrendin?” diye sordum. Bana, “Yılmazcığım, Türkiye’de başarılı olan dünyanın her yerinde başarılı olur” dedi. Açmasını istedim. “Avrupa’da biz insana şöyle bakarız: Bizde önce iş gelir, sonra insan. Türkiye’de önce insan geliyor, sonra iş” dedi. Türkiye’de otoriteye bakış da farklı. Bizde insanların sizi sevmesi, size sempati duyması lazım ki doğru yönetebilesiniz. Avrupa’da ise insanlar otoriteye, yaşına başına bakmadan, kayıtsız şartsız saygı duyar. İş ilerledikçe yaptıklarınız size daha fazla saygı duyulmasını sağlar. Slaven Bilic’in de söylediği bir söz vardı: “Türkiye’de bilgililer yetkisiz, yetkililer bilgisiz.” Bu, Türkiye için çok önemli bir yorum’’
Milli takımın başında yabancı teknik direktör olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de 700 küsur UEFA lisanslı antrenör var. Bu kadar UEFA lisanslı antrenörün olduğu bir ülkede milli takımın başında bir İtalyan arkadaşımız var. Burada onu eleştirmiyorum. Getirilir, gelir; çok da başarılı gidiyor. Allah yolunu açık etsin. İnşallah milli takımımız 24 sene sonra Amerika’da bir şeyler yapabilecek kapasiteye sahip olur.
Ama federasyon olarak siz bu İtalyan hocayı getirirken kendi yetiştirdiğiniz 700 antrenöre saygısızlık yaptığınızın farkında değilsiniz. Şunu demiş oluyorsunuz: “Sizler yeterli değilsiniz.” O zaman size yeterli eğitimi verecek kurum ne olacak? Kendini hiç tartışmıyor. “Benim yetiştirdiğim antrenöre bak, 700 tane yetiştirmişim” diye düşünmesi lazım.
Bu antrenörü ben mi yetiştiriyorum? Yetiştiren sensin. O zaman kendi yetersizliğini niye tartışmıyorsun? Ben ilkokuldan üniversiteye kadar İngilizce dersi gördüm ama beni eğitememişsiniz. Türk insanı kendi dilini konuşmakta bile zorlanırken bir de yabancı dil öğreteceksiniz. Nasıl öğreteceksiniz?
Türkiye’de kimse bunları tartışmıyor. Sadece sahaya bakıyor, “başarılı” veya “başarısız” diyor. Oysa o sahaya gelene kadar seni başarılı kılacak çocukları yetiştirebilecek eğiticiniz, tesisiniz, ekonominiz var mı; bunu tartışmanız lazım. Sıkışıldığı zaman antrenörü yolluyorsunuz ama siz orada duruyorsunuz. Sanki her şeyi yapmışsınız da sadece antrenörler yapamamış gibi davranılıyor.








