İSTANBUL (Medyascope) – Rus ordusundan firar ederek Ermenistan’a sığınan dört eski asker, cephede yaşadıkları şiddeti, propagandanın etkisini, komuta zincirindeki baskıları ve savaşın bıraktığı ağır travmaları Medyascope’a anlattı.

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Dört eski asker, Rus ordusundan firar ederek Ermenistan’a sığınmış ve savaştaki travmalarını Medyascope’a anlattı.
- Askerler, savaşın gerçeklerini propagandanın aksine göstererek, komutanların emirlerine itaat etmemenin bedelini ağır bir şekilde ödediklerini belirtti.
- Anton Lysov, açlık ve yaralarla dolu bir mahzende hayatta kaldığını, Zhenya ise elektronik harp merkezinde sürekli baskı altında çalıştığını ifade etti.
- Vitaly, önce inandığı propagandayı terk ederken, Vladimir Bernhardt, Rus ordusundaki yozlaşmayı ve askerlerin yaşamlarının değersizliğini sorguladı.
- Dört hikaye de, savaşa karşı bir başkaldırı ve hayatta kalma arzusunu ön plana çıkararak, Rus ordusunun içindeki karanlık gerçekleri gözler önüne sermektedir.
Hapishaneden cepheye gönderilen Anton Lysov, Karadeniz Filosu’nda denizaltıda görev yapan Vitaly, savaş alanında yaralı tahliye birliğini yöneten Vladimir Bernhardt ve elektronik harp merkezinde çalışan Zhenya; propagandaya neden inandıklarını, Rus ordusunun içindeki şiddeti ve çıkışsızlığı, firarlarını, savaşın hayatlarında bıraktığı izi Medyascope’a anlattı.
Anton Lysov, yanağında açılan delik nedeniyle içtiği suyun yarısının dışarı aktığını; Vovçansk’ta yıkılmış bir evin mahzeninde yirmi bir gün boyunca hiçbir şey yemeden, kazdığı çukurda biriken bulanık suyla hayatta kaldığını anlatıyor. Vladimir Bernhardt, morgda beş-altı kat üst üste yığılmış cesetleri ve torbalara konmuş kopmuş uzuvları gördüğünü hatırlıyor. Karadeniz kıyısındaki deniz üssünden kaçan Vitaly, zırh plakası bulunmayan bir çelik yelekle Ukrayna dronlarına karşı nöbet tuttuğunu; elektronik harp merkezinde çalışan genç programcı Zhenya ise haftanın yedi günü, on iki saatlik vardiyalarla cepheden gelen verileri izlediğini aktarıyor.
Anton Lysov, Vitaly, Vladimir Bernhardt ve Zhenya Rus ordusundan firarlarının ardından bugün Ermenistan’dalar. Biri cezaevindeki baskıdan kurtulmak için sözleşme imzaladı, biri gönüllü oldu, biri seferber edildi, biri zorunlu askerlik sırasında sözleşmeli askerliğe geçti. Dördünün anlatısı aynı yerde kesişiyor: Propaganda, cepheyi gizliyor, askerlerin hayatı komutanların kararından daha değersiz sayılıyor ve orduya girildikten sonra yasal bir çıkış yolu neredeyse kalmıyor.
Anton Lysov: Cezaevinden Vovçansk’taki mahzene
Anton Lysov 27 yaşında, Çuvaşistan’ın başkenti Çeboksarı’dan. Savaştan önce bilişim sektöründe çalışıyordu. Belarus’ta darknet üzerinden aldığı bir kundaklama işi nedeniyle yakalandı. Aracın üst düzey bir Belaruslu yetkiliye ait olduğunu bilmediğini, fakat şüphelendiğini; işi kimin verdiğini ise darknet düzeni gereği hiçbir zaman öğrenmediğini belirtiyor. İlk aylarda terör suçlamasıyla tutulduğunu, “aşırılıkçı” ve “terörist” muamelesi gördüğünü, defalarca ceza hücresine konduğunu ve dövüldüğünü anlatıyor:
“Belarus’taki mahkûmların yarısı 2020’de protestoya çıkan sıradan insanlardı. Lukaşenko, kendisine karşı çıkan herkesi hapsetti. Ressam Ales Puşkin’le “suçlular” için kurulan bir psikiyatri hastanesinde kaldım. Bir Alman askerinin portresini yaptığı için oraya konmuştu. Siyasi mahkûmlar sürekli baskı görüyordu; Ales sonunda cezaevinde öldü.”
Anton Lysov, kendi talebiyle Rusya’ya iade edildi. Mahkûm devrinin Smolensk bölgesinde standart prosedürle gerçekleştirildiğini anlatan Lysov, Rusya’daki cezaevi koşullarının Belarus’a kıyasla daha hafif olduğunu; buna karşın polislerin sürekli gelerek işlemediği suçları itiraf ettirmeye çalıştığını dile getiriyor. İradesini kırmak amacıyla silahlı muhafızlar eşliğinde bir cezaevinden diğerine, binlerce kilometre boyunca taşındığını da ekliyor.
