İSTANBUL (Medyascope) – İsrailli barış aktivisti Gershon Baskin, Gazze’de savaşın resmî olarak sona erdiği söylense de Gazzeliler için sürmekte olduğunu belirtti. Baskin’e göre iki devletli çözüm, savaşın bitmesi için tek uygulanabilir yol; Hamas ile İsrail’in fanatik sağı barışın önündeki başlıca engeller. Bölgesel bir barış sürecini başlatabilecek başlıca aktör ise ABD Başkanı Donald Trump.
Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Gershon Baskin, Gazze’de resmi savaş sona ermesine rağmen Gazzelilerin hâlâ savaşı yaşadığını belirtiyor.
- İki devletli çözüm, İsrail-Filistin çatışmasının tek uygulanabilir çıkış yolu olarak öne çıkıyor.
- Baskin, bölgedeki barış sürecinin başlaması için ABD Başkanı Trump’ın önemli bir aktör olduğunu vurguluyor.
- İsrail toplumunun değişim istediğini, ancak Netanyahu’nun seçimde kalmasını olası görmediğini ifade ediyor.
- Savaşın ardından toplumun yaşadığı travmaların olumlu bir değişim yaratabileceğini düşünüyor.

Baskin, Gazze’deki savaşın bugünkü aşamasını, İsrail siyasetinin 7 Ekim sonrasındaki yönünü, Netanyahu’nun geleceğini, iki devletli çözümün imkânlarını, Filistin siyasetinde Hamas’a alternatif arayışlarını ve bölgesel barışın nasıl kurulabileceğini değerlendirdi. Baskin’e göre İsrail’in askerî kazanımları stratejik bir değişime dönüştürülemedi; İsrail’de ve Filistin’de liderlik değişimi yaşanmadan kalıcı bir barış mümkün görünmüyor.
İki devletli çözümün İsrail-Filistin çatışmasının tek uygulanabilir çıkış yolu olduğunu savunan Baskin, bunun nedenini iki halkın da aynı topraklar üzerinde kendi devletini ve kendi egemenliğini tesis etmek istemesiyle açıkladı. Tarafların ulusal, etnik ve dinî kimliklerinden vazgeçerek bu kimlikleri yansıtmayan tek bir devlet çatısı altında yaşamaya hazır olmadığını belirten Baskin, şunları söyledi:
“İki devletli çözümü destekliyorum; çünkü bunun çatışmanın tek çözümü olduğuna inanıyorum. Çatışmanın özünü kavradığınızda, karşınızda aynı toprak parçası üzerinde kendi devletlerini ve egemenliklerini kurmak isteyen iki halk olduğunu görürsünüz. İsrail bir Yahudi devleti, Filistinliler ise bir Filistin devleti istiyor. Taraflardan hiçbiri ulusal, etnik ve dinî kimliğini, bu kimlikleri kapsamayan tek bir devlet uğruna terk etmeye hazır değil. Bu nedenle iki devletli çözümün uygulanabilir tek çözüm olduğuna inanıyorum. Bunun için çok fazla zamanımız kalmamış olsa da iki devletli çözüm hâlâ mümkün. Ancak bunun için hem İsrail’de hem de Filistin’de bir liderlik değişimine ihtiyaç var. Toprak, yerleşimler, mülteciler ve Kudüs gibi çatışmanın bütün geleneksel meselelerinin nasıl çözülebileceğini biliyoruz. Asıl eksikliğini çektiğimiz şey, uluslararası toplumun, İsrailli ve Filistinli liderlerin bunu gerçekleştirme iradesidir. İsrail’in de Filistin’in de önümüzdeki dönemde seçimlere gitmesi, bu iradesizliğin değişmesi için bir fırsat yaratabilir.”
