İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu’nun karşısındaki en önemli isimlerden biri, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot. 41 yıl orduda görev yapan ve Gazze’deki savaşta oğlunu kaybeden Eisenkot, şimdi İsrail’i yönetmeye talip. Peki Gadi Eisenkot kimdir, nasıl yükseldi ve Netanyahu’dan hangi konularda ayrılıyor?
İsrail’de 27 Ekim Salı günü yapılacak genel seçimler öncesinde Başbakan Binyamin Netanyahu’nun karşısında, ülkenin askerî ve siyasi tarihinin son kırk yılına tanıklık etmiş bir isim bulunuyor: Gadi Eisenkot.
66 yaşındaki eski Genelkurmay Başkanı, siyasette Netanyahu kadar deneyimli değil. İlk kez 2022’de Ulusal Birlik Partisi’nden seçildi, yalnızca sekiz ay hükümette görev aldı.
İdeolojik farklılıklar nedeniyle partiden ayrılan ve kendi partisi Yashar’ı kurduğundan beri Netanyahu’nun baş rakibi.

Gadi Eisenkot’un yükselişini yalnızca siyasi vaatleri açıklamıyor. İsrail toplumundaki tarihsel sınıf ve kimlik ayrımları, askerî kariyeri, 7 Ekim 2023 saldırısından sonra aldığı kararlar ve Gazze’deki savaşta oğlunu kaybetmesi, onun kamuoyundaki konumunu şekillendirdi.
TIME dergisinin seçim öncesinde yaptığı özel röportaj, bu kişisel hikâyenin siyasetiyle nasıl iç içe geçtiğini de gösteriyor. Eisenkot’un Tel Aviv yakınlarındaki çalışma odasında, masasına yakın bir yerde üç fotoğraf bulunuyor. Bunlardan biri Gazze’de öldürülen oğlu Gal’ın, diğeri savaş öncesinde ailesiyle Washington’da çekilmiş bir fotoğraf, üçüncüsü ise Gal’ın yine Gazze’de ölen bir asker arkadaşıyla birlikte olduğu bir kare.
Eisenkot, TIME’a verdiği röportajda siyasete girme amacını “İsrail devletini kurtarmak” olarak açıklıyor.
Peki Gadi Eisenkot kimdir?
19 Mayıs 1960’ta İsrail’in kuzeyindeki Tiberya kentinde dünyaya geldi. Babası Meir ve annesi Esther, 1950’lerde Fas’tan İsrail’e göç eden Yahudilerdi. Eisenkot, ailenin çocuklarından biriydi ve çocukluğunun büyük bölümünü ülkenin güneyindeki liman kenti Eilat’ta geçirdi.
Babası, Eilat yakınlarındaki Timna Vadisi’nde bulunan bakır madenlerinde çalışıyordu; annesi ise ev hanımıydı. İsrail’in siyasi ve ekonomik merkezlerinden uzakta, işçi sınıfına mensup bir ailede büyüyen Eisenkot, Eilat’taki Goldwater Lisesi’nde denizcilik eğitimi aldı.
Ailesinin kökenleri, siyasi kariyerinde de önem taşıyor. Gadi Eisenkot, Ortadoğu ve Kuzey Afrika kökenli Yahudiler için kullanılan Mizrahi topluluğundan. İsrail’in kuruluşundan sonraki yıllarda Mizrahi Yahudiler, Avrupa kökenli Aşkenaz Yahudilerin ağırlıkta olduğu siyasi ve ekonomik kurumlarda ayrımcılıkla karşılaştı.
Netanyahu’nun ailesi ise İsrail’in eğitimli Aşkenaz çevrelerinden geliyor. Buna rağmen Mizrahi seçmenlerin önemli bir bölümü yıllardır Netanyahu’nun Likud partisini destekliyor.
Eisenkot’un bu toplumsal geçmişi, Netanyahu’nun geleneksel seçmen tabanına ulaşabilmesi bakımından dikkat çekiyor. Seçilmesi halinde İsrail’in ilk Mizrahi kökenli başbakanı olacak.
Eisenkot, gençlik yıllarında Eilat’ta tanıştığı Hana Eisenkot ile evli. Çiftin Guy, Rotem, Yael, Vered ve Gal adlarında beş çocuğu var.