Lysov, Novgorod’daki cezaevinde Rusya Savunma Bakanlığı’yla sözleşme imzaladı. Bugün bu kararı özgür iradeyle verilmiş bir seçimden ziyade, cezaevi baskısından kurtulma girişimi olarak tanımlıyor. 6 Mayıs 2025’te cezaevinden çıkarıldı; Voronej ve Luhansk’taki üç haftalık eğitimin ardından Vovçansk’a gönderildi. Cephede karşılaştığı ilk manzarayı “Ceset kokusu” sözleriyle hatırlıyor:
“Cepheye geldiğimde her yerde ceset kokusu, kaos ve düzensizlik vardı. Sıradan gün diye bir şey yoktu. Sıradan gün, havan mermisiyle, dronla veya başıboş bir kurşunla her saniye ölebileceğiniz gündü. Üç ağır beyin sarsıntısı geçirdim, travma sonrası stres bozukluğum var. Orada gördüğüm insanların neredeyse hepsi patlamalardan sarsıntı geçirmişti.”

Rus ordusunu “komutanların para kazandığı bir suç örgütü” diye tanımlayan Anton Lysov, Belgorod bölgesinde dokuz Rus askerinin cesedinin çıkarıldığını gördüğünü; iddiasına göre bu askerlerin kendi ordularındaki kişilerce öldürüldüğünü, paralarının alındığını ve kayıp gösterildikleri için maaşlarının başkalarınca çekilmeye devam edildiğini belirtirken, olayın faillerinin daha sonra hapse girdiğini, fakat benzer vakaların sürdüğünü öne sürüyor:
“Cephede bir askerimizi korkaklık gerekçesiyle gözümün önünde öldürdüler. Önce dizlerinden, sonra ellerinden, en sonunda başından vurdular. Emirlere uymayanları ya öldürüyorlar ya da ağır bir işkenceye maruz bırakıyorlardı. En yaygın yöntem insanı bir çukura atmak veya dron tehdidinin altında bir ağaca bir gün, bazen birkaç gün bağlamaktı. İlk kaçış girişimimde beni yakaladılar, dövdüler ve bir gün boyunca ağaca bağladılar. Ukrayna dronunun beni öldürmemesi mucizeydi. Üç gün hapiste tuttuktan sonra yeniden cepheye gönderdiler.”
Anton Lysov’a göre propaganda ile cephedeki gerçeklik arasındaki en büyük uçurum, ölüm korkusunda ortaya çıkıyor. Televizyonda savaşın bir atış poligonu, Rus askerlerinin ise korkusuz savaşçılar gibi sunulduğunu belirten Lysov, hücum emri geldiğinde en tecrübeli askerlerin bile sessizliğe gömüldüğünü vurguluyor:
“Bize beş dakika sonra Ukrayna mevzilerine hücum edeceğimiz söylendiğinde herkes daha saldırı başlamadan manen ölmüştü. Savaş görmüş gaziler bile tek kelime etmiyordu. Ön cephede savaşa inanan aptallar yok. Herkes yalnızca hayatta kalmaya çalışıyor. Savaşa inananlar, geride güvenli yerde üniformayla internette savaşçılık yapanlar.”
“Açlıktan üç gün ağır halüsinasyon gördüm”
Anton Lysov’un hikâyesinin en ağır bölümü, Vovçansk’taki bir mahzende geçiyor. Lysov’un anlatımına göre başarısız hücumda bir subay öldü, kendisi dâhil üç asker yaralandı. Bacağından, koltuk altından ve kolundan vurulmuş, aksayarak yürüyebiliyordu. Buna rağmen iki gün sonra tek başına bir mahzeni tutmakla görevlendirildi:
“Patlama üç dişimi kırdı, yanağımı deldi, burnumu yaraladı. Öldüğümü sanıp telsizden bildirdim. Sonra başımın yerinde olduğunu fark ettim ve hayatta kalmak için mahzenin köşesini kazmaya devam ettim. Yanağımdaki delikten dolayı içtiğim suyun yarısı dışarı akıyordu. İki gün sonra çürümeye başladım, ceset gibi kokuyordum; ama geri dönmeme izin vermediler. Yiyecek yoktu. Zeminde yarım metrelik bir çukur kazdım; dibinde bulanık su birikti. 21 gün onu içtim. Hiçbir şey yemedim ve 40 kilo verdim. Açlıktan üç gün ağır halüsinasyon gördüm. İnsanlar gelip bana yemek veriyordu; ağzıma götürdüğümde yemek elimden kayboluyor, onlar da bana gülüyordu. Ölmüş silah arkadaşımın beni çıkarmaya geldiğini gördüm ve onu bekledim. Aklımı kaybettim. Ayağa kalkınca bayılıyordum. FPV dron patlamalarıyla üç kez bilincimi yitirdim. Sonunda bir dron mahzenin içine girdi, patladı ve yapı çöktü. Günlerce enkazın altında bilinçsiz kaldım; hem Ruslar hem Ukraynalılar öldüğümü sandı.”