“Teknokratlardan oluşan bir yönetim Gazze Şeridi’nin idaresini devralmaya hazırlanıyor”
Gazze’deki savaşın resmî olarak sona erdiğinin söylenmesine rağmen savaşın Gazzeliler açısından bitmediğini belirten Baskin, İsrail’in Gazze Şeridi’nin yüzde 70’ini hâlâ kontrol altında tuttuğunu ve Trump planının geri kalan kısmının henüz uygulanmadığını söyledi:
“Gazze’deki savaş resmî olarak sona ermiş durumda. Ancak savaşın resmen sona erdiğinin ilan edilmesinden sonra da binden fazla Gazzeli öldürüldü. Hamas şu anda savaşmıyor; İsrail ise Gazze Şeridi’nin yüzde 70’ini işgal altında tutuyor. Trump planının geri kalan kısmı henüz uygulanmış değil. Filistin tarafından kişilerle yaptığım görüşmelerden edindiğim izlenime göre, teknokratlardan oluşan bir yönetim Gazze Şeridi’nin idaresini devralmaya hazırlanıyor. Bu yönetim, Hamas’la silahsızlanma konusunda müzakere yürütmeye çalışıyor. Sürecin gerçekten ilerlemeye başlaması da ancak bundan sonra mümkün olabilir. Gazze’nin yeniden inşasına başlanması, uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulması ve hâlen İsrail’in kontrolünde bulunan bölgelere yeni güçlerin konuşlandırılması yönünde bir karar alınmış durumda. Plana göre bu güçler söz konusu bölgelere konuşlandıkça İsrail’in de aşamalı biçimde geri çekilmesi gerekiyor. Bunun gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz. Gazzelilerin gözünden bakıldığında savaş sona ermiş değil; İsrail kamuoyu açısından ise savaş büyük ölçüde bitmiş durumda.”
“İsrail toplumunun değişim istediğini düşünüyorum”
Savaşın İsrail toplumunu daha sağa taşıdığını belirten Baskin, buna karşın toplumun değişim istediğini ve Netanyahu’ya güvenini kaybettiğini anlattı:
“İsrail’de seçimlerin 27 Ekim’de yapılması planlanıyor. İnsanlar sandığa gittiğinde nasıl bir tablo çıkacağını göreceğiz. İsrail toplumunun Filistinlilere ve İsrail’in Arap vatandaşlarına duyduğu güven azaldı. Arap partilerinin hükümette rol almasına karşı olanların sayısı arttı ve toplum daha sağa kaydı. Bununla birlikte İsrail toplumunun değişim istediğini ve artık Netanyahu’ya güvenmediğini düşünüyorum. Netanyahu, İsraillilerin yaklaşık yüzde 30’undan oluşan güçlü bir tabana hâlâ sahip. Ancak 7 Ekim’de ülkenin başında olan kişi oydu ve yaşananların sorumluluğunu üstlenmedi.”
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaşın ve savaş sırasında yaşananların ülkenin uluslararası konumuna ağır zarar verdiğini ifade eden Baskin, Türkiye-İsrail ilişkilerini bu tablonun örneklerinden biri olarak gösterdi:
“İsrail’in yürüttüğü savaş, işlediği savaş suçları ve Gazze’de soykırım gerçekleştirdiğine ilişkin suçlamalar, ülkenin uluslararası konumuna ve dünyadaki hemen hemen bütün ülkelerle ilişkilerine ciddi zarar verdi. Bu durum ancak yeni bir İsrail hükümetinin farklı bir yön benimsemesi ve Filistinli komşularıyla barışmasıyla değişebilir. Aksi takdirde İsrail çok kötü bir durumda kalacak ve bu durum giderek daha da ağırlaşacaktır. İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilere bakmanız bunun bir örneğidir.”

“Netanyahu’nun seçimden sonra İsrail başbakanı olarak kalabileceğini düşünmüyorum”
Netanyahu’nun seçimden sonra başbakan olarak kalmasını mümkün görmediğini söyleyen Baskin, 7 Ekim’in siyasi sorumluluğunun sandıkta belirleyici olacağını aktardı:
“Netanyahu’nun seçimden sonra İsrail başbakanı olarak kalabileceğini düşünmüyorum. Seçimi kazanıp iktidarda kalmasını mümkün görmüyorum. Netanyahu, 7 Ekim’de yaşananların sorumluluğunu üstlenmedi; ulusal bir soruşturma komisyonunun kurulması konusunda da sorumluluk almadı. Birçok İsraillinin 27 Ekim’de sandığa giderken 7 Ekim’i düşüneceğine inanıyorum. İnsanlar o gün ülkenin başında kimin olduğunu ve ne yaşandığını hatırlayacak. Buna karşılık Netanyahu bazı askerî başarılara işaret edebilir. Fakat İsrail bu taktik askerî kazanımların hiçbirini bölgede stratejik bir değişime dönüştüremedi. Ortada stratejik bir nihai hedef yok. Netanyahu sonsuz bir savaş istiyor ve birçok İsraillinin de bunu anladığını düşünüyorum.”