Ailenin en küçük çocuğu Gal, Aralık 2023’te Gazze’de öldürüldü.
Askerî kariyeri nasıl başladı?
Eisenkot, 1978’de zorunlu askerlik kapsamında İsrail ordusuna katıldı. Başlangıçta hava kuvvetlerinin pilot eğitim programına alınsa da kısa süre sonra buradan ayrılarak piyade birliklerinden Golani Tugayı’na geçti.
Askerî kariyerinin büyük bölümünü bu birlikte geçiren Eisenkot, erlikten tugay komutanlığına kadar yükseldi. 1982’deki Lübnan Savaşı sırasında görev yaptı ve zaman içinde İsrail ordusunun çeşitli komuta kademelerinde bulundu.
Ordudaki görevlerinin yanı sıra Tel Aviv Üniversitesi’nde tarih okudu. Hayfa Üniversitesi’nde siyaset bilimi alanında eğitim aldı ve ABD’nin Pennsylvania eyaletindeki War College’da askerî strateji üzerine yüksek lisans eğitimi gördü.
1997-1998 yıllarında Golani Tugayı’nın komutanlığını yaptı. Ardından dönemin Başbakanı Ehud Barak’ın askerî sekreteri olarak görev aldı.
2003-2005 arasında, İkinci İntifada döneminde İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria’daki birliklerini yönetti. Bu dönemde Filistinli silahlı gruplara yönelik operasyonlarda, tutuklamalarda ve Batı Şeria’yı İsrail’den ayıran duvarın inşasının hızlandırılmasında rol oynadı.
2005’te ordunun Harekât Dairesi Başkanlığı’na, 2006’da ise Kuzey Komutanlığı’na getirildi. Daha sonra Genelkurmay Başkan Yardımcılığı yaptı.

16 Şubat 2015’te İsrail ordusunun 21’inci Genelkurmay Başkanı oldu. Ocak 2019’a kadar bu görevi sürdürdü ve 41 yıllık askerî kariyerinin ardından emekliye ayrıldı.
Siyasete ne zaman girdi, Yashar Partisi’ni neden kurdu?
Emekli olduktan sonra çeşitli sivil kurumlarda ve özel sektörde görev aldı. Siyasi kariyerine ise 2022’de Benny Gantz’ın liderliğindeki Ulusal Birlik ittifakına katılarak başladı ve aynı yıl Knesset’e seçildi.
Netanyahu hükümetiyle yaşadığı anlaşmazlıkların ardından siyasette kendi yolunu çizmeye karar verdi. Haziran 2025’te Gantz’ın partisinden ayrıldı, Eylül 2025’te ise Yashar adını verdiği merkez çizgideki partisini kurdu.
İbranice “doğru”, “dürüst” veya “dosdoğru” anlamlarına gelen Yashar, Eisenkot’un siyasi kimliğinin merkezine yerleştirdiği hesap verebilirlik ve dürüstlük vurgusunu yansıtıyor.
Parti, güvenlik politikalarında güçlü bir devlet anlayışını savunurken içeride kurumsal reformlar ve toplumsal uzlaşma vaat ediyor.
Eisenkot, başbakanların görev süresine sınır getirilmesini, ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik muafiyetlerinin yeniden düzenlenmesini ve dinî okullarda matematik, İngilizce ve fen eğitiminin zorunlu hale getirilmesini istiyor. Ayrıca İsrail’in bugüne kadar tek bir yazılı metinde toplamadığı anayasal düzenini kapsamlı bir anayasayla yeniden yapılandırmayı hedefliyor.
İsrail basınında da sıkça vurgulandığı gibi Eisenkot, Netanyahu’dan oldukça farklı bir üsluba sahip. Netanyahu’nun gösterişli konuşmalarının aksine sakin, kısa ve askerî brifingleri andıran bir anlatım kullanıyor. Bu durum kimi seçmenlerce güvenilir bulunurken bazı destekçileri kampanyasının fazla sessiz kaldığını düşünüyor.
Dahiye Doktrini nedir, Eisenkot’un rolü neydi?
Eisenkot’un askerî geçmişindeki en tartışmalı başlıklardan biri, Dahiye Doktrini olarak bilinen savaş stratejisi.