“Bu alçaklar için ölmeyeceğime karar verdim”
Hastanede yalnızca üç gün kalan Lysov, tekerlekli sandalyeden koltuk değneklerine geçer geçmez yeniden birliğine gönderildi. Enkaz altında ezilen bedeninin ve güçten düşen bacaklarının doğru dürüst muayene edilmediğini belirten Lysov’un firar kararını kesinleştiren şey, komutanlığın yaralı askerleri bile kesin ölüme sürmesiydi. Kendi bölüğündeki yaklaşık 120 askerin yüzde 95’inin hayatını kaybettiğini belirten Lysov, kaçışını şöyle anlatıyor:
“Komutanların kendi askerlerine halk düşmanı gibi davrandığını gördüm. Yaralıları tedavi etmiyor, sakatları ölüme gönderiyorlardı. Bu ülke ve bu alçaklar için ölmeyeceğime karar verdim. Orman mevzisinde iki arkadaşa ‘Burada öleceğiz, gidelim’ dedim; kabul ettiler. Sivil kıyafetlerle taksiye bindik ve şehirlerimize dağıldık. Altı ay kiralık bir odada saklandım. Komutanlar öldüğümü düşünüp beni kayıp yazmıştı. Havaalanında yakalanmaktan korktum ama uçağa binip doğrudan Ermenistan’a çıktım.”

Bugün Ermenistan’da iş bulmakta zorlanan Lysov, kendi ifadesiyle hayatını dürüst çalışarak sıfırdan kurmaya uğraşıyor. Orada da kendisini bütünüyle güvende hissetmediğini belirten eski asker, Ukraynalılara kişisel bir düşmanlık duymadığını ve onların özgürlük arzusuna saygı duyduğunu dile getiriyor. Putin’i ise “halka ihanet eden bir kasap” olarak nitelendiriyor:
“Savaş cehennem, kaos, ölüm, korku; vahşi bir safaridir. İnsanlar başlarının üzerindeki barış göğünün değerini bilmeli. Savaş romantik değildir; saf korku ve yeryüzündeki cehennemdir.”
Vitaly: Denizaltıda başlayan inanç, firarla başlayan itiraz
Vitaly 25 yaşında. Temmuz 2023’te Rus ordusuyla iki yıllık sözleşmeyi gönüllü olarak imzaladı. Kararında, St. Petersburg’daki denizcilik okulunda askerliği “saygın ve havalı” bulan arkadaşları ile öğrencilere askerî kariyerin olanaklarını anlatan görevlilerin etkisi vardı. Novorossiysk’te Karadeniz Filosu’na bağlı bir denizaltının seyrüsefer sistemlerinin bakımını üstlendi ve deniz üssünde nöbet tuttu. Ön cepheye hiç gitmedi; savaşın ölülerini ve yaralılarını yalnızca cepheden dönen askerlerin hikâyelerinden biliyordu. Askerliğinin başında ülkesiyle gurur duyuyor, Rusya’nın haklı bir savaş yürüttüğüne inanıyordu. Zamanla bu inancın propaganda üzerine kurulu olduğunu fark etti:
“Başlangıçta ülkemle gurur duyuyordum. Ukrayna’ya ve Ukrayna halkına barış ve özgürlük götürdüğümüze inanıyordum. Beni kimse zorlamadı; seçeneğim vardı ve propagandaya inandım. Aptallığım için kimseyi suçlamıyorum. Ama savaşa çağırıp kendileri hiçbir zaman savaşmayacak Putin’den, milyarderlerinden, propagandacılardan ve ikiyüzlülerden nefret ediyorum.”

Askerliğinin ilk yılında savaşa duyduğu inanç sarsılmaya başladı. Mayıs 2024’te Novorossiysk’e düzenlenen büyük dron saldırısı, ona Rus savunmasının ne kadar hazırlıksız olduğunu gösterdi; kendisine zırh plakaları bulunmayan bir çelik yelek verilmişti. Aralık 2025’te kamikaze bir sualtı dronu üsse girerek iskeledeki denizaltıyı az farkla ıskaladı ve patlamada bir kişi öldü. Nisan 2026 başındaki başka bir saldırıda ise Rus hava savunma füzesinin yakındaki bir gemiye yanlışlıkla isabet etmesi sonucu üç kişi hayatını kaybetti.