“İsrail toplumunun derinden yaralanmış, acı çekmiş ve travmatize olmuş” bir toplum olduğunu anlatan Baskin, toplumun yaşadığı travma nedeniyle olumlu bir değişimin aşağıdan değil yukarıdan geleceğini belirtti:
“İsrail toplumu derinden yaralanmış, acı çekmiş ve travmatize olmuş durumda. Bu nedenle İsrail siyasetinin tabanından yeni bir siyasi dinamik doğması pek olası görünmüyor. Olumlu yönde gerçekleşecek herhangi bir değişimin aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağıya gerçekleşeceğine güçlü biçimde inanıyorum.”
- Netanyahu’nun savaş politikasına karşı çıkan etkili siyasi, askerî veya güvenlik aktörleri var mı?
“İsrail siyasetinde ve güvenlik kurumlarında Netanyahu’nun savaşı yürütme biçimine karşı çıkan etkili isimler var. Bu isimler özellikle İsrail’in taktik askeri zaferlerini stratejik bir zafere dönüştürebilecek bir politika geliştirememesine itiraz ediyorlar.
Bunlar arasında İsrail’in bir sonraki başbakanı olma şansı en yüksek aday olan Gadi Eisenkot ile bazı eski askerî ve güvenlik yöneticileri bulunuyor. Ancak bu isimlerin bir kısmı 7 Ekim’de görev başındaydı. Bu nedenle İsrail kamuoyunun gözünde güvenilirlik kaybettiler ve sesleri çok fazla duyulmuyor.
Ayrıca Commanders for Israel’s Security (İsrail’in Güvenliği İçin Komutanlar) adlı örgütte bir araya gelen eski generaller ve güvenlik görevlileri var. Bildiğim kadarıyla örgütte, yarbay ve daha üstü rütbelerde görev yapmış yaklaşık 500 eski askerî personel var. Bu isimlerin tamamı Netanyahu’ya ve hükümetin savaşı yürütme biçimine karşı.”
- Savaşın gerçekten sona ermesi hangi koşullarda mümkün olabilir?
“Trump planının uygulanmaya başladığı söylenebilir; ancak planın nasıl uygulanacağı hâlâ netleştirilmeye çalışılıyor. Gazze’de bir iktidar boşluğu var. Hamas hâlâ etkili bir aktör; fakat gücünün önemli bir kısmını kaybetti. Gazze halkının artık Hamas’ı istemediğini düşünüyorum. Batı Şeria’da da Hamas’a desteğin gerilediğini görüyorum. Filistin yasama seçimlerinin 28 Kasım’da yapılması planlanıyor ve Hamas’ın bu seçimlere katılmasına izin verileceğini biliyoruz. Seçimler, Hamas’ın konumunu, gücünü ve Filistin içindeki güç dengelerini değiştirebilir. Son üç yılda yaşananların ardından bölgede ortaya çıkan stratejik fırsatların farkına varılmaya başlandığını düşünüyorum.
Suudi Arabistan İsrail’in bölgeye entegre olmasını istiyor; İsrailliler Suudi Arabistan’la barış yapmak istiyor; Arap ülkelerinin Trump’la ilişkileri var. Trump ile Netanyahu arasındaki ilişkinin bozulması da bu süreci etkileyebilir. ABD’nin, İsrail-Filistin çatışmasını ve iki devletli çözümü merkeze alan yeni bir barış sürecine öncülük etme ihtimali var.”
“İki devletli çözüm olmadan hiçbir şey gerçekleşmez”
- Savaş sonrasında bölgenin geleceği hangi siyasi ve güvenlik ilkeleri üzerine kurulmalı?
“Bölgenin savaş sonrasında bölgesel anlaşmalar temelinde yeniden kurulması gerekiyor. İki devletli çözüme dayanan yeni bir güvenlik ve ekonomik kalkınma mimarisi oluşturulmalı.