Adını Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesinden alan doktrin, 2006 İsrail-Lübnan Savaşı’nın ardından ortaya çıktı. İsrail ordusu, Hizbullah’ın güçlü olduğu Dahiye’ye düzenlediği saldırılarda çok sayıda binayı yıkmış, yüzbinlerce insanın yerinden edilmesine yol açan geniş çaplı bir yıkım yaratmıştı.
Dahiye Doktrini, sivil halka acı çektirmek için orantısız güç kullanımını, sivil konutlar ve altyapıda büyük hasar ve yıkıma yol açmayı içeren asimetrik savaşa yönelik askeri bir strateji. Doktrini ilk olarak Ekim 2008’de Eisenkot duyurmuştu.
Eisenkot’un bu doktrinle bağlantısı, bugün Netanyahu’ya karşı yürüttüğü kampanyanın önemli bir çelişkisini de ortaya koyuyor: Başbakan’ın Gazze’deki işgali yönetme biçimini eleştirse de Eisenkot, İsrail’in sert askerî müdahalelerini savunan güvenlik anlayışından gelmeye devam ediyor.
Gazze, Lübnan ve İran’daki savaşı büyük ölçü de desteklese de Eisenkot’un Netanyahu’dan ayrıştığı temel nokta, askerî gücün nasıl kullanılacağı ve operasyonların hangi diplomatik hedefe hizmet edeceği.
7 Ekim’deki ve Netanyahu’nun savaş kabinesindeki rolü
7 Ekim 2023 sabahı Hamas liderliğindeki silahlı gruplar İsrail’in güneyine saldırdığında Eisenkot artık emekli bir general ve muhalefet milletvekiliydi.

TIME’a anlattığına göre 7 Ekim sabahı televizyonu açtığında, güneydeki yerleşimlere yönelik saldırının görüntüleriyle karşılaştı. Bayram nedeniyle aile evinde bulunan en küçük oğlu Gal’ı uyandırdı ve askerî ekipmanlarını hazırlamasını söyledi.
Gal, zorunlu askerlik görevini tamamlamış ve yedek asker olarak görev yapıyordu. Eisenkot oğlunu birliğine götürdü. Saldırıdan dört gün sonra Netanyahu, Eisenkot’u ve eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’ı olağanüstü savaş yönetimine katılmaya davet etti. Eisenkot, rakibi olmasına rağmen Netanyahu’nun teklifini kabul etti.
İsrail’in Gazze’ye yönelik “özel askerî harekâtı” başlarken Eisenkot’un savunduğu önceliklerden biri, Hamas’ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasıydı. TIME’a verdiği röportajda yaklaşımını şöyle özetledi:
“Benim düşüncem önce rehine anlaşmasını yapmak, ardından Hamas’ı yenmekti.”
Eisenkot ayrıca İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah’a karşı yeni ve geniş çaplı bir savaşa girmesine itiraz etti, çünkü ona göre önce Gazze’deki çatışmaya odaklanılması gerekiyordu.
Oğlu ve iki yeğenini Gazze’de öldü
Eisenkot’un 25 yaşındaki oğlu Gal Eisenkot, 7 Aralık 2023’te Gazze’de öldürüldü. Gal, Tel Aviv Üniversitesi’nde biyoinformatik eğitimi görüyordu. Zorunlu askerlik görevini tamamlamış, daha sonra yedek asker olarak orduya dönmüştü.
TIME’a konuşan Eisenkot, oğlunun ölüm haberini aldığı anı ayrıntılarıyla anlattı. Bir askerî karargâhta haritaları incelerken yanına gelen bir komutan, Gal’ın ağır yaralandığını söyleyerek eve gitmesini istemiş. Eisenkot, onlarca yıllık askerî deneyimden sonra “Öldüğünü anladım” diyor.


Eisenkot’un yeğeni Yogev Pazi de Gal’ın cenazesinin yapıldığı gün Gazze’de öldürüldü. Bir başka yeğeni Maor Cohen-Eisenkot ise yaklaşık 11 ay sonra öldü.