Vitaly’nin gözünde Rus ordusu, yolsuzlukla kuşatılmış, kendi askerlerine köle gibi davranan ve uyuşturucu bağımlılarının dahi saflarına alındığı bir yapıya dönüşmüştü:
“Rus ordusu düzenli bir ordu değil; çok yolsuz bir yapı. İnsana ve insan hayatına çöp, askere köle gibi davranılıyor. Uyuşturucu bağımlıları, alkolikler, mahkûmlar, engelliler, para için gelen paralı askerler ve zorlanan insanlar orduya alınıyor. Bir de benim gibi kendi isteğiyle gidip sonradan ne kadar aptal olduğunu anlayan küçük bir grup var. Dört yıllık savaştan sonra gerçekten inanan çok az kişi kaldı. Ordudan resmen ayrılmanın üç yolu var: Engelli olmak, cezaevine girip oradan yeniden savaşa gönderilmek veya ölmek.”
“Cinayetlerin, Ukrayna halkına yönelik soykırımın ve faşizmin parçası olmak istemedim”
Denizaltıda görev yapan eşcinsel bir askerin, komutanlar tarafından uykusuz bırakma ve başka çeşitli psikolojik baskı yöntemlerine maruz bırakıldığını anlatan Vitaly, bu sürecin askerin intihara teşebbüs etmesine yol açtığını dile getiriyor. Ona göre savaşın diğer askerler üzerindeki etkisi de benzer biçimde yıkıcıydı: Umutsuzluk ve intihar eğilimi derinleşiyor, bazı askerlerde sadist davranışlar ortaya çıkıyor, alkol ve uyuşturucu kullanımı ise yaşananları bastırmanın bir yoluna dönüşüyordu.

Vitaly kaçışını ise şöyle tanımlıyor:
“Kaçışım her şeyden önce savaşa karşı bir protestoydu. Cinayetlerin, Ukrayna halkına yönelik soykırımın ve faşizmin parçası olmak istemedim. Rusya’nın faşizm ve emperyalizm hastalığına yakalandığını düşünüyorum. Ayrıca her an hücum piyadesine gönderilebilirdim. Sınır kontrolünden geçmek en korkutucu andı; fakat resmen izindeydim ve bu benim mazeretimdi.”
Vitaly, bugün Ermenistan’da “Solid Sign” projesinde gönüllü çalıştığını ve başka askerlerin ordudan kaçmasına yardım ettiğini söylüyor. Gümrü’de Rus askerî üssü bulunduğu için risk hissetse de Ermeni polisinin Rus asker kaçaklarını yakalamamasını önemli görüyor. Ukrayna halkına ilişkin düşüncelerini ise şu sözlerle dile getiriyor:
“Ukrayna halkı için üzülüyorum. Bir zamanlar kardeş halklardık; yaptıklarımızdan sonra bu geçmişte kaldı. Savaşları devlet liderleri başlatıyor, sıradan insanlar onların piyonu oluyor. Saçmalamayı bırakıp savaşı gerçekten bitirmek ve Putin için savaşmak istemeyen insanlara gerçekten yardım etmek gerekiyor.”
Vladimir Bernhardt: Madalyalı komutandan Putin karşıtı firariye
Vladimir Bernhardt 46 yaşında ve Krasnodar bölgesinden. Güvenlik ve kolluk kurumlarında, hukuk alanında ve kamu yönetiminde çalıştı; iki bine kadar personelin sorumluluğunu üstlendi. Kazak teşkilatlarında görev yaptı, bölgesel powerlifting ve dövüş sporları şampiyonlukları kazandı.
Kendisini hâlâ Rus halkının vatanseveri olarak görüyor; Rus devletini ise “hırsızlar ve yolsuzlar tarafından yönetilen” bir yapı olarak değerlendiriyor. 2014’te propagandanın etkisiyle Ukrayna’yı düşman, Kiev yönetimini de “Bandera Nazizmi”nin temsilcisi sayıyordu. O dönemde fark edemediği şeyin, Rusya’nın giderek neo-Nazizme yönelmesi olduğunu düşünüyor:
“Kazak kimliği benim için adaleti savunmak, hakikati korumak ve cesur olmak demek. Gerçek bir Kazak, vatanını dış düşmanlardan olduğu kadar iç düşmanlardan da korumalıdır. Bu nedenle bugün Rusya’nın iç düşmanları olarak gördüğüm Putin ve çevresine karşı mücadele ediyorum.”