İki devletli çözüm olmadan hiçbir şey gerçekleşmez ve çok sayıda fırsat kaybedilir. Şu anda masada yüz milyarlarca dolarlık ekonomik fırsat var. İsrail-Filistin çatışmasına çözüm bulunursa bunların önü açılabilir.
Bunun büyük ölçüde Donald Trump’ın elinde olduğunu düşünüyorum. Trump’ın bölgedeki bütün liderlerle ve İsrail’le ilişkileri var. İsrail de bu sürece katılmayı seçmeli. Trump, herkesin kazanım görebileceği bölgesel bir süreç oluşturabilir. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği Amerikalıların böyle bir sürece öncülük etmeyi seçmesine bağlı.”
“Rabin’le birlikte barış süreci de öldürüldü”
- İzak Rabin dönemini İsrail-Filistin barış süreci açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
“İzak Rabin dönemi, İsrail açısından devrim niteliğindeydi. Rabin, Filistinlileri ve Filistinlilerin bağımsızlık hakkını tanıdı; FKÖ ile doğrudan müzakere etmeyi kabul etti. Bu, Rabin’in ve diğer İsrailli siyasi liderlerin geçmişte savunduğu çizgiden büyük bir kopuştu.
Rabin suikasta uğradı ve üzülerek söylüyorum ki onunla birlikte barış süreci de öldürüldü. Bu, siyasi suikastlar tarihindeki en başarılı suikasttı. Rabin’in ölümünün ardından Şimon Peres ne yapacağını bilemedi. Daha sonra Netanyahu iktidara geldi ve o zamandan beri aralıklarla da olsa çoğunlukla İsrail’i yönetti.
Netanyahu, en azından 2009’dan itibaren Filistin devletinin kurulmasını engellemeye kararlı. Bu da barış sürecinin başarısız olmaya devam etmesi anlamına geliyor.”
- İsrail siyasetinden yeni bir Rabin çıkabilir mi?
“İsrail siyasi sisteminin Rabin gibi, yaşamı boyunca inandığı düşüncelerin karşısına geçerek yön değiştirmeye hazır bir lider çıkarabileceğini düşünmüyorum. Fakat bu, böyle bir değişimin gerçekleşemeyeceği anlamına gelmez. Bugün Beyaz Saray’da Trump gibi, hiçbir İsrailli liderin kolayca “hayır” diyemeyeceği bir siyasi lider var. Trump bölgeyi barışa ve bir Filistin devletine doğru yönlendirmeye karar verirse, Arap liderlerle birlikte hareket ederek bunu İsrailli liderlere kabul ettirebilir. Dolayısıyla böyle bir dönüşümün mümkün olup olmayacağının büyük ölçüde Trump’ın elinde olduğunu düşünüyorum.”
“Filistin halkının genç liderlere ve yeni fikirlere ihtiyacı var”
- 7 Ekim’le başlayan dönemin Filistinliler üzerindeki siyasi, toplumsal ve psikolojik etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Filistinliler de İsrailliler gibi ağır bir travma yaşayan bir toplum hâline geldi ve hâlâ travmanın içinden geçiyor. Bu yalnızca Gazze halkı için geçerli değil; Filistin toplumunun tamamı ağır bir travma yaşıyor. Batı Şeria’da dolaştığınızda ortamın son derece sessiz olduğunu görüyorsunuz. Filistinliler Gazze’de yaratılan korkunç yıkımdan, çocukların öldürülmesinden ve İsrail’in işlediği savaş suçlarından derinden etkilendi.
Filistinliler Netanyahu, Ben-Gvir ve Smotrich’in yönettiği mevcut hükümetin hiçbir kırmızı çizgisinin olmadığını ve her şeyi yapmaya hazır olduğunu düşünüyorlar. Bu nedenle Filistinliler, hükümete daha ileri adımlar atması için gerekçe sağlayabilecek herhangi bir eylem konusunda son derece temkinli davranıyor.
Filistin siyasetinden yeni bir liderlik çıkıp çıkmayacağını göreceğiz. Filistinliler de 2006’dan bu yana ilk kez sandığa gidecek. Aralarında kadınların da bulunduğu genç kuşak, potansiyel liderler barındırıyor. Bu insanların öne çıkması, fırsatı değerlendirmesi, aday olması ve seçilmesi gerekiyor. Bunun gerçekleşmesini umuyorum.”