Eisenkot, yaşadığı kayıpları siyasi mücadelesinin önemli gerekçelerinden biri olarak anlatıyor. Nisan 2026’da Yedioth Ahronoth gazetesinde yayımlanan yazısında oğlunun mezarı başında verdiği sözü hatırlattı ve “Gal’ın, arkadaşlarının, tanıdığı ve tanımadığı insanların ödediği bedelin boşa gitmeyeceğine söz verdim” dedi.
Netanyahu’yla neden yollarını ayırdı?
Eisenkot, 9 Haziran 2024’te Benny Gantz’la birlikte Netanyahu’nun olağanüstü hükümetinden ayrıldı. Ayrılığın temel nedeni, Gazze’deki savaşın ne zaman ve nasıl sona erdirileceğine ilişkin anlaşmazlıktı. Eisenkot, Netanyahu’nun sürekli vurguladığı “tam zafer” hedefinin gerçekçi bir siyasi planla desteklenmediğini savunuyordu.
TIME’a anlattığına göre Netanyahu’yla son görüşmelerinden birinde savaşın nasıl sona erdirileceğini sordu. Netanyahu ise askerî hedeflere ulaşılıncaya kadar savaşın devam etmesi gerektiğini söyledi.
Askerî gücün tek başına kalıcı sonuç sağlamayacağını düşünen Eisenkot, Netanyahu’nun savaşın uzaması ve rehine anlaşmasının gecikmesini kendi siyasi geleceğine ilişkin hesaplarla bağlantılı görenlerden. Times of Israel’e verdiği röportajda da, “Bu seçim, sorumluluk almakla sorumluluktan kaçmak arasında bir tercih” diyor.
Eisenkot’un vaatlerinden biri, iktidara gelmesinin ilk 14 günü içinde 7 Ekim’deki güvenlik başarısızlığını inceleyecek bağımsız bir devlet soruşturma komisyonu kurmak. Bu soruşturmanın Netanyahu döneminin yanı sıra kendi Genelkurmay Başkanlığı sırasında alınan kararları da kapsaması gerektiğini söylüyor.
Filistin konusunda ne düşünüyor?
Eisenkot’un Netanyahu’yla en fazla benzeştiği alanlardan biri Filistin meselesi.
Eski Genelkurmay Başkanı, Batı Şeria’nın resmen ilhak edilmesine karşı çıkıyor. Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırılarını durdurmayı, uluslararası hukuka aykırı yerleşim karakollarını kaldırmayı ve Filistin Yönetimi üzerindeki ekonomik baskıları azaltmayı vaat ediyor.
Ancak bu görüşleri, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını desteklediği anlamına gelmiyor.
Eisenkot, mevcut koşullarda Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkıyor. Daha önce iki devletli çözümü savunanların bugünkü siyasi koşulları doğru değerlendirmediğini ileri süren Eisenkot, TIME’a verdiği röportajda ise İsrail’in Batı Şeria’da milyonlarca Filistinliyi süresiz biçimde kontrol etmesinin ülkeyi ciddi bir siyasi açmaza sürükleyeceğini söyledi.
Eisenkot’a göre İsrail, Filistinlilere eşit vatandaşlık ve oy hakkı tanırsa Yahudi çoğunluğunu kaybetme ihtimaliyle karşılaşacak; bu hakları tanımadan bütün toprakları yönetmeye devam ederse demokratik bir devlet olduğu iddiası zarar görecek.
Bu nedenle Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’nin sivil alanlardaki yetkilerinin genişletilmesini, ancak İsrail ordusunun bölge üzerindeki askerî kontrolünü sürdürmesini savunuyor.
Gazze konusunda ise Trump’ın 20 maddelik planını destekliyor. Plana göre Gazze’nin gelecekteki yönetimi, “teknokrat, apolitik bir Filistin Komitesi”ne devredilecek. Bu komite, uluslararası bir “Barış Kurulu”nun gözetiminde çalışacak.
Eisenkot, Hamas’ın yönetimden uzaklaştırılmasını istiyor. Diplomatik yolları tercih ettiğini belirtse de gerektiğinde yeni askerî operasyonlar düzenlenmesini savunuyor.
Dolayısıyla Eisenkot’un Netanyahu’dan ayrıldığı nokta, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını açık biçimde tanıması değil; işgalin yönetimi, yerleşimci şiddeti ve askerî operasyonların diplomasiyle ilişkilendirilmesi konusunda farklı yöntemler önermesi.