“Rus ordusu, askerlerine köleden daha kötü davranıyor”
Vladimir Bernhardt orduya Eylül 2022’de kısmi seferberlikle çağrıldı. Kaçmayı korkaklık saydığı için teslim olduğunu; o sırada maaşın miktarını dahi bilmediklerini ve para için gitmediğini söylüyor. Verilmeyeceğini tahmin ettiği ekipmanı satın almak için banka kredisi çekti. Cepheye ulaştığında ordudaki bozulmanın beklediğinden de ağır olduğunu gördü:
“Rus ordusu, askerlerine köle sahibinin kölelerine davranacağından daha kötü davranıyor. Köle sahibi, kölesinin hastalanmasından veya ölmesinden çıkar sağlamaz; çalışacak kimse kalmaz. Rus ordusunda ise askerin hayatı ayakların altındaki tozdan daha değersiz. Askerler, kayıplar ordunun savaştığını göstersin diye bilerek ölüme gönderiliyor. Her komuta düzeyinde yalan var ve bu yalanlar askerler için ölümcül. Sonuçta komutanlar askerlerin en büyük düşmanı hâline geliyor.”
Alt ve orta düzey komutanların askerleri korumaya daha fazla çalıştığını, üst rütbelilerin ise çoğu zaman düşmanca davrandığını düşünüyor. Kendi birliğinde askerler arasında klasik zorbalık görmediğini, buna yalnızca izinsiz ayrılanların toplandığı merkezde, askerî polisin para sızdırma düzeninin parçası olarak rastladığını ifade ediyor:
“Generaller ve albaylar düzeyinde yolsuzluk ve hırsızlık gördüm. Askerlerin aşağılandığını ve dövüldüğünü gördüm; savaş karşıtı kanallarımdaki sözlerim yüzünden ben de dövüldüm ve çukura atıldım. Bir hata için dizden vurulmakla veya ölüme gönderilmekle tehdit edilmek sıradandı. Anlamsız ve vahşi hücumlar, itaatsiz askeri cezalandırma yöntemiydi. Ordudan yasal olarak ayrılma yolu yok. Emre karşı çıkarsanız dayak, çukur, kafes, açlık, susuzluk, soğuk ve aşağılama var. Firar edenler yakalanıp ertelenmiş ceza alıyor, ardından sağ çıkamayacakları bir hücuma gönderiliyor.”

Bernhardt’ın Rus propagandasına duyduğu inanç, ölen Ukraynalı askerlerin bedenlerini gördüğünde çözülmeye başladı. Kıyafetlerinin ve ekipmanlarının Rus askerlerinden pek farklı olmadığını, onların da seferber edilmiş sıradan insanlar olduğunu fark ettiğini söylüyor. Cepheyi ise ölümün her yönden geldiği bir yer olarak tasvir ediyor:
“Bütün binalar yerle bir edilmişti. Ölüm yukarıdan dronla, önden ve arkadan kurşunla, sağdan soldan mayın ve mermiyle, alttan da patlamamış misket mühimmatıyla geliyordu. Bugün yaşıyor olmanız, akşama veya sabaha çıkacağınız anlamına gelmiyordu.”
Vladimir Bernhardt’ın anlatımına göre kamikaze dronuyla yaralandığı bir saldırıda, sekiz yaralıyla birlikte ateş altında mahsur kaldı. Yaralı tahliye biriminin komutanı olarak hepsini bölgeden çıkardı; bu operasyonun ardından kendisine “Cesaret Madalyası” ile askerî tıp alanında bir başarı nişanı verildi. Ancak hafızasında kalan asıl görüntü madalyalar değil, savaş alanından taşıdığı cesetlerdi:
“En travmatik olan arkadaşlarımın ölümü ve savaş alanında taşıdığım çok sayıdaki cesetti. Özellikle morg. Bedenler beş-altı kat üst üste yatıyordu; kopmuş kollar, bacaklar ve başlar kenarlarda torbaların içindeydi. En korkunç korku filminde bile böyle bir şey hayal edemezsiniz. Umutsuzluk süreklilik kazanmıştı. Korku kalmamıştı; herkes ölümün er ya da geç geleceğini biliyor ve başka çıkış göremediği için buna teslim oluyordu.”
Bernhardt’a göre savaşa gerçekten inanan askerlerin sayısı çok azdı. Çoğunluk cephede baskı, ceza tehdidi ve ordudan ayrılmanın fiilen imkânsız oluşu nedeniyle kalıyordu. Para için gelenler de kısa sürede “ölünün paraya ihtiyacı olmadığını” fark ediyordu. Telefon ve elektronik cihaz yasakları ise cephedeki gerçekliğin sivil hayata ulaşmasını engelleyen bir kontrol aracına dönüşmüştü.

Kendisi de dayak, işkence, tehdit, çukur ve kafes cezalarına maruz kaldığını dile getiriyor. Açık bir infaz mangasına tanık olmadığını belirten Bernhardt, buna karşılık istenmeyen askerlerin ateş menziline dahi ulaşamayacakları saldırılara sürülmesini fiilî bir infaz biçimi olarak değerlendiriyor.