- Arafat’ın tarihsel rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Filistin siyasetinde benzer bir lider çıkabilir mi?
“Arafat, Filistin halkı açısından tarihî bir liderdi. Çünkü Rabin gibi o da uzun yıllar boyunca inandığı düşüncelerin karşısına geçebildi. Bugünkü Filistinli liderler arasında, seçimlere katılması muhtemel isimlerden herhangi birinin bunu yapabilecek ve Filistin halkını birleştirebilecek nitelikte olduğuna inanmıyorum. Filistin halkının yeni liderlere, genç insanlara ve yeni fikirlere çok ihtiyacı var. Direniş ve savaş anlayışının Filistin’i özgürleştireceği düşüncesinden uzaklaşmaları gerekiyor. Tamamen yeni bir yöne ihtiyaçları var. Bunun gerçekleşebilmesi için tek şans yaklaşan Filistin seçimleridir.”
“Savaş boyunca Hamas liderleriyle temas hâlindeydim”
- Hamas’la yürüttüğünüz arka kanal temasları nasıl başladı ve savaş boyunca nasıl gelişti?
“Hamas ile temaslarımın nasıl başladığı hakkında daha önce kapsamlı biçimde yazdım; bu nedenle burada bütün ayrıntılara yeniden girmeyeceğim. Savaş boyunca Gazze dışında bulunan Hamas liderleriyle temas hâlindeydim. Kasım ayında yapılan ilk anlaşmadan başlayarak süreçte önemli bir rol oynadım. Daha sonraki aşamalarda da çeşitli kanallar üzerinden Hamas’a mesajlar ilettim ve çözüm önerilerinin geliştirilmesine yardımcı olmaya çalıştım. Bu temasların daha sonra Witkoff ve Kushner tarafından yapılan düzenlemelere katkı sağladığını düşünüyorum. 28 Ekim 2025’e kadar sürecin içinde yoğun biçimde yer aldım.”
- Hamas’ı kalıcı barışın önünde bir engel olarak görüyor musunuz? Hamas siyasi bir dönüşüm yaşayabilir mi?
“ABD öncülüğünde ve bölgesel temele dayanan ciddi bir barış süreci başlarsa Hamas’ın, bugünkü biçimiyle silah kullanarak Filistin’i özgürleştirmeye çalışan bir direniş örgütü olarak dönemi sona erecektir. Hamas’ın silahlı mücadele yaklaşımı Filistinliler açısından ölümcül bir başarısızlıkla sonuçlandı. Hamas dönüşüm geçirerek siyasal İslam’ın meşru bir siyasi aktörüne dönüşebilir; fakat şu anda bundan çok uzağız. Hamas’ın başka bir yapıya dönüşebilmesi için önce işgali sona erdirme niyetinin açıkça ilan edildiği gerçek bir siyasi süreç görmemiz gerekiyor. Hamas, Filistin toplumu içinde güvenilirliğini kaybetti ve Filistinliler de Hamas’ı Gazze’de yaşanılanlardan sorumlu tutuyor.”
Baskin, Hamas ile İsrail’in fanatik sağını kalıcı barışın önündeki başlıca engeller olarak tanımladı:
“Bir tarafta Hamas, diğer tarafta ise Ben-Gvir ve Smotrich’in temsil ettiği İsrail’in fanatik dinci sağı, kalıcı barışın önündeki engellerdir. Geçmişte barış ihtimallerine zarar verdiler ve bugün de zarar vermeye devam ediyorlar. Bu aktörlerle mücadele edilmesi gerekiyor.
Ancak İsrail, Hamas sorununu tek başına çözemez. Bu sorun Filistinliler tarafından, yeni bir Filistin hükümeti ve Filistin güvenlik güçleri aracılığıyla ele alınmalı.
İsrail de kendi barış karşıtı aktörleriyle, şiddet yanlısı yerleşimcilerle ve diğer fanatik İsraillilerle mücadele etmek zorunda. Bunlarla mücadele etme sorumluluğu İsrail’e ait.”