İran, ABD ve Donald Trump ile ilişkileri nasıl olacak?
İran konusunda Eisenkot, Netanyahu’nun temel güvenlik yaklaşımını büyük ölçüde paylaşıyor. İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi ve Tahran’ın bölgedeki silahlı müttefiklerinin askerî kapasitesinin sınırlandırılması gerektiğini savunuyor ancak Netanyahu’nun özellikle İran’a yönelik son operasyonlarda askerî hedefleri diplomatik stratejiden kopardığını düşünüyor.

Dış politikadaki en dikkat çekici önerilerinden biri ise İsrail’in ABD’den aldığı askerî yardımları 5 ila 10 yıllık dönemde kademeli olarak azaltmak.
TIME’a göre Eisenkot, Amerikan askerî yardımına bağımlılığın Washington’la ilişkilerde gerilim yarattığını ve İsrail’in güvenliğini kendi kaynaklarıyla sağlayabilen bir ülke olması gerektiğini düşünüyor.
Bununla birlikte ABD’yle stratejik ittifakı sürdürmek istiyor. Netanyahu’nun Trump yönetimiyle yakın ilişkilerine rağmen Amerikan kamuoyunda, üniversitelerde ve Yahudi toplumu içinde İsrail’e yönelik desteği zayıflattığını savunuyor.
Netanyahu’nun karşısında hükümet kurabilir mi?
Eisenkot’un önündeki en önemli siyasi engel, İsrail’in parçalı parlamento yapısı.
120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için en az 61 milletvekilinin desteği gerekiyor. Seçim öncesi anketler, Eisenkot’un partisinin Netanyahu’nun Likud’unu geride bırakabileceğini gösterse de bu sonuç tek başına başbakanlığa ulaşmasını sağlamayacak.
Eisenkot, sağdan ve soldan farklı partileri kapsayan geniş bir koalisyon oluşturmayı hedefliyor. Eski Başbakan Naftali Bennett, Yair Lapid, Avigdor Liberman ve Yair Golan gibi Netanyahu karşıtı isimlerle ortak hareket edebileceğini söylüyor.
Ancak Arap partileriyle işbirliği, bu koalisyonun en tartışmalı başlıklarından biri.
Eisenkot, hükümet ortakları için İsrail’in Yahudi ve demokratik devlet niteliğinin tanınması, Bağımsızlık Bildirgesi’nin ilkelerinin kabul edilmesi, askerlik veya sivil hizmet yükümlülüğüne destek verilmesi ve Hamas’ın ortadan kaldırılması gereken bir terör örgütü olduğunun kabul edilmesi gibi koşullar öne sürüyor.
Bu talepler, Filistinli vatandaşları temsil eden partilerin hükümete katılmasını zorlaştırabilir.
Eisenkot, TIME’a verdiği röportajda Netanyahu’yla bir ulusal birlik hükümetinde yer almayacağını da açıkça söyledi. Bu nedenle seçimlerde birinci olması halinde bile yeni hükümeti kurabilmesi, yalnızca kendi partisinin oylarına değil, birbirinden farklı siyasi çizgilerdeki partileri bir araya getirip getiremeyeceğine bağlı olacak.
Netanyahu ile Eisenkot arasındaki rekabet, İsrail’in güvenlik politikalarının tamamen değiştirilmesinden çok, devletin nasıl yönetileceğine ilişkin bir mücadele olarak da görülüyor.
TIME’a verdiği röportajın sonunda, Netanyahu’nun savaşın sona erdirilmesi için gerekli siyasi iradeyi göstermediğini savunurken şu ifadeyi kullandı:
“Yaşanan travmayı geride bırakmak yıllar alacak. Ama şimdi başlamamız gerekiyor.”
27 Ekim seçimleri öncesinde Eisenkot, İsrail toplumuna Netanyahu’dan farklı bir yönetim vaat ediyor ancak seçim sonucundan bağımsız olarak, bu değişimin Filistinliler açısından ne anlama geleceği, siyasi programının en önemli ve tartışmalı sorularından biri olmaya devam ediyor.