Ukraynalı sivillere yönelik şiddet konusunda ise doğrudan tanıklık ile duyuma dayalı bilgiyi birbirinden ayırıyor. Cezaevlerinden asker alımlarının yapıldığı dönemde bazı kadın sivillerin vahşice öldürüldüğünü duyduğunu ve soruşturmacıların bu vakaları çözmeye çalıştığını söylüyor. Bir Ukraynalı savaş esirinin alay karargâhında öldürülüp gömüldüğü iddiasını da işittiğini, ancak bu olayın görgü tanığı olmadığını özellikle vurguluyor.
“Onlar kendi topraklarını savunurken ölmüştü; Rus ordusu ise işgalciydi’’
Savaşa olan inancı, yaklaşık iki-üç ay sonra Rus ve Ukraynalıların anlamsız ölümlerini gördükçe çözüldü. Kırılma noktalarından biri, ölü Ukrayna askerlerini Rus cesetleriyle takas için mayınlı arazide ve ateş altında taşımasıydı:
“Onlar kendi topraklarını savunurken ölmüştü; Rus ordusu ise işgalciydi. Günlerce, gecelerce ateş altında mayınlı bölgede Ukraynalı ölüleri taşıdık. En önemli firar nedenim öldürmek istemememdi. Kurtarmayı kabul ederim; fakat Putin’in ve çevresinin işaret ettiği, hiç tanımadığım, benim gibi yaşama, çocuk sahibi olma ve mutlu olma hakkı bulunan insanları öldüren kişi olmayı kabul etmem. Düşman evime gelse sonuna kadar savaşırdım. Fakat bu savaşta Rusya Ukrayna’nın evine girdi. Putin’in Rusya’sı Mordor’a dönüştüyse ben onun orklarından biri olmak istemiyorum.”
Bernhardt’ın firar sürecini hızlandıran gelişme, oğlunun ağır hastalığı oldu. Komutanlığın tedaviyi organize edebilmesi için izin vermediğini anlatan Bernhardt, birliğinden izinsiz ayrılarak birkaç gün içinde oğlunun ameliyatını ayarladı. Arkadaşlarının yokluğunu gizlemesi sayesinde daha sonra yeniden birliğine döndü.
Aylar sonra izne çıktığında, engelli oğlunun resmî vasisi olarak tanınmasına rağmen ordudan ayrılmasına yine izin verilmedi. Bunun üzerine birliğine dönmedi. On ay boyunca yaz-kış ormanda, bir çadırda saklandı; Kafkaslar üzerinden Gürcistan’a geçme girişimi ise başarısız oldu. Savaş karşıtı yayınları nedeniyle 80’den fazla güvenlik görevlisinin katıldığı bir operasyonla yakalandığını; dövüldüğünü, soyulduğunu, kafeste tutulduğunu ve FSB tarafından sorgulandığını aktaran Bernhardt, yaklaşık bir ay sonra gözetimden ikinci kez kaçmayı başardı. Rusya’yı boydan boya geçerek bataklıklar ve ormanlar üzerinden başka bir ülkeye, oradan da Ermenistan’a ulaştı:
“Özgür olduğum için çok mutluydum; fakat hâlâ güvende değilim. Rejim bana ertelenmiş ceza verip cephede öldürmek istiyordu. Şimdi ‘Hard Sign’ projesini kurdum. Altı ülkede gönüllülerle askerlerin cepheden ve Rusya’dan kaçmasına yardım ediyoruz. Böylece hem firar eden Rusların hem de artık onların hedefi olmayacak Ukraynalıların hayatını kurtarıyor, Putin’in savaş makinesini zayıflatıyoruz.”
“Savaş, tiranların ölçüsüz hırsıdır”
Bernhardt için Putin artık “ölümcül bir düşman.” Ukrayna’nın işgal altındaki topraklarını geri almasını ve savaş suçlularının yargılanmasını savunuyor. Rusya’daki polis devleti düzeninin yakın vadede bir iktidar değişikliğine izin verecek toplumsal zemini ortadan kaldırdığı görüşünde. Savaşı ise yalnızca Ukrayna’ya karşı yürütülen bir saldırı değil, insanlığın diplomatik ve siyasi iflası olarak görüyor.
“Diplomatlar sustuğunda silahlar konuşur. Savaş ya diplomatların beceriksizliğidir — çünkü kötü bir barış iyi bir savaştan iyidir — ya da tiranların ölçüsüz hırsıdır; bugünkü Rusya’da ikisi birden var. Savaş yüksek fırın gibidir: İçinden çelik veya cüruf olarak çıkabilirsiniz, ama çoğu zaman ölürsünüz.”
Zhenya: Elektronik harp merkezinden “özgür bir insan” olmaya
Zhenya 24 yaşında, Krasnodar bölgesindeki Tbilisskaya Kazak köyünden. Kasım 2024’te zorunlu askerliğe alındı, ardından kendi isteğiyle sözleşme imzaladı. Vladikavkaz’daki 74. Bağımsız Radyo-Teknik Alayı’nda görev yaptı. Zaporijya bölgesinde, cepheden yaklaşık 150 kilometre uzakta elektronik durumu izledi. Bilgisayar başında 12 saatlik vardiyalarda, haftanın her günü çalıştığını; vardiya öncesi veya sonrasında ek görevlere çıkarıldığı için bazı günler hiç uyumadığını söylüyor:
“Sözleşmem 22 Ocak’ta onaylandı; birkaç gün sonra savaşa gönderileceğimi öğrendim. Ural kamyonuyla bir gün yol gittik. Vardığımızda hava korku filmi gibiydi: Sisli, gri, hiçbir şey görünmüyordu. Prymorsk’taki terk edilmiş bir üsse konduk; odada yatak dışında hiçbir şey yoktu, yemek de berbattı. Gerçekten bulunmamamız gereken bir yere gelmiş gibiydik.”

Zhenya’nın gözünde Rus ordusu bir “sirk”ten farksızdı. Aktardığına göre, yüksek eğitimli bir programcı olarak birlikte konuşabileceği kimse bulamıyor, emirlerin beş dakika içinde değişmesine tanık oluyordu. Yüzlerce askerin hayatı, tek bir komutanın kişisel heveslerine bağlıydı. Komutan spor yapmaya karar verdiğinde herkes sabah altıda spora kaldırılıyor; sigarayı bıraktığında bütün askerlerden aynı şeyi yapmaları bekleniyordu:
“Rus Ordusu, hayatımda gördüğüm en tuhaf ve eğitimsiz insan topluluğuydu. Çoğu ne istendiğini ne de ne yaptığını anlıyordu. Bir komutan bir şey söylüyor, beş dakika sonra tam tersini söyleyebiliyordu. Güç tek kişide toplanınca onun her sözü doğru veya iyi olmuyor; fakat herkes o sözün sonucunu yaşıyor.”
Kendisine Donetsk, Luhansk ve Zaporijya halkını sekiz yıllık bombardımandan kurtardıkları, anavatanı savundukları ve cepheden uzakta, iyi ücretle çalışacağı propagandası yapılmıştı. Maaş düzenli yatsa da askerlerden komutanın yaptıracağı spor salonu, sığınak ve başka “ihtiyaçlar” için para toplandığını söylüyor. Yaklaşık 500 kişilik alayda her askerin toplam 60 bin rubleye yakın ödeme yaptığını; yalnızca bir sığınak için kişi başı 20 bin ruble verdiklerini anlatıyor.
Zhenya, zamanla bunun bir “Kurtarma savaşı” değil, başka bir ülkenin toprağını ele geçirme girişimi olduğunu düşündüğünü aktarıyor. Özgürlüğünün kalmaması, izninin son anda iptal edilebilmesi, dükkâna dahi gidememesi ve “askere dört saat uyku yeter” anlayışının da ordudan kopuşunu hızlandırdığını anlattı:
“Gözüm açıldığında asil bir iş yapmadığımızı, başka bir ülkeyi işgal edip toprak almaya çalıştığımızı gördüm. Bu savaş o kadar anlamsızlaştı ki parçası oldukça kendimden nefret etmeye başladım. Ukraynalılara ne ilk gittiğimde ne de sonrasında hiç nefret duymadım. Füze fırlatıldığını veya birinin öldüğünü duyduğumda üzülüyordum. Kendi hayatımdan sorumlu olmak, başkasının tek sözüyle yaşamamak istedim.”
Zhenya’da firar düşüncesi şubat ayında başladı. Onun için son kırılma, Starlink erişimi kesildiği anda Telegram’ın da engellenmesiydi. Cepheden gelen elektronik veriyi alamıyor, görevi için gerekli iletişimi kuramıyordu. Telefonunda Telegram bulunduğu için albay ve yarbayların dahi hücum eri olarak gönderildiğine ilişkin anlatılar duyduğunu söylüyor. Bu yasağın güvenlikten çok denetim aracı olduğuna kanaat getirdi:
“Savaş için, insanların hayatını kurtarmak ve ailelerle haberleşmek için gerekli olan bir şeyi kendi komutanlığımız bir anda elimizden aldı. O anda kimsenin savaşı bitirmek istemediğini, bunun bir kontrol aracı olduğunu ve benim de bu kontrolün parçası olduğumu anladım.”

Zhenya, firar planını “Idite Lesom” örgütüyle kurdu. İzin talebinin önce bir binbaşının keyfi kararıyla reddedilmesi, ona orduda bir hafta sonrasını bile planlayamadığını gösterdi. Daha sonra izne çıktığında birliğine dönmemeye karar verdi; Moskova, Smolensk ve Minsk üzerinden Erivan’a ulaştı. Kararını kimseyle paylaşmadığı ve resmî olarak izinde bulunduğu için kaçış sırasında hakkında arama başlatılmadığını, bu nedenle yakalanma korkusunun sınırlı kaldığını anlatıyor.
Doğrudan bir savaş suçuna, işkenceye ya da infaza tanık olmadığını ifade eden Zhenya, buna karşılık birlik içinde duyduğu bazı olayları aktarıyor. Ukrayna askerlerinin bulunduğu faal bir okula gece yerine gündüz saldırı emri verildiğini ve içeride az sayıda çocuk varken füzenin binaya isabet ettiğinin kendilerine anlatıldığını söylüyor. Ukraynalı esirlerin çoğu zaman olay yerinde öldürüldüğüne ilişkin anlatılar da duyduğunu, ancak bunların hiçbirine bizzat tanıklık etmediğini vurguluyor.
Zhenya, savaşın kendisini korkusuz değil, tehlikeye karşı hissiz hâle getirdiğini düşünüyor. “Sivil hayatta insanların gerildiği olayların kendisine küçük geldiğini; buna karşılık Ermenistan’a ilk geldiğinde her yüksek seste kalbinin duracak gibi olduğunu” söylüyor. Görev yaptığı yer cepheden uzakta olsa da komuta noktaları nedeniyle sık sık füze ve dron saldırısı altında kalmış, evin sallandığını, camların titrediğini ve sıvaların düştüğünü görmüştü:
“Orduda kalanların çoğu başka seçeneği olmadığını düşünüyor. Ben her zaman bir seçim olduğunu söyledim ve özgür, mutlu bir insan olmayı seçerek bunu gösterdiğime inanıyorum. Fakat çoğu kendi kasabasından bile çıkmamış; başka ülkede nasıl yaşayacağını düşünemiyor, ailesini bırakmaktan korkuyor. Bazıları savaşa inanıyor, bazıları sadece “bekleme modunda.” Herkes kendisinden nefret edecek kadar savaştan kopmuş değil.”
Zhenya’nın unutamadığı olaylardan biri, görevini öğrettiği genç bir askerin başka bir üsse gönderildikten bir hafta sonra başına ateş ederek yaşamına son vermesi. Kendi sözleşmesini gönüllü imzaladığı için sorumluluğu başkasına yüklemiyor. Sevdiği Rusya’nın yaklaşık 2015’te kaldığını düşünüyor; bugünkü ülkeyi artık tanıyamıyor. Yaptığı tercihin yükünü ise hayatı boyunca taşıyacağını kabul ediyor:
“Umarım herkes artık “SVO”nun gerçekte ne olduğunu anlar ve benim, diğer birçok gencin yaptığı hatayı tekrarlamaz. Ben bu hatayı bütün ömrüm boyunca düzeltmeye çalışacağım. Ukrayna halkına büyük saygı duyuyorum; onlar Rus askerleri gibi başka bir ülkeye gitmedi, kendi evlerini savunuyor. Onlara yalnızca şunu söylemek isterim: Dayanın; bir gün bitecek ve topraklarınızı savunabileceksiniz.”
Dört ayrı hikâye, aynı çıkışsızlık
Dört asker aynı savaşı farklı açılardan gördü. Anton hücum hattında mahzende açlıkla yaşadı; Vladimir yaralıları ve ölüleri savaş alanından taşıdı; Vitaly denizaltı ve deniz üssünde, Zhenya elektronik harp merkezinde çalıştı. Birinin anlattığı doğrudan ateş hattı ve işkence, diğerinin anlattığı kurum içi baskı, keyfilik ve savaş makinesinin gündelik düzeniydi. Fakat propaganda, yolsuzluk, askerin kendi ekipmanını satın alması, komutanların sınırsız gücü ve yasal çıkış yolunun olmaması konusunda aynı tabloyu çiziyorlar.
Dördü de savaşın başlangıcında taşıdıkları inanç veya kabullerin sorumluluğunu farklı ölçülerde üstleniyor; dördü de Ukraynalılara yönelik nefret taşımadığını söylüyor. Firarları yalnızca hayatta kalma girişimi değil, katılmayı reddettikleri savaşa karşı fiilî bir itaatsizlik. Ermenistan’a çıkmış olmaları savaştan çıktıkları anlamına gelmiyor. Anton travma ve yaralarıyla, Vitaly propaganda nedeniyle verdiği kararla, Vladimir taşıdığı cesetlerle, Zhenya intihar eden genç asker ve körelen korku duygusuyla yaşamaya devam ediyor:
Anton: “Cehennem, kaos, ölüm, dehşet; vahşi bir safari.”
Vitaly: “Kahramanlık, şan ve onur yok; ölüm, umutsuzluk ve boşluk var.”
Vladimir: “Savaş yüksek fırın gibidir; çoğu zaman içinden çıkamaz, ölürsünüz.”
Zhenya: “Hiçbir toprak parçası, onun uğruna ölecek insanlardan daha değerli değildir.”







